Travma Sonrası Stres Bozukluğu / Uzman Klinik Psikolog Rabia Yavuz

Travma sonrası stres bozukluğu nedir?
Travmatik deneyimler üzerimizde hem fiziksel hem de duygusal yaralar bırakabilir ve etkileri sadece olayların yaşandığı zamanla sınırlı kalmaz, sonrasında kişiyi zihinsel olarak da derinden etkilemeye devam eder. Bu etkiler haftalar hatta aylar sürüyorsa yaşama uyum sağlama becerimiz üzerinde yıkıcı bir iz bırakabilir. Bunlardan biri de travma sonrası stres bozukluğudur. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) travma ve stresle ilgili bozuklukların bünyesinde yer alır. Örneğin, savaş veya doğal afet gibi ciddi boyuttaki yıkıcı deneyimlerden sonra o olayın tesirinin olay geçtikten sonra da devam ediyor olması durumudur. Cinsel bir tacizden sonra kişinin haftalarca ya da aylarca yaşadığı olayı kâbuslarında görmesi, isteği dışında olayın detaylarının sürekli zihninde dolaşması, flashback şeklinde geçmişe dönmüş gibi hissetmesi bu duruma verilecek örneklerden sadece birkaçı.
Travma çeşitlerini örnekleyebilir misiniz?
Birçok travma çeşidi vardır ve travmanın kaynağına bağlı olarak farklı türlerde ayrımlar da yapılmaktadır. Künt travma, psikolojik travma, multipl travma ve travma sonrası stres bozukluğu en çok bilinenleridir. Örneğin, psikolojik travmalarda travmatize olan bireyin, vücut bütünlüğü ya da ruhsal dengesi bozulmuş olabilir. Baş etmekte güçlük çektiği, üstesinden gelme konusunda güçlük çektiği olaylar nedeniyle yoğun hissedilen stres, tahammül gücünün dışına çıktığında yoğun ızdıraplar çekilebilir.
Travmaya maruz kalan kişilerde en çok görülen fiziksel, duygusal, psikolojik ve bilişsel tepkiler nelerdir?
Bazı insanlar travmatik olayı hatırlatan uyaranlara fizyolojik tepkiler gösterebilir. Kalp atışının değişmesi ya da nefesin kesilmesi gibi. Davranışsal açıdan kişi travmatik olayı hatırlatacak şeylerle yüzleşmekten kaçmak için hayatında kalıcı değişikliler yapabilir. Bu durum gündelik yaşamı da etkileyebilir. Bu nedenle insanlar bazen film ya da televizyon izlemeyi bırakabilir. Haberleri duymamak için çaba sarf edebilir. Travmatik deneyimi hatırlatabilecek uyaranlardan kaçınmaya başlamak gündelik yaşamı kısıtlar. Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan insanlardan bazıları konsantrasyon sorunu yaşayabilir, uykusuzluk ve aşırı tetikte olma hali de karşılaştığımız semptomlar arasında yer almakta. Bazen travmatik olayın hatırlanmasında güçlükler yaşanması da mümkündür. Ya da kişi travmatik olayı istemsizce ve aniden hatırlayabilir. Bazı insanlar normalde ilgi duydukları aktiviteleri yapmayı bırakabilir ya da insanlardan uzaklaşabilir. Uykuda yaşanan sıkıntılar ya da öfke nöbetleri karşılaştığımız belirtiler arasında yer alır. Öz saygıda azalma ve olumsuz düşüncelere odaklanma yaşanabilir bu süreçte. Bu semptomlara hayatımızdaki işlevselliğin bozulması da eşlik ediyorsa, yani işlerimizi yapmakta zorlanıyorsak bir uzman desteği almakta fayda vardır.
Peki kişi travma sonrası stres bozukluğunu yaşadığını nasıl anlayabilir? Her travmatik olay yaşayan kişilerde mutlaka stres bozukluğu ortaya çıkar mı?
Ölüm, hastalık, kaza, doğal afetler, aile içi şiddet, yoksulluk, boşanma, iş kaybı gibi zorlayıcı deneyimlerden herhangi biri bile insanın dünyasını alt üst etmeye yeter aslında. Sonrasında kendimizi eskiden yaptığımız şeylere karşı ilgimizi kaybetmiş hatta günlük işlerimizi dahi yapamaz halde bulabiliriz. TSSB travmatik deneyimi hatırlamayla ilgili kimi zorluklar ve kâbuslara ek olarak travma anılarından kaçınma ile daha çok karşımıza çıkmakta. Sürekli olumsuz duyguların deneyimlenmesi, kişinin kendisi veya başkaları hakkındaki olumsuz inançlarının güçlenmesi gibi duygusal ve bilişsel değişikliklere aşırı tetikte olma gibi tepkisel davranışlar da eşlik ediyorsa profesyonel yardıma başvurmak lazım. Lakin bu süreç aylar sürmüyorsa yaşanan zorluklar sonrası kendimizi iyileştirmenin yollarını yavaş yavaş bulabiliyorsak ya da işlerimizi yavaş yavaş yoluna koyabildiysek travma sonrası stres bozukluğu yaşamadan zorlu deneyimleri atlatmışız demektir. Lakin durum her zaman böyle olmayabilir ve bazen zorlanmalarımız uzun vadeli sonuçlara neden olabilir. Zaman zaman depresyon, kaygı bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik sorunlar da yaşanmakta.
Araştırmalar her iki kişiden birinin bu tür olaylarla hayatında en az bir kere karşılaştığını ve %75’i travmatik deneyim yaşadığını söylemesine rağmen travma sonrası stres bozukluğu yaşayanların oranı %8. Bu sonuçlar bize ne anlatıyor?
Günümüzde travma kavramı, hem travmatik olarak kabul edilebilecek olayların çeşitliliği hem de travmanın kurbanların yaşamlarına verebileceği zararlar konusunda artan farkındalık sayesinde oldukça genişledi. 20. yüzyılın başlarında, askerlerde daha çok travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konmaktaydı. Daha sonra travmanın etkileri daha geniş popülasyonda gözlemlendikçe travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olarak kavramsallaştırıldı.
Travma oldukça karmaşık bir dinamiğe sahip, öyle ki travmatik deneyim yaşayan her birey travma sonrası stres bozukluğu yaşamaz sizin de ifade ettiğiniz üzere. İnsan muazzam derecede karmaşık bir canlı ve kendini iyileştirme gücü de çok büyük. İyileşme sürecini etkileyen faktörler de var. Bazı ortak özellikler diyebiliriz bu faktörlere. Örneğin, psikolojik dayanıklılık bu özelliklerden biri ve günümüzde bu konu üzerine çok araştırma yapılıyor. Ayrıca manevi yaşamın zenginliği de ayrı bir özellik. Maneviyatın sorunlarla başa çıkma becerimizi etkilediğini biliyoruz. Üstelik manevi yaşam insanın anlam arayışına yani, hayatını nasıl yaşayabileceğine dair sorulara da yanıtlar sunması nedeniyle kritik bir önem arz ediyor. Maneviyat hem kendimizle ilişki kurma biçimimizi hem de zorlu deneyimlerle karşılaştığımızda yaşadıklarımıza anlam verme repertuarımızı şekillendirir. Üstelik maneviyat psikolojik iyilik haline katkı sağlayan sosyal destek gibi ilişkiler ağını hayatımıza katması nedeniyle de bizi güçlendirir. Bu faktörlere ek olarak bilinçli farkındalık, öz-şefkat de zorluklarla mücadele ederken bize yardımcı olan bilişsel kaynaklarımızdan.
Tarihteki birçok önemli şahsiyet ve liderlerin hayatına baktığımızda hemen hemen hepsinin hayatında zorlu süreçlerden geçtiğini görüyoruz. Hatta bu kişilerin çocukluk dönemlerinde de acı olaylar deneyimlemiş olduğunu öğreniyoruz. Yaşanılmış zorluğa rağmen güçlü karakter olma özelliklerini neyle açıklıyorsunuz? Ortak özellikleri olarak nasıl bir benzerlik vardır? Neler söylemek istersiniz?
Çok haklısınız. Psikoloji lisans eğitimim sırasında psikoloji dünyasına katkı sağlayan her ismin hayatını araştırdığımda çok zorlu yaşam deneyimlerinden geçtiklerini fark etmiştim. Güçlü şahsiyetler öyle kolayca ortaya çıkmıyor. Sabır, cesaret ve azim gibi bazı meziyetlerimiz de konfor alanında yeşermiyor. Travmalar da kimliğimizin yeniden inşa edileceği zeminler olmaya aday. Toprağın altüst edildikten sonra yeşermesi gibi bazen iç dünyamız da alt üst olduktan sonra elimizde kalan cesaret, sabır gibi erdemlerle yeni bir ben inşa etmek mümkündür. Bazen bu değişimler bir zamanlar olduğumuz kişiye veda etmek anlamına da gelebiliyor. The How of Happiness kitabının yazarı Psikolog Sonja Lyubomirsky boşandıktan sonra yeni hayatını inşa etme sürecini anlatırken sadece eşini değil geçmiş benliğinin bir parçasını da arkasında bıraktığını söylüyor. Yeni bir döneme kendimizi açabilmek için bazen eskilerimizi sevmeli, takdir etmeli ve sonra usulünce vedalaşabilmeliyiz.
Hangi faktörler travmayı atlatmada önemli etkendir? Karakter özellikleri ve amaç sahibi insan olmak travma deneyimlerinde bize neler kazandırır?
Psikolojik dayanıklılığa işaret etmiştik. Buna ek olarak mensup olduğumuz aile, din ya da topluma duyduğumuz aidiyet bize güvenli bir alan sağlar. Ayrıca yaşananlarla nasıl ilişki kurduğumuz da önemlidir. Geçmişimize baktığımızda yaşadığımız zorlukları mı görüyoruz sadece, yoksa o zorlukları aşmış bugünkü halimizi mi? Ya da geçmişe dair keşkelerimize bakıp bugün neleri farklı yapabilirim acaba deyip geleceğe bir projeksiyon tutabiliyor muyuz? Ayrıca hayatta bir amaca sahip olmak da önemli bir koruyucu faktör. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı tüm insanlar için travmatik bir olaydı. Nazi yönetimi altındaki Auschwitz toplama kampında yaşadıklarını ve gözlemlediklerini Viktor Frankl İnsanın Anlam Arayışı ismiyle kitaplaştırdığı eserinde anlattı. Frankl, anlam üretmeyi başaran mahkûmların diğerlerine göre hayatta kalma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu anlatıyor kitap boyunca. “Önemli olan şey, kişisel bir trajediyi bir zafere, kendi zor durumunu bir insan başarısına dönüştürmek ve sadece insana özgü eşsiz potansiyeli olabildiğince göğüslemektir.” cümleleriyle Frankl, anlam katılan deneyimlerin salt bir acı olmaktan çıktığına işaret ediyor. İnsanı dönüştüren ve büyümesine yardımcı olduğunda yaşanan acı kişisel bir zafere evrilebilir.
Benmerkezciliğin zirve olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Maalesef aile bağları da çok zayıf ve sorunlu olan ailelerin sayısı giderek artmakta. İnsanların birbirinin ne yaşadığından dahi haberi yokken travmatik deneyim yaşayan kişilerin bu süreçlerini atlatmada arkadaşlık, dostluk ve aile desteği ne kadar etkili?
Sağlıklı ebeveynlere sahip olarak büyümenin yaşadığımız deneyimleri karşılarken bizi psikolojik açıdan daha dayanıklı yaptığını biliyoruz. Lakin yeterince dayanıklılık geliştirmemiş isek zorlandığımızda yeni stratejiler geliştirmeyi deneyebiliriz. Ailemizden aldıklarımızla her daim yol almak bizi mirasyedi durumuna düşürür. Oysa alın teri ile kazandığımız her deneyim bizi kendi şahsiyetimizi inşa etme aşamasında güçlendirir. Dostluklar, arkadaşlıklar bizim doğal iyileştiricilerimizden olabilir. Arkadaşlar bir nevi kan bağımızın olmadığı ama bizim seçtiğimiz ve kurduğumuz aileler gibidir. O nedenle bize iyi gelen insanlarla beraber olmak yaralarımızı iyileştirmemize yardımcı olur.
Şu an bir travma içinde olan ya da sevdiklerinin başına gelen kişilere travmayı atlatabilmek için nasıl tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Tavsiyede bulunmak değil ama iletmek isterim ki, acıdan hepimiz pay alıyoruz. Hatta bazılarımız acılardan yana diğerlerinden daha fazla pay almış alıyor. Neticede acı çekmek çok insani bir deneyim. Hepimizi eşitleyen bir payda gibi. O nedenle kendilerini yalnız hissetmesinler ve ihtiyaçlarından fazla da yalnız kalmasınlar. İnsan yaralarını iyileştirme meziyetleriyle donatılmış. Belki şimdi değilse bile, ilerleyen günlerde acıları aynı şiddette hissetmeyeceğimizi göreceğiz. Düştüğümüz yerden kalkacağız. Düştüğümüz zaman da biraz durup düşünmek ve iyileşmek için kendimize hem zaman hem de şefkat vermeliyiz. Gerektiğinde de bu şefkatin bir parçası olarak uzman desteği almaktan kendimizi mahrum etmemeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.