Görsel Çarpıcılığın Sanatsal Zirvesi: Hat Sanatı / Dr. Fatih Cam

Sanat ve güzellik kavramlarını nasıl tanımlarsınız?
“Hayatı katlanılır kılmak için arayış yolları, yöntemlerdir.” diyebilirim sanat için. Madde dünyasında işler yolunda ise sanata gerek kalmaz. İnsanın bünyesini, fiziğini oluşturan madde unsurlarının ötesine yani ruhuna, metafiziğine dair bir arayıştır. Bu bölgedeki bulguların, temasın dışa yansımasıdır. Güzellik kavramına gelince; ikiye ayırmak zorundayım; nesnel güzellik, Züleyha’nın Yusuf da gördüğü güzelliktir. Kim görse güzel der, güzel bulur. Bugün altın oran diye bildiğimiz sayısal değer, güzelliğin nesnel kısmına dair matematiksel bir katkıdır. Öznel güzellik; Kays’ın Leyla’da gördüğü güzelliktir. Sadece Kays’ı Mecnun eder. Bu iki güzelliği birleştiren nokta ise görsel olandan düşünsel olana ve Mutlak Varlığa dair işaretler barındırmasıdır. Duyularımızın, kalbimizin ve düşünce gücümüzün birlikte haz aldığı ne varsa güzellikten bahsedebiliriz. Tam da burada Heidegger’den bir alıntı ile tamamlayayım: “Güzellik; varlığın gizlilikten kurtulması ve gün ışığına çıkmasıdır. Bu da hakikatten başka bir şey değildir.”
Sanata neden ihtiyaç duyarız?
Çünkü madde dünyasındayız, bir yanımız eksik. Bilim ve felsefeden farklı olarak sanat; sezgileri ve duyguları önceler, tercih eder ve bilinci bilinçli olarak devre dışı bırakarak arayışını sürdürür. Trans hali dediğimiz durum olan, transandantal: aşkınlık sanat için bir yöntem değil, işin doğasıdır. Bilebildiğimiz beş duyumuzla ve bilinçli olarak bilemediğimiz algılarımızla başka dünyalara pencere açma isteği yolumuzu sanata çıkarır.
İslamiyet’in sanata bakışı nasıldır?
İslam’ın hayat ve insan algısı, Müslüman sanatçıda sonsuzluk; derinlik, soyutluk kavramları olarak forma bürünmüştür. “Allah (c.c.) güzeldir, güzeli sever.” hadisi, gerçek güzellik ancak nesnelerde metafizik olanı; hakikati görebilmekle açığa çıkarılabilir düşüncesine dönüşür. Formların güzelliği insanı Allah’a dair niteliklere götürmelidir. Sanatın ortaya çıkardığı güzellik ilahî güzelliği yansıtır. Allah yarattığı canlılar için yeryüzünde su ve besinler var etmiştir. Ki insanlar Allah’ı ansınlar ve Allah’a hayran olsunlar, ruhlarını beslesinler diye dünya bu denli müthiş, estetik görsellerle doludur. Hat -yazı sanatı- İslam sanatında bariz bir üstünlük sergiler. Yazı hiçbir medeniyette İslam medeniyetindeki kadar önemli olmamıştır. Ve İslam coğrafyasında hiçbir millet Türkler kadar hat sanatına katkı sunmamıştır. Bu durumu ifade eden “Kur’an Mekke’de nâzil oldu, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı.” sözü tüm İslam dünyasında bilinir ve kabul görür.
Hat sanatının bin yıllık geleneğe sahip olması ve günümüzde de canlılık, dinamizm ve çekiciliğini devam ettirmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Hat sanatı kutsal metinlerden neş’et etmiştir. Allah’ın (c.c.) harflerini yazıyor olmanın heyecanı ve gerilimi, yazan insanı dile gelmez bir enerji ile besler ve canlı tutar. Bu enerji, okuyan – seyreden insan için çekicidir. Görsel çarpıcılığın sanatsal zirvesi. Hat eğitiminin bin yılı aşkın bir süredir aynı metodoloji ile sürmesi bu sanatın canlılığında dolaysız etkilidir. Bu metot köklerinden kopmadan zamana ve yeniliklere açık bir bakış açısı / imkân verir.
Hat sanatının metafizik boyutuna dair neler söylemek istersiniz?
Her sanat eseri bir kurgu içerir. Hat sanatında ise kurgunun kaynağı kutsal metinlerdir. Kurgudan kurtuluşa (madde dünyasının kifayetsizliğinden kurtuluş) bir kapı varsa yolu harflerden geçiyor olmalı. “Harfler, varlığın sırlarıdır.” Harflerin sadece basit işaretler olmadığı yönünde pek çok kayıt bulabilirsiniz. Harfleri canlı varlıklar olarak algılayıp onları çeşitli gruplara ayıran Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, sanatın insan üzerindeki etkisi bağlamında ilginç bir yerdedir.
Hat sanatında ve diğer sanatlarımızda görünende görünmeyeni gösterme ve soyutlamanın olduğunu görüyoruz. Bunun arkasındaki düşünce nedir?
Aslında bu düşünce tüm insanlığın ortak arayışıdır. Örnekse Newton, Faraday, Einstein gibi isimler bilim yolu ile Tanrı’yı ve Tanrı’nın yarattığı evreni anlama amacında olduklarını çeşitli cümlelerle ifade etmişlerdir. “Tanrı’yı anlamak istiyorum. Gerisi sadece detay.” cümlesi Einstein’a aittir. Görünen de hakikate dair imler bulma ve bunu görünür hale getirme; işte bu, hayal gücü ile yeteneğin alaşımı ile mümkün olabilir. Gözden ruha ulaşma imkânından bahsediyoruz. Hat sanatı, hakikati güzellik formunda biçimlendirme iddiasındadır. Bu iddianın kaynağı olarak da; harflerde içkin olan kutsalı, tanrısalı ortaya koyar. “Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun.” (Kalem 68/1) ayeti tam da bu noktaya işaret eder.
“Türk Hat Sanatının Felsefi Arka Planı” isimli tez çalışmanızda İslam harflerinin yorumlarından bahsediyorsunuz. Günlük hayatta en sık karşılaştığımız, ev eşyaları, aksesuar ve takılarda fazlaca kullanılan vav harfinin yorumu nedir? Sizi en çok etkileyen hangi harf olmuştur?
Vav harfine dair pek çok yorum ve metafor yapıldı. Evreni, anne karnındaki bebek silueti, yaradılışı, Vahid ismi celilini, birliği-beraberliği, temsil ettiği söylenmiştir. Yeni bir yorum olarak insanın hakikate giden yolculuğundaki aşamaları işaret eder. Öncelik “görmek” devamında “akış” (eylem) ve nihayetinde “hafiflemek”. Vav yazarken bu sıralama ile yazılır. “Görmek”; en zor olan kısmıdır. “Akış”, yani eylem ise kontrolün tam ölçüde durmanın egzersizidir. “Hafiflemek” aşamasında, harfin bitiş kısmı yukarı çıkarken çizgi incelir, hafifledikçe yüklerini-endişelerini terk ettikçe yükselir ruhlar. Beni en çok etkileyen harf sorusuna; “sevda sır ile olur” diyerek cevap vermek istiyorum.
Nietzsche: “Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya doğuştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh”. diyerek sanatın gerekliliğinden bahsetmiştir. Bunun yanında sanatta kibir tehlikesi bulunmaktadır. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Nietzsche’ye uzaktan el sallayan Cassiodorus, sanat, “art” sözcüğünün “zorunlu kılmak” (arctare) sözcüğünden geldiğini söyler. Onun kastettiği zorunluluk ruhun incelmesi mi yoksa daralan ruhun nefes alması için “aç bir pencere aç” çırpınışı mı bilemeyiz. Bildiğimiz o ki sanat; insan kalmak için yahut hakikatle temas için elzemdir.
Kibir denilen şey; insanın varoluşunu (dünyadaki konumunu) sevmemekten, beğenmemekten kaynaklıdır. Mütevazılık kimi zaman kibrin zirvesi olabilir. Yahut kibri gizlemek için örtü olarak tevazu kullanılabilir. Bu konuda bulabildiğim en iyi formül: “Niyetlerimiz ARTniyetlerimize göredir.” Sanata olan meylimiz hava atmak, anlıyor görünmek vs. ise sanatın komplosuna düşmek kaçınılmazdır. (Bknz: Sanat Komplosu, yazar: Jean Baudrillard) Sanata dair niyetiniz hakikate dair bir yol bulmak, bir bağı canlı tutmak ise ve şansınız da var ise harfler size öğretecektir. Bu konudaki değer, bir harf için kırk yıl olarak belirlenmiştir. Bu değer tüm zamanların ölçüsüdür. Yeri gelmişken araştırmalarda bin yıllık yazma eserlerin çoğunda “ketebe yoktur” ifadesi görürüz. Eseri yazan (hattat) ismini yazmamıştır, imza atmamıştır. Buna, hattatın tevazuundan olduğu yorumu yapılır. Oysa kırk yılını bir harfe feda eden hattat için isminin, sıfatların ve rakamların anlamı-önemi kalmamıştır.

 

Hat: Muhsinzâde Seyyid Abdullah Bey
H. 1286 / M. 1869-1870 Hüsn-i Hat (Celi Sülüs)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.