Sosyal Medyanın Zehirli Çiçeği: Mükemmeliyetçilik / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

İnsan, varoluşundan beri ihtiyaçları doğrultusunda pek çok arayışa girmiştir. İhtiyaçlar buluşları doğurmuştur. Sadece temel ihtiyaçlarını gidermekle kalmamış, bunun yanında manevi ihtiyaçları için felsefeye, sanata da yönelmiştir. İnsanoğlu, bulduklarıyla yetinmeyip sürekli kendini geliştirmiş, toplumun ilerlemesini sağlayacak işler yapmıştır. Matematik, astronomi, sanat, tıp alanında büyük başarılar ortaya konulmuştur. Zaman değiştikçe yeni bilgiler üretilmiş ve eski bilgiler geçerliliğini yitirmiştir. Günümüzde de birkaç sene önce doğru bildiklerimizin, araştırmalar sonucu doğru olmadığı ortaya koyulmaktadır. İnsanların daha sağlıklı ve uzun bir ömür yaşaması için yeni bilgiler üretilmekte ve bu bilgiler tıp, sağlık, beslenme, kozmetik vb. alanlarda hayata geçirilmektedir. Sadece beden sağlığı ve dış güzellikte değil, kişinin kendini tanıyabilmesi ve iç huzura kavuşabilmesi için de ruh sağlığı alanında çalışmalar yapılmıştır. İnsanın başlıca çabalarından birisi kendini tanıma çabasıdır. İnsan karmaşık bir yapıdadır. Matematikte elde edilen sonuç kesindir, dünyanın her yerinde 2+2’nin sonucu 4’tür. Ancak insanoğlunun davranışlarının sebebi ve sonucu birbirinden çok farklıdır. İnsan, anlaşılması zor bir varlıktır. Çoğu zaman kişinin kendisi bile davranışlarına, tepkilerine anlam verememektedir. Aynı olaya her insanın vereceği tepki farklı olmaktadır. Kişi kendinde var olan özellikleri, yetenekleri bilmemektedir. Bu sebeple insan davranışları ve ruh sağlığı üzerinde çok uzun yıllar araştırmalar yapılmış, elde edilen yeni bilgiler bir önceki bilgilerin üzerine eklenerek insanların faydasına kullanılmıştır.
Psikoloji, insan davranışlarını, duygularını ve zihnini inceleyen bir bilim dalıdır. Ruh bilimi ile ilgilenen insan sayısı epey fazladır. Psikoloji üzerine alınan üniversite eğitimleri, yazılan kitaplar, yüksek lisanslar, doktoralar, yapılan araştırmalar… Hep, insanın kendini tanıma çabasından ve başkalarına bu konuda yardımcı olma duygusundan kaynaklanmaktadır. Son zamanlarda televizyonlara konuk olan psikologların, pedagogların sayısı artmıştır. Yüz yüze yapılan seminerlerin, eğitimlerin yerini sosyal medyada canlı yayınlar almıştır. İnsanlara en kolay ulaşma yolu medya olduğu için, yapılan programların toplumu bilinçlendirici bir yönü bulunmaktadır. İnsanlar evlerinde otururken telefondan yapılan canlı yayınlara katılmakta ve ruhsal durumlarıyla ilgili farkındalık kazanmaktadırlar. Bunun yanında dikkat edilmesi gereken bazı hassas noktalar vardır. İnsanların yaşadığı problemlerin başlıkları genellikle aynıdır: Çocuklarda kardeş kıskançlığı, okul başarısı, korkular, insanlarla ilişkiler, depresyon, güven, takıntılar, fobiler… İzleyiciler, uzmanları “bende de bu sorun var” düşüncesiyle dikkatlice dinlerler. Uzmanların verdiği cevaba göre kişiler, kendi sorunlarına çözüm bulmaya çalışırlar. Ya da uzmanlar kişi üzerinden konuşup çözümü, tedaviyi söylediğinde diğer insanlar da aynı yöntemi uygulamaya çalışırlar. Elbette yapılan programların olumlu etkileri bulunmaktadır, insanlara öğretici yanı vardır. Ancak kişi kendi aile yapısına, karakterine, içinde bulunduğu şartlara bakmadan her söylenileni yapmaya çalışıyorsa daha büyük sorunlar yaşaması muhtemeldir. En sık karşılaşılan durumlardan birisi, annelerin aile içi ilişkiler ve çocuklarla ilgili konularda, sadece dinledikleriyle hareket etmeleridir. Suçlayıcı konuşmalar, “sen böyle davrandığın için çocuk dersine çalışmıyor” ya da “bak psikolog da benim söylediğimi söylüyor” gibi ifadeler; var olan sorunu çözmek yerine daha başka problemlere de sebep olmaktadır. Yaşanılan sorunlar benzer özellik taşısa da problemin altta yatan nedeni farklıdır ve tedavisi kişiye özeldir/özel olmalıdır. İnsanlar en çaresiz anlarında yardım beklerler ve karşıdaki insanda sihirli bir değnek varmış gibi problemin hemen çözülmesini isterler. Uzmanın söylediklerini uyguladıklarında her şeyin düzelmesini beklerler. Televizyon programında konuşan pedagog, çocuklarda alt ıslatma probleminden bahseder. Alt ıslatma sorununun nedenlerini anlatır: Kardeş kıskançlığı, aile içi şiddet, istismar, korku, kaygı… Sonrasında tedavi ve çözüm önerilerini sıralar. Eğer biz çocuğun bu davranışının asıl nedenini bulmazsak yapacağımız tedavinin hiçbir faydası olmayacaktır. Baş ağrısı için mide ilacı kullanmak gibidir bu… Bu nedenle teknolojinin imkânlarından faydalanırken yaşanabilecek her türlü olumsuzluklardan kendimizi korumaya çalışmalıyız. Dinlediğimiz her bilgiyi akıl süzgecinden geçirip almalı, işimize yaramayacak hatta bize zarar verecek olanları kabul etmemeliyiz. Her izlediğimiz programın ardından kendimizi o alanda uzmanmış gibi görmemeliyiz. Moda programı izleyen kendini modacı zannediyor; yemek programı izleyen aşçı; doktorları ve psikologları dinleyen, hastaları iyileştirecek ve terapiye girişecek kadar uzman zannediyor kendini. Televizyonda dinlediğimiz doktorun söylediklerinden sonra nasıl ameliyat yapmaya kalkmıyorsak ruh sağlığı konusunda da dikkatli davranmalıyız Kolayca ulaşabildiğimiz medyanın hayatımızı ne kadar etkilediğini görebiliyoruz. Medya ve sosyal medyada bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken bilgileri nasıl işleyeceğimizi ve kullanacağımızı bilmek zorundayız.
Son zamanlarda, medya ve sosyal medyada ön plana çıkan insanların her işlerini kusursuz yapmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Yemek programlarındaki kusursuz masalar, gösterişli evler, mükemmel ev hanımları, mükemmel ebeveynler… Bir tarafta bu insanları ağır eleştiren bir kesim varken diğer tarafta onları örnek alan, onlar gibi mükemmel olmaya çalışan insanlar vardır. Sosyal medyada mükemmel anne-baba imajı çizen kişiler nedeniyle kadın, kendini yeterli anne olarak görmez, eşinin de yeterli bir baba olmadığını düşünerek hem kendine hem eşine eziyet edebilmektedir. Herkes mükemmel olmak ister. Kişi, yaptığı iş ne olursa olsun, elbette en iyisini yapmaya çalışmalıdır. Kendi kapasitesinin farkında olup her işini en güzel şekilde yapmaya gayret etmelidir. Ama mükemmel iş yapmakla mükemmeliyetçilik karıştırılmaktadır. Yapılması gereken bir işi, eldeki tüm imkânları, yetenekleri en üst düzeyde kullanarak, olması gereken uygunlukta yapmak mükemmel iş yapmaktır/mükemmel olmaktır.
Mükemmeliyetçilik ise, kusursuz olma çabasıdır. Kişi, kendisi için aşırı yüksek beklenti içindedir ve beklentilerine ulaşma konusunda gereksiz endişe ve çaba harcar. Sadece kendisine değil, etrafındaki insanlara da zarar vermektedir. Kişi kendisinden mükemmel olmayı bekler, çevresindeki insanların da kendisinden mükemmel olmasını beklediklerini zanneder. Bunun yanında başkalarının da mükemmel olmasını ister. Mükemmeliyetçilik, takıntıları da beraberinde getirmektedir. Evinin sürekli düzenli ve temiz olmasını isteyen insanlar, çocukların oyuncaklarını dağıtmasına tahammül edemezler. Başkalarının yaptığı temizliği beğenmeyip tekrar yaparlar. Başkalarının yaptığı işe güvenmez, düzgün bir şekilde yapacaklarına dair güvenleri yoktur. Bu nedenle grup çalışmalarından uzak dururlar. Her işi kendileri üstlendiği için zaman yönetimi konusunda ciddi sıkıntı yaşarlar. Her şeyi kontrol etmek isterler. Onların haberi olmadan yapılan işler nedeniyle gergin olurlar. Sürekli diken üzerindedirler. Başarısızlık korkusu yaşarlar. Çevreden kendilerine ve işlerine dair ufak bir eleştiriye tahammülleri yoktur. Bu insanlar yanlış yapmaktan korktukları gibi başkalarının hatalarına da dayanamaz, büyük tepkiler verirler. Başarısız olmaktan korktukları için bir işe başlamakta zorluk çekerler. Ya hep ya hiç diye düşünürler. Çevreden yüksek onay, kabul, sevgi, takdir bekledikleri için kaygı düzeyleri yüksektir. Takdir görme beklentisi içindeyken daha fazla eleştiri alırlar. Başkalarını değiştirmeye çalışırlar. Kendi gibi diğer insanların da düzenli, dikkatli, işlerinde titiz olmasını beklerler. Mükemmeliyetçi kişilerde kibir vardır. Her şeyin en iyisini kendisinin bildiğini, yaptığını düşünür. Başkalarını beğenmez ve sürekli eleştirirler, memnuniyetsizdirler.
Yaşanılan çoğu problemin temelinde bilinçdışında yatan durumlar vardır. Çocukluktan getirdiğimiz, başa çıkamadığımız korku ve kaygılar, o dönemde egonun kendini koruma mekanizmasıyla bilinçdışına gönderilir. Orada bekleyen bu sorunlar, yetişkinlikte hatırlatıcı unsurlarla tekrar gün yüzüne çıkar. Mükemmeliyetçiliğin sebebi de çocukluk döneminde yaşanılan durumlardan kaynaklı olabilir. Çocuğun sergilediği bir davranış nedeniyle anne babanın çocuğa kızması, onu aşağılaması, cezalandırması; çocuktan hata yapmamasını bekleme, sevgi esirgeme gibi nedenlerle çocuk anne babanın sevgisini kaybetmemek, onaylanmak ve değer görmek için başa çıkma yöntemleri geliştirir. Ailesinin sevgisini ve onayını, yapacağı işlerde arar. Odasını toparladığı zaman annesinin tepkisinden kurtuluyorsa, yetişkinlikte de karşılaştığı olumsuz benzer bir durum karşısında odasını, evini ya da bulunduğu ortamı temizleyerek yaşadığı gerginlikten kurtulmaya çalışır. Diğer insanlardan takdir ve kabul görmek için, acıdan kaçmak için kusursuz olması, kusursuz iş yapması gerektiğini düşünür.
Ailenin tüm davranışları çocuklara miras olarak kalmaktadır. Ailede sevgi, kabul gören çocuk büyüdüğünde aynı davranışları sergiler. Aynı şekilde olumsuz tutum ve davranışlar da öğrenilir ve kişiler kendi çocuklarına yansıtır. Çoğu kişinin “ben annem gibi, babam gibi olmayacağım” dediklerine; ancak zamanla “onlara benziyorum” söylemlerine şahit olmaktayız. Mükemmeliyetçilik de aileden öğrenilebilir. Anne babadan eleştiri, beğenmeme, takıntılı davranışlar, güvensizlik gören çocuğun bunları öğrenip kendi hayatına yansıtması muhtemeldir. Bu ve bunun gibi davranışlar kişiyi yoğun kaygıya sürükleyip takıntı halini alırsa, günlük hayatını ve insanlarla ilişkilerini etkilerse hastalık haline dönüşmüştür ve zaman kaybetmeden kişinin yardım alması ve gelecek kuşaklara aktarılan bu döngünün artık kırılması gerekir.
Mükemmeliyetçilikten kurtulmak için neler yapılabilir? Öncelikle kendinizde bu hastalığın olup olmadığını tespit etmekle işe başlamalısınız. En büyük adım kişinin kendisinde var olduğunu kabul etmesidir. Çünkü hasta olmadığını düşünen kişi tedaviye de ihtiyaç duymaz. Kişi bu davranışlarından gerçekten rahatsızsa adım atabilir. Mükemmeliyetçiliğin sizde var olduğunu nasıl anlarsınız? Kendinizi gözlemleyerek, davranışlarınıza ve hissettiklerinize bakarak farkındalık sağlayabilirsiniz. Bunun için de gözlemlerinizle ilgili notlar alabilirsiniz. Öfke ve kaygı hissettiğiniz durumları ya da yaşadığınız olayları yazabilirsiniz. Bir olayın sizi nasıl etkilediğini, sonucun ne olduğu ile ilgili bilgileri not edebilirsiniz. Bir haftalık bir gözlem ve elde edilen verilere bakarak sizde mükemmeliyetçilik olup olmadığı ile fikir sahibi olursunuz. Birkaç hafta sonra hangi olay ve durumlarda öfke, kaygı, korku yaşadığınızı görür ve kendinizi değerlendirebilirsiniz. Kendinizi objektif değerlendiremeyeceğinizi düşünüyorsanız samimiyetine ve aklına güvendiğiniz kişilerden yardım isteyebilirsiniz. Dışarıdan bakan bir göz bazen çok faydalı olmaktadır. Eğer hastalık derecesinde bir mükemmeliyetçilik varsa, sizi ve çevrenizdekileri olumsuz etkiliyorsa, hayatınızı yaşanmaz hale getiriyorsa yardım almanız gerekir. Terapilerde, kişinin kendisini daha iyi tanıması, kendisini keşfetmesi ve kendi sorununu kendisinin çözmesi amaçlanır. Uzman kişiler, doğru yöntem ve yerinde sorularla kişiye faydalı olmaya çalışır. Değişmek, insanın kendi elindedir. Terapide kullanılan birçok yöntem vardır. Psikanalitik terapi kullanılacaksa kişinin bilinçdışına ittiği duygular açığa çıkarılır, geçmişe yolculuk yapılır. Dışavurum tekniklerinden faydalanılır. Çözüm odaklı terapi kullanılacaksa geçmişe gidilmez, davranış değiştirmeye, çözüme ve sonuca odaklanılır. Terapistler, kişiyle yaptığı ön görüşme neticesinde hangi yöntemi uygulayacağına karar verir. Çocuk ve yetişkinlerde kullanılan teknikler farklılık göstermektedir.
Mükemmeliyetçiliğin çok aşırı boyutta olmadığını düşünüyorsanız, kontrol edebileceğinize inanıyorsanız bazı yöntemler deneyebilirsiniz. Olumlu düşüncelerle zihninizi iyileştirmeye çaba harcayabilirsiniz. Öncelikle kendinizi kabul ile işe başlayın. Kendinizi koşulsuz kabul edin ve koşulsuz sevin. “Ben kötüyüm” demek yerine “bazı davranışlarım kötü/yanlış” deyin. Olumsuz davranışlarınızı düzeltmek için gayret edin. Kendinizi kimseyle kıyaslamayın. Sosyal medyadaki insanların hayatlarını, sadece görmemizi istedikleri noktaya kadar biliyoruz. Bu nedenle ruh sağlığınız için, kendinizi onlarla, onların hayatlarıyla kıyaslamayın. Onların her zaman üstün olduğu ve sizin de öyle olmanız gerektiği düşüncesinden kurtulun. Kimsenin hayatı dört dörtlük değildir.
Evinizi ya da odanızın birini arada bir dağınık bırakın, hemen temizlemeyin. Veya önemsiz bazı işlerinizi aksatın. Zannettiğiniz gibi dünyanın sonu olmadığını göreceksiniz. Takıntılı durumlarda kişiye sürekli vesvese gelmektedir. Vesvesenin de ilacı umursamamaktır. Sizi rahatsız eden düşünceler zihninize gelip meşgul ettiği anda içinizden “boşver, takma, umursama” komutlarını verin. Hemen faydasını göremeyeceksiniz belki ama bir zaman sonra alışkanlık olacaktır.
Hayatta her şeyi kontrol edemeyeceğinizi unutmayın. Sizin kontrolünüz dışında gelişen olayları kabullenin. Başkalarına, özellikle çocuklara fırsat verin, hata yapabileceklerini unutmayın. Hata yaptıklarında düzeltmeyin, kendisinin düzeltmesi için yol gösterin. Kâinatta tek kusursuz işin, Allah’ın yaratma sanatı olduğunu hatırlayın. İnsanoğlunun hatalı ve eksik yapabileceğini, aciz olduğunu unutmayın. Evet, tek kusursuz Allah’tır. O (C.C.), her şeyi mükemmel bir düzende yaratmıştır. Bizler ise eksiğiz, aciziz.
“Mutlak hükümranlık elinde olan Allah aşkındır, cömerttir ve O’nun her şeye gücü yeter. Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır. Yedi göğü birbiriyle tam bir uygunluk içinde yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; (kusur arayan) göz aradığını bulamadan bitkin olarak sana dönecektir.” (Mülk 67/1-4)
İşinizi en iyi şekilde yaparken hayatı kendinize yaşanmaz kılmadığınız, beden ve ruh sağlığınızı koruduğunuz güzel günler dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.