Silik Eş, Arkadaş Baba(!) / Klinik Psikolog Mehmet Dinç

39-silik-esHer şeyin hızla değiştiği bir dönemi yaşıyoruz. Ulaşım vasıtalarından iletişim araçlarına, eğitim sistemlerinden yerleşim alanlarına her şey köklü ve hızlı bir şekilde değişiyor. Bu değişimin görünürlüğü her ne kadar araçlar, makineler, yollar ve binalar üzerinden olsa da esasında bütün bu değişimle beraber insanlar, insanların seçimleri, öncelikleri ve beklentileri de değişiyor. Yani değişim, insanın etrafında insandan bağımsız ve insanı dışında bırakarak gerçekleşmiyor. Bilakis belki her şeyden çok, insanla ve insanı değiştirerek ilerliyor. Bu çerçevede hiç şüphesiz sosyal roller ve ilişkiler de değişimden nasibini alıyor. Geçen yüzyılın aile yapısı bugünün aile yapısından nasıl farklıysa geçen yüzyıla göre bugün aile üyelerinin birbirine yönelik ihtiyacı, bu ihtiyacın yapısı ve yönü de farklılaşmıştır. Dolayısıyla mutlu, uyumlu ve huzurlu bir aile yuvası için bu değişen yapıya ve yöne uygun yeni tanımlar, yeni görevler, yeni yapılandırmalar yapmak gereklidir. Bu yenilikler aileyi oluşturan bütün unsurlar için gerekli ve geçerli olsa da burada babalık üzerinde durulacak ve değişen aile yapısı içerisinde babanın nasıl değişmesi ve dönüşmesi gerektiği tartışılacaktır.

Baba Olmazsa Ne Olur ?
Hayat ve hayat tarzı bu kadar değişip insanı da değiştirirken insanla alakalı bazı temel ihtiyaçlar ise asla değişmiyor. Bu temel ihtiyaçların başında hiç şüphesiz aidiyet geliyor. İnsan doğduğu andan itibaren ait olmak istiyor, bağlı olmak, bağlanmak istiyor. Önce anneye, sonra babaya, sonra aileye, sonra topluma. Bu noktada anne ve aile çok önemli ama değişim sürecinde en çok kaybolan insanlardan biri baba. Hâlbuki bizim kültürümüzde baba ailenin direğidir. Direksiz bina olmaz, babasız aile olmaz. Anne için kararlı eş, çocuk için güçlü baba, alternatifi olmayan ve aileyi aile yapan en önemli varlıktır. Değişen dünyada her geçen gün yoğunlaşan babaların vazifesini, kimi zaman televizyonun ya da internetin, kimi zaman öğretmenin, çoğu zaman da annenin yapması bekleniyor. Hâlbuki roller tamamıyla farklı ve annenin doldurduğu boşluğu babanın, babanın doldurduğu boşluğu annenin doldurması zordur. Annenin çocuğa kazandırdığını babanın, babanın çocuğa kazandırdığını annenin kazandırması zordur. Çocuk için sağlıklı duygusal gelişimde annenin yeri çok önemliyken, sağlıklı davranış gelişiminde ise babanın varlığı alternatifsizdir. Toplum içerisinde yaşarken zarar vermeyeceği ve zarar görmeyeceği davranışlar geliştirmeyi çocuk küçük yaşlardan itibaren babadan öğrenecektir. Bu öğrenme de çok büyük oranda ders, nasihat, tavsiye gibi değil; babanın günlük davranışlarını izlemesi, oturup kalkmasını kopyalaması, konuşmasını dinlemesi, ilişkilerini gözlemesi ile gerçekleşecektir. Babasını görmeyen bir çocuğun ya da kısıtlı zamanlarda kısıtlı bir iletişimle gören bir çocuğun, toplum içerisinde uyum sağlamasına yardımcı olacak sağlıklı davranışlar geliştirmesi çok zordur. Nitekim araştırmalar, evde babanın olmadığı ailelerde; okulu bırakma, uyuşturucu ve alkol alma, ergen hamileliği yaşama, şiddet ve suça bulaşma riskinin ciddi anlamda yükseldiğini gösteriyor. Öte yandan babanın (hem fiziken hem ruhen) var olduğu ailelerde ise çocuklarda akademik başarı, sosyal-duygusal gelişim, zihinsel gelişim, cinsiyet uyumu ve özgüven olmayanlara göre bariz şekilde artıyor. Konuyu istatistiksel olarak açıklamak gerekirse yapılan araştırmalar; babasıyla yaşamayan çocukların, babasıyla yaşayan çocuklara kıyasla;
*Hapse girme riskinin 8 kat
*Cinayet işleme riskinin 5 kat
*Davranış problemi yaşama riskinin 20 kat
*Tecavüz vakalarına karışma riskinin 20 kat
*Evden kaçma riskinin 32 kat
*Uyuşturucu kullanma riskinin 10 kat
*Okulu bırakma riskinin 9 kat
*Taciz ve şiddete uğrama riskinin 33 kat
*Bir cinayete kurban gitme riskinin 73 kat fazla olduğunu gösteriyor.
Yine konuyla ilgili yapılan araştırmalara göre, ergen intiharlarının % 63’ü babaların olmadığı evlerde gerçekleşiyor. Evsiz ve evden kaçan gençlerin %90’ının evinde baba yok. Davranış problemleri gösteren çocukların %80’inin evlerinde baba yok. Yer değiştirmiş öfke sonucu tecavüz suçu işleyen gençlerin %80’inin evinde babaları yok. Hapishaneye düşen gençlerin %85’inin evinde babaları yok.

Var Ama Nasıl ?
Burada babanın yokluğunu açıklamak gerekiyor. Söz konusu araştırmalar, babanın fiziken yokluğu üzerine çalışma yapmışlar. Yani çalışma konusu olan; babanın ölüm ya da boşanma sebebiyle çocukların günlük hayatında yer almadığı aileler. Bir de ölüm ya da boşanmanın olmadığı, babanın her gün eve geldiği ancak yine de sanki ölmüş ya da boşanmış gibi çocuğunun hayatında yer almadığı aileler de var. Yani baba var ama yok. İsmi var, cismi var, eve gelip yemek yiyen, uyuyan biri var ama baba olarak çocukların hayatında yok. Ruhsal anlamda evin içinde bir varlığı yok. Bu tür ailelerde çoğu zaman çocuklar üzerinde, babanın yok olduğu ailelerde olduğu gibi çocuklarda yaygın davranış sorunları ortaya çıkıyor. Çünkü baba fiziken var olsa da ruhen yok.

Bugün Dün Değil ya da Harmandalı Çalarken Horon Tepilmez
Orta yaşlarına yakın çoğu babanın genel itirazı vardır bu tespite. Kendilerinin de aynı süreçten geçtiklerini, babalarıyla oturup konuşmak ve sohbet etmek bir kenara, yaklaşmanın bile o zamanlar zor olduğunu söyleyerek de iddialarını güçlendirmeye çalışırlar. Ancak bilmek gerekir ki o zamandan bu zamana çok şey değişti. O zaman çocuklar öyle böyle büyük görerek, izleyerek, gözleyerek büyüyorlardı. Bu büyük bazen dede, bazen amca, bazen dayı, bazen mahallenin bakkalı, kasabı, manavı bazen de komşu amcalar oluyordu. Ancak bugün çocuğun doğru davranış anlamında beslenebilmesi için düzenli ve derinlikli ilişki kurduğu büyükler çoğu zaman yok etrafında. Dolayısıyla babanın baba olarak yükü biraz daha artıyor ve baba kendi konumunu kendi yaşadığı dönemin şartlarına ve çocuklarına göre değil, bu dönemin şartlarına ve çocuklarına göre değiştirmek durumunda. Bir Afrika atasözü “Müzik değişince dans da değişir.” der. Müzik değişti, dönem değişti, şartlar değişti, toplum değişti. Karşılığında mutlaka ama mutlaka babalar, babaların sorumlulukları ve vazifeleri de değişecek. Değiştirmeyen babalar, harmandalı zeybek çalarken horon tepen bir insan gibi garip duracaklar.

Arkadaş Baba Değil, Baba Gibi Baba
Babalar ve babalık değişecek, ancak babalıktan kaybederek değil. Çokça babanın son zamanlarda sık kullandığı bir söz var: “Biz baba oğul gibi değil arkadaş gibiyiz.” ya da “Çocuğumla ilişkim arkadaş gibi.” Unutmamak gerekir ki çocukların arkadaşları var, herhangi bir arkadaşın alternatifi var, dolayısıyla arkadaşa ihtiyaçları yok. Çocukların babaya ihtiyaçları var; baba olan babaya, arkadaş olan babaya değil.

Bugün Mümkün Yarın Değil
Babalar genellikle çocuklarda bir sorun olduğunda ortaya çıkıyorlar. Özellikle de ergenlik döneminin çalkantılı büyük sorunlarında ortaya çıkıyorlar. Ancak söz konusu sorunların bir evveliyatı var. Her büyük sorun ve sorunlu davranış işaretlerle geliyor. Bu işaretler duruma göre bir ay, duruma göre yıllar yılı sorunun geldiğini söylüyor, bazen bağırıyor. Ancak genellikle ya babaya duyurulmuyor ya da baba göz ardı ediyor, önemsemiyor. Büyük sorunlar ortaya çıkana kadar da her şeyin yolunda gittiğini farz ederek asgari dikkat, asgari ilgi ve asgari bilgi ile çocuklarıyla ilişkisini götürüyor. Sonrasında sorunlu davranışlar ortaya çıktığında ise önce tehdit ve cezalandırmalar geliyor. Sonra konuşalım, anlaşalım, erkek erkeğe dertleşelim, derdin ne söyle bana fasılları geliyor. Ancak, ergenlik dönemine gelmiş bir çocuk 10-15 senelik hayatında hiç dertleşmediği bir insanla nasıl bir anda dertleşmeye başlar? Zorunlu günlük konuşmalar dışında doğru düzgün konuşmadığı bir insana nasıl sırlarını açar? Her yanlışı için eleştiren ya da cezalandıran biriyle nasıl düşüncelerini paylaşır? Hele ki çocuk 18-20’li yaşlara geldi ve o zamana kadar babayla sağlıklı bir iletişim zemini bulamadıysa artık babanın bırakın dertleşmeyi normal konuşması bile mümkün olamayabilir. Çocuk küçükken, babanın ayırmadığı küçük dakikalar ve saatler, büyüdüğünde haftalar ve aylar olarak sunulsa yine işe yaramaz. Demir tavında dövülür çünkü. Dolayısıyla bugün çocuğa ulaşmak, çocuğun ruhuna inmek mümkün ama yarın değil, olmayacak.

Anneye Müfettiş Değil Baba Lazım
Çocuklarla alakalı çok sayıda meşgalenin yanında ev işleri de üzerinde olan annelerden, babanın sorumluluğunu üstlenmelerini beklemek hiç şüphesiz çok insaflı olmaz. Ancak maalesef çok sayıda ailede anne evle, çocuklarıyla, eşiyle ilgili ağır sorumluluklarının yanında bir de babanın çocuklarla ilgili sorumluluklarını da üstlenmektedir. Bu ağır sorumlulukların altından kalkamazsa da babalar tarafından eleştirilmekte ve suçlanmaktadır. Çocuğunun kaçıncı sınıfa gittiğini bilmeyen, çocuklarının hayatıyla alakalı sadece hesap soran, okulu ve öğretmenleriyle ödemeler hariç hiç görüşmeyen, anne-baba okulu seminerlerine hiç katılmayan, çocuk eğitimiyle alakalı hiç kitap okumamış çok sayıda baba olduğunu üzüntüyle defalarca tecrübe ettik. Bütün bunlardan sonra da çocuklarla alakalı herhangi bir sorun ortaya çıkarsa da bu “babalar” direkt anneyi sorumlu tutmakta, “eksik” annelik yaptıklarını iddia etmektedirler. Hâlbuki anne annedir, baba babadır. Annenin babanın yokluğunu, babanın annenin boşluğunu doldurması çok mümkün değildir. Dolayısıyla çocukların iyiliği için ailenin ihtiyacı olan şey; zaman zaman anneyi denetleyen, müfettiş gibi annenin başında durup çocuklarla ilgili her sorumluluğu anneye yıkan, herhangi bir sorun durumunda da anneyi suçlayan bir baba değildir. Bilakis ihtiyaç; çocukların her türlü sorumluluğunu anneyle beraber üstlenen, ebeveynlik yükünü anneyle beraber paylaşan, babalığı sadece gündüz işe gidip akşam eve gelmek ve evde mutlak düzen ve sessizlik beklemek olarak anlamayan babadır. Nasıl ki mutluluk zamanları, ebeveynliğin tadı ve gururu paylaşılıyorsa sıkıntı zamanlarında sıkıntılar, sıkıntı olmasın diye de her zaman sorumluluklar anneyle paylaşılmalı, baba babalığı anneden beklememelidir.

Hatasız Kul Olmaz Hatamla Sev Beni
Baba-çocuk ilişkisinde babalar tarafından en sık yapılan hatalardan birisi de çocuklardan yetişkin gibi davranmasını beklemektir. Babalar gençliğin en deli dolu zamanlarını geride bırakıp, bir yuva kurup, hayatını düzene oturtturmanın verdiği olgunlukla hayata bakarlar ve çocuklarının da kendi olgunluklarında hayata bakıp hata yapmamalarını beklerler. Şayet o olgunlukla bakamıyorlarsa da kayıtsız şartsız babalarına teslim olup her sözünü tutmalarını isterler. Bu konuda çok kullanılan bir örnekle, söz konusu beklenti ve isteğin ne kadar yanlış olduğunu anlatalım. Yaşamayı bir dağa çıkmaya benzetirler. İnsan yaşadıkça daha yukarılara çıkar ve daha geniş bir alanı görür. Bazı şeyler de ancak yaşadıkça öğrenilir, eğitimden ve okumaktan bağımsız olarak. Babalar çocuklarına göre dağın daha yukarısında daha geniş bir alanı görmektedirler. Çocukları çok daha aşağıdan onları takip etmekte ve ister istemez daha kısıtlı bir alanı seyredebilmektedirler. Baba şayet çocuklarına bir manzara gösterir ve çocukları bunu göremediklerinde neden görmediler diye şikâyet eder hatta daha ötesine gidip çocuklarına kızar ve ceza verirse hatayı çocuk değil baba yapmış olur. Çocuk hata yapacak, aynı babanın gençliğinde yaptığı gibi. Kendine kalıcı bir zarar vermediği sürece ve başkalarını sıkıntıya sokmadığı sürece hatalar yapmasına da göz yummak gerekir. Çünkü insan bazen hatayla öğrenir. Bir musibet bin nasihatten iyidir derler ya büyükler. Çünkü insan hata yapmak zorundadır. Hatasız kul olmaz.

Kendimize Gösterdiğimiz Kadar Hoşgörü Gösterelim
Babalar; çocuklarıyla sorunları olmadığı, keyifli oldukları dönemlerde daha rahat davranırlar veya hayatlarında işlerinden ya da kendi ilişkilerinden kaynaklanan sıkıntılar sebebiyle daha farklı davranırlar. Bu rahatlık ya da farklılık onları normalde davrandıklarından değişik davranmaya itebilir. Hiç şüphesiz böyle bir durum karşısında kendilerini hoş görecek ve çok makul sebepler ileri süreceklerdir. Ancak çocuk aynı sebeplerle değişik davransa o sebeplere ikna olmayacaklar ve çocuktan hesap soracaklardır. Bu noktada aklımızda tutmamız gereken önemli bir nokta var: Çocuklar bize kıyasla, farklı davranmak için daha çok sebebe sahipler, daha mazurlar. Dolayısıyla onların farklı davranışları karşısında en az kendimize gösterdiğimiz kadar hoşgörü ve anlayış göstermek zorundayız.

Her Davranış Model
Davranış her zaman sözden daha etkilidir, sözün önünde gider. Bu nedenle çocuklarınıza bir davranış, bir alışkanlık kazandırmak istiyorsanız önce kendinizde bu davranış veya alışkanlığın olup olmadığını kontrol edin. Siz de olmayan bir davranışı ne kadar etkileyici bir üslupla ne kadar güzel örneklerle anlatırsanız anlatın, çocuğun dünyasında “Gerçekten çok iyi bir davranış olsaydı babam da yapardı.” olarak karşılık bulacaktır. Bu anlamda en büyük sıkıntı, babaların çocukların teknoloji kullanımına ve ders çalışmalarına yönelik tepkileri ile ilgili oluyor. Saatlerce televizyon başında kalan ya da cep telefonunu elinden bırakmayan babalar, çocuklarının bilgisayar kullanımını sınırlandırmaya çalışıyorlar ya da senede bir kitap bile bitirmeyen, eline gazeteden başka okumak için bir şey almayan babalar, çocuklarının düzenli ders çalışması için baskı yapıyorlar. Emin olun hiçbir etkisi olmaz bu baskıların, çocuğunuzla aranızın bozulmasından başka. İdeal olan, çocuğunuzun yapmasını istediğiniz şeyi önce kendiniz yapmanız. Çünkü her sözünüz değil, her davranışınız çocuk için model.

Sorular Var Sorunlar Olacak
Her gelişim bir değişimdir ve her değişim beraberinde doğal olarak sorular ve sorunları da getirir. Gelişimin en hızlı seyrettiği çocukluk ve ergenlik döneminde, hızla büyüyor olmanın getirdiği çok sayıda soru ve sorun kaçınılmaz olarak olacak. Sorularla ilgili, çocuklarla açık bir iletişimin kurulması, çocukların korkmadan çekinmeden size merak ettikleri soruları sorabilmeleri çok önemlidir. Çünkü merak ettikleri soruları size sormayınca o merak ölmez, sadece muhatap değiştirir. Çocuklar size sormaz, internete ya da arkadaşlarına sorarlar. Ancak ne internet ne de arkadaşları, çocuğunuzun kendisi, dünyası ve hayatı hakkındaki soruları sizin kadar özenli, dikkatli ve iyi niyetli cevaplamayabilir. Bu riski almamak ve çocuğun doğal merakından dolayı zarar görmesine mani olmak için soru sorulabilir bir baba olmak gerekir. Bir diğer mesele olan sorunlar meselesinde de benzer bir süreç var. Çocuğun gelişim döneminde sorunları olacak ve bu sorunlar karşısında yardım alabileceği insanlara ihtiyaç duyar çocuk, hesap vereceği değil. Bu anlamda her sorun bir şey anlatmak ister. Şayet baba, sorun davranışın arkasında çocuğun vermek istediği mesajı görmez ve çocuğa hesap sorup cezalandırırsa çocuk yaşadığı sorunla alakalı ihtiyaç duyduğu yardımı dışarıdan aramak zorunda kalacaktır. Dışarıda da sorun yaşayan çocuklara yardım etmek (!) isteyen uyuşturucu satıcısından çete liderine çok sayıda kötü niyetli insan hazır bekliyor!

1 yorum

  1. Konuyu çok sade bir dille anlatmışsınız. Özellikle “dağa çıkma” metaforunu çok yerinde buldum. Bunu kendi çalışmalarımda da kullanacağım. Saygılarımla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir