Bilimsel bilgi nedir? Bu çerçevede nasıl bir birikim var, bilim nasıl bir etkinliktir? Bilim tarihi açısından bilginin dönüşümünde ve kullanımında nerede olduğumuzu düşünüyorsunuz?
Bilim yoluyla elde ettiğimiz bilgilerle içinde yaşadığımız doğayı kısmen kontrol altına alma imkânı buluruz. Bu imkânla doğa olaylarına gelişigüzel teslim olmak yerine bilim aracılığı ile elde ettiğimiz öngörülerle hayatımızı kolaylaştırırız, konforlu, güvenli ve daha uzun, sağlıklı yaşama yollarını bulmayı hedefleriz. Yaşadığımız yüzyılda artık herkes için bilimsel düşüncenin ne olduğunu bilmek entelektüel bir zorunluluktur. Kısaca bilimin araştırma-uygulama sonuçları hayatımızın neredeyse her cephesini etkiler. O yüzden bilimsel bilgi tanımını bilmek önemlidir. Bilimsel bilgi; bilen zihnin belli bir nesneye ya da şeye bilinçli yönelmesi sonucu ortaya çıkan üründür. İçinde yaşadığımız evreni anlama ve denetim altına almak amacıyla kullandığımız zihinsel ve eylemsel işlemlerin tümüdür. En genel anlamda ifade edersek; temellendirilmiş bilmek de diyebiliriz. Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bilgi edinme ve yöntemli araştırma sürecidir.
Bilim, statik bir konu değildir. Süreklilik içinde birikimli ilerler, değişim ve gelişimlere açıktır. Diğer yandan inceleme konusunu ve yöntemini kapsamı açısından sınırlamak oldukça güçtür. Bilim çok yönlü ve sınırları yer yer belirsiz karmaşık bir oluşumdur. Tüm bu güçlüklere rağmen bilim güçlü bir düşünme yöntemidir. Bilimsel düşünme belli bir kafa disiplini gerektirir. Bu disiplini kazanan kimse: Düşünmenin bir hareket noktası olduğunu bilir; gerçeğe dönüktür ve gerçeklere saygılıdır; yargılarında ihtiyatlı olması gerektiğini bilir; olgulara dayanmayan ulu orta genellemelerden kaçınır; geçerlilik ölçüsü ise güvenilir araştırma verileridir; ve son olarak akla, ortak temayüle ya da kendisine ne kadar yakın görünürse görünsün dogmalara teslim olmaz.
Günümüzde bilimsel düşünme kendisini mistik ve doğaüstü yaklaşımların karşısına konumlandırır. Yani amacı doğayı yine doğanın dili ile açıklamaya çalışmaktır. Doğaüstü açıklama çabalarını dikkate almaz. Tarihi süreç içinde ise insanlar aynı amaçla başka yollar denemişlerdir.
Bilim hangi sektörlerle motive oluyor? Bu durum, bilimsel bilginin kullanımında nasıl bir etki ya da yayılma alanı oluşturuyor?
Bilim, bilimde uzmanlaşmanın artışı ile kitlesel medyanın büyümesi ve yaygınlaşması süreçleriyle birlikte işler. Kapitalist üretim biçiminin güç kazanması, modern ulus devletlerin doğuşu ve sömürgecilik yarışı; bilim ve teknolojide yaşanan değişimlerin endüstriyel ve askerî alanlardaki yansımalarını ön plana çıkarır. Güçlü bir devlet olmak endüstriyel ve askerî anlamda güçlü bir bilim ve teknoloji altyapısına sahip olmaktan geçer. Bu düşünce bilim ve teknolojinin, toplumların gündemine dönüşsüz bir şekilde girişine neden olur. Yayıncılar, bilim temalı popüler seriler üreterek insanların okuma alışkanlıkları üzerinde önemli derecede etkili olur. Yayıncıların okuyucuları etkileyebilme gücü endüstri devriminin iletişim teknolojilerinin de önünü açmasından kaynaklanır. Bu gelişmeler 19. yüzyılın ikinci yarısında yayıncılara kitlesel düzeyde üretim yapabilme ve yeni iletişim teknolojileri sayesinde metaları geniş kitlelere ulaştırma olanağı sunar.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında tüketim mallarının çoğalması, bilimin sosyal ve ekonomik gücünü fark ettirdi. Bilime karşı büyüyen ilgi sonucu popüler bilim basını da gelişti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemde, ABD ve İngiltere gibi ülkelerde bilim gazeteciliği kurumsallaşır. İkinci Dünya Savaşı sonrası bilimsel etkinlikler, büyük araştırma ekipleri tarafından yürütülen ve hükümetlerin geniş bütçeler ayırdığı etkinliklere dönüşür. Savaşlar aslında bilim insanlarının gücünü göstermiş oldu ve hükümetlerin bilim insanlarına yönelişlerine yeni bir boyut kazandırdı. Bilimsel araştırmalar, geniş devlet fonlarıyla desteklenmeye başlanır. Bu dönemde, araştırmalar, büyük oranda gelişmiş ülkelerin kamu üniversitelerinin tekelinde yürütülür. 18. yüzyıldan miras kalan Aydınlanma geleneği çizgisinde yürütülen bilim faaliyetleri ve onların sonuçları, “kamu yararı” kavramını ön planda tutar.
Kapitalist sistemde meydana gelen dönüşüm, bilimsel bilginin oldukça önemli ve stratejik bir rol oynar hale gelmesine neden oldu. Devlet ve bilim arasındaki ilişki, 1980’lerde neredeyse tamamen değişti. Araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinin büyük çoğunluğu, sermaye tarafından desteklenmeye ve özel yatırım için yürütülmeye başlandı. Günümüzde tekno-bilim, iş ve endüstri dünyası ile benzer norm ve pratikleri paylaşmaktadır. Ekonomik rasyonalite, bilim üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
Bilim adamı ile bilim iletişimcileri arasında nasıl bir ilişki var? Popüler bilim kavramını bu çerçevede değerlendirir misiniz? Hangi alanlarda dezenformasyon olduğunu düşünüyorsunuz? Hangi akademik disiplinler üzerinde titizlikle durulmalı?
Avrupa’da yeni bilimden bu yana, toplumla iletişim kurmak her zaman önemli oldu. Yeni bilimin ve ardından tekno-bilimin ortaya çıkışıyla birlikte bilim iletişimi, yeni bir konum edinerek tekno-bilimin bir bileşeni haline geldi. Günümüzde, toplumla iletişim kurmak birçok araştırmacı ve tekno-bilimsel yapı için temel bir gereksinime dönüşmüştür. Görünürlük, meşruiyet, finansal destek ve dayanışma arayışı amacıyla farklı paydaşlarla uzlaşma ve diyalog gereksinimi bilim iletişimine yeni güçler kazandırmıştır.
Bilim iletişimi, bilimsel üretimle ilgili olmayan ya da bilimsel araştırma yaşamında temel bir rol üstlenmeyen insanlar arasında bilimsel bilgiyi ve yöntemleri dağıtan etkinliklerin bütünü olarak tanımlanır. Bilim iletişiminin tarihi, bilim insanlarının ve bağlantılı kurumların, toplumu eğitme ve kendileri hakkında olumlu imaj oluşturma çabalarının bir hikayesidir.
İnsanlar bilimsel gelişmeleri takipte zorlanırken bir yandan da her bir bilim dalı kendi içinde bölünüyor, büyüyor ve çeşitlilik giderek artıyor. Bu durum ister bilim insanı olsun ister olmasın tüm insanların bilimsel gelişmeleri takibini de zorlaştırıyor. İşte bu yüzden bilim ve toplum arasında bir köprü kurmak gerekiyor. Popüler bilime dair tüm etkinlikler bu köprüyü kuruyor. Popüler bilimin amacı bilimi ve sokaktaki insanı buluşturmaktır.
20. yüzyılın son çeyreğinde, bilim iletişimi bilim yazınından halkla ilişkiler ve reklamcılık faaliyetlerine doğru kaymıştır. Bu bağlamda, popüler bilime yönelik içeriklerin kültürel yaşamla nasıl, neden ve hangi yollarla bağlantı kurdukları yeniden düşünülebilir. Bir disiplin olarak Bilim İletişimi akademik olarak yapılandırılmalı ve aktif olarak kullanılmalıdır diye düşünüyorum.
Medyanın bilimle olan ilişkisinde neler dikkati çekiyor? Bu konuda yanlışlar doğrular var mı? Malumatfuruşluk bilim diye yutturuluyor mu? Bu bir algı yönetimi mi aslında?
Bilim gazeteciliği-yayıncılığı ülkemizde bir standardı olmadan, şahısların inisiyatif ve ilgisi dahilinde devam ediyor. Aslında bu alan gelişmiş ülkenin göstergelerinden biridir. Bu konuda lisans ve lisansüstü eğitimler verilir ve özendirilir. Bilim insanının uzmanlık alanında yazdıklarını yine kendisi gibi alan uzmanlarının anlayacağı şekilde yazmayıp herkesin anlayacağı şekilde açık, anlaşılır yazması bilimin popülerleşmesidir. Bunu bilim gazeteciliği-yayıncılığı, popüler bilim yazarlığı ya da popüler bilim etkinlikleri düzenleyerek yapabiliriz. Medyanın bilimle ilişkisinde bunları görebiliyor muyuz?
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hamiliğinde TÜBİTAK’ın düzenlediği Ulusal Gökyüzü Şenlikleri malumatfuruşluk yerine bilim insanları, amatör gözlemciler ve halkı buluşturarak bu toplulukların bilimsel doğru ve yöntemlerle aynı mekânda buluşmasını sağlayarak bilimi herkesçe bilinir kılmanın olması gereken örneklerini sergiliyor. Toplumda teknolojiye olan ilgiyi artırması ve Türkiye’nin milli teknoloji üreten bir topluma dönüşmesi konusunda farkındalık oluşturmayı hedefleyen Teknofest gibi etkinlikler bilim iletişimi becerileri üzerinden insanların bilim aletleriyle tanışmalarını, bundan heyecan duymalarını, doğru bilgi edinebilmelerini sağlayarak bilime olan ilgiyi olumlu besler. Bilimsel gelişmeleri takip eden, bu eğitimi almayı hedefine koyan ve öğrenmeye açık nesiller yetiştirilmesine hizmet eder. Bu doğru bilim iletişimi örnekleri ne kadar artarsa bilimsel bilgi ile karşılaşma imkanlarımızda artar ve bu anlamda bilinçli toplum üyelerine dönüşürüz.
Türkiye’de hangi tür haberler bilim olarak aktarılıyor ve bu haberler nasıl sunuluyor? Bilimde sahtecilik yapılıyor mu? Medyada bilim pazarlanıyor mu? Sizce problem nedir? Üretim, hamilik ve sunum ilişkisi bize nasıl yansıyor?
Bilim, tüm medeniyetlerin katkısı ile oluşmuş ortak mirasımız. İnsan var oluşundan beri içinde yaşadığı çevreyi anlamlandırmaya çalışıyor. Bu hepimizin ortak ilgi alanıdır. Bilim insanlarının ise sadece ilgi alanı değil aynı zamanda bilgi alanıdır. Problem; biz bu bilgileri nasıl kavrayacağız? Örnek olarak Albert Einstein görelilik teorisini anlatsa kaç kişi anlardı? O halde burada bilim iletişimcilerine ihtiyacımız var. Bilimi yazılı ve sözlü anlatmanın kitleye etkisi ile medya ile görünür kılmanın kitleye etkisi aynı değildir.
Türkiye’de bilim iletişiminde küresel şirketlerin baskın olduğunu görüyoruz. Bilim yayıncılığında niceliksel bir artış olsa da köklü, nitelikli, geçmişten günümüze aralıksız uzanan, milli bir yayın politikasının hakimiyetinden bahsetmek zor görünüyor. Sadece içerik olarak hazırlanmış ya da belgesellerde hapsolmuş değil, tematik kurulmuş bilim kanallarımız var mı? TRT tek başına yeterli değil. Sadece bu amaçla kurulmuş ve doğru bilginin adresleri haline gelmiş kitle iletişim kanallarının artması şart. Bunların sermayelerinin tek bir kaynak üzerinden desteklenmesi de ayrı bir problem alanı teşkil eder. Bunu aslında bilim ve ekonomi arasındaki bağ üzerinden anlatmak mümkün. Sadece kamu yararı gözetilmesi gereken bilim konularının ekonomik bağlantılarının da olması ve sıkı ilişki içinde yürümesi insanları bilime değil de aslında bilimin ekonomi ile kurduğu bağlantılara karşı güvensiz kılabilir. Bir diğer problem, aslında bilim olmayan ama bilim dilini kullanarak bilimmiş gibi sunulan sayısız içeriklerin dolaşıma sokulması. Bu durum bilimin piyasaya yönelik ürünlerinin pazarlanmasından ibaret gibi duruyor. Burada bilim başlı başına önemli bir içerik olarak değil de araçsallaştırılmış olarak bize sunuluyor ki işte bu önemli problem alanıdır. Alternatif dijital bilim kanallarının olması tekelci yaklaşımın panzehri olsa da içerik güvenilirliği konusunda hala şüphe taşımaktadırlar. Üretenlerin kişisel ilgi ve sevgisi ile yalan yanlış oluşturulmuş-çevrilmiş içeriklerin yerine bilim insanları tarafından üretilen ya da bilim iletişimcilerinin (Türkiye’de maalesef eğitimi bile verilmiyor) içerik ürettikleri bilim programı sayısı ülkemizde oldukça az, o yüzden maalesef alternatif de olamıyorlar.
Ülkemizin bilim kültürü, bilime olan yaklaşımı ve hepsini içine alan bir bilim politikasının olması bu tür problemlere karşı koruyucu etkenlerdir.
Bilimsel bilginin bilimselliği açısından bu unsurlar sizce nasıl sorgulanmalı? Bu konuda nasıl bir medya okur yazarlığı geliştirilebilir? Bilim bizler için bir esaret ve teslimiyet alanı mı? İnfodemiden kaçınmak günümüzde ne denli mümkün olabilir?
Bir şeye bilgi demek için şu üç koşulu karşılaması gerekir: Doğru ya da yanlış bir yargı içermesi; bu önermenin doğru ya da yanlışlığını gösteren güvenli kanıt ya da belgelerin olması; önermenin doğruluğuna inanılması gerekir. Ancak bilim bir yığın dağınık, ilişkisiz önermelerden oluşmaz. Bu önermelerin isterse hepsi doğru olsun aralarında mantıksal bir ilişki düzeni içinde yer alması bir sistem oluşturması gerekir. O halde bilime örgün bilgiler bütünü demiş olursak genel bir tanım yapmış oluruz ve bu ilkeler çerçevesinde sorgulayabiliriz.
Bilim ve medya okur yazarlığı ile aslında halkın bilimi kavraması amacından halkın bilimle meşguliyeti anlayışına geçmiş olmalıydık. Ama biz hala bilimin önemini anlatma aşamasındayız. Yayıncılık ve medya konusunda ise henüz bırakın dünyayı ülkemizde sözümüz tam anlamıyla geçmiyor. Aslında bilim iletişim tarihimiz köklü ama sürekli değil. Siyasi koşullarla sekteye uğratılması yanında bilime ilgisizliğimizin de bir yansıması olarak okunabilir. Bu umutsuz olmamızı gerektirmiyor. Aksine bilinçli bir farkındalıkla aşabileceğimiz ve uluslararası alanda da pay sahibi olabileceğimiz imkanları artırmamız ve kullanmamız için bir fırsat sunuyor. İnfodemiden kaçmanın yolu da buradan geçer. Bunun için bilim topluluklarının bilimin popülerleşmesine istekli ve bilim yayıncıları ile iş birliği içinde olması gerekiyor. Yoksa işin ehli olmayan kaynaklara teslim olmuş kitlelerle karşı karşıya kalmanın acılarını çekeriz. Bilim insanları ve kamu arasında etkileşime dayalı iletişim yollarını geliştirmek zorundayız.
Bilginin doğru kullanımı anlamında bilim insanlarına ilk kaynaklardan ulaşma imkânı var mı? Bilim insanları kendi üzerine düşeni yapıyor mu? Onlar da medyada yaşanan olayların bir parçası oluyor mu? “Bilimsel centilmenliğe” dair neler söylemek istersiniz?
Bilgi ve bilim, insani üretimdir ve insan içindir. Kurtarıcı olabildiği gibi yıkıcı da olabilir. Yani mutluluğun da felaketin de kaynağı olabilecek iki yüzlü bir yapıya sahiptir. O zaman öncelikle bilimin ve bilimsel bilginin görünen ve görünmeyen amaçlarının farkına varmak önemlidir. Buradan anlıyoruz ki bilginin doğru kullanımı kadar bilgiye doğru ulaşmada da bilinç taşımamız gerekiyor. Sürekli aklımızı kullanmamızı öğütleyen ilâhî bir kitaba inanmış insanlar olarak bunu hatırlamamız şart.
Bilimle iletişimimizin ana kahramanları: Bilim insanları-kurumları, medya ve halktır. O halde ilk kaynaktan ulaşmak zaten amacımız. Önemli olan bunların birbirleriyle olan ilişkilerinin güçlendirilmesidir. Toplumu bilimsel süreçlerin etkin bir parçası kılma politikası bu bağı güçlendirecektir.
Amaç, bilim iletişimi ile bilime ve teknolojiye iman etmiş bir toplum yaratmak değildir. Toplum bilime eleştirel bakabilir. İşte bilim iletişimi ile karşılıklı etkileşimlerin dikkate alınması mümkün kılınır. Yani halk birinci kaynaktan doğru bilgiye ulaşacak ancak birincil kaynak da halkın geri bildirimlerini dikkate alarak kendisini yenileyecek ya da gözden geçirecek. İşte bu sağlıklı bir bilim iletişim ortamının oluşmasıdır. Bilimsel centilmenlik de bu güvenilirliğe hizmet eder.
Tüm bu anlattıklarımızın ayrıntıları için bazı kaynaklar tavsiye etmek isterim:
1. Bilim Felsefesi-Cemal Yıldırım
2. Bilim İletişimi-Çiler Dursun-Onur Dursun
3. Yeni Bilginin Dolaşım Araçları-Nihal Fırat Özdemir
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi