İslam’ın Sancaktarı Selçuklular / Doç. Dr. Tülay Metin

Selçuklu Devleti, gerek devlet gerekse medeniyet anlamında içi dopdolu bir dönem… Selçuklu medeniyetinin karakteristik özellikleri konusunda neler söylemek istersiniz? Selçuklular İslam dünyası için ne ifade ediyor, İslam tarihi açısından önemi nedir? Selçuklu aynı zamanda, Osmanlı’yı geçmişe bağlayan muhkem bir köprü. Selçuklu’dan Osmanlı’ya taşınan unsurlar nelerdir?
Selçukluların İslâm dünyasına girmelerinden sonra hem Türk tarihi hem de İslâm tarihi için yeni bir dönem başlamıştır. Bundan sonra Türk ve İslâm ifadelerinin birbirinden ayrı düşünülmeden anıldığını görmekteyiz. Selçuklular hâkim olduğu bölgelere Müslüman kimliklerini de taşımışlardır. Selçuklular vesilesiyle Türkler adeta İslam’ın sancaktarı haline gelmişlerdir. Böylece İslam’ın Arapların inhisarında olan bir din olduğu algısına da son verilmiştir. Selçuklular zamanında siyasî olduğu kadar sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda Türk ve İslâm dünyasının bir şahlanış yaşadığını görmekteyiz. Gerek fetih hareketleriyle yeni yerlerin İslâm dünyasına kazandırılması gerekse bu yerlerin Türk İslâm kültürü ve medeniyeti ile bezenmesi, sonuçları açısından değerlendirildiğinde çok önemli gelişmeler olduğu açıktır. Selçuklular, ananevi unsurları barındıran Türk millî medeniyeti ile manevî kaynaklı âlemşümul bir medeniyet olan İslâm medeniyetinin bileşenlerinin kaynaşması suretiyle güçlü bir Türk İslâm medeniyeti oluşturmayı başarmışlardır. Aslında medeniyet kendine özgülüktür. Bu bağlamda Selçuklular, ordudan vakıflara, eğitimden mimarîye kendine has bir yapılanma meydana getirmişlerdir. İnsanî değerlerin önem verildiği Selçuklular zamanına muhteşem bir hoşgörü çağı demek doğru olur. Selçuklular, devlet yönetimi, sosyal yaşam, şehir hayatı, dil, din, kültür ve medeniyet alanında Türk ve İslam dünyasına olduğu kadar genel anlamda tüm dünya mirasına büyük katkılar sağlamışlardır. Asya ile Avrupa arasında köprü kurmuşlardır. Osmanlı’nın doğuşuna giden yolu açmışlardır; Selçuklularla doğup büyüyen medeniyet Osmanlılarla yaşamaya ve inkişafa devam etmiştir. Selçuklu kültür ve medeniyetinin etkisinin ve izlerinin Osmanlılara ve sonrasında günümüze intikal ettiği açıkça görülmektedir. Selçuklular zamanında kurulan sağlam zemin üzerinde yükselen Osmanlılar, Selçuklulardan aldıkları mirası geliştirerek devam ettirmişlerdir. Osmanlılar kendi modelini oluştururken, Selçuklu birikiminden istifade ederek devlet yönetimi, ordu ve toprak düzeni, sanat, edebiyat, ilim, mimarî gibi maddî ve manevî değerleri, medenî ve kültürel zenginliği kendisine referans edinerek ileriye taşımışlardır.
Selçuklu şehirleşme ve imar politikaları nasıldır? Selçuklular için göçebelik ne kadar kabul edilebilir?
300 yıl Türk tarihinin mühim bir evresine ev sahipliği yapmış olan Selçuklular ile birlikte şehirleşme faaliyetleri kısa sürede ivme kazanmıştır. Bu dönemde Türk-İslâm medeniyetine dair yapılanların başında kuşkusuz şehirleşme ve şehir kurma faaliyetleri gelmektedir. Selçuklu sultanları ve devlet adamları şehirleşmeye dair inşâ ve imar çalışmalarına önem vermişlerdir. Türkler, Anadolu’da hâkimiyet kurup idarelerini oluşturduktan sonra, eserleri ve izleri bugüne gelebilen iskân ve şehirleşme süreci de başlamıştır. Anadolu topraklarında kalıcı hâkimiyet sağlamak, burayı Türk yurdu haline getirmek amacıyla planlı ve düzenli olarak iskân ve imar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Harap vaziyette olan şehirleri kısa sürede imar ve iskâna tâbi tutarak yeniden canlandırmışlardır.
X. yüzyıl İslâm coğrafyacıları Türkleri hem göçebe hem de yerleşik olarak tanımlamışlardır. Türklerin Anadolu’ya geldikten sonra hem göçebe hem de yerleşik yaşadıkları anlaşılmaktadır. Ancak Selçuklu toplumunda göçebe olarak ifade edilen halkın yazlık ve kışlık belirli mekânları vardı. Bu halka yarı göçebe demek daha doğru olur. Selçuklu halkı arasında yarı göçebe yaşayanlar olduğu gibi daha önceden köy ve şehir hayatına geçmiş olanlar da vardı. Bu konuyla ilgili Faruk Sümer, “Anadolu’ya Yalnız Göçebe Türkler mi Geldi?” isimli çalışmasında Anadolu’ya göçebe Türklerin yanında, önemli sayıda yarı yerleşik ve tam yerleşik Türklerin de geldiğini belirtmiştir. Türkler, Anadolu’ya gelmeden önce akınlar sırasında kırsal alanların genellikle boş olduğunu görmüşlerdir. Selçuklu toplumunun bir kısmı ekonomi politikasının gereği olarak köy hayatına geçmiş, tarım ve hayvancılık ile meşgul olmuşlardır. Bir kısmı da mevcut veya yeni kurulan şehirlere yerleşmişlerdir.
Selçuklularda halk ile yöneticiler arasında nasıl bir ilişki vardı? Dil ve kültür açısından yorumlar mısınız?
Selçuklular adalet esasına dayanan bir yönetim benimsemişlerdir. Selçuklular zamanında yöneticiler tarafından sağlanan sosyal adalet ve dinî hürriyet neticesinde halkın huzur ve güven içerisinde yaşadığı bilinmektedir. Böylece halkın memnuniyetini kazanmayı başarabilmişlerdir. Büyük Selçuklu sultanı Melikşah’ın saltanatından söz eden İslâm ve gayrimüslim kaynakları onun gücü, kudreti, iyiliği, doğruluğu ile birlikte adaleti ve ihsanını vurgulamışlardır. Onun şefkat ve inayetinin sadece Müslümanları değil gayrimüslimleri de kapsadığı belirtilmiştir. Adil ve hoşgörülü tutumu gayrimüslimler üzerinde kayda değer etki bırakmış, Türk hâkimiyetinin kuvvetlenmesinde ve kalıcı olmasında önemli rol oynamıştır. Aynı şekilde Türkiye Selçukluları zamanında da tüm halkın inancına ve kültürüne saygılı bir siyaset takip edilmiştir. Herkes kendi dilini, dinini, kültürünü muhafaza ederek devam ettirmiştir. XII. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da yaşamış Bizans karşıtı bir kilise hukukçusu olan Theodore Balsamon’un, insan ruhuna saygı duyan Türklere teslim olmayı, insan ruhunu tehdit eden Franklara teslim olmaya tercih etmesi bu durumu daha iyi izah etmektedir.
Selçuklu evlilik müessesesi, aile yapısı ve kadının aile içindeki konumuna dair neler söylemek istersiniz?
Türk toplumlarında İslamiyet’ten önce müstesna bir yere ve konuma sahip olan kadın, erkek ile eşit bir mevkide yer almaktaydı. Erkeğin sahip olduğu tüm hak ve yetkiler kadına da verilmişti. Kadın, evinde, çadırında, arabasında, atı üzerinde erkeğiyle her zaman beraberdi. Görev ve sorumluluk bakımından cinsiyet sebebiyle ayrım söz konusu değildi. Kadının sahip olduğu bu özel konum İslâm sonrasında da devam etmiştir. Tarih boyunca hiçbir kısıtlamaya maruz kalmayan Türk kadını, siyasî, sosyal ve kültürel alanda her türlü faaliyetin içinde yer almıştır. Saygınlığını her zaman muhafaza eden kadının Türkiye Selçukluları döneminde siyasî olaylarda yer almaktan ziyade genellikle sosyal alanda faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır.
Toprak ana, ana vatan gibi kavramlar Türklerde kadına verilen değeri ve önemi göstermektedir. Selçuklu Türklerinde aile müessesesi kutsaldı. Aile düzenine önem verilirdi. Kadının aile içindeki yeri ve önemi bugün olduğu gibi önceden de değerliydi. Çocuklar anneye ve babaya itaat eder, saygıda kusur etmezlerdi. Ailede herkes sorumluluğunun bilincinde olduğu için aile içinde disiplin de sağlanmış olurdu. Aynı şekilde anne ve baba tarafından büyüklere ve akrabalara da saygılı davranmaya özen gösterilirdi. Türklerde güçlü akrabalık bağlarına Türk tarihinin her döneminde önem verildiği görülmektedir.
Selçuklu’da dünya tarihini etkileyen ilmî olaylar, çalışmalar, ilmi teşvik ve ilim adamlarını himaye anlayışı nasıldı?
Selçuklu devlet adamları ve ileri gelenler, ilim öğrenmeye, öğretmeye, âlimlere ve ilim adamlarının yetişmesine büyük önem vermişlerdir. Bu dönemde pek çok âlim mühim eserler telif etmişlerdir. Büyük Selçuklular devrinde, Cüveynî, Gazzalî, Ebu’l-Kasım Kuşeyrî, Ebû İshak Şirazî, Fahreddin er-Razî, Ahmed b. Beyhakî ve Zemahşerî gibi din âlimleri ve edipler; Enverî, Hakanî, Muizzî ve Nizâmî gibi şairler yetişmiştir. Meşhur âlim-filozof Ömer Hayyâm bu dönemde yaşamıştır. Cebir, geometri, astronomi, fizik, tıp, müzik ve edebiyat ile ilgilenen Ömer Hayyâm, Sultan Melikşah’ın isteğiyle rasathâne kurmuş ve astronomi çalışmalarını burada yürütmüştür. Güneş yılını esas alan ve Melikşah’ın Celâlüddevle lakabına nispetle Celâlî veya Melikî adıyla anılan takvimi tertip etmiştir. Bu takvim bugün hâlâ İran ve Afganistan’da kullanılmaktadır. Selçuklular zamanında tıp alanında da önemli gelişmeler olmuştur. İbn Sina ekolüne mensup bilim adamları yetişmiştir. Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları zamanında yapılan hastaneler Avrupa tıbbını ve hastanelerini etkilemiştir. Bu dönemde yaşayan hekimlerin eserleri Latinceye tercüme edilmiş ve bu eserlerden istifade edilmiştir. Dünyanın ilk üniversiteleri olarak bilinen Selçuklu medreseleri Avrupa’daki üniversitelerin kuruluşlarında çok etkili olmuşlardır. Avrupa rönesansının doğuşunda Selçuklulardaki bilimsel gelişmelerin etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Selçuklu Devleti’nin ilim adamlarına vermiş olduğu itibar ve göstermiş oldukları kolaylık, ilim adamları nazarında Selçuklu ülkesini cazibe merkezi haline getirmiştir. Zamanın en meşhur ve kıymetli ilim adamları Anadolu’ya gelmişlerdir. Anadolu’daki ilmî atmosfere büyük katkılar sağlamışlardır. Bunlardan biri, ünlü mutasavvıf Muhyiddin İbnü’l-Arabî’dir. Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Mecdüddin İshak, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Sadreddin Konevî, Hacı Bektâş-ı Velî, Evhadüddîn-i Kirmânî, Ahî Evran ve Necmeddîn-i Dâye Anadolu’da ilim ve tefekkür hayatının şekillenmesinde etkili olan öncü âlimlerdendir. Selçuklular zamanında ortaya çıkan çok sayıda ilim, kültür ve sanatı eseri, hem muasır dönemde hem de daha sonraki dönemlerde Türk-İslâm medeniyetinin gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır.
Selçuklu’da sosyal hayat ve insan unsuru çok merak edilen bir konu. Özellikle ahi kültürü, sosyal, ekonomik ve kültürel çehreyi nasıl etkiledi?
Selçuklu şehrinin ekonomisi, şehir hayatının ve şehir teşkilâtının en önemli iki unsuru olan ticaret ve sanayiye dayanıyordu. Bununla birlikte daha çok şehirlerin etrafında kasaba ve köylerde yaygın olan tarım ve hayvancılığın da şehir ekonomisine katkısının olduğu muhakkaktır. Şehirde ticaret ve üretimle meşgul olan esnaf ve sanatkârlar fütüvvet prensipleri etrafında birleşerek teşkilatlanmışlardır. Sosyoekonomik ihtiyaçlara bağlı olarak kurulup gelişen ahî teşkilâtı şehir ve kasabalarda ekonomik anlamda bütün faaliyetleri düzenlerdi. Ahîlik teşkilâtı sayesinde iş kolları, atölyeler ve zanaatkârların sayısı artmıştır. Dükkân ve atölye sayısı, üretim miktarı ve standardı, usta sayısı, çıraklıktan ustalığa yükselme gibi pek çok konuda teşkilât belirleyici durumdaydı. Bu yönüyle yerleşim biriminin ekonomik yaşamını yönlendirmede önemli bir rol üstlenen teşkilât lideri ahîler, aynı zamanda, söz konusu iş kolunda çalışan kalabalık insan topluluğunu yönetme ve yönlendirme etkinliğine de sahiptiler. Ahî teşkilâtının Türk toplumunun ahlakî ve kültürel yaşantısında önemli fonksiyonları olduğunu söyleyebiliriz. Ahîlik kültürü, geleneği ve ilkeleri günümüzde esnaf ve sanatkârlar arasında varlığını sürdürmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.