Sağlıklı Kalbin Yol Haritası / Prof. Dr. Ramazan Kargın

Günümüzde kalp sağlığını tehdit eden faktörler çeşitlendi; yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol… Bu hastalıklar neden genellikle bir arada görülüyor? Vücudumuzda nasıl bir domino etkisi oluşturuyor ve bu döngüyü kırmak için neler yapabiliriz?
Yüksek tansiyon, kolesterol ve diyabet gibi hastalıklar toplumda oldukça sık karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Kişinin ilerleyen yaşamında sadece bir tanesi veya birkaçı birlikte çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu sağlık sorunlarının birçok sebebi olup hastalıkların birkaçının birlikte olmasına zemin hazırlar. Kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği, ayaklarda yara gibi hayati risk oluşturan sağlık sorunları tutulan organa göre değişebilir. Öncelikli hayati risk oluşturan bu ve diğer risk faktörlerine karşı koruyucu sağlıklı beslenme ve yaşam uygulamalarının öğrenilmesidir. “Mucize Hayat” isimli kitabım bu konuda size yol gösterici bir rehber olarak hazırlandı.
Kalp Sağlığı İçin Doğru Beslenme ve Yaşam Tarzı
i. Sağlıklı besinlerden oluşan gıdalarla dengeli beslenin.
ii. Aşırı tuzlu gıda tüketiminden kaçının.
iii. Sigara, alkol içmeyin.
iv. Fiziksel aktivite yapın, adım atarak yaşayın.
v. Fazla kilolardan kurtulun.
vi. Bol miktarda su içmeye özen gösterin.
vii. Stresten uzak durun, daha fazla gülün.
viii. Uykunuza önem verin, yeterli süre uyuyun.
ix. Sindirim sistemi sağlığınızı koruyun.
x. Dişlerinizi düzenli fırçalayın.
xi. Kahve tüketimini sınırlayın.
xii. Siyah çayı azaltın, yeşil çay ve diğer bitkisel çaylara yer açın.
Kalp Sağlığını Korumak İçin Alınması Gereken Gıda Miktarları
• Günlük, 2-3 öğünde, 200 gram ve belki biraz üstünde meyve tüketilmeli.
• Günlük, 2-3 öğünde, 200 gram ve belki biraz üstünde sebze tüketilmeli.
• Tuz kullanımınızı sınırlandırın. Yemeklere çok elzem olmadıkça ilave tuz kullanmayın.
• 30-45 gramlık günlük lif kaynağınız için ekmek olarak tam tahıllı olanları tüketin (Tam tahıllı ekmek miktar günlük 200 gram olmalı).
• Haftalık 2 ile 5 kâse arasında (yaklaşık 250-450 gram) baklagillerden tüketin.
• Kırmızı et miktarınızı kontrol edin. Haftada 350 ile 500 gram arasında bir dengede olmalı. (İçeriğindeki yağ oranı %10’dan az olmalı)
• Haftada 300 gram beyaz et (tavuk, hindi) tüketin (ortalama 2-3 porsiyon).
• Haftada 1-2 öğün balık tüketin (226 gram civarında yağlı balık).
• Her gün en az 1 yumurta tüketin.
• Her gün yoğurt veya süt, haftada 3 gün peynir tüketin (200 gram).
• Günde 30 gram tuzsuz ve işlem görmemiş kuruyemiş tüketin (yaklaşık bir avuç).
• Su tüketiminize özellikle dikkat edin.
• Günlük alınacak toplam yağ oranı 72 gram olmalı.
Yağ olarak zeytinyağını ilk sırada tüketin.
Doymuş yağ oranı 20 gramı geçmemeli.
Tereyağını sınırlı tüketin.
İşlenmiş trans yağ asitlerinden uzak durun.
• Tuz içeriği belirsiz veya zengin gıdalardan, şekerli-gazlı içeceklerden, tatlılardan, işlenmiş gıdalardan (et ürünleri, şekerli, bitkisel) uzak durun.
Modern hayatın getirdiği hareketsizlik artık çocukluk çağında başlıyor. Tablet, telefon bağımlılığı, fast-food kültürü derken kalp hastalıkları erken yaşta görülüyor. Bu gidişatı nasıl değerlendirebiliriz ve çocukluk çağından itibaren nasıl önlemler alabiliriz?
Bu durum zamanımızın maalesef önemli bir davranış problemi, özellikle gençlerde. Çocukluk çağında tablet, telefon gibi cihazlara aşırı maruz kalmak uykusuzluk ve stres artırıcı etki yaparak kalbi yorar, beslenme problemi ilave olarak sağlıksız gıdaların tüketilmesi ile oluşan zararlı etki katlanarak çok ciddi kalp hastalıklarının oluşumunu hızlandırır. Bundan korunmak için başta aileler olmak üzere, okul gibi eğitim kurumları, basın ve devlet kurumları gibi toplumun tamamının gençlerle birlikte bilinçlenerek hareket etmesi gerekir. Spor, müzik, resim gibi çocukların sevdiği, arkadaş ortamı olan ve sağlıklı gıdalardan oluşan beslenme alışkanlıkları kazandırılarak günlük aktiviteleri zenginleştirilmelidir.
İş hayatındaki stres ve rekabet ortamı, evden çalışmayla birlikte daha da yoğunlaştı. Sürekli online olma hali, belirsizlikler ve artan iş yükü kalbimizi nasıl etkiliyor? Bu yeni çalışma düzeninde kalp sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?
Ev gibi yaşam alanlarında uzun süreli iş yapmak stres artırıcı etkisiyle vücut fonksiyon bozukluklarını oluşturur. Uyarıcı ve susturucu vücut mekanizmaları kontrolsüz çalışarak yüksek tansiyon gibi hastalıkların oluşumunu tetikler. Bu nedenle ev gibi yaşam alanlarında iş yapma süresi birkaç günden uzun olmamalıdır. Yaşam alanı ile iş hayatını birbiri ile karıştırmamalıyız. Ev dışı ve ekip ortamında çalışmak kalp sağlığı açısında daha faydalıdır. Çünkü buralarda arkadaş ve sosyal aktiviteler gelişir. Şayet ev ortamında çalışmak kaçınılmaz bir durum ise ev dışı aktiviteleri aileniz veya arkadaşlarınızla doğayı da içine katarak yapmanızda kalp fonksiyonlarının korunması açısından fayda vardır.
Uyku kalitesi ve kalp sağlığı arasında güçlü bir bağ olduğu biliniyor. Özellikle vardiyalı çalışma sistemi ve gece geç saatlere kadar süren mesailer bu düzeni bozuyor. Vücudumuzun sirkadiyen ritmi bozulduğunda kalbimiz nasıl etkileniyor? Bu durumda nasıl bir denge kurabiliriz?
Maalesef gece iş hayatımız bizim kontrolümüz dışında zaruri bir durum olarak devam ediyor. Önemli olan mevcut her durumda en faydalı aktivitelerin yapılmasıdır. Gece alınan uyku kalp ve genel vücut fonksiyonlarının korunması için oldukça faydalı olup gündüz uykusuna göre daha çok tercih edilmelidir. Şayet gece çalışıyorsanız, gündüz uykunuzun belli bir saatte karanlık, sessiz ve serin bir ortamda olmasına özen gösterin.
Son yıllarda hareketsiz yaşamın zararlarını azaltmak için farklı egzersiz yöntemleri öneriliyor. Kısa süreli yüksek tempolu egzersizler mi, yoksa daha uzun süreli düşük tempolu aktiviteler mi kalp sağlığı için daha faydalı? Düzenli hareketin kalp üzerindeki etkilerini nasıl açıklayabiliriz?
Aslında aktivitelerin hepsi kalbe faydalı olup öncelikli olarak yürüme, koşma, yüzme, bisiklet sürme tercih edilebilir. Bunun dışında iş yerinde, ev işleri, bahçe işleri, fitness, mekik, şınav ve spor salonlarında yapılan diğer birçok durağan ve hareketli aktiviteler de yapılabilir. Aktiviteleri hareketli ve kas kuvvetlendirici olarak basit 2 gruba ayırabiliriz. Önemli olan sürekli olması, kişinin sevdiği ve yapabileceği hareketli ve kas kuvvetlendirici aktiviteleri de içermesidir. Haftanın 3 veya 4 günü, haftalık toplam süre en az 90-150 dakika veya kişinin vücut dayanıklılığı uygunsa 300 dakikaya kadar aktivite yapılabilir. Aşırı ve zorlayıcı aktivitelerden ise ilave sağlık problemleri oluşturabileceği için kaçınmakta fayda vardır.
Kalp hastalıklarında erken tanı ve risk faktörlerinin belirlenmesinin önemli olduğu söyleniyor. Genetik yatkınlık, yaşam tarzı ve çevresel faktörler bir araya geldiğinde nasıl bir risk profili oluşuyor? Bu riskleri önceden belirleyip önlem almak mümkün mü?
Kalp hastalıkları çok geniş bir hastalık grubunu oluşturur. Oluşturan sebepler de bir o kadar çeşitlidir. Hastalıklardan bazıları çok nadir iken yüksek tansiyon, kolesterol, kalp ve damar hastalıkları toplumda oldukça sık görülmektedir. Her 2 veya 3 erişkin kişiden biri maalesef bu hastalığa maruz kalmaktadır. Oransal olarak düşünüldüğünde bu çok yüksek bir sağlık sorunudur. Kişisel bir kalp damar risk sebepleri çok kolaylıkla saptanabilir. Kalp damar hastalık ve sebepleri o kadar artmıştır ki olay bireysel bir durumdan daha çok toplumsal bir yöne doğru ilerlemiştir. Dolayısıyla bizim kişisel tanı ve tedavi uygulamaları yerine toplumsal olarak bilinçlenme ve kalp hastalıkları önleyici tedbirleri uygulamamız gerekmektedir. Doğru yapılan basit alışkanlıklar bu hastalıkların oluşturacağı ölümcül sonuçlardan birçoğunu önlememize yardımcı olur.
Kolesterol yönetiminde ilaç tedavisinin yanı sıra beslenme düzeninin rolü nedir? Özellikle ‘iyi kolesterol’ ve ‘kötü kolesterol’ dengesini sağlamada hangi besinler etkili? Günlük beslenmemizi düzenlerken nelere dikkat etmeliyiz?
Sigara, alkol gibi alışkanlıklarımız, aldığımız gıdalardaki yağ, asit, şeker, kolesterol, lif, omega-3, fitosterol, vitamin, mineral, baharat miktarı ve genetik özelliklerimiz kan kolesterol düzeyine etki etmektedir. Ayrıca vücut fazla kilo, hareketsiz yaşam, stres ve kalitesiz uyku gibi diğer faktörler de kan kolesterolünün ateroskleroz dediğimiz damar yapısal bütünlüğünün bozulmasına neden olmaktadır. Yaşam tarzı değişikliği ve doğru beslenme bunun ilk adımıdır. Bol su içilmeli; sebze, meyve, baklagiller, kuruyemiş, balık, tam tahıl, zeytinyağı gibi sağlıklı gıdalar öncelikli tercih edilmelidir. Lifli, omega-3 yağ asidi, çoklu doymamış yağ asitleri, fitosterol, vitamin, mineral ve baharat zengin içerikli gıdaların iyi kolesterol artırıcı etkisi vardır. Doymuş yağ asidi, şeker, kolesterol ve işlenmiş gıdaların (şeker, tuz, doymuş yağ asit, trans yağ asidi) aşırı tüketilmesi kötü kolesterol artırıcı etki yapar. “Mucize Hayat” isimli kitabımda yer alan bu genel kuralları hatırlatmak isterim. Doğru beslenme ve yaşam tarzına rağmen devam eden yüksek kan kolesterol durumlarında mutlaka ilaç tedavisi de ilave edilmelidir.
Modern yaşamın getirdiği hazır gıda tüketimi, paketli ürünler ve fast-food alışkanlığı kalp damar sistemimizi nasıl etkiliyor? Bu ürünlerdeki gizli tuz, şeker ve yağ miktarları vücudumuzu nasıl yoruyor? Yoğun iş temposunda pratik ama sağlıklı beslenme alışkanlıkları nasıl geliştirilebilir?
Öncelikli olarak belirtmek isterim; hazır gıda tüketimi, paketli ürünler ve fast-food alışkanlığı kalp sağlığı için önerdiğimiz bir beslenme şekli değildir. Gıda işleme tekniğine göre besin değerinde çok önemli değişiklikler olmaktadır, sıklıkla da bu durum gıda zengin içeriğinde azalmaya neden olmaktadır. Ayrıca bu tür besinlerde tuz, şeker ve yağ asit miktarı belirsiz olup kalp sağlığına zarar verici miktarda yüksektir. Dolayısıyla hem içerik açısından zayıf hem de ihtiyaç fazlası gıda alımı olmaktadır. Bu beslenme şeklinin süreklilik kazanması başta kalp olmak üzere genel vücut sağlığımıza da zarar verir. Sağlıklı gıda tercihi ilk adım olup bu kültürel bir alışkanlık halini kazanmalıdır. Alınan gıda miktarı da ölçülü olmalıdır. Önemli bir yanlışımız da aşırı miktar gıda tüketmemizdir.
Hipertansiyon tedavisinde tuz kısıtlaması klasik bir öneri. Ancak modern yaşamda hazır gıdaların içindeki gizli tuz miktarı oldukça yüksek. Günlük hayatta tuz tüketimini nasıl kontrol edebiliriz? Alternatif lezzetlendirme yöntemleri neler olabilir?
Ülkemizde ve dünyada maalesef çok önemli bir sağlık problemidir bu. Günlük tuz ihtiyacımız 3-5 gram iken ortalama kişisel tüketim miktarı 20 gram veya üzerinde olmaktadır. Aşırı tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında çok kuvvetli bir ilişki bulunmaktadır. Tuz duyarlılığı dediğimiz bu durum aşırı tuz tüketenlerin %60’ında yüksek kan basıncının gelişmesine neden olmaktadır. Bunun nedeni kişinin yemekleri lezzetlendirme düşüncesiyle bilinçsiz bir şekilde tuz ilave etmesi veya farkında olmadan tuz oranı yüksek gıda tüketmesidir. Günlük tuz alım dengesini ayarlamak oldukça zor bir durumdur. 200 gram ekmek yaklaşık 2-3 gram tuz içermektedir, bu kişinin günlük ihtiyacının önemli bir bölümüdür. Sağlıklı beslenmede 200 gram ekşi mayalı tam tahıl ekmek tüketimi olmalıdır. Dolayısıyla günlük ihtiyacın önemli bir kısmı bu şekilde sağlanmaktadır. Bunun dışında aldığımız her miktar buna eklenecektir. Her gıda az miktarda da olsa tuz içermektedir. Dolayısıyla sizin yapacağınız kontrolsüz ilave tuz, ihtiyaç fazlası olup yüksek tansiyona neden olacaktır. Sağlıklı tuz alımı için ilk adım, lezzetlendirme amaçlı tuz ilavesini en aza indirmek olmalıdır. Daha sonra tuz açısından zengin ve miktarı belirsiz zeytin, peynir, turşu, şalgam, soslar ve diğer işlenmiş gıdalara dikkat ederek tüketilmelidir; mümkünse tuz içeriğini azaltıcı yöntemler veya tuzsuz olanlar tercih edilmelidir. Bir diğer aşama ise lezzet keyfini devam ettirmek ve ilave sağlık faydaları nedeniyle tuz yerine baharat tercihine yönelebilirsiniz.
İş yerinde uzun süre hareketsiz kalmak zorunda olanlar için pratik öneriler neler olabilir? Masa başı çalışanlar günlük rutinlerine hangi aktiviteleri ekleyebilir? Bu küçük değişikliklerin kalp sağlığına etkileri neler?
İş yerinde uzun süre masa başı çalışmak sağlığımızı olumsuz etkiler. Bu nedenle gün içinde mümkün olduğu kadar aktivite yapılmalıdır. Aktivitelerin hepsi kalbe faydalı, tabii ki çeşidine ve süresine göre bu değişmektedir. Asansör ve araç kullanmak yerine gün içi mola veya dinlenme saatlerinde yürüme aktivitesi oluşturulabilir. Sürekli masa başı çalışmak beden sağlığına zararının yanında iş başarısını da azaltır. Bu zararı azaltmak için yapılabildiği kadar iş ortamı ve ev-iş arası ulaşımda yürüme aktiviteleri yapılabilir. Şayet gün içi yeterli aktivite yapamıyorsanız mesai dışı saatlerde kendinize aktivite zamanı oluşturun. Her gün olmasa da gün aşırı 30-45 dakika yapılan yürüme veya koşu aktiviteleri çok önemli kalp faydası sağlar. Bunlara ilave olarak mekik, şınav gibi ev ortamında yapılan kas kuvvetlendirici aktiviteleri de ilave edebilirsiniz.
Soğuk havalarda kalp rahatsızlıklarının artmasının altında yatan sebepler neler? Vücudumuz soğuk havaya uyum sağlamaya çalışırken kalp-damar sistemimizde nasıl değişiklikler oluyor? Bu dönemde nelere dikkat etmeliyiz?
Üşüdüğünüzde cildiniz ve parmaklarınızda kan damarları daralır, böylece daha az ısı kaybedilir. Ancak bu daralma dolaşımın geri kalanında daha fazla basınç oluşturup kalbin kan pompalamak için daha fazla çalışması anlamına gelir, bu da kalp atış hızını ve kan basıncını artırır. Bu soğuğa karşı normal bir tepkidir, ancak fazla zorlanma özellikle hareketli aktivite sırasında mevcut bir rahatsızlığı olan kişilerde kalp şikâyetlerine yol açabilir veya soğuk olduğunda fiziksel olarak daha az aktif olabildiklerini görebilirler. Soğuk hava aynı zamanda kan pıhtısı oluşturabilir, bu da kalp krizi veya felce yol açabilir. Bu nedenle, kalp rahatsızlığınız varsa kışın sıcak kalmanız önemlidir. Soğuk olduğunda kendinizi daha kötü hissediyorsanız mümkünse en soğuk günlerde evde kalın ve sıcak ortamlarda aktiviteler yapın.
Kalp krizinin belirtileri kadın ve erkeklerde farklılık gösterebiliyor. Bu farklılıkların sebepleri neler? Özellikle kadınlarda görülen ve gözden kaçabilen belirtiler nelerdir? Erken tanı için nelere dikkat edilmeli?
Erkek ve kadınlar kalp damar sistemlerinde farklılıklar gösterir. Kadınların kalpleri erkeklere kıyasla daha küçüktür ve kan damarları daha dardır. Erkekler ve kadınlar kalp hastalığına yakalanma açısından farklı risk faktörlerine sahiptirler. Kadınlarda endometriozis, preeklampsi ve gebelik diyabeti gibi hamilelik döneminde oluşan hastalıklar kalp krizinin oluşmasına yol açabilir. Ayrıca kadınlar kalp damar ani daralması, yırtılması ve kırık kalp sendromu gibi kalp krizi yapan ateroskleroz dışı hastalıklara yakalanma olasılığı erkeklerden daha yüksektir. Sonuçta kadınlarda kalp krizi belirtileri farklık gösterebilir. Erkeklerde olduğu gibi, kadınlarda da en sık görülen kalp krizi belirtisi göğüs ağrısı veya rahatsızlıktır. Ancak kadınlar, nefes darlığı, mide bulantısı, kusma, karın, sırt veya çene ağrısı gibi kalp kriziyle daha az ilişkili olan başka belirtiler yaşayabilir. Önemli bir diğer nokta ise kadınların belirtilerini görmezden gelme olasılığı daha yüksektir.
Kalp damar hastalık tanısında hasta şikâyeti yanında ilk yapılması gereken aile öyküsü, sigara, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi risk faktörlerinin olup olmadığının saptanmasıdır. Kadınlar için ilave olarak daha önce bahsettiğimiz özel durumları da akılda bulundurmak gerekir. Sahip olunan risk faktörleri ve şikâyet durumuna göre kan tahlili (troponin), EKG, Efor, Eko, Doppler, BT anjio, Sintigrafi, MR veya koroner anjio ile kalp damar hastalık varlığı araştırılır. Kadınlara özgü hastalıkların kalp tutulumu araştırması için MR’ı daha fazla düşünmek gerekebilir.
Teknoloji bağımlılığı ve sürekli ekran başında olma durumu, kalp sağlığımızı nasıl etkiliyor? Uzun süre hareketsiz kalmanın yanı sıra, dijital stres faktörlerinin kalp üzerindeki etkileri neler? Bu etkileri azaltmak için neler önerirsiniz?
Teknoloji bağımlılığı ve sürekli ekran başında olma çok önemli bir stres etkenidir. Stres ise kalp hastalığı için çok önemli bir risk faktörüdür. Teknoloji bağımlılığını sadece bir kalp hastalığı sebebi olarak görmeyip başlı başına ayrı bir hastalık olarak düşünmek gerekir. Kişinin bütün aktiviteleri azalır; sağlıklı düşünme, beslenme, sosyal ilişkileri ve uyku düzeni bozulur. Uzun süre yaşanan bu olumsuzluklar baroreseptör, kemoreseptör ve oksidatif stres ile kalp koruyucu mekanizmalar üzerinde bozucu tarzda etkiler oluşturur. Kalp ritim düzensizlikleri, yüksek tansiyon ve kolesterol gibi hastalıkların daha kolay gelişmesine zemin hazırlar. Önemli bir kalp sağlık sorunu olan dijital teknoloji bağımlılığı zararları konusunda bilinçlenmek ve günlük hayatımızdaki kullanım süresini en aza indirmek gerekir.
Gıda endüstrisindeki değişimler ve katkı maddeleri kalp sağlığımızı nasıl etkiliyor? Koruyucular, tatlandırıcılar ve işlenmiş gıdaların uzun vadeli etkileri neler? Doğal ve yerel gıdalara yönelirken nelere dikkat etmeliyiz? Market alışverişinde etiket okuma alışkanlığı nasıl geliştirilmeli?
Hazır ve işlenmiş gıdalar en önemli beslenme sorunlarından birini oluşturuyor. Genellikle gıda işleme tekniği besin içerik kalitesinde önemli bir azalmaya sebep olur. İkinci önemli husus ise bu tür gıdaların içerdikleri tuz, yağ, trans yağ asidi, şeker ve koruyucu madde oranları oldukça fazla olup birçoğunda miktarları net olarak bilinmemektedir. Kalitesiz ve vücut fizyolojik ihtiyaç fazlası alınan bu maddeler kalp sağlığımızı çok kolay bozmaktadır. Kalp sağlığını korumak için basit ama çok kıymetli bir alışkanlık olarak endüstriyel işlenmiş katkı maddeli gıdalardan uzak durularak mevsimsel özelliklerine göre doğal ve taze gıda tüketmeye önem verilmelidir.
Düzenli check-up ve tarama testleri kalp sağlığı açısından çok önemli. Hangi testler, hangi yaş gruplarında, ne sıklıkta yapılmalı? Risk gruplarına göre nasıl bir takip programı oluşturulmalı?
Kalp hastalıkları çok geniş bir hastalık grubundan oluşur. Ama bunların içinde kalp krizi en sık ve önemli olanıdır. Kalp krizine giden yolda ise sigara, alkol, yüksek tansiyon, kolesterol, diyabet, hareketsiz yaşam, stres, uyku bozukluğu, yaş ve aile öyküsü gibi birçok faktör yer almaktadır. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus ise bu faktörlerin bazılarının erken dönemde sıklıkla herhangi bir şikâyet oluşturmadığı için hastalık tanısının gecikmesi veya bazen tanı konulamamasıdır. Kalp krizi oluşturan bu faktörlerin ise sayısal olarak ülkemizde maalesef milyon rakamları ile ifade edebileceğimiz sıklıkta olmasıdır.
Düzenli tansiyon takibi, kan tahlili ve görüntüleme yöntemleri ile hastalık tanısı kolaylıkla konulmaktadır. Yaştan bağımsız herhangi bir kalp şikâyet durumunda zaman kaybetmeden doktor muayenesi erken yapılmalıdır. Herhangi bir kalp şikâyet yokluğunda ise 20 – 40 yaş gurubunda beş yılda bir bu muayene yapılabilir. 40 yaş sonrası ise bu faktörlerin varlığına ve sıklığına göre süre daha sık aralıklarla muayene yapılmalıdır. Diyabet, yüksek tansiyon ve kolesterol varlığında muayene 6 ay -1 yıl içinde düzenli sıklıkta olmalıdır. Ayrıca, tedavi altındaki hastanın klinik duruma göre bu süre değişkenlik göstermektedir ve sorumlu hekim tarafından günlük, haftalık veya aylık olarak düzenlenebilir.
Kalp sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı ile mutlu günler dilerim…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir