Ömrün Fırtınalı Dönemi: Ergenlik / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

Her canlı doğar, büyür ve ölür. İnsanın doğumu, hayatı ve ölümü diğer canlılardan farklıdır. Yeni doğan bir hayvan yavrusu saatler içinde ayaklanıp koşarken insan yavrusu için durum farklıdır. İnsan yavrusunun adım atabilmesi için emek ve zamana ihtiyaç vardır. Bir bebek, doğduğundan itibaren korunmaya, beslenmeye, ihtiyaçlarının başkası tarafından karşılanmasına muhtaçtır. Zamanla yürümeyi, koşmayı, kendi başına yemek yemeyi öğrenmekte ve bağımsız bir birey olma yolunda adım atmaktadır. Uzun bir süre ailesinin bakımına ihtiyaç duyan bebek, büyüdükçe çevreyi keşfetmeye ve nesnelerle ilişki kurmaya başlar. Her şeye uzanır, tutmak ister. Motor becerileri gelişmediği için tuttuğu nesneyi düşürür. Kaşığı kendi tutup yemek yemek ister. Bu süre içinde ailesiyle çeşitli çatışmalar yaşar. Çocuk; etrafı döküp kırmasın, kirletmesin diye aile tarafından engellenir. Sonunda çocuk ya çok hırçın olur ya da merak duygusu bastırıldığı için korkak ve özgüvensiz olur. Genellikle bu konuda yaşanan çatışmalar ebeveynin istediği şekilde sonuçlanır.
Ders çalışma, odasını toparlama, yemek ve uyku düzeni konularında çocuk ve aile arasında sık sık problemler yaşanmaktadır. Ancak en büyük çatışmalar, ergenlik döneminde yaşanır ve çocukluktaki gibi anne babanın ya da otoritenin bastırmasıyla son bulmaz. Ergenlik dönemi, çocukluktan gençliğe uzanan yolun önemli bir bölümüdür. Fiziksel, sosyal, duygusal, bilişsel birçok değişim yaşanır. Erkekler ve kızların ergenliğe girdikleri yaşta farklılıklar görülmektedir. Farklı iklimlerde yaşayan kişilerin ergenlik yaşlarının değiştiği bilinmektedir. Sıcak iklimde yaşayan kişiler soğuk iklimdekilere göre ergenlik dönemine daha ergen girmektedirler. Birtakım hastalıklar ve beslenme durumları nedeniyle de kişilerin ergenliğe girme yaşında farklılıklar görülebilmektedir. Genel olarak 12-18 yaş arası ergenlik dönemi olarak kabul edilmektedir.
Ergenlik dönemi neden bu kadar sorunlu geçirilen bir dönemdir? Çocukluktan gençliğe atılan adımdır ergenlik. İnsan ömrünün en fırtınalı dönemi olarak isimlendirilir çünkü bedensel, duygusal, sosyal, bilişsel değişimlerin hepsi birden yaşanır ve bu değişimler birbirleriyle iç içedir. Bir tırtılın kozasından çıkışı kadar sancılıdır. Kelebeğin uçabilmesi için kozadan çıkarken kanatlarının güçlenmesi gerekir. Bir çocuk için de ergenlik dönemi kozadan çıkış mücadelesidir. Kelebek olduğunda ergenliğini tamamlayıp gençliğe adım atacaktır. Bu dönem ne kadar az hasarla atlatılırsa bedensel, duygusal, sosyal ve kişilik gelişimi de o kadar sağlıklı olacaktır.
Bir kişinin çocukluktan çıkıp ergenliğe girdiği öncelikle bedensel değişimlerinden anlaşılır. Hormonların değişmesiyle birlikte vücutta tüylenmeler, yüzde sivilceler, el ve ayakların orantısız büyümesi; kızlarda göğüslerin büyümesi, erkeklerde sesin kalınlaşması, sakal, bıyık, kemiklerin irileşmesi, kasların gelişmesi gibi fiziksel değişimler görülmektedir… Bedensel değişim birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Vücudunun değiştiğini gören ergen, bunu kabullenmekte zorluk çeker ve olumsuz beden imajına sahip olur. Bu da kendini beğenmeme, sevmeme; toplumdan uzak olma isteği ve odaya kapanmalara sebep olur. El ve ayakların orantısız büyümesi nedeniyle hem kas ağrısı çeker hem de sakarlık yaşayabilir. Beden gelişimi nedeniyle sakarlık yaşamasının normal olduğunu bilmeyen bir ebeveyn, çocuğuna “çok sakarsın” gibi suçlayıcı yaklaşabilir ve bu da ergenle aile arasındaki ilişkinin zedelenmesine neden olmaktadır. Eskiden hareketli oyunlar oynarken ergenlikle birlikte başlayan kas ağrıları ve yorgunluk nedeniyle fazla hareketten kaçınır, genelde arkadaşlarıyla oturup sohbet etmeyi tercih eder. Büyük arkadaş grupları, yerini bir iki arkadaşa bırakmıştır. Yaşadıkları duygusal ve cinsel gelişim nedeniyle karşı cinse ilgi duymaya başlarlar; bu nedenle fazla hassas, duygusal, agresif davranışlar sergileyebilmektedirler. Beğenilme arzusu artar. Bu dönemde benmerkezcilik vardır; yolda yürüyen herkesin kendini izlediğini düşünür. Dış görünüşe fazla önem verir, ayna karşısında fazla zaman geçirir. Bu yaşlarda bulundukları sosyal çevrede de değişim yaşanmaktadır. Ortaokulu bitirip liseye geçen ergen için yeni bir ortam, yeni arkadaşlıklar ve yeni öğretmenler de önemlidir. Bilişsel gelişimleri ile paralel olarak derslerdeki yoğunluk da artmaktadır. Ortaokulda matematiği anlamayanların liseye geçtikten sonra daha rahat öğrenebildikleri görülmektedir. Bu da soyut düşünmenin geliştiğinin bir göstergesidir. Hayatı sorgulama, doğru ve yanlışı ayırt etme, soyut konularda düşünme artmaktadır. Metafizik konularına ilgi duyar ve dinî konularda algıları çok açıktır. Her şeyi sorgular ve hayatı anlamlandırmaya çalışır. Beğenilme ve değer görme ihtiyacı aile tarafından giderilmeyen bireyler, kendilerini değerli hissettikleri arkadaş gruplarına veya sosyal medyaya daha çok yönelirler. Bu dönemde anne, baba veya otoriteden çok arkadaşlar önemli bir yer tutar. Bunun sebepleri yetişkinlerin ergeni dinlememesi, anlamaması, hâlâ çocuk gibi görmeleri, kendi başına bir iş yapabileceğine dair güvenin olmaması, hata yapacağını düşünüp ona büyümesi için fırsat vermemeleridir… Elbette her ailenin bu tutumu sergilediğini söylemek doğru olmaz. Demokratik ailelerde bile ebeveyn ile çocukları arasında çatışmalar yaşandığı görülmektedir. Bu normal bir durumdur. Ergenin kendisini bağımsız bir birey olarak görmesi, kişiliğinin oluşması için bu çatışmaların yaşanması çok normaldir. Aksine her şeye evet diyen, boyun eğen, her zaman ailesiyle vakit geçirmek isteyen ergenlerin durumunun normal olmadığını söyleyebiliriz.
Bazen anne babalar çocuklarını şımartmamak için onlarda var olan yetenekleri ve sahip olduğu güzellikleri, yüzüne söylemezler. İnsanları yüzüne övmek iyi değil düşüncesiyle hiçbir zaman çocuğuna güzel söz söylemeyen kişiler vardır. Övgü konusunda böyle davrananlar, çocuklarını çeşitli ortamlarda, başkalarının içinde rahatlıkla eleştirebilir, suçlayabilir ve rencide edebilirler. Bu durum, bireyde olumsuz benlik algısı oluşturduğu gibi kendine değer vermeyi öğrenememesine yol açmaktadır. Arkadaş çevresinde sevilen, değer gören ergen bu nedenle ailenin değil arkadaşlarının yanında olacaktır veya en çok beğeni aldığı işlerle, sosyal medyada zaman geçirecektir. Kişi sevdiğine benzer. Sevdiklerinin davranışlarını örnek alır ve onların sözünü dinler. Sürekli eleştiren, kızan, değersiz hissettiren, güvenmeyen kişilerden benliğini korumak için uzak durur. Aileden ihtiyacı olan ilgi ve sevgiyi göremeyenlerin yanlış arkadaşlıklar kurma ve hata yapma oranları daha yüksektir. Kimden değer görüyorsa oraya yaklaşacaktır. Gençlerin zararlı alışkanlıklara başlama sebeplerinden birisi de budur. Madde kullanımıyla mücadele konusunda ailelere büyük görev düşmektedir. Ailelerin bu konuda dikkatli olması ve çocuğunun uyku, beslenme düzeni, duygu ve davranışlarındaki değişimi hatta kıyafetlerinden vücut kokularının değişimini iyi takip etmesi gerekir.
Her insan başarma duygusunu tatmak ister. Bir iş başardığında kendinde var olan gücü fark eder. Kendine sevgisi hatta saygısı artar. Ergenlik döneminde sürekli okul dersleri ve sınava hazırlanan bireye sınavlarından yüksek not alması için, sadece derslerine çalışması için telkinlerde bulunulur. Başka hiçbir iş yaptırılmaz. “Yeter ki çalışsın, okusun, ben onun her işini yaparım.” diye düşünen ebeveynler vardır. Derslerden başka sorumluluk verilmeyen çocuk, eğer derslerinde de başarılı olamıyorsa, bu duyguyu tatmak için arayışlara girecektir. Bilgisayar oyunlarında, sanal da olsa bu duyguyu tatmaktadır. En yüksek puanı alan kişi, arkadaşları arasında popülerdir. Takımda aranan kişidir. Gerçek hayatta böyle bir ortama sahip olamayan genç, sanalda kendine imparatorluk kurmuştur ve oyundan çıkmak istemez. “Sürekli oyun oynuyorsun, biraz da derslerine çalış.” diye ev içinde çatışmalar yaşanmaktadır. Bu tür bir oyun bağımlılığından kurtulmanın en güzel yolu çocuğa gerçek hayatta zorluk çekeceği, başarabileceği sorumluluklar vermek olacaktır. Başarı duygusunu tatması bu noktada önemlidir.
Aileler, kendi çocukluk veya gençlik döneminde çektikleri sıkıntılar nedeniyle daha da fedakâr davranmaktadır. “Ben yemedim, o yesin; ben çektim, o çekmesin.” düşüncesiyle hareket etmektedir. Susamasına, acıkmasına, üşümesine fırsat vermeyip “hep rahat olsun evladım” diye çabalamaktadırlar. Yorulmasın diye çocuğunu yürütmeyenler bile var! Çocukları yerine her şeyi yapan anne babalar… İnsan yetiştirmeyi, onun her istediğini almak, bir dediğini iki etmemek, ona tüm imkânları sunmak zannederiz. Beklediğimiz başarıyı göstermeyen, bizim istediğimiz gibi düşünmeyen, bizim istediğimiz mesleği yapmayan, bizim istediğimiz kişiyle evlenmeyen çocuklarımızı da nankörlükle suçlarız. Asıl ilgileneceğimiz konularda ve zamanlarda ilgilenmeyip gereksiz yerlerde ilgilendiğimizi zannederiz; örneğin yemek yemesi için dil dökeriz. Ne zaman acıkacağına, ne zaman üşüyeceğine biz karar veririz. Onların büyüdüğünü, bizden bağımsız bireyler olduğunu anlamayız, kabullenmeyiz.
“Bizim zamanımızda ergenlik yoktu!” En çok yaptığımız kıyaslardan birisidir bu. Kendi zamanımızla çocuklarımızın yaşadığı zamanı kıyaslamak… “Bizim zamanımızda telefon mu vardı…” Bir insanın, “elli sene önce benim imkânlarım babamda, dedemde yokmuş” deyip kendi dönemindeki olanaklardan elini çektiği görülmüş müdür? Ya da bu sözü büyüklerinden işiten bir gencin ailesiyle çatışmaları çözülmüş müdür? Aksine gencin kafasında “Beni anlamıyorlar.” düşüncesi ve öfke duygusu oluşmaktadır. Hz. Ali (r.a.), “Çocuklarınızı bulunduğunuz zamana göre değil, onların yaşayacakları devre göre yetiştirin.” demiştir. Dönemin şartları, yokluk içinde yaşamak, küçük yaşta alınan sorumluluklar, erken yaşta aile kurma gibi faktörler nedeniyle o fırtınalı dönem, şimdiki kadar yoğun yaşanmamıştır. Kişi, kendi içinde yaşasa da anlatamamıştır; çünkü o dönemlerde, büyüklerin yanında konuşmaya çekindiklerini her zaman dile getirmektedirler. Haliyle o dönemlerle şimdiki dönemler arasında fark olacaktır.
Gençlerimizin önünde ahlâkı ve karakteriyle topluma örnek olacak kişilerin bulunması çok önemli bir konudur. Günümüzde gençler kimi örnek alıyor, kimin yolundan gidiyor? Sahip olmak istedikleri mesleklerde çalışanlarla bir araya gelebiliyorlar mı? Geleceğe sağlam adımlarla ilerliyorlar mı? Gençler genelde ünlüleri, dizi karakterlerini, sosyal medya fenomenlerini ve ‘gamer’leri hatta bazen sanal karakterleri kendilerine örnek almaktadırlar; çok sevdikleri öğretmenleri gibi bir öğretmen olmak istediklerini söylemektedirler. İleride yapmak istedikleri iş ve mesleklerin de çoğunlukla kendilerine örnek aldıkları kişilerin işleri/meslekleri olduğu görülmektedir. Rol model alabilecekleri kişilerle özdeşim kurarlar. Bu nedenle gençlerin yetişmesinde sadece anne babaların değil, toplum olarak herkesin bir görevi vardır.
Günümüz dünyasında bilgi çok, ancak ilgi yok. Kişisel gelişim kitapları okuyan, psikologları takip eden, birkaç program izleyen herkes genel olarak ergenlik dönemi hakkında bilgi sahibi olabilir. Ancak bilgiyi pratiğe aktarma konusunda problem yaşanmaktadır. Her zaman bilmek işe yaramayabilir. “Evet, biliyorum çocuğum ergenliğe girdiği için hırçın, öfkeli, içe kapanık.” Peki, çözüm nedir? Çocuğunuzla ilgilenmek! İlgiden kasıt her istediğini yapmak, her istediğine izin vermek değil tabii. Öncelikle ona bir birey olarak bakmak, sizden bağımsız bir birey… Kendi düşünceleri, duyguları, istekleri olabileceğini fark etmek ve onu koşulsuz kabul etmek gerekir. Başarılı olursa, sizin sözünüzü dinlerse kabul etmek değil, ne olursa olsun kabul etmek ve sevmek… Onların artık çocuk olmadığını görmelisiniz. Onları dinlemeli ve anlamaya çalışmalısınız. Gerçekten güvenmeli ve güvendiğinizi hissettirmelisiniz. “Ben sana güveniyorum da çevre bozuk, çevreye güvenmiyorum.” sözü gerçek bir güven sözü değildir. “Sana güveniyorum.” deyip telefonunu karıştırmamalı, günlüğünü okumamalısınız. Genç, bunu özel alanına müdahale kabul edip size olan güveni sarsılacak ve sizden uzaklaşacaktır. Unutmayın, her zaman onları kontrol altında tutamazsınız. Bunun yerine doğruyu ve yanlışı öğretmeli; vicdanlı ve güzel ahlâklı olması için gayret etmeli; baskı kurmadan, nefret ettirmeden, sevdirerek dini öğretmeli/ öğrenmesini sağlamalısınız. Baskı ile dinî kuralları yapmasını isterseniz, sizin olmadığınız ortamlarda yapmayacaktır. Allah sevgisi ile yoğrulduğu zaman, Allah’ın rızası için neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini bilecektir. Çocuklarınıza güzel sözler söyleyin, dış görünüşleri hakkında olumlu sözler söyleyin, kendisini beğenmesini, sevmesini sağlayın ve onları övün, onurlandırın. Duygularını anlamaya gayret edin, küçümsemeyin. Fikirlerini önemseyin. Hata yapabileceklerini unutmayın, küçük bir hatada büyük tepkiler vermeyin. Onlarla zıtlaşmayın çünkü her girilen savaşta iki taraf da kaybetmektedir. İpleri tamamen onlara verip kontrolü kaybetmeyin. Çünkü onlar henüz sizin kadar tecrübeli değiller, doğruyu-yanlışı ayırt edemeyebilirler. Yanlış yapabilirler. Otoriteyi elden bırakmayın. Sizi hem sevmelerini hem de bu sevgiyi kaybetmemek için korku duymalarını sağlayın. Bu süreçte sabrı elden bırakmayın.
Gençler bizim geleceğimiz. Biz şimdi onlarla nasıl ilgilenirsek onlar da gelecekte bizimle öyle ilgilenecekler, unutmayalım!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.