Osmanlı’da Belediyecilik / Dr. Ozan Çekmez

II.Abdulhamid Han döneminin belediyecilik hizmetlerinde ana kalemlere baktığımızda hangi konular hizmet vesilesi kılınmış diyebiliriz? O döneme atıfla belediyecilik açısından ilginç ve farklı bulduğunuz konular var mı?
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki belediyecilik o tarihlerde Osmanlı için oldukça yeni bir kavramdır. Osmanlı Devleti erken dönemlerinde bu işi yapan garbi bir kurum yoktu. Başta kadı, (ilerleyen yıllarda) İhtisap Nezareti, Zaptiye Nezareti vb. farklı kişi ve kurumların uhdesinde olan belediye hizmetleri, şehirlerin nüfusunun artmasına muvazi olarak etki ve yetki alanı giderek genişleyen bir konu başlığı olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Rusya ile girişmiş olduğu Kırım Savaşı ile İstanbul’a Avrupa’dan asker, tüccar vb. kişilerin gelmesi ile İstanbul, Batı basınında ve hatıratlarında yoğun bir eleştiri konusu olmuştu. Bu durum modernleşme sürecinin önemli bir kırılma noktası olan bu savaş sonrasında Avrupa etkisinin başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde hissedilmesine dolayısıyla belediyecilik hizmetlerinin modern anlamda başlamasında etkili olmuştur. İşte bu şekilde modern anlamda ilk belediye örgütlenmesi olan Şehremaneti, Kırım Savaşı yıllarında Dersaadet’te neşvü nema etmiştir. Mamafih çiçeği burnunda bir kurum olan Şehremaneti ve belediye hizmetlerinde büyük eksiklikler vardı. İşte II. Abdülhamit dönemi İstanbul özelinde ülkedeki belediyecilik hizmetlerinin görece sistematik bir iklime büründüğü yıllar olmuştur. Hazırlanan Dersaadet Belediye Kanunu ve Vilayat Belediye Kanunları ile kurumsal kimliğini güçlendiren belediye hizmetleri, bu yıllarda hayata geçirilen bir dizi yenilikle Cumhuriyet Türkiye’sine de adeta zemin hazırlamıştır. Belediyeciliğin hizmet alanına bakıldığında ise ilk anayasamız olan Kanuni Esasi, Dersaadet Belediye ve Vilayat Belediye kanunları ile hizmet alanlarının genel mahiyetinin teşekkül edildiği rahatlıkla söylenebilir. Bunlar; inşaat faaliyetleri, yol kaldırım ve altyapı hizmetleri, temizlik, zahire temini, esnaf denetimi, sosyal yardım faaliyetleri vb.dir. Belediyecilik hizmetleri günümüz belediyecilik hizmetleriyle bire bir aynı değildir. Tarihsel süreç içerisinde görülen eksiklik/fazlalıklar zamanla düzenlenerek günümüz belediyecilik anlayışının olgun bir zemin kazanmasına imkân tanınmıştır. İşte bu sürecin başında belediyecilik hizmetleri ve personelleri yukarıda bahsi geçen ana görevleri dışında “ihtiyaç hâsıl olduğunda” kullanılabilen bir kurum olarak da karışımıza çıkmaktadır: II. Abdülhamit döneminde Yıldız Sarayı’na jurnallerin sevki, Ermeni terör faaliyetleri ve birçok asayiş olayında belediye personelinin kolluk görevini üstlenmesi, belediyelerin zahire tedariki, belediyelerin basın yayınla yoğun ilişkisi (hatta kimi zaman gazetelerin kapatılmasında veya yayın yasağında belediye personellerinin aktif olması) örnek gösterilebilir.
Belediyeciliğe ait böyle bir çalışmada en fazla bilgi ve belgenin, kaynak olarak Osmanlı Arşivlerinden temin edilmesini neye bağlıyorsunuz?
BOA olarak da bahsedilebilecek Osmanlı arşiv belgeleri Osmanlı belediyecilik tarihi araştırmalarında kilometre taşlarından biridir. Döneme dair hatıratlar, yerli ve yabancı gazete basını gibi kaynakların varlığı belediyecilik çalışmalarını zenginleştirmekle birlikte yeterli değildir. Böyle bir eserin kaleme alınmasında ana akım kaynak, hiç şüphesiz, Osmanlı arşiv belgeleridir. Osmanlı arşiv belgeleri, Osmanlı tarihinin birçok noktasında olduğu gibi, bize yoğun bilgi vermesinin ötesinde devlet zihniyetini yansıtması açısından oldukça önemlidir. İşte Osmanlı Devleti’nin “modernleşmenin öncü kurum”larından biri olan Şehremaneti ve Belediye Dairelerine bakışı, onları finanse etmesi ve belediyeciliğinin künhüne vakıf olabilmek için vermiş olduğu bilgiler, Osmanlı arşiv belgelerinin vazgeçilmez olmasında oldukça önemli bir pozisyona sahiptir.
Kadıların beledi görevleri olması oldukça ilginç görünüyor. Maiyetinde profesyonel insanların çalıştırılmasını gerektiren bir yapı da gerekiyor. Denetim ve ekonomik yapının korunması şeklinde ifade etmişsiniz. Konuyu biraz açar mısınız?
Osmanlı tarihinin oldukça renkli kavramları arasında yer alan kadı; sahip olduğu idari, adli ve askeri yetkileri dışında beledî yetkilere de sahipti. Bu konuda yetkilerini genel itibariyle “teftiş ve mevcudu muhafaza” kelimeleriyle ifade edebiliriz. Yani kadı, emrindeki çeşitli personelle ekonomiyle oldukça ilişkili beledî gelişmeleri denetler; ancak sadece denetlemekle kalmaz. Mevcut ekonomik yapıyı korumak adına, “çizgi dışı” gelişmeleri engeller veya engelleyici tedbir alır. İşte bu nedenle kadının beledî görevlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Çarşı pazar denetimi, karaborsacılığı önleme, ürünlerin üst satış limitini belirleme olan narh sistemini uygulama, esnaf ve inşaat faaliyetlerini denetleme, zahire tedariki vb.dir.
İslam dünyasında şehir tarihi ve belediye hizmetleri incelendiğinde karşımıza vakıflar çıkmaktadır. Söz konusu dönemde beledî hizmetlerde vakıfların rolü ve görevi nedir?
Vakıflar, şehir tarihi ve belediye hizmetlerinin idrak edilmesinde özellikle Klasik Dönem Osmanlı şehir hayatında oldukça önemli bir yere sahiptir diyebiliriz. Belediyecilik hizmetlerinin temin ve tedariki noktasında Osmanlı’ya bağlı kurum ve memurlar haricinde vakıflar üçüncü önemli sacayağıdır. Günümüze ait birçok beledî hizmetlerin (imar ve inşa faaliyetleri, yol köprü hastane vb. yapıların tamamlanması, sosyal yardım vb.) merkezinde vakıflar bulunmaktaydı. Bu durum Osmanlı sosyo-ekonomik hayatının canlılığını ve manevi yaşamın zenginliğini gözler önüne sermektedir; ancak vakıfların zamanla denetimden uzak bir hale tahvili, II. Mahmut döneminde Evkaf-ı Hümayun Nezareti ismiyle Vakıflar Bakanlığı’nın kurulmasını zorunlu kılmıştır. 19. yüzyılla başlayan bu yeni süreçte vakıfların beledî hizmetlerdeki rolü azalmakla birlikte devam etmiştir. Nitekim II. Abdülhamit dönemine gelindiğinde bile bu nezarete bağlı vakıfların beledî hizmetleri kaynaklara yansımıştır.
Ekonomik imkânlar konusu her dönemin problemi olagelmiştir. O döneme dair değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Röportajımızın belki de en can alıcı noktasının bu soru olduğunu düşünüyorum. 19. yüzyıla gelmeden önce Osmanlı Devleti’nin askerî, sosyo-ekonomik ve özellikle malî alanda yaşadığı sorunlar 19. yüzyıl Osmanlı Devlet zihniyetinin teşekkülünde oldukça etkilidir. Modernleşme ve değerlerden kopma arasında kimi zaman çeşitli sorunların yaşandığı bu dönemde devlet yöneticileri modernite ekseninde yenilik yaparak güçlenme çabası içerisindeydi; ancak bu süreçte yaşanan malî darboğaz Osmanlı Devleti’nin manevra kabiliyetini sınırlandırmaktaydı. Özellikle yapılan yenilikler için malî kaynak bulmada yaşanan sorunlar kurumlar arasında çeşitli sıkıntılar ve bazı memur maaşlarının uzunca bir süre ödenmemesi gibi sorunları beraberinde getirmekteydi. Bu noktadan hareketle modernleşmenin en tanıdık simaları arasında karşımıza çıkan belediyecilik hizmetleri, mevcut malî darboğazdan, ne yazık ki, nasibini almıştır. Belediye başkanları olarak adlandırılan Şehreminleri, çeşitli vesilelerle üst makamlara yazılar yazarak para talebinde bulunmuşlar ve bu konuda özellikle Şehremini Rıdvan Paşa, Yıldız Sarayı’na giderek Sultan II. Abdülhamit’le bir dizi görüşmeler dahi yapmıştır. Yaşanan malî sıkıntılar, bazı belediye hizmetlerinin aksamasında ve belediye personelinin maaşının ödenmemesinde etkili olmuştur; ancak tüm bu zorlayıcı şartlara rağmen İstanbul Şehremaneti ve Beyoğlu Belediyesi olarak bilinen Altıncı Daire-i Belediye, İstanbul’da yeniliklerin öncüsü ve modern belediye anlayışının şehirdeki mimarı olmuşlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.