İnsansız Hava Aracı (İHA) Teknolojisi Yol Haritası / Dr. Afşar Türk

Ülkemiz için İHA ve SİHA teknolojisinin önemi nedir?
İnsansız hava araçları, sıkıcı, kirli, tehlikeli bütün uygulamalarda kullanılabilir. Nedir bu sıkıcı, kirli, tehlikeli? Sıkıcı, insan enerjisi ve motivasyonu yönüyle insan sınırlarının ilerisine geçen uygulamalar. Mesela belirli bir alanın sürekli gözetlenmesi. Sınır gözetimi olabilir, bir petrol boru hattının gözetlenmesi olabilir. Kirli dediğimiz nedir? Bir kimyasal tesis düşünelim, burada bir vaka olduğunu veya bir bakım faaliyeti olduğunu düşünelim. Buralarda kullanılabilir. Tehlikeli dediğimiz denizlerdeki petrol arama tesislerinde bu insansız hava araçları gözetim amacıyla kullanılabilir. Bir başka örnek; 2011 yılında Fukuşima Nükleer Santrali kazasında nükleer sızıntının seviyesinin tespiti için insansız hava araçları kullanılmıştır. İnsanlı sistemlerle bu nükleer sızıntının tespitini yapmak pek mümkün değildir. Dolayısıyla bu sıkıcı, kirli ve tehlikeli olarak tarif edilen bütün uygulamalarda insansız hava araçları kullanılabilir.
Ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik koşullar nedeniyle insansız hava aracı teknolojileri stratejik öneme sahiptir diyebiliriz. Bunun ulusal güvenlik boyutu var. Jeopolitik koşullardan dolayı güvenlik gereksinimlerinin karşılanmasıyla birlikte ülkemizin de sahip olduğu diğer koşullardan dolayı sivil uygulamalardaki potansiyelinin de oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim. Ülkemizdeki sivil uygulamalar; hassas tarım, afet ve acil durum zamanlarında arama kurtarma, lojistik ve benzeri operasyonlar. Hassas tarım tabii ki önemli. Hassas tarım insansız hava araçlarıyla sürekli bir tarım arazisinin taranarak büyüme eğilimlerinin gözlenmesi, hastalık durumunun gözlenmesi, görüntü işleme teknolojileriyle problemlerin tespit edilmesi ve tespit edilen yere göre, sadece oraya lokal uygulama yapılmasıdır. Yani zirai ilaçlama uçakları var veyahut klasik tekerlekli zirai makinelerın yerine, görüntü işleme yazılımlarıyla, makine öğrenmesi teknikleriyle daha aktif müdahale edilir. Özellikle Japonya’da hassas tarım uygulamaları oldukça ileri düzeyde.
Ülkemizde depremler, çığ gibi çeşitli doğal afetlerde, kritik arama kurtarma operasyonlarında ve lojistik destekte insansız hava araçları kullanılabilir. Su, maden gibi doğal kaynakların izlenmesinde, doğal yaşamın izlenmesinde insansız hava araçları kullanılabilir. Orman yangınları ülkemizde oldukça sık gerçekleşmektedir. İnsansız hava araçları etkin bir şekilde orman yangınlarında kullanılır. Orman yangınlarının tespit edilmesi için ve yangınla mücadele için tasarlanmış insansız hava araçları da mevcuttur.
Kritik altyapıların izlenmesinde kullanılır. Kritik altyapılar dediğimiz; petrol boru hatları, telekomünikasyon hatları, enerji nakil hatları, demiryolu, raylı sistemler. Arkeolojik çalışmalarda da kullanılabilir. Ülkemizin kültürel mirası önemli. Özellikle İtalya’da bununla ilgili çok başarılı çalışmalar var. Harita ve kadastro çalışmalarında insansız hava araçları kullanılabilir. Burada çok daha fazla örnek verebileceğimiz, saymakla bitmeyecek derecede sivil uygulamada insansız hava araçları kullanılabilmektedir.
Bir diğer yönden, insansız hava araçları farklı bileşenlerden oluştuğu için, farklı teknolojileri barındıran bir platformdur. Sadece gövde değil, bununla birlikte batarya, motor, otomatik pilot sistemi, kamera; hangi tür uygulamada kullanılacaksa görüntü işleme yazılımları, yani çok farklı teknolojileri barındırdığı için de pek çok sektörün büyümesi için tetikleyici role sahiptir. Ekonomik gelişme için de teknolojik atılım doğru bir araçtır. Gelişmiş ülkelere baktığımızda, ekonomik büyüme teknolojik atılımla gerçekleşmiştir. Hatta bazı ülkeler de içinde bulunduğu krizlerden teknolojik atılımla çıkmışlardır. Bunun iki örneği olarak Finlandiya ve Güney Kore’yi verebiliriz. Bu iki ülke teknolojik atılımları sıçrama tahtası olarak kullanarak kriz durumundan çıkmışlardır. İnsansız hava araçları da teknolojik atılım için doğru alanlardan birisidir. Dolayısıyla ülkemiz için insansız hava aracı teknolojileri stratejik olarak oldukça önemlidir.
Önümüzdeki yıllarda İHA endüstrisinde küresel bir rekabet bekliyor musunuz?
Amerika’da, Massachusetts’te bulunan Volpe Center mevcuttur. Volpe’de, Ulusal Ulaştırma Sistemleri Merkezi vardır. Amerika’daki Ulaştırma Bakanlığına bağlı Ulusal Ulaştırma Sistemleri Merkezi Volpe Center, 2035 yılına kadar, askerî ve sivil alanda insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen operasyonların sayısının insanlı hava araçlarıyla gerçekleştirilen operasyonların sayısını geçmesinin beklendiğini rapor etmiştir. Yani en geç 2035 yılına kadar askerî ve sivil alanda insansız hava araçlarının insanlı hava araçlarını kullanım olarak geçeceğini bekliyorlar. Bir danışmanlık şirketi olan Price Waterhouse şirketi 2016 yılında, geleceğe yön verecek 8 temel teknoloji alanını tanımladı ve insansız hava araçlarını da bu 8 temel teknoloji alanlarından birisi olarak gösterdi. Dolayısıyla insansız hava araçları çok çok önemli bir alan, kritik bir alan. Gelecekteki uygulama alanlarını düşündüğümüzde, hayatımızda alacağı yeri düşündüğümüzde, çok daha kritik bir hale gelecektir. Dolayısıyla dünyada insansız hava aracı endüstrisindeki rekabet giderek artacaktır. Bu rekabet de sadece teknoloji geliştirme yönüyle olmayacaktır. Uygulama alanlarının artmasıyla birlikte yeni iş modelleri oluşacaktır. “Bu iş modelleri neler olabilir?” dediğimizde, hava taksi uygulamalarını konuşuyoruz. Yakın zamanda uçan araba olarak tanıtıldı ülkemizde de. Hassas tarım uygulamaları… Mesela, uydu kullanmak yerine, insansız hava araçlarını sözde uydu gibi kullanmak. Çünkü bir uydu gönderildiğinde, onun üzerindeki faydalı yükler, sensörler vesaire, üzerindeki sistemler standart ve çok daha uzun bir mesafeye gönderiliyor. Onun yerine, daha yakın mesafede insansız hava araçlarını kullanmak daha az maliyetli etkin bir çözüm.
Sadece insansız hava araçları olarak değil, diğer sistemlerle entegrasyonu düşündüğümüzde, yeni uygulama alanları çıkacaktır. Şu an öngöremediğimiz, yani insansız hava aracını tek bir sistem olarak değil de diğer insansız sistemlerle ya da diğer insanlı sistemlerle işbirliği içerisinde kullanılacak operasyonları düşündüğümüzde, uygulama alanları çok çok daha çeşitlenecektir. Hem teknoloji geliştirme yönüyle hem de hizmet sektörü yönüyle dünyada rekabet olacaktır ve artması da beklenmektedir. Bu, stratejik bir hamle haline de gelecektir. Ülkeler için teknoloji sahipliği stratejik bir güç oluşturmaktadır.
Dünyada İHA alanında artan bir küresel rekabet bekliyorum; hem teknoloji geliştirme yönüyle hem de uygulamalar yönüyle.
İHA ve SİHA’larımızın yabancı basında gündeme gelmesini nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye nasıl bir yerde duruyor İHA ve SİHA’da ve ilgili teknolojilerde, Türkiye’deki mevcut durumun değerlendirilmesini yapabilir misiniz?
Özellikle de son dönemde Libya, Suriye, Dağlık Karabağ bölgelerindeki askerî operasyonlardaki başarılardan dolayı sistemlerimiz yabancı basında adından söz ettirmektedir. Bu durumu stratejik açıdan çok önemli buluyorum ve bu durum medyaya da yansımaya başladı.
Sistemlerimiz yurtdışından siparişler almaya başladı ya da bu siparişler artmaya başladı. Mesela, Tunus’tan siparişler gelmeye başladı. Bunlar güzel gelişmeler. Fakat bununla birlikte de yerli olarak ürettiğimiz platformlarımızda yabancı menşeili ürünler kullanılmaktadır. Bunun yabancı basında yer almasıyla birlikte karşı hamleler gelmeye başlamıştır. Üretici firmaların ülkeleri çeşitli gerekçeler öne sürerek, bu ülkelerin ülkemize ihracatına izin vermeme gibi durumlar ortaya çıkmaktadır. Buna çeşitli gerekçeler ortaya konuluyor. Daha satarken ne için kullanılacağı belli; çeşitli ihracat yasakları geldi. Örneğin Kanada ile yaşadık bu durumu. Bir kamera tedarikçisine ihracat yasağı geldi. Dolayısıyla yabancı basında sistemlerimizin başarısı yer almakla birlikte, kritik belirli bileşenler de yurtdışından tedarik edilmektedir. Buna yönelik de çeşitli karşı hamleler gelmektedir. Dolayısıyla bu kritik teknolojilere sahip olmak da stratejik üstünlük açısından önemlidir.
“Nedir bunlar?” dediğimizde, üstün özelliklerde kamera üretebilmek, batarya teknolojisi, motor teknolojisi. “Her şeyi mutlaka yerli üretmeliyiz” diye de bir gereklilik yok. Dünyada artık harcıâlem olmuş bir teknoloji, bir malzeme, bir bileşen başka bir ülkeden pekâlâ tedarik edilebilir. Gelişmiş bir ülkenin bir teknoloji firmasını düşünelim. Ne yapıyor? Yüksek katma değerli teknolojileri, bileşenleri kendi kaynaklarıyla kendi içerisinde üretiyorken, daha düşük katma değerli bileşenleri Pasifik, Uzakdoğu, Asya ülkelerinden tedarik edebiliyor. Biz de burada rolleri tersine çevirmeliyiz. Yani kritik teknolojileri kendimiz üretiyorken, artık dünyada harcıâlem olmuş bir teknoloji, bir malzemeyi üretmekle de çok uğraşmamalıyız. Bizim yüksek katma değerli, kritik teknolojili üretmeye yoğunlaşmamız gerekli. Stratejik planlama çok önemli. Yani doğru işi doğru şekilde yapmalıyız. Gereksinimlerin doğru tespit edilmesi gerekir. Gereksinimleri doğru şekilde ortaya koyup bu gereksinimleri de nasıl karşılayabiliriz diye doğru yol haritalarını ortaya koymak gerekir.
Yabancı basında gündeme gelmesi oldukça önemli fakat buna yönelik gelebilecek karşı hamlelere de hazırlıklı olmalıyız. Çünkü bu karşı hamleler, kritik teknolojilere sahip olmak için her zaman stratejik bir güç sağlayacaktır ve ülkeler bunu kullanırlar. Buna İHA dışında şöyle bir örnek verebiliriz: Nükleer teknoloji. Mesela, Amerika’nın İran’la, Kuzey Kore’yle yaşadığı, nükleer teknoloji dışında, mesela, Amerika’nın yine Çin’le son 2 yıldır ticaret savaşlarına, ticaret mücadelesine girmeye başlaması, Çin’in teknoloji açısından yükselmeye başlaması. Bu tip karşı hamleler her zaman olacaktır.
İHA endüstrimizin içinde bulunduğu sorunlar ve ihtiyaçlar nelerdir?
Doktora tezimde incelediğim konulardan biri de Türk İHA endüstrisinin sorunları ve ihtiyaçlarıydı. Yine saha çalışmasının sonuçlarına dayanarak bu soruya cevap vermem daha doğru olabilir. Platform ve alt sistem üzerine çalışan kuruluşları kapsayan bir saha araştırması gerçekleştirdim tez çalışmamda. Bu saha araştırması, “Finans, devlet, işbirlikleri, teknolojiler, rekabet, uygulamalar, insan kaynakları, teknoloji geliştirme bölgeleri” başlıklarına dayandı. “Nedir bunlar?” dediğimizde, firmalarımız finansal zorluklar yaşamakta. Endüstri içerisinde işbirliklerinin yoksunluğu; yani proje bazında, bilgi paylaşımında, işbirliklerindeki eksiklikler bir sorun. Geliştirilmesi gereken teknolojiler bir sorun, rekabetin istenilen düzeyde olmaması bir sorun. Rekabetin arttırılması, endüstriye daha fazla aktör girmesini ve bu aktörlerin belki ayakta kalmasını sağlayacaktır.
Uygulamalar Türkiye’de çoğunlukla savunmaya yönelik. Sivil uygulamaların arttırılması firmaların daha fazla iş yapmasını sağlayacaktır ve endüstrinin büyümesi için de tetikleyici bir rol olacaktır. Bunun için de başlangıç olarak kamu alımları sağlanabilir. Çünkü hem dışa bağımlılık yönüyle hem de AR-GE faaliyetlerinin pahalı ve riskli projeler olması nedeniyle bu teknolojiler yüksek maliyetli, dolayısıyla sunulan hizmetler de yüksek maliyetli olmakta. Bu uygulamaların yaygınlaşması için de endüstrinin büyümesi için de bu maliyetlerin katlanılabilirliğinin artması gerekli. Bunun için de ilk önce belki kamu alımı sağlanabilir. Zaten güvenlik uygulamalarında bunu görüyoruz. Diğer sivil uygulamalar için, gıda tarım uygulamaları, emniyet gibi pek çok sivil alanda kamu alımı yapabilir. Firmalar AR-GE’yi uygulamaya dönüştürdükçe, maliyetlerini düşürdükçe bunun da tabana yayılması artacaktır. İnsan kaynaklarının niteliğinin arttırılması gerekmektedir. Teknoloji geliştirme bölgelerinin işlevselliği arttırılmalıdır.
İHA endüstrimizin zirvede olması adına ve gelecek için neler yapılmalıdır?
Uzun vadeli teknoloji hedefleri ortaya konulmalıdır ve bu hedeflere ulaşmak için teknoloji yol haritaları bütün paydaşların katılımıyla hazırlanmalıdır. Bizde en önemli husus, uzun vadeli çalışmalar yapılamıyor, kısa vadeli sonuç bekleniyor. En büyük sorun, kısa sürede sonuç alınamayınca yurtdışından hazır sonuçlara yönelmek. Sabırsızlığımız devreye giriyor. Bu da bizi bir kısırdöngüye sokmakta.
Teknoloji yol haritaları farklı amaçlarla hazırlanabiliyor. Benim doktora tezinde yaptığım yaklaşım uzun vadeli planlama yaklaşımıydı; yani teknoloji hedeflerini ortaya koyup uzun vadeli bir şekilde yetenekleri geliştirmek. Yani şöyle: Bir teknoloji geliştirmek ve kullanmak bir yetenektir ve geliştirilen bir teknoloji farklı alanlarda da kullanılabilir. Mesela, usta bir aşçı, derme çatma görünen malzemelerden nasıl mükemmel bir yemek ortaya koyabiliyorsa, teknoloji geliştirmek de böyledir. Ama buna uzun vadede yetenek geliştirme olarak, teknoloji geliştirme yeteneği olarak bakmamız lazım. Bunun için de uzun vadeli teknoloji yol haritaları geliştirerek, uzun vadeli üniversite-sanayi işbirlikleri geliştirmemiz lazım. Üniversiteler bu konuda büyük bir araştırma potansiyeli oluşturmaktadır. Yani akademik çalışmalar endüstrinin ihtiyaçlarına cevap verir nitelikte olmalıdır. Hem üniversiteler endüstrinin ihtiyaçlarına cevap vermelidir hem de endüstri üniversiteye yakın olmalıdır.
Dolayısıyla ulusal düzeyde uzun dönemli planlama amacıyla teknoloji yol haritaları hazırlandığı gibi, sürekli bir izleme süreci de gerçekleştirilmelidir. Bütün paydaşların katılımıyla periyodik olarak durum değerlendirmeleri yapılmalı, gerekli politika değişiklikleri gerçekleştirilmeli, sağlıklı bir ekosistem için sorunlar masaya yatırılmalı ve çözüm yolları araştırılmalıdır. Bunun için sağlam bir araştırma altyapısı, güçlü bir araştırma altyapısı oluşturulmalıdır. Bu araştırma altyapısı içinde üniversiteler, arayüzler, firmaları sayabiliriz. Üniversiteler büyük bir araştırma potansiyeline sahip bu konuda. Uzun vadeli üniversite-sanayi işbirliği sağlanmalı. Mesela, lisansüstü tezler bu söylediğimiz geliştirilmesi gereken teknoloji hedeflerine yönelik olmalı. Lisansüstü öğrenciler, bir teknoloji probleminin çözülmesi, gerçek bir problemin çözülmesi üzerine tezler hazırlamalı. Uzun dönemli üniversite-sanayi işbirlikleri sağlanmalı. Firmalarda, teknoloji geliştirme bölgelerinde AR-GE ve tasarım merkezleri oluşturulmalı, bunlar da üniversitelerin kullanımına açılmalı. Arayüzler dediğimiz, yenilik aktarım merkezleri, kuluçkalıklar, ağ yapılar, üniversite-sanayi işbirliği platformları, teknoloji transfer ofisleri kesinlikle etkin hale getirilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.