İlahiyat Fakültesi mezunu dindar bir hanım “öfke kontrolü” gibi psikologların yakından ilgilendiği bir konuda okuyor, yazıyor, konferanslar veriyor. Bunun toplumsal karşılığı nedir, niçin öfke kontrolü?
Malum günümüzde her yeni gün cinnet geçiren, şiddete maruz kalan insanların acı hikâyelerine tanık oluyoruz. Ebeveynlerin çocuklarına şiddet uygulaması ile ilgili haberlerin yanında bir de kendi değerlerimize oldukça ters olan, çocuklarından şiddet gören anne ve babaların acılarını paylaşıyoruz. Tüm bu olaylar “Nereye gidiyoruz?” sorusunu daha ciddi olarak sormamıza sebep oluyor. Sorumluluk sahibi her birey bu olumsuz gidişata karşı bir tavır almalı. Hele hele dini hassasiyetleriniz var ve adı İslam olan, selam, barış ve güvenlik ile özdeşleşen bir dine sahipseniz bu tablo karşısında sorumluluklarınız biraz daha artıyor. Takdir edersiniz ki tüm ilahi dinlerin merkezinde elbetteki insan vardır ve amaç insanın hem dünya hem de ahirette huzurlu bir şekilde yaşamasıdır. Dinler sadece ahirete yönelik söylemlerde bulunmaz, hayatımızın her alanını kapsayan dünya görüşü sunar. Bu dünya görüşünün ruhumuzda iç değer olarak yerleşip yaşanmaya başlaması ile birlikte hayatımızı yönlendiren güçlü etkilerini de görürüz.. Bu etkiler dinin değişim aracı olarak günlük hayatımızda çok büyük bir rolü olduğunu da gösterir. Gerek ülkemizde gerekse yabancı ülkelerde yapılan araştırmalar dinin yaşadığımız problemlerle başa çıkmada, ruh sağlığını korumada, depresyonu önlemede önemli işlevler gördüğünü ortaya çıkarmıştır. Allah’ın varlığını güçlü bir şekilde hissetme düzeyinin artması ile özsaygının da arttığı, depresyon, umutsuzluk ve intihar ihtimalinin düştüğü bu araştırmaların sonuçlarında yer almaktadır. Hatta Amerika’da bir kurumun yaptığı uygulamalarla alkolikleri, inancın ve maneviyatın kişiler üzerindeki etkisinden faydalanarak tedavi ettikleri ve ateistlerin bile bu yönteme başvurduğu bilinmektedir. Hazırladığımız kitap da aslında “İnançlarımızın olumsuz duyguları önlemede acaba bir etkisi var mıdır? Olumsuz duygular hakkında yüce kitabımız, bu kitabın yaşayan örneği sevgili Peygamberimiz neler söylüyor, ne tavsiye ediyor?” sorularından yola çıkan bir araştırmanın neticesinde ortaya çıktı. Araştırmaların neticesinde şunu da gördük ki dini söylemler gerçekten ona içtenlikle bağlanan kişilerde ciddi davranış değişikliğine yol açıyor ve kişiyi daha huzurlu kılıyor.
Bu durumun sadece erişkinlerde değil, çocuklardaki etkiside nedir? Öfke kontrolünde çocukluktan başlayan bir eğitim süreci gerekli midir? Sizce yetişkin öfkelenmelerinde, çocukluk dönemlerindeki yetişme biçimlerinin rolü nedir?
Çocuklar çok iyi bir gözlemcidir. Anne ve babalarından miras olarak aldıkları kalıtsal özelliklerin yanında onların davranışlarını da müthiş bir şekilde kopyalar ve kardeşleri ile ilişkilerinde, oyunlarında bu davranışları etrafındakilere yansıtırlar. Bunu çok kolay test edebiliriz. Evde büyük çocuğunuza sesinizi yükselttiğinizde veya kızdığınızda dikkat ederseniz aynı tonda aynı hareketler ile o da kardeşine veya oyuncağına kızar, tepki gösterir. Bu durumda anne babaya düşen ilk görev öfkelendiği zaman nasıl tepki verdiğini fark etmesidir. Verdiği tepki doğru mu sağlıklı mı? Bu soruların cevabını bulmaya çalışmalıdır. Çocuk için ilk rol model olacak anne-baba agresif tavırlar içinde bulunuyorsa çok doğal olarak çocuk da bu davranışları alacaktır. Unutmayalım ki kişi kendinde olmayanı veremez. Eğer anne ve baba sevgiyi, hoşgörüyü, güzel davranışları kendi hayatlarında uyguluyorsa çocuk da çok kolay bir şekilde bunları hayatına yansıtacaktır. Elbetteki bu eğitim aslında önce kişinin kendisinde başlar. Eşler öfke duygularını kontrol edebiliyor ise hamilelik dönemi de çalkantıdan uzak olacaktır. Artık çok emin bir şekilde biliyoruz ki hamilelik döneminde annenin duygu durumu çocuğun gelecek yaşantısını etkiliyor. Bebeğin dünyaya gelmesi ile sevgi ve güven ortamında ihtiyaçlarının zamanında karşılanması hayata daha olumlu bakmasını sağlıyor. Tabi bebeklik döneminden yetişkinliğe kadar her dönemin özelliklerini bilip buna göre davranış modelleri geliştirmenin ebeveynlerin üzerine düşen önemli görevlerden olduğunu da unutmamalı.
Sizce öfke, insana dair nelerin habercisi ya da sinyalidir? Öfke anlık mıdır, oturmuş bir tavır mıdır? Öfkenin devamında neler gelişebilir?
Öfke genellikle bir buzdağına benzetilir. Kocaman okyanusta buzdağının yüzeye yansıyan kısmı nasıl altta kocaman bir dağın habercisi ise öfke de tıpkı buz dağının görünen kısmı gibidir. Altında çözümlenmemiş bambaşka duyguların ve sorunların habercisidir. Bunu fark etmek öfke yaşantısını doğru tahlil etmek için çok önemlidir. “Evet ben şu an öfkeliyim. Ama acaba niçin bu olaya bu kadar tepki veriyorum?” şeklinde bir soru ile öfkemizin altında yatan nedeni bulmaya çalışmak doğru çözüm için de bir ilk adım olur. Bazen merak ettiğimiz için bazen kıskandığımız için bazen de kendimizi değersiz hissettiğimiz için bu duyguyu yaşıyor olabiliriz.
Elbetteki istenmeyen bir durum ile karşılaştığımızda verdiğimiz tepkiler vardır. Bunlar anlık tepkilerimizi oluşturur. Otobüsü kaçırmak, kaza yapmak gibi. Bu durumlar sağlıklı insanlarda büyük sorunlara yol açmaz. Uygun tepkilerle bunları çözmeye gayret eder. Fakat bir gün boyunca hemen hemen her olaya sinirlenip tepki veriliyorsa bu sürekli öfke dediğimiz ve kontrol edilmezse bizi ve etrafımızdakileri de zora sokan istenmeyen bir durum olur. Kontrol edilmeyen her öfke duygusu eğer istenmeyen davranışlarla dışa vuruluyorsa saldırganlık ve şiddete doğru gider. Bu, iştahını kontrol etmeyen bir insanın zamanla obez olması gibidir. Ya da bazen bu öfke içe atılır, birikir ve hiç beklenmedik bir zamanda sıkışan gazın patlaması gibi birden patlayıverir.
Öfke kontrolünde pratik olarak neler tavsiye edersiniz? İslami kaynaklar, tarihi olaylar ya da yaşanmış hadiseler bize bu konuda neler söylüyor? Öfkenin panzehiri nedir?
Keşke elimizde olumsuz davranışlar söz konusu olduğunda yerine hemen yenilerini koyacağımız aspirin çözümler olsa. Maalesef söz konusu davranış ise bunları değiştirmek ciddi bir farkındalık ve çaba gerektiriyor. Nasıl ki davranışlar tekrar ede ede alışkanlık haline geliyorsa öfke konusunda da yerine koymak istediğimiz doğru davranışı uygulaya uygulaya alışkanlık haline getirmek çok önemli. Bu konuda özellikle tavsiye ettiğimiz öfkemizi sürekli hale getirmemeye çalışmak. Ne demek bu? Yani evde ya da işyerinde nerede ve ne zaman olursa olsun, sürekli öfke modunda olmamak. Sürekli öfke içinde olmak bir arabanın alarmının sürekli çalmasına benzer. İlk alarm çaldığında merak eder bakarsınız. İkinci çalışta aynı şekilde acaba neler oluyor dersiniz ama hala çalmaya devam ediyorsa ya dikkate almaz ya da galiba alarm bozuk tamir ettireyim der ve tamirciye götürürsünüz. Tıpkı bunun gibi bir kişi nadiren öfkeleniyorsa bu durum herkesin dikkatini çeker ama her daim öfkeli ise farklı bakış açıları gelişebilir.
Tabi Peygamber Efendimizin öfke konusunda gerçekten de güzel tavsiyeleri var. Her şeyden önce Kur’an-ı Kerim öfkemizi kontrol etmeyi ve öfke yerine affedici olmayı bize tavsiye ediyor ve bunu gerçekleştirenleri de çok özel insanlar hatta “cennete koşarak giden insanlar” olarak tanımlıyor. Dini metinlerde öfke konusunda karşımıza çıkan en önemli tavsiye, öfkenin alışkanlık haline gelmesini önlemek. Bu konuda önleyici tedbir olarak öfke ve zararları hakkında pek çok bilgi buluyoruz. Bu koruyucu tedbirlerden sonra öfke anında neler yapılması gerektiği hem Kur’an’da hem de hadislerde yer alıyor. İlginç olan şu ki yarattığı insanı elbetteki çok iyi tanıyan Rabbimiz, öfke ile ilgili tavsiyelere rağmen, bu duyguyu kontrol edemeyip olumsuz davranış sergileyen kimselere de yaşadığı pişmanlıktan kurtulmayı sağlayacak tavsiyelerde bulunuyor. Bu durumda biz İslami kaynaklarda “Öfke kontrolü için önce ne bilinmesi gerekir?” sorusunun cevabını arıyor, sonra öfke anında neler yapılması gerektiğini öğreniyor ve bu duyguyu olumsuz bir şekilde yaşadığımızda ortaya çıkacak olan pişmanlık ve keşkelerden nasıl kurtulabileceğimizi keşfediyoruz.
İslami kaynaklarda tabi ki bu konuda örnek bulmak çok kolay. Herhalde en etkileyici örneklerden birisi ilk aklımıza gelen Hz. Ömer olsa gerek. Sahabeden bir kişi gelip “Bize hiç adaletle muamele etmiyorsun?” der. Düşünün “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu.” diye adaleti hakkında şiirler yazılan Hz. Ömer’e söylenen bir söz. “Adaletli davranmıyorsun.” Hz. Ömer adamı dövmek için yerinden kalkıyor. Yanında da İbni Abbas var ve diyor ki: “Ya Ömer Kur’an’da Allah ‘cahillerden yüz çevir’ diyor, bu da cahildir.” Hz. Ömer güçlü kuvvetli, zabtedilemeyecek biri. Fakat ayet hatırlatılınca hemen kontrol ediyor kendini ve vazgeçiyor.
Öfke olumsuz sergilendiğinde bir zehir etkisi ortaya koyuyor. Ama her zehir için elbetteki panzehir vardır. Kur’an-ı Kerim bize öfke yerine affedici olmayı tavsiye ederek bu panzehiri sunuyor. Sevgi dolu olmak, güzel davranışlarda bulunmak, Allahu Teala’nın “settar”, “hilm”, “latif” gibi isimlerini öğrenip anlayarak hayatımıza geçirmeye çalışmak, öfke ile ortaya çıkan olumsuz davranışların yerine koyabileceğimiz güzel davranışlar elbette…
Öfke hakkında doğru bilinen yanlışlardan da bahseder misiniz? “Allah için öfkelenmek” deyince ne anlamalıyız? Bunu dahi dengeleyecek olan nedir?
Öfke kontrolü seminerlerimizde en çok şahit olduğumuz cümle şudur: “Ne olur hocam bize öyle şeyler söyle ki hiç öfkelenmeyelim.” Herhalde en büyük yanlışımız burada başlıyor. Hiç öfkelenmemek; hiç acıkmayı istememek, hiç korkmayı istememek kadar yanlış bir taleptir. Acıkma duygunuzun elinizden alındığını düşünün ya da hiçbir şeyden korkmadığınızı… Sonuçları ne kadar tehlikeli olur hayatımızda. Allahu Teala’nın bize verdiği her duygu çok değerlidir ve bizim hayatımızı kolaylaştıran, güzelleştiren, renklendiren pek çok yönü vardır. Önemli olan bu duyguları fark edip yok etmeden onlara yaratıcımızın istediği istikameti vermektir. Öfkelendiğimizde bu duygu yüzünden pişmanlık duymak yerine bizi öfkelendiren olayın ne olduğunu fark etmeye çalışarak çözüm odaklı bir yaklaşım sergilesek, kesinlikle daha güzel sonuçlar alırız. Maalesef bir yanlışımız da hep bizi öfkelendirenlerin başkaları olduğunu düşünmemizdir. “Sen olmasan aslında öfkelenmeyeceğim, benim öfkelenmemin tek sebebi sensin…” gibi sorumluluğumuzu üzerimizden atan cümleler de maalesef bizim öfkeyi yanlış algılamamıza yol açabiliyor. Elbetteki hayatımızda bizi sinirlendiren, kontrolümüzü zorlayan olaylarla karşılaşıyoruz ama dikkat ederseniz bu olaylara vereceğimiz tepkiyi biz seçiyoruz. Duygularımız ile davranışlarımızın tam ortasında seçimlerimiz vardır ve davranışlarımız bu seçimlere göre şekillenir. Tabi alışkanlıklarımızın bu seçimlerde küçümsenemeyecek bir rolü olduğunu unutmamak gerekli. Biz bayanların maalesef daha fazla uyguladığı yanlışlardan biri de öfkeyi içine atma. Öfkeyi dışa vurmak nasıl ilişkilerimize zarar veriyorsa içimize atmak da kendimize öyle zarar verir.
İlginçtir; öfke ile ilgili yaptığımız araştırmalarda bizi öfkelendiren şeylerin ağırlıklı olarak kişisel sınırlarımızın ihlal edilmesi, engellenme, olumsuz durumlarla karşılaşma, zarara uğrama gibi günlük hayattan kaynaklanan durumlar olduğunu gördük. Peygamber Efendimizin öfke yaşantısını incelediğimizde ise günlük olaylar ve problemler karşısında sükunetini koruduğunu ama söz konusu Allah’ın hakkı ya da dini bir mesele ise sonuna kadar mücadele edip başarıya ulaştığını biliyoruz. Kendimize şu soruyu sorsak: “Arabamızın çizilmesine verdiğimiz tepki ile Peygamberimize hakaret için çizilen karikatür krizine verdiğimiz tepki?..” Dini hassasiyetlerimiz söz konusu olduğunda kayıtsız kalmayıp tıpkı şahsi meselelerimiz için gösterdiğimiz mücadeleyi ve başarıyı gösterebiliyorsak ne mutlu bize…
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi
