Ülkemizde Manevi Eğitim ve Değerler Eğitimi Paradigması / Muhammed Cihad Çiğdem

Bilindiği üzere güzel ülkemiz %99’u Müslüman ve tarihsel bağları itibari ile de İslam’ın sancaktarı bir ülkedir. Bizim inancımıza göre genç, inancı ve idealleri uğrunda fedakârlık yapabilendir; bu inancın temellerini manevi eğitim, ideallerin temelini ise değerler eğitimi oluşturmaktadır. Necip milletimizin tarihi boyunca uğrunda mücadele ettiği, nice şehit verdiği gerek millî değerler gerek manevi değerler gerek de toplumsal değerler, içinde bulunduğumuz çağ içerisinde kolaylıkla provoke edilebilmektedir. Ülkemizde son zamanlarda yaşanan bu provokasyon eylemlerini manevi ve değerler eğitimi üzerinden ele alırken bunların da bir ahlaki jenerasyon saldırısı olduğunu düşündüğümü ifade etmek isterim, zira necip milletimiz asla hiçbir şartta ve koşulda değerlerini itibarsızlaştırma eylemlerine karşı sessiz kalmamıştır ve bundan sonra da kalmayacaktır. Ülkemizde maneviyat eğitimini, değerler eğitimi içine katarak bütün sorumluluğu okullara, öğretmenlere atmaya çalışan aile sorunu ile başlamak istiyorum. Burada aile ve eğitimciler ile ilgili iki eleştirel yaklaşımı ele almak istiyorum.
Manevi Eğitim ve Değerler Eğitiminde Ailenin Rolü
Aile her şeydir ve her şey ailede başlar; ilk adımlar, ilk gülüşler, ilk sözler velhasıl dünyaya ait her şey insan için ailede başlar. Aile yapısı insanın toprağıdır ve bu toprak insanın kaderini büyük ölçüde belirlemektedir. Anne ve babalar topraklarını ne kadar verimli hale getirirse bir fidan olan evlatlar koca bir çınar gibi köklerini sağlam bir şekilde toprağı ile buluşturur. İnsanı bir damla sudan yaratan Allah’tır (C.C). Ancak insanın imtihanı doğduğu anda başlar ve aile, hayat boyu sürecek bir mücadelenin start alanıdır. Bu vesile ile bir insanı yetiştirmenin önemini ve ailenin etkisini kısmen ifade etmiş olalım.
Bir aile, değerler eğitimi olarak bilinen temel ahlak kurallarını evlatlarına işlemeli; kendisini ve evlatlarını çağın zorbalıklarından korumalı, ancak bunu yaparken men edici, yasaklayıcı eylemlerle değil, ebeveyn örnekliği ve rıza yoluyla yapmalıdır. Anne ve babalar yuvalarından ne kadar uzaklaşırsa evlatlar da temel ahlaki kurallardan ve olaylardan o kadar uzaklaşır. Sonuçta ise asosyal bir birey ya da kendi menfaatinden başka hiçbir fikri olmayan asi bir nesil ortaya çıkıyor. Bahsettiğimiz bu hadiseler ekseriyetle anne ve babanın sorumluluğunda oluyor.
Ancak bu çağın gençlerine yönelik tespitimiz de şudur ki gençlerimiz esasında inanmaya ve samimiyete olan ihtiyaçlarını her halleri ile haykırıyor. Kapitalist dünya düzeni ile global dünya arasında sıkıştığımızı düşünsek de esasen peygamberî bir samimiyetin ve ihlasın gençler üzerinde etkili olduğunu görüyoruz.
Yukarıda ifade ettiğim mesele ile bu bahse bir virgül koyup daha sonra ele almak üzere ailenin rolü başlığından diğer başlığa geçeceğiz.
Kıymetli okurlarım;
Bizim neslimiz başta olmak üzere dede ve ninelerimize kadar çağın bizi etkisi altına aldığına şahit oluyoruz. Toplumsal reflekslere baktığımız zaman yukarıda geniş bir tanımla ifade ettiğimiz aile toprak-benzetmesine imkân sunamayan ailelerimiz maalesef aile toprağına dışarıdan gelecek bir hayat suyuna ya da faydalı bir müdahaleye ihtiyaç duyuyor. Bu müdahaleler normalde olabilecek kıvamında iken ülkemizde herkesin sorumluklardan kaçtığını, bireyselleşmenin aile içinde bile tehlikeli boyutlara ulaştığını görüyoruz.
Sonuç ise üzülerek ifade etmek gerekirse bir annenin ya da babanın evladının öğretmenini gecenin bir vakti araması ve “hocam bir söyleyin de uyusun” diyecek kadar evladından uzaklaşmasına sebep oluyor.
Bunun ileride bilimsel olarak ele alınacağını ifade ederken millî, manevi ve toplumsal değerlerin ilk öğretmenin anne ve baba olduğunu, en önemli hususun da anne babanın aile konusunda kendisini yetiştirmesi olduğunu hatırlatarak evlatlarımızın geleceği için peygamberî bir metot ile yavrularımızı çepeçevre kuşatma önerimi yineliyorum.
Manevi ve Değerler Eğitiminde Eğitimcilerin ve Kurumların Rolü
Ülkemizin temel dinamiğini oluşturan yegâne unsur eğitimdir. Okul, kurs ve sanatsal faaliyetler, her alanda yapılan zanaat eğitimleri bu kavramın içinde kendisine yer bulmaktadır.
Her iş özüne uygun ve kalbe hitap edilecek şekilde yapılmalıdır. Mevlana’nın ifadesi ile “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” sözünün esası neslimizin temel dinamiğidir. Çünkü gençler inanmak istiyor, sorguluyor ve samimiyet ölçüsünde size ya da yaptığınız işe saygı gösteriyor.
Peki, bu noktada eğitimcilere ve kurumlara ne gibi görevler düşüyor?
Bir öğretmen, peygamber mesleğini icra ettiğini unutmamalı ve bu sistemdeki en temel değer olduğunu özümsemeli. Zihin dünyasında boşluk kalmayacak şekilde kendisini donanımlı hale getirmeli, saygı ve sevgi çerçevesinde her öğrencisini kendi evladı gibi görmeli. Bu gereklilikleri yerine getiren her meslektaşım yapmadığını “yapın”, yaptığı işi ise “yapmayın” dememeli; aynı zamanda toplumsal bir huzurun temelinde ahlaki ve manevi değerlerin olduğu bilincini zihninde hep diri tutmalıdır.
Bir eğitim kurumunun üzerine düşen en önemli görev ise değerler eğitimi ve manevi eğitimi bir arada tutarken ailenin sürece dahil olmasını sağlamak ve tüm kadroları ile değerleri ve manevi ilkeleri her birini kendi içinde değerli kılarak akademik başarıya eşdeğer bir yargıya sahip olmasını sağlamaktır. İnsan hayatının her evresinde olan dinî ve millî olguların gelişimini hedefleyen ve bu kapsamda da yine dinî ve millî değerleri esas alan, insan hayatının sosyal, siyasi, dinî, içtimai, psikolojik ve nefsani arzularının her noktasında yer alan ve insan hayatını doğumdan ölüme besleyen bir eğitim modeli olarak görmelidir. Diğer bir değişle millî, manevi, dünyevi ve uhrevi değerleri aynı düşünce sisteminde harmanlayan bir eğitim sistemine sahip olmalıdır.
Bir eğitim kurumu olarak manevi eğitime bakacak olursak; bazen çocuğa karşı sıcak bir tebessüm, bazen sıcak bir çay aralığında söylediğin iki çift güzel söz… Manevi eğitimin temel aldığı mihenk taşı içten ve samimi bir yaklaşım metodu ile gençliğimizi her türlü kötülükten ve kötü alışkanlıklardan koruyarak iyinin, güzelin, doğrunun, adaletin ve iyiliklerin hâkim olduğu bir dünyanın kurulmasına vesile olmaktır.
Bir eğitim kurumu için manevi eğitim sadece din eğitimi, Kur’an eğitimi değil; aynı zamanda ailede temelleri atılan ahlaki kavram ve kuralların, bununla beraber toplumsal değerlerin ve edebi kendisine zırh edinen bir neslin inşası için aile-okul iş birliğinde gayret göstermesidir.
Bir toplumda herkes üzerine düşeni yaptıysa ve hâlâ sıkıntılar devam ediyor ise üç şey geriye dönülüp kontrol edilmelidir: İnanç, samimiyet, eğitim sistemi.
Bunların ötesinde olan her şeye üstat Necip Fazıl Kısakürek’in nazarından bir ifade ile bakmak gerekir ki o da şudur: “Gövdesini beğenmeyen dal, dalını beğenmeyen meyve çürümeye mahkûmdur.”
Biz bin yıldır içimizdeki inancı, küllerinden yeniden dirilten bir neslin evlatlarıyız. Üzerimize düşen her görevi layığı ile yerine getirmek, takatimizin sonuna kadar çalışmak yine bizim manevi eğitimde temel aldığımız inanç esasımızdır.
Hak şerleri hayr eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Arif anı seyr eyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.