Çağımızın Sessiz Salgını: Dijital Cinsellik Tuzağı / Psikoterapist Rabia Aydın

Öncelikle modern toplumlarda giderek yaygınlaşan bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle dijital çağda erişimin kolaylaşması ve normalize edilme eğiliminin toplumsal yansımalarını nasıl görüyorsunuz?
Dijital çağda hepimiz bir ağ ile birbirimize bağlanıyoruz. Erişimin çok kolay, zahmetsiz ve çok hızlı olması çevirim içi hayatı fazlalaştırıyor, her şeyden haberdar olabiliyoruz. Ama bu bize bir özgürlük mü getiriyor yoksa algoritmanın elinde sürekli değişen, ona göre şekillenen bir insan haline mi geliyoruz? Dünya son yıllarda bir kabuk değiştirme döneminde, bizler bunu yeni deneyimliyoruz, henüz karşı karşıya kaldığımız durumun uzun vadeli sonuçlarını tahayyül edemiyoruz. Burada Kemal Sayar’ın “Ağ: Sanal Dünyada Gerçek Kalmak” kitabını sevgili okurlara öneririm. Haz ve hız kültüründe adeta kendimize âşık olurcasına bir özseverlik başladı. Bireyselleşen yaşamlarda ben’e olan vurgu, kendi paylaşımımızın ve görüşümüzün onaylandığını görmek ve mutlu olmak istiyoruz. Tam tersi bir durumda ise öfkemiz fazlasıyla artabiliyor. Bir anda çok iyi duygular zirvedeyken aniden kırılmalar yaşabiliyoruz. Konuşulacak çok yön var elbette ama sonuç olarak doğal ilişkilerin dışına çıkmış durumda oluşumuz, dijital çağın dikkat etmemiz gereken büyük bir yönü.
Beyin fizyolojisi açısından baktığımızda, dopamin döngüsünün bozulması ve ödül sisteminin yeniden yapılanması sürecini anlatır mısınız? Bu süreç kişinin günlük yaşamını, motivasyonunu ve karar verme mekanizmalarını nasıl etkiliyor?
Ödül sisteminin temelde işlevi faydalı eylemleri desteklemek ve kişiyi zararlı eylemlerden korumaktır. Beynin ödül sistemi sağlıklı çalıştığında kişiyi değerleriyle temas ettirebilecek zenginlikte aktivitelere yönlendirir. Sosyal ilişkilerini geliştirmeye, iletişim kurmaya, yeni hobiler geliştirmeye daha açıktır. Kişiler yeni adımlar atmaya ve mesleki başarı için motivasyona ihtiyaç duyarlar. Lakin ödül sisteminin bozulmasıyla bu doğal zevk kaynaklarına ilgi gittikçe azalır. Gerçek hayattaki tatmin kaynaklarını etkisiz kılar çünkü beyin kolay ve anlık tatmine alışır. Bu da motivasyon kaybı, dikkat eksikliği ve karar verme süreçlerinde bozulmaya sebep olur. Prefrontal korteksi etkileyerek kişinin dürtü kontrolünü zayıflatır ve odaklanma problemi yaşatır. Beyin bu durumda dopamini algıyamadığı, başarılı olamadığı davranış yerine dopamini ekstrem seviyede yükselten pornografi izleme davranışına yönelecektir. Bu da kişinin kolayca bağımlılık geliştirmesine yol açabiliyor.
Günümüzde özellikle Z kuşağının erken yaşta pornografiyle tanışması konusunda ebeveynlere ne gibi sorumluluklar düşüyor?
Z kuşağı dijital dünyada büyüdüğü için pornografiyle tanışma yaşı gittikçe düşüyor. Artık ilkokul çağındaki çocuklarda çok sık duyuyoruz. Merak ve heyecan verici bir yer haline geliyor. Diğer taraftan çocuklar arkadaşlarının izlediği bir yerde sosyal baskı hissedilebiliyor. Beyni cinselliği yaşamaktan ziyade cinselliği izlemeye formatlıyorlar. Bu gençlerin evlenip cinselliği yaşama yaşını düşünün. Bu süreçte zaten bu gençler için pornografi ve mastürbasyon maalesef duygusal regülasyona dönmüş oluyor. Burada en önemli konulardan biri de pornografide gördüğüm şeyler gerçek, her zaman cinsellik mükemmel düşünceleriyle bir birleşme yaşanıyor. Ebeveynler bu konuda öncelikle ayıp, günah cümlelerini bırakıp çok daha esnek bakabilirler. Pornografinin gerçek hayattaki ilişkileri temsil etmediğini ifade edebilirler. Çocukların cinsellikle ilgili meraklarını bastırmak yerine, güvenli ve sağlıklı bir ortamda açık bir diyalog kurmalarını öneririm. Bunun ilk basamağı çocukluk dönemi. Bu dönemde çocuğun yaşına ve gelişimine uygun cinsel eğitim verilmeli. Duygusal manipülasyon ve güç üzerine bir ilişkiden uzak olmalıyız. Kuralların belirsiz olduğu bir evde anne babaların güç kullanarak öfkeyle güçsüz olanın elinden telefonu aldığı bir hâle dönüşmemek için bakış açımızı genişletmemiz gerekiyor. Ebeveynlerin dijital dünyaya yabancılaşma durumunu bırakmalarını, oyun içeriklerine bakmalarını ve birlikte oynamalarını tavsiye ederim. Bir konuyu ele alırken önemli olan bizim gibi düşünmesi değil, değer ve saygı üzerine bakabilmesi.
Kişinin öz değer algısı ve kimlik oluşumu sürecinde oluşturduğu tahribatı nasıl açıklarsınız? Özellikle ergenlik döneminde bu etkiler nasıl ortaya çıkıyor ve sağlıklı gelişimi nasıl engelliyor?
Özellikle ergenlik döneminde kimlik gelişimi tamamlanmadığı için, pornografiyle şekillenen cinsellik algısı, bireyin öz değer duygusunu olumsuz etkileyebilir. Gencimiz yetişkin içeriklerde karşılaştığı gerçek dışı vücut standartları ve idealize edilmiş fiziksel özellikler ile kendi bedenini karşılaştırıyor. Kendi bedeninden memnun olmayan birey, duygusal ilişkilere karşı kaçınma davranışı sergiliyor. Duygusal ilişkilerin olmadığı yerde var olan pornografi daha da artıyor. Zaman zaman kişi iyi bir eş olamayacağım çünkü ben pornografiye bağımlıyım, eşime ihanet edeceğim gibi düşüncelerle birleşme yaşayabiliyor ve güven, bağlılık gibi değerlerden uzaklaşabiliyor.
Pornografi bağımlılığının, kişinin gerçek cinsel yaşamı üzerindeki etkileri nelerdir? Özellikle gerçekçi olmayan beklentiler ve performans kaygısı gibi sorunların tedavi sürecinde nasıl bir yol izliyorsunuz?
Zihnimize ne girdiyse çıktısı da o oluyor. Beynimize duygu ve sevginin olmadığı sadece anlık bedensel tatminin olduğu, üstelik gerçeklikten uzak bedenlerle ve abartılmış tepki ve seslerin, bitmeyen hazzın olduğu bir cinsellik algısını vermiş oluyoruz. Pornografi sektörünün bir çizgisi yok, insan olmayı unutturacak tür ve çeşitlilikte içerik üretiyorlar. Üstelik artık kişiye özgü içerikler artmış durumda. Her defasında zihnimize girenlere bakalım, elbette bunun bir karşılığı olacaktır. Çift ilişkilerinde tatminsizlik ve performans kaygısı ile çok sık karşılaşırız. Erken boşalma, erektil disfonksiyon gibi cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Duygusal bağ kurma yerine fiziksel uyarılmaya odaklanan ilişkide karşı taraf için zorlayıcı duygular açığa çıkabilir. Örneğin, eşinin pornografi izlediğini ve onlarla tatmin olduğunu öğrenen kadın adeta aldatılmış gibi hissediyor ve büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Klinik gözlemim olarak pornografi bağımlısı olan kocalardan ziyade ihanete ve hayal kırıklığına uğramış kadınlarla çalışıyoruz. Tedavi süreci elbette çok detaylı, genel olarak altta yatan kaçındığı duygularla ve bu duygularla ilişkili anılarla çalışıyoruz. Farkındalık egzersizleri ile dürtü kontrolü sağlamak önemli bir basamağımız. Kişinin gerçek deneyimlere odaklanmasını sağlamak, pornografi ile ilişkilendirdiği yanlış inançları sorgulamak ve duygusal bağ kurma becerilerini geliştirmek önemli basamaklar oluyor.
Tedavi sürecinde karşılaşılan en büyük zorluklar nelerdir? Özellikle utanç duygusu ve damgalanma korkusuyla yardım aramaktan çekinen bireyler için ne gibi önerileriniz var?
Bazen danışanlarımız pornografi kullanımıyla ilgili sıkıntılar yaşadığını söylese de çoğu terapi seanslarında konu açılmadan geçiliyor. Utanç duygusu, damgalanma korkusu ve anlaşılmayacağını düşünmek ciddi bir bariyer olarak karşımıza çıkıyor. Fakat var olan durum, sessiz salgın olarak yayılmaya devam ediyor. İzlenme oranları çok yüksek, özellikle genç erkekler arasında. Çözümümüz önce kendimize dürüst olmak ve sonra cesaretli olabilmek. Eğer bunu bir uzmana açarsam utancımı, günahımı anlatmış kendimi açığa çıkarmış olurum deniliyor genelde. İçinden çıkamadığımız bu şey gerçekten kurtulmak istediğimiz, bizi inanç ve değerlerimizden uzaklaştıran bir şey. Dolayısıyla bir günahı açığa çıkarmak olarak değil, bir günahtan kurtulmaya çalışmak olarak görebilirler. Bireyin gerçek bir yardım için işin ehli bir profesyonelle yargılanmadan ve güvenli bir alanda bu konuyu ele alabileceğini bilmesi önemli. Destekle iyileşmek elbette mümkün. Destek platformları oluşturmak ve bu konuları konuşulabilir kılmak, yardım almak isteyen kişileri cesaretlendirecektir. Ben zaman zaman 12 adımlık destek grupları kuruyorum ve sorunlu porno kullanımı olan kadınlara yönelik grup çalışmaları planlıyorum. Türkiye’de konuyla ilgili grup çalışmalar yapan ne yazık ki tek uzmanım, umarım zamanla artar.
İyileşme sürecinde kişinin cinselliğe bakışını yeniden sağlıklı bir zemine oturtması nasıl gerçekleşiyor? Bu noktada karşılaşılan zorluklar ve aşılması gereken psikolojik bariyerler nelerdir?
Kişinin kendi bağımlılık döngüsünü iyi bilmesi gerekiyor. Hangi zamanlarda, hangi duygular geldiğinde bu eylemi gerçekleştiriyor. Neler onu tetikliyor ve zihninden hangi düşünceler geçiyor. Tüm bunları ve daha fazlasını iyileşme sürecinde detaylı çalışıyoruz. Bunlarla birlikte aslında cinselliğin normal bir durum olduğunu, zaman zaman bedenimizde açığa çıkan şehvetin, bu kuvvetli enerjinin uygun bir şekilde yerli yerine konulması gerektiğini fark etmeliyiz. Bu ihtiyaç sağlıklı yollardan giderilmedikçe açığa çıkan bu enerji pornografiye doğru gidiyor. Klinik çalışmalarımızda biz görüyoruz ki gelen danışanlarımız duygusal ve fiziksel bağ kurmakta oldukça zorlanabiliyorlar. Cinselliği sadece izlediklerine göre şekillenen bir düşünceyle ve donuk bir şekilde yaşayabiliyorlar. Bu süreçte gerçek ilişkiyi, yakınlığı, duygusal tatmini keşfetmesine destek oluyoruz. Sağlıklı cinsellikle ilgili psikoeğitimler veriyoruz. Tekrar bağ kurmayı keşfettiğinde ve beynine pornografinin binbir çeşit sıkıntılı görüntülerini vermeyi bıraktırdığında işler çok hızlı değişebiliyor. Bundan sonra gerçek deneyimlerle tatmin duygusunu fark edebiliyor, kendi değer ve sınırlarını korumaya aynı zamanda partnerinin bedenine de saygı duymaya başlıyor. Bu kısımda seans odalarında keyifli deneyimler yaşıyoruz.
Toplumsal farkındalık açısından baktığımızda, özellikle gençleri koruyucu önlemler konusunda nasıl bir strateji izlenmelidir?
Türkiye problemli pornografi kullanımında dünyada 3. sırada, zorlantılı cinsel davranışlarda ise 1. sıradadır. Demek ki bir yerlerde sorunumuz var ve değişmemiz gerekiyor. Aile, okul, medya ve devlet takım şeklinde çalışmalı. Güvenli internet filtreleri kullanılmalı ve alternatif dijital içerikler sunulmalı. Bir nevi dijital dünyada güvenli adalar oluşturulabilir. Aile çocuğun ekran kullanımını kontrol etmeli, ergenlikte özellikle bir sözleşme yapılmalı. Bu konuyla ilgili Orhan Toker’in kitabını önerebilirim.
Sağlıklı cinsel gelişim üzerine çalışan psikolojik destek merkezleri ve hatları kurulabilir. TikTok ve Instagram gibi gençlerin sıklıkla olduğu platformlarda ilgi çekici çalışmalar yapılabilir. Utanç duygusunu azaltarak gençlerin bu konuda yardım aramasını kolaylaştıracak güvenli alanlar sağlamalıyız. Bunun en önemli yeri önce aile.
Aileler çocuğun cinselliğe yönelik tutumlarını şekillendiren ilk sosyal çevredir. Yaş dönemlerine göre aileler cinsel gelişim süreçlerini bilmeli ve çocukların bu konuda sorularına, güvenli bir ortamda uygun yanıtlar verebilmelidir. Ancak sadece biyolojik boyutuyla değil; duygusal ve psikolojik boyutlarıyla ele alınabilir. Aileler ergenlik döneminde gençlerle cinselliği ve pornografiyi konuşmak konusunda oldukça geri duruyorlar. Oysa genç birçok şeyin farkında, belki defalarca cinsel içerikli görüntüler izlemiş oluyor. Bunlar ayıp şeyler, asla konuşmamalısın, bakmamalısın cümleleri yerine cinsellik hakkında konuşmak doğal, gelişimin hakkında konuşalım, doğru bilgi edinmeni önemsiyorum ve istediğin zaman konuşabiliriz gibi cümlelerle yaklaşabilirler. Aileler dijital dünyaya karşı göçmenlik hallerini bırakmalı ve sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda çocuklara ve gençlere rehberlik etmeye çalışmalılar. Birlikte oyun oynayabilirler, film izleyebilirler, medya içeriklerini birlikte tartışabilirler. Tüm bu süreçlerde elbette çocuklarla ve gençlerle güç ilişkisinin olduğu, yargılayıcı ve baskıcı bir tutumla değil; onları da işin içine dahil ettiğimiz, anlayışlı ve sakin bir tutumla yapabiliriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir