Nasıl Zarafet Sahibi Olunur? / İletişim ve Zarafet Uzmanı Gökhan Dumanlı

52-zarafetZarafet nedir? Zarafet niçin önemlidir?

Birincisi, siz kendinize nasıl davranırsanız başkalarına öyle davranırsınız; başkalarına olan davranışınız da onların size olan davranışını belirler. Dolayısıyla da siz, nezaket kurallarını uygulayarak iletişim kurduğunuzda, aynı nezaketi karşıdan da mutlaka göreceksinizdir. Öncelikle kişinin kendisine olan saygısından dolayı bu kuralları, nezaket kavramını öncelikler listesine oturtması gerektiğini söylüyoruz.

İkinci olarak; iletişim dediğimiz şey çok geniş bir kavram, ama eğer iletişim kaynaklarındaki incelikleri keşfedemezseniz istediğiniz etkiyi yaratamazsınız. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki IQ’yla ifade edilen zekânın insan başarısındaki payı yüzde 10, EQ’yla ifade edilen duygusal zekâ denilen zekânın payı ise yüzde 90. Bu, Harvard Üniversitesinin yaptığı bir araştırma. Duygusal zekâ demek, aynı zamanda kişinin sosyal becerisinin de yüksek olması demek; sosyal beceriler de bu iletişim süreçlerinizi nasıl yönettiğiniz demektir, onun becerisidir.

Ben aslında zarafeti tanımlarken “Zarafet; bir söz söylemenin, bir iş görmenin, bir davranışta bulunmanın, yani söz, tavır ve davranışlardaki incelikler.” diyorum. Arapça bir kelime “zarafet”, kökeni zarf ama bu, bir şeyin dış görünümü anlamındaki “zarf” değil. Artık herkes herhangi bir konuda bilgiye sahip olabiliyor. Sizin farkınız, bilgiyi nasıl sunduğunuz noktasında ortaya çıkıyor.

Zarafet sahibi insanı nasıl tanımlıyorsunuz?

Konuşma tarzıyla, kullandığı kelimelerle, giyim tarzıyla abartıdan uzak, nerede nasıl davranması gerektiğini bilen, kiminle nasıl konuşması gerektiğini bilen. Biz zaten zarafet sahibi bir kadın ya da erkek modeli çizerken bunları söylüyoruz ve rol modellere de baktığımızda, rol modelleri de örnekler verdiğimizde, genel tablo ya da insanlardan aldığımız geribildirimde de hep bunu görüyoruz: Tanınır yüzlere de baktığımızda, sadece işiyle ön planda, abartıdan uzak bir yaşantıyı tercih eden, sıradan yaşamın erdemlerinin bile farkında olan… Çünkü günlük hayatta bile, sabah çıkıp biriyle karşılaştığınızda ona “Günaydın” demek, esnafa bir “Hayırlı işler” demek, bir belediye çalışanına “Kolay gelsin” demek vb. bunların hepsi bir zarafet unsurudur. Zarafet; sosyal yaşamda nezaketi, iş yaşamında iş etiketini, kamuda da protokol kurallarını ifade ediyor.

Zarafet sonradan öğrenilir mi? Çevremizde çok zarif insanlar var, hiçbir eğitimini de almamış insanlar. Muhtemelen ya aileden görüyor ya da zarif bir ruha sahipler.

Zihin, beden ve ruh bir bütün olduğunda kişinin hayatında; yani zihniyle, bedeniyle ve ruhuyla kim olduğunu, nasıl biri olarak hayatına devam etmek istediğini, başkaları tarafından nasıl algılanmak istediğini belirlemiş, bu soruları kendisine sormuş ve bunun yanıtlarını almış insan zaten çok farkındalıkla hayatını sürdürüyor. Farkındalık çok sihirli bir kelime.

Hepimiz doğuştan gelen birtakım özelliklere sahibiz. Temel zekâ durumları, bazı yetenekler, genel görüntümüz, bunlar doğuştandır. Herkes eğer isterse, gerçekten kalben, bedenen ve zihnen buna hazırsa, kendisinin en iyi hâline kendisini getirebilir. Elbette doğuştan gelen özellikler var; ama kişi eğer üstüne koymazsa doğuştan gelen o özelliği de yitirir. Bu böyle yüzde 50-yüzde 50 gibi bir şey.

O yüzden hep şunu söylüyorum: Biz istediğimiz kadar anlatalım, “Bakın, bu böyle olacak. Yemeği böyle yiyelim, şöyle konuşalım, şu cümleyi kuralım.” diye, ama kişi ruhunu beslemezse; sanattan, sokaktan, insandan ruhunu beslemezse, bu kültür mozaiğinin taşına elini sürmezse, hele de Türkiye’de, bu kadar renkli bir yelpazede sosyal yaşamın içinde yer almazsa… Eğer bunları eksik tutarsa yine olmaz, ben istediğim kadar anlatayım. Ruhu besleme tarafında böyle bir bütün, yani yüzde 50-yüzde 50 gibi. Yoksa, tabi ki de çok zarif insanlar var, ama bunları mutlaka es geçmemiştir diye düşünüyorum.

Kişi, zarafet eğitimi ihtiyacı olup olmadığını nasıl anlar?

Birincisi, ne yazık ki iş hayatına yeni başladığında kişi bir anda neye uğradığını şaşırıyor. Çünkü okul hayatında öğrenmemiş, öğretim süreci boyunca bunlarla ilgili hiçbir şey öğrenmemiş; nerede, nasıl davranacağını bilmiyor. Dolayısıyla da o özgüven eksikliği yaratıyor ve kendini gösterme konusunda sıkıntılar başlıyor. Yani belki bir proje alacak ve onun sunumunu o yapsa daha güzel olacak, ama ona cesaret edemiyor; toplantıda söz alacak, cesaret edemiyor. “Acaba bunu söylemeli miyim, söylememeli miyim? Hangi noktada fikrimi beyan etmeliyim?” Bundan emin olamıyor. İş yemeğine gidilecek, “Ben gitmeyeyim, Ahmet gitsin.” O zaman, oraya sen gitme, orada sen konuşma, orada durma, kişi iyice çekilmiş oluyor. Ama herkesin, “Bir dakika. Bu böyle olmaz.” dediği bir nokta vardır. Zaten kişi onu kalben hissettiğinde buna ihtiyaç duyuyor, ama aslında buna ihtiyaç duyan ya da duymayan insan diye bir şey yok. Bence herkesin ihtiyacı olan bir şeyi anlatıyoruz.

Kurum içinde, evet, bir ast-üst ilişkisi oluyor ve bizim ülkede bu çok belirgin bir şey. Dolayısıyla bir genel müdürle karşılaştığınızda, şefinizle karşılaştığınızda, bir çalışanınızı diğer çalışanla tanıştırmanız gerektiğinde hangi hiyerarşik düzene göre, hangi sisteme göre, kimi kime tanıtmalısınız; kim kiminle, nasıl tokalaşmalı, tabi ki bunların bir kuralı var. Eğer siz bu kuralları uygulamazsanız, tamamen dişlinin çarkları gibi düşünün; bir çark yanlış dönerse o sistem işlemeyeceği gibi, oradaki bir eksiklik, oradaki tüm hiyerarşinin bozulmasına, sistemin bozulmasına sebep olacaktır.

İlk izlenim de 250 milisaniyede oluşan bir şey. Dolayısıyla saniyenin 4’te 1’inde oluşuyor. Dolayısıyla o saniyenin 4’te 1’inde oluşan o ilk izlenim ve o ilk izlenimden sonraki oluşan tanışma, tanıştırılma, selamlaşma, o diyaloglar, ilk diyaloglar ve sonrasındaki gelişen süreç, karşı taraftaki bıraktığımız izlenim, bizim ondan sonraki karşılıklı diyaloglarımızın nasıl gelişeceğiyle ilgili bir girizgâh yapmış oluyor. Dolayısıyla bunu mümkün olduğu kadar en iyi ve en düzgün şekilde oluşturabiliyor olmak, o iletişim trafiğinin en iyi şekilde ilerleyebilmesi için çok önemli bir adım.

İlk intiba, biz önceden 10 saniye diyorduk, şimdi artık 250 milisaniye, göz açıp kapadığımız andan kısa bir an, birbirimizi görür görmez. Geldiniz bugün, şuradaki oturuşum bile, bekleyiş şeklim bile belki, beni oradan gördüğünüz an hemen etiketler başlıyor. Ben de görür görmez, gözlüğünüzden, ceketinizin renginden, duruşunuzdan, ses tonunuzdan… Kurumların bu yönde talepleri var. Bunun farkında olanlar zaten bize ulaşıyorlar. Çünkü hem kurum içi iletişimde hem kurum dışı iletişimde zarafet çok önemli. Çünkü kişilerin etkileri aynı zamanda kurumun etkisi, dolayısıyla da kişinin başarısı kurumun başarısı hâline geldiği için, hem iç iletişimde hem dış iletişimde önem arz ettiği için kurumlar da bu yüzden tercih ediyor ve bize ulaşıyorlar.

Temsil etmeniz gereken yer, makam gereği davranılması gereken şekilde davranılmalı. Dolayısıyla bir makamı, bir markayı, bir kimliği temsilde en iyiyi yapabilmek zaten bizim görevimiz. Bunun da sistemini bilmeli ve sistemine göre, en doğrusu neyse o şekilde yapmalı. Bu anlamda bilmek zorundasınız. Tabi uygulayabilmek, uygulamak tamamen kişinin kendisine özgü bir şey. Bazısına evet yakışır, bazısına yakışmaz; ama yakışmayan bile bunu, nerede, nasıl davranması gerektiğini bilirse en azından bu konuda özgüveni olur, bulunduğu yerde kendisini iyi şekilde ifade eder.

Zarafet Akademisini açma fikri nasıl oluştu?

Bu anlamda Türkiye’de bunun bir eksikliği vardı. Bu konuyla ilgili bilgi alınabilecek hem kurumsal hem de bireysel olarak kendilerini yetiştirebilecekleri, bu anlamdaki eksikliklerini giderebilecekleri bir platform yoktu. Böyle bir açığı tespit ettik. 4 yıldır da onlarca kuruma, bireysel olarak yüzlerce katılımcıya bu eğitimi vermiş olduk ve vermeye de devam ediyoruz. Yakın bir zaman içinde Almanya’da ve Fransa’da şubelerimizi açıp eğitim vermek niyetindeyiz.

Bireysel eğitimleriniz ne kadar sürüyor, yani katılmak isteyenler ne kadar zamanlarını harcamalılar?

Öncelikle, bireysel olarak sınıflarımız akademimizde açık eğitim olarak en fazla 10 kişiden oluşuyor. Bizim bireysel eğitimlerimiz, iş hayatında ve sosyal yaşamdaki zarafet eğitimlerimiz 16 saati oluşturan, toplamda 2 günlük yoğun bir program olarak gerçekleşiyor. Konu başlıkları ne oluyor; yürüyüş çalışılıyor, duruş çalışılıyor ve birebir çalışılıyor gelen katılımcılar arasında.

Duruş çok önemli. Duruşumuz düşüncelerimizi etkiler. “İnsanlar hep negatif düşündüğünden ötürü mü acaba omuzları düşük, kendini bırakmış olur?” diyoruz. Hayır, tam tersi. Nasıl durursanız öyle düşünürsünüz. O yüzden de duruşumuz düşüncelerimizi etkiler. Dolayısıyla doğru bir duruş sergilediğinizde de güçlü duygular geliştirmiş olursunuz kendi adınıza. O yüzden, duruş hakikaten çok önemli. O yüzden de yürüyüş, duruş, postür analizi, bizim yine zarafet eğitiminde yoğun çalıştığımız alanlardan bir tanesi.

Yürüyüş, duruş, tanışma, tanıştırılma, selamlaşma, hem kamusal alanda hem de bireysel olarak sosyal yaşamda kim kime tanıştırılır, nasıl tanışılır, bunlar yine uygulamalı olarak anlatılıyor. İmaj yönetimi bunun çok önemli bir parçası. Hangi kıyafet neyle kombin edilmeli ve her farklı ortamda nasıl bir kıyafetle bulunmamız gerekiyor?

Sonrasında, masa kültürü, düzeni çok önemli. Kişisel alan sınırı dediğimiz, birbirimizi rahatsız etmeyecek, hem kurumsal anlamda hem de bireysel alandaki o sınırlar çok önemli. Bu eğitimler toplamda 2 günlük yoğun bir program sonrasında katılımcılarımıza aktarılıyor.

Zarafet eğitimi dışında, akademideki diksiyon eğitimi, kendini ifade edebilme, hitabet eğitimi, etkili konuşma eğitimi, zaman yönetimi, stres yönetimi, telefonda iletişim, yönetim ve liderlik, grup içi iletişim, birçok eğitimlerimiz var. Bizimle http://www.gokhandumanli.com/ adresinden iletişime geçebilirsiniz.

 

İş Dünyasına Yönelik Zarafet Tüyoları

İlk intiba çok önemli. Saniyeler içerisinde karşımızdaki kişilerde bizimle ilgili bir algı oluşuyor.

Bunun tarafımıza pozitif olarak dönmesi için dik bir duruş sergilemek büyük bir artı kazandırıyor.

Ardından güçlü bir selamlaşma ile kendimize olan güvenimizi göstermek bir diğer önemli adım.

Tanıştırma işlemi sırasında; erkek-kadına, genç-yaşlıya, ast–üste tanıştırılır.

İş yaşamında üst elini uzatırsa ast elini uzatmalıdır.

Göz teması ve sahici bir gülümseme ile de selamlaşmayı daha etkili hale getiriyoruz.

İkili görüşmelerde beden dilini kullanmak çok önemli.

Masada oturuyor iseniz elleriniz mutlaka masanın üzerinde olmalı.

Konuşurken avuç içlerini karşıya gösterecek şekilde elleri kullanmalısınız. Bu iletişim, açık ve güvenilir kişi imajınızı destekler.

Ayaktayken her zaman eller kemer hizasının üzerinde durmalı. Başın yana eğik ve ellerin kemer altında birleşmiş durumu sizi pasif ve özgüvensiz gösterecektir.

Telefonla birini aradığınızda en fazla dört kez çaldırılmalı ve telefonu açan kişinin görüşmeyi sonlandırması beklenmelidir.

Ve konuşmaya başlamadan önce mutlaka kişiye müsait olup olmadığı sorulmalıdır.

Ses tonunuz ve seçtiğiniz kelimeler de sizinle ilgili karşı tarafta büyük bir izlenim yaratır. Kişi kendine en uygun ses tonu ile konuşmalıdır.

Erkekler sunum ya da konuşma sırasında ayağa kalktıklarında mutlaka ceketlerinin üst düğmesini iliklemeliler. Oturduklarında böyle bir zorunluluk yoktur.

Kurum içinde kişilerin birbirlerinin kişisel sınırlarına dikkat etmeleri gerekir.

İmaj konusunda da özellikle kıyafet seçimi çok önemli.

Hukuk, sigorta, mali danışmanlık ve kamuda çalışanlar için esas olan klasik seçimlerdir.

Erkekler lacivert, gri, ya da füme takım elbiselerle giyilen beyaz ya da mavi uzun kollu gömlekler ve klasik renklerde -bordo, lacivert gibi- yine klasik bir kravat -düz ya da çizgili- tercih edebilirler.

Yaratıcı sektörlerde çalışanların daha renkli ve kendi yorumlarını katabilecekleri bir tarz içerisinde olmaları daha talepleri karşılayan bir özellik olacaktır.

 

Sosyal Yaşamda Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kalabalık bir ortama girdiğimizde öncelikle iletişime kapalı beden dillerinden uzak durmalıyız. (Kolları bağlamak, iki elin de dolu olması, sürekli bir şeylerle meşgul olmak gibi) Mümkünse sağ elimiz her zaman boş kalmalı.

Birileri konuşurken bedenimiz onlara dönük olmalı. Ellerimizi kullanırken avuç içlerimizin açık ve karşıya dönük olması her iki tarafın da kendini güven ortamında hissetmesini ve rahat iletişim kurmasını sağlar.

Bir insana en hoş gelen ses, kendi isminin söylenmesidir. Yeni tanıştığımız insanlara isimleri ile hitap etmek onları önemsediğimizi gösterir ve unutmamalıdır ki; insanlar onlara ne söylediğinizi unutsalar da nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir