Kalpten Kalbe Uzanan Bağ: Dostluk / Psikolojik Danışman Safinaz Çetın

İnsanlar, diğer insanlara görünmez bağlarla bağlıdır. Sevdiğimiz, nefret ettiğimiz, hatta varlığından haberdar olmadığımız kişilerle bile bir şekilde bağ kurarız. Sevdiklerimizle kurduğumuz bu bağ sevgi, saygı, değer verme gibi olumlu duyguları barındırırken sevmediklerimizle nefret, öfke şeklinde kendini göstermektedir. Hayatımızda etkisinin olmadığını düşündüğümüz insanlarla dolaylı olarak bir ilişkimiz vardır. Buğdayı üreten çiftçiyle, ekmeği pişiren fırıncıyla, bir eser ortaya koyan sanatçıyla istesek de istemesek de bağımız olduğunu söyleyebiliriz.
Hayatımızdaki bazı bağlar bizim kime, nereye ait olduğumuzu göstermektedir. Bunlar aile bağı, kan bağı, kardeşlik bağıdır. Ailemiz, akrabalarımız, kardeşlerimizle kendi irademiz dışında bağ kurmuş oluruz. Kişi ailesini seçme hürriyetine sahip değildir. Bazı bağlar da vardır ki bunları kendi isteğimizle, irademizle, seçimlerimizle, ilmek ilmek işleyerek kurarız. Bunlar da dostluk ve manevi kardeşlik bağlarıdır.
Günümüzde insan ilişkilerinin zedelendiğini, boyut değiştirdiğini, gerçek anlamını kaybettiğini görmekteyiz. Arkadaş dediğimiz kişilerden aldığımız darbeler, en yakınlarımızdan gördüğümüz ihanetler bizi tamamen yalnızlaşmaya ve insanlara güvenmemeye itmektedir. Ancak insanın fıtratında olan sosyallik ve aidiyet duygusu nedeniyle kişi tamamen kendini tüm insanlardan soyutlayamamaktadır.
Her şey zıddıyla birlikte güzeldir. Nasıl gündüzün kıymetini bilmek için geceye, beyaz için siyaha, tatlı için acıya ihtiyacımız varsa iyiler için de kötülere ihtiyaç vardır. İşte burada, kötülerin arasında gerçek dostların ve kardeşliğin önemi de ortaya çıkmaktadır.
Kardeşlik, aynı anne ve babadan dünyaya gelen insanları tanımlamak için kullanılmakla beraber aynı amaca, dine, davaya, yola baş koymuş insanlar için de kullanılmaktadır. İnsan neden bir dosta, kardeşe ihtiyaç duyar? Bu zorluklarla dolu hayatta ayağı tökezleyen, yıkılan, sıkıntılardan bunalan insanı ancak kendisini seven ve anlayan birileri elinden tutup kaldırabilir. Maddi çıkara dayalı ilişkilerde “Düşene de bir tekme sen vur.” anlayışına, “Ne hali varsa görsün!” yaklaşımına çokça şahit oluyoruz. Ancak manevi değerler etrafında birleşen insanlar, hiçbir çıkar gözetmeksizin birbirlerine el uzatırlar; birbirlerinin derdini paylaşırlar, birbirlerine maddi-manevi yardıma hazırdırlar. Arkadaşlıklar kolay kurulup kolay yıkılırken dostlukların kurulması o kadar kolay değildir. Zaman, emek ister. Buna bağlı olarak yıkılması da öyle kolay olmaz. Dostluk ve kardeşliğin sınavı zor olur. Herkes geçemez, geçenler de ahirete uzanan bir dostluğa el ele yürürler.
İki insanın dost olabilmesi için birlikte zaman geçirmeleri şarttır. “İyi dost kara günde belli olur.” diye dillerde dolaşan atasözümüz, insan ilişkilerini çok iyi özetlemektedir. İki insanın dost olabilmesi için iyi günü de kötü günü de yaşamaları gerekir. Güzel günlerde yanımızda olan insanlar, sevdiklerimiz, gerçek yüzlerini kötü günde gösterirler. Çıkarı için yanımızda olanlar, çıkarına ters düştüğü anda bizi ilk terk edenlerdir. Halbuki dost, bencil duygularla hayatımızda yer alan biri değildir. Dostlukta, kardeşlikte sencillik psikolojisi içinde olmak, kardeşinin iyiliğini kendi iyiliğine tercih etmek vardır. Bazen başarılı olduğumuz durumlarda da insanlar gerçek niyetlerini ortaya çıkarabilirler. Başarımızı takdir etmeyen, haset eden, bizim sevincimizle mutsuz olan kişilerle de çokça karşılamaktayız. “Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 44) hadis-i şerifinde buyrulduğu gibi haset, aradaki sevgi ve muhabbeti de yer bitirir; gerçek dostluklar o zaman kendini belli eder.
“Müminler ancak kardeştirler…” (Hucurât, 49/10)
“…Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr, 59/9)
Yukarıdaki ayetlerde müminlerin kardeş olduğu ve kendileri ihtiyaç halinde olduğu halde kardeşlerini, kendilerine tercih ettikleri belirtilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mübarek hayatlarında dostluk ve kardeşliğe dair çok örnekler bulunmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.), Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde, tüm malını Mekke’de bırakıp gelen Mekkeli Müslümanlarla Medinelileri kardeş yapmıştır. Ensarlar (Medineli Müslümanlar) mallarını, evlerini muhacir kardeşleriyle hiç tereddüt etmeden paylaşmışlardır. Kendilerinde bile yeterince olmadığı halde ellerinde olanı seve seve vermişlerdir. Aralarına haset, kin, nefret girmemiştir. Aralarında kan bağı olmayan bu insanların davranışlarının yanında bir de öz kardeşine eziyet edenlerin örnekleri vardır.
Hz. Âdem’in çocukları Habil ile Kabil’in kıssasını hatırlayalım. Rivayete göre Habil ile Kabil arasında bir konuda anlaşmazlık yaşandı. Hz. Âdem, Allah katında kimin haklı olduğunun anlaşılması için her ikisinin de Allah’a kurban sunmasını söyledi. Habil’in kurbanının kabul edilmesi üzerine Kabil’in kardeşine olan kin ve öfkesi arttı. Habil’i öldürerek ilk cinayeti işlemiş oldu.
“Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, ‘Andolsun seni öldüreceğim!’ dedi. O da dedi ki: ‘Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder. Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! Zira ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben diliyorum ki sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin, cehennemliklerden olasın! Zalimlerin cezası işte budur.’ Sonunda içindeki duygular onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.” (Maide, 5/27-30)
Hz. Yusuf, küçük yaşında güzel ahlaklı olması ve babasının sevgisini üzerine çekmesi nedeniyle kardeşleri tarafından kıskançlık duygusuyla öldürülmek istenmiştir. Kardeşleri, içlerindeki kötü duygularla Hz. Yusuf’u kuyuya atmışlardır.
“Andolsun ki Yûsuf ve kardeşlerinde, almak isteyenler için ibretler vardır. Hani kardeşleri demişlerdi ki: ‘Yûsuf ile öz kardeşi babamızın gözünde bizden daha değerli. Halbuki bizim sayımız daha çok. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanılgı içinde! Yûsuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tövbe ederek) iyi kimseler olursunuz!’ Onlardan biri, ‘Yûsuf’u öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız, onu (kör) kuyunun dibine bırakın. Nasıl olsa gelip geçen kervanlardan biri onu bulup alır.’ dedi.” (Yusuf, 12/7-10)
Maddi kaygılarla birbirini dipsiz kuyulara atan öz kardeşlerle dolu bu geçici dünyada, kuyudan çıkmak için el uzatan dostlara ne kadar ihtiyacımız olduğu ortadadır. “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/71)
Kişinin kendisini tanıyabilmesi için çevresindeki insanlara da bakması gerekir. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” “Üzüm üzüme baka baka kararır.” atasözleri kiminle zaman geçiriyorsak ona benzemenin kaçınılmaz olduğunu anlatmaktadır. Ahlaki değerlere önem vermeyen insanların arasındaysak başta yapılan yanlışlar gözümüze batacaktır. Ancak kalpte onlara karşı sevgi beslersek yanlışlar bir süre sonra normalleşecek; hatta biz de başta kınadığımız o yanlışları yapacağız. Bu nedenle Allah bizleri “…Sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 9/119) ayeti ile uyarmaktadır. Hadiste “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96) buyrulmaktadır.
Bu dünya sevdiklerimizle, dostlarımızla güzel. Onlar yanımızda değilse ya da dostumuz yoksa mutluluğumuz da eksik olacaktır. Soframızda dostlarımız yoksa yediklerimiz ağzımızı tatlandırmaya bile yetmeyecektir. Kaldı ki ruhumuz beslenebilsin!.. Kimi sevdiğimize dikkat edelim. Allah, hepimizi kötü ahlaklı kişilerle inikas olmaktan korusun, ahirete uzanan gerçek dostluklar edinebilmeyi nasip etsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir