Ateşin Ortasında Bize Gülümseyen Filistin / Yasemin Keskin

Ramazan ayını geride bıraktığımız şu günlerde, gaflet halinden sıyrılıp biraz daha uyanışa geçmeyi hedeflediğimiz değerler olmalıdır. Ramazan’ın manevi atmosferi ve Rahman olan Allahü Teâlâ’nın kullar üzerindeki merhameti, affediciliği sonsuzdur. İstemek ve bu istikamette istikrarlı olmak, Allah’ın affını ve merhametini hep dilemek gerekir. Affetmek için bahane arayan “Kulum bana bir karış yaklaştığı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım; o bana bir arşın yaklaşınca ben ona bir kulaç yaklaşırım; o bana yürüyerek geldiği zaman, ben ona koşarak varırım.” (Buhârî, Tevhîd 50) buyuran ve kulunun kendisine gösterdiği yakınlıktan çok daha fazlasıyla karşılık veren bir Rabbimiz var. Bir çocuk düşünün, hayatını sürdürebilmesi için annesinin yardımına hep muhtaçtır. Beslenmesi, uykusu, bedensel ihtiyaçları ve zihinsel gelişimi gibi her alanda ihtiyaç içindeki bir çocuktan hiç farkımız olmadan yaşıyoruz.
Unutuyoruz, şımarıyoruz, dahası haddi aşıyoruz, pişman olup tekrar devam ediyoruz sınırları aşmaya… Bir annenin şımaran çocuğuna kızması, çocuğuna duyduğu merhamet duygusunu giderir mi hiç? Rabbe sığınmak ve af dilemek tabiri caizse annenin merhamet dolu kalbine başını yaslamak ve bir daha yapmayacağım anne demek gibi kıymetli ve şefkatlicedir. Sadece af dilemek mi, hayır. Yardım istemek maddi, manevi anlamda güç kuvvet istemek ve tek huzuru bulduğun yerde öylece kalmak istemek. Asıl mesele en doğrusunu Rabbinin bildiğini bilerek istemektir ve tek olan Rahman’a sığınmaktır.
İnsanın yaratılış amacı Rabbini bilmek ve O’na kulluk yapmaktır. İnsan kendisine bahşedilen şu kısacık zaman diliminde amacını unutmuş bir vaziyette yaşıyor. Bu son zamanlarda Müslümanların ekseriyetinde belirginleşen bir özellik olarak kendini gösteriyor. Her şeyi unutmuş, en önemlisi de ne için yaratıldığını unutmuş insanlar topluluğu içinde yaşıyoruz. Hatta insanların çoğu unuttuğunun farkında olmadan yaşıyor. Aslında biliyor ama unutuyor. Kul olduğunu biliyor fakat gerektirdiklerini yapmayı unutuyor. Filistin’deki zulmü biliyor fakat hangi tarafta olması gerektiğini, gerektirdiklerini yapmayı unutuyor. İnsan kendi öz varlığını unutuyor. Gizli ya da aşikâr bir isyan halinde büyük bir doyumsuzluk ve şükürsüzlük içinde Rabbini unuttuğunu da unutuyor. Hatasının farkında olmayan, fark etse de kabul etmeyen, af dilemeyen niye yaratıldığını unutarak yaşayan insanlar var. Kendine ait, kendi nefsine ait tonlarca şeyi hiç unutmadan yaşayan fakat asıl gayesi olan, yaratılış maksadını unutanlardır bunlar. Bir unutup bir hatırlayanlar da var.
Bunun yanı sıra dünyada bir uyanışa doğru geçiş yapan insanlar da var. Bezm-i elestte toplanan, Allah’a söz veren ruhların, sözlerini hatırlaması gibi bir uyanış var. Bunun son örnekleri olarak İslam’la şereflenenler binleri aşıyor. Bu yaşananlar, Allah’ın merhameti ve adaletidir. Allah tüm insanlığı kendini hatırlatacak toplu bir imtihan sürecinden geçiriyor. Yaratılış gayesini unutmayan insan bu imtihanı çözüyor ve aslında imtihan için yaratıldığı bu dünyada imtihan içinde imtihanlardan geçiyor. Ama Rabbim adalet sahibi. Yaratılış gayesinin ne olduğunu bilmeyen insanlara da yol gösteriyor, merhamet ediyor. Arayan, bulmak İsteyen Rabbi tanıma, O’na bağlanma yolunu buluyor. Sadece Fransa’da 17 bin kişi Müslüman oldu. İnsanlar akın akın İslam’a giriyor. Sosyal medya hesaplarında yüzlercesi Müslüman olmanın mutluluğunu paylaşıyor. Yeniden doğmuşçasına mutlu ve huzurlu olduklarını ifade ediyorlar.
Filistin, sen nelere kadirsin. Sanki bu dünyaya ait değilsiniz. Allah bize cennet ehli kullarını göstermek için Filistinlilerden korkuyu, yılgınlığı, ümitsizliği, kederi almış gibi… Evet, bundan birkaç ay önce bir Filistin vardı, şimdi gene bir Filistin var. Fakat dünyayı imanları ile fethetmiş bir Filistin olarak var. Ateşin ortasından bize gülümseyen Filistin, Ramazan sevinci yaşıyor, bizlere inat. Çünkü onlar başlarına gelen musibetlerden dolayı Rablerine gücenmediler, iman ettiler. İman etmek, teslim olmaktır. Filistin imanın çelik gibi olduğunu, sarsılmaz bir güçte olduğunu kanıtladı.
Amerikalı 25 yaşındaki bir askerin Washington İsrail elçiliği önünde kendini yaktığını tüm dünya izledi. “Artık soykırımın suç ortağı olmayacağım.” diyerek kendini ateşe verdiği anı gördük. Ateşler içinde dahi “Özgür Filistin” diyordu. Amerika’ya hizmet eden bir askerin bu zulme razı olmaması ve tarafını kendinden vazgeçecek kadar net göstermesi, Filistin’i unutanların içini sızlatmalıdır. İntiharı onaylamıyorum fakat o askerin yapabileceği tek çözümü, kurtuluşuydu belki de. Bu üzüntü onu hayatından vazgeçmeye kadar ilerletmişti. Kimler nelerden vazgeçebiliyor. Vazgeçilemeyen o kadar basit şeyler var ki!.. Ve her biri Filistin’e atılan bir bomba iken… Gazze’de evi bombalanan Amerikalı bir kadın, Gazze’yi bırakmayacağını söylerken, buradan ayrılırsa kendini münafık gibi hissedeceğini söylüyor. Ne kadar çarpıcı bir ifade! “Filistinlileri yalnız bırakamam, buradaki tek yabancı kadın benmişim gibi hissediyorum. İsrail Filistin’in tamamını almayı ve herkesin gitmesini istiyor bu yüzden kaldım. İsrail’in Filistin’i almasını istemiyorum.” diyor ağlayarak. Kendini bu kadar sorumlu hissetmesi neyin bilincidir? Sorumlu olduğumuz Filistin için iftar sofralarında boykota dahi riayet etmeyen Müslümanların bilinci nerede?
Duygularımız, psikolojimiz, eylemlerimiz bizi hangi yöne götürüyor. Bir dünyada yaşananlara bir de kendimize baktığımızda bir şeyleri tespit etmek zor olmayacaktır. İslam’ı gerçek manada temsil edenler hep az sayıda olmuştur. Bizi güçlü kılan anlatılanlardan çok yaşanılan iman; sözde değil, özde var olan imandır. Filistin imanın vücut bulmuş haliyle bu zulme dayanıyor, karşı koyuyor. Bu güç Filistin toprakları dışındaki tüm dünyayı fethediyor. Bu bir iman savaşı… Kendimize gelmemiz için Allah’ın tokadı mı bekleniyor? Lütfedilen iman nimetini korumak, sahiplenmek yaşamın amacı iken, imanın ne olduğu da unutturuldu.
Bu savaş için bombaya da gerek olmadığını unuttuk. Unuttuklarımızı hatırlamak için kim bilir daha nelere vesile kılındın Ey Filistin?..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.