Radyo Trafik, İstanbul trafiği için nerede duruyor, amacı nedir, ne yapmak istiyor?
Radyo Trafik’in ilk amacı, insanlara zaman kazandırmak. Zaman kazandırmaktan kasıt, yollardaki durumu anlatarak en açık yeri ya da en uygun noktayı göstermek ve oradan gidilmesini sağlamaya çalışmak. Kaza varsa, önemli bir olay varsa, rutin yoğunluk dışında, kaçış yolu var mı yok mu.. Bunlara bakıyoruz, dinleyicilerimize anlatmaya çalışıyoruz.
Onun dışında, biz radyoyu başından bu yana bir sosyal sorumluluk projesi olarak gördük ama sadece lâfta değil bu, gerçekten öyle gördük. Patronumuz Sayın Saadettin Saran, radyonun kurulmasına, açılmasına bu doğrultuda onay verdi. Evet, biz bir sosyal sorumluluk projesi olarak hareket ediyoruz ve radyoyu öyle görüyoruz. Dolayısıyla işin, bilgi vermenin dışında eğitici yönü var. Oraya odaklanmaya çalışıyoruz; yani trafikte yapılmaması gerekenleri, var olan sıkıntıları insanlara anlatmaya çalışıyoruz, bir taraftan da çözüm önerileri ortaya koymaya çalışıyoruz. Hem bizler hem dinleyiciler o önerileri alıyoruz, yetkili birimlere götürüyoruz, onlarla paylaşıyoruz. Birçok noktada bizim önerilerimiz sonrasında Belediye kanalıyla, Karayolları kanalıyla adımlar atıldı. Hatta birçok öneriyi Meclis’e kadar götürdük. Orada da hâlâ değerlendirme aşamasında, “İstanbul Trafiğinde Neler Yapılmalı?” başlığı altında. Radyonun amacı bu, hedefi bu.
Herkes navigasyon kullanıyor. Navigasyon kullanma yükseldikçe radyoda bir değişiklik oldu mu?
Bizim de navigasyonumuz var. Aynen Yandex gibi, İBB gibi bizim de bir trafik uygulamamız var.
Gidebileceği yol sayısı belli. Ara sokaklardan bir yere ulaşmak isterseniz, evet, navigasyon işinize yarar. Kaldı ki dünyada da Radyo Trafik’e benzer birçok radyo var ama onlar devlet tarafından desteklenen radyolar. Amerika’da, Almanya’da, İngiltere’de, Rusya’da var ve oralarda da navigasyon konusunda çok iyi firmalar var. Ama yine de trafik radyoları bunların hepsinden daha fazla takip ediliyor. Çünkü trafik radyolarında her şey anlık verilir. Yani trafik bilgisi sizin navigasyonunuza ya da uygulamanıza gelmesi, inmesi, sizin onu görmeniz, üstelik trafikte yalnızsanız bunu takip etmeniz hem zor olacak hem trafik güvenliği açısından uygun değil hem de bir süre alacağı için durum belki de değişmiş olacak. Öyle bir an geliyor ki boş olan bir yol 5 dakikada tamamen doluyor ya da tam tersi olabiliyor İstanbul’da. Dolayısıyla bizdeki her şey anlık, artı ayrıntılı.
Harita uygulamasında yoğun olan yerleri kırmızı gösteriyor. Ama bütün ayrıntıyı bana dinleyici veriyor. Navigasyonda sadece trafik yoğunluğunu görebilirsiniz. Dinleyici bağlanıyor “3 tane araç var. 2’sine kurtarıcı gerekir. Bu demektir ki daha uzun sürecek. Şuradan kaçın… Evet, şimdi kurtarıcı geldi, birazdan açılır…” gibi bütün ayrıntıyı veriyor size, birebir canlı olarak olan biteni anlatıyor. Dolayısıyla trafik radyoları bu anlamda çok değerli ve değerinden hiçbir şey kaybetmiyor. Bizde de öyle oldu, dünyadaki örneklerinde de bunu görüyoruz.
Sizi en çok kimler dinliyor? Bu konuda bir araştırma yaptınız mı?
Araştırma yaptık ama “Şu daha önde…” diye bir sonuca ulaşmadık açıkçası. Evet, taksiciler var ama bu şehirde o kadar çok satış yapan, gün boyu arabasında olan insan varmış ki onu fark ettik. Mesela, oranladığınız zaman yüzde 20’den fazlası satışçılar çıktı, yüzde 20’ye yakın taksiler, sonra servisçiler… Dağılıma baktığımız zaman yüzde 30’u satışçı dediğimiz kesim. Çünkü sürekli trafiğin içindeler, sürekli oradan oraya gidiyorlar. Dolayısıyla trafiğe çıkan herkes radyoyu dinliyor. İlkokul mezunundan tutun da üniversite mezununa kadar geniş bir yelpaze var. Bu, zaten radyo yayınlarından da belli. Yayına bağlanan insanları dinlerseniz, anlatım tarzlarını, konuşmalarını, kurdukları cümleleri vesaire, “Evet, her kesimden kişi gerçekten bu radyoyu dinliyor, dinleyicisi olmuş.” dersiniz.
Radyo Trafik’in aynı zamanda sosyal sorumluluk yönü ve manevi tatmin edici bir yönü de var.
Mesela kendi adıma söyleyeyim. 22 yıldır ben bu sektörün içerisindeyim. Ankara’da başladım, İzmit, İstanbul diye devam ettim. Artık yavaş yavaş başka bir şeyler yapıp buradan emekli olayım diye düşünürken “Bu projeyi yapar mısın?” denildi. Projelendirdik ve başladık bu işe. Bizi hakikaten en çok tatmin eden tarafı, manevi tarafı. Bir taksici diyor ki mesela, “Kazandığım her kuruşta payınız var. Allah razı olsun.” Bu cümleyi duyduğunuz zaman çok mutlu oluyorsunuz. Birisi arıyor, “Sayenizde işime yetiştim, evime yetiştim, hastaneye yetiştim…” diyor. Bizim doğum hikâyelerimiz var. Doğum yetişmesi gerekiyor. Biz tek tek dinleyenlerle birlikte tarif ediyoruz yolu, en uygun yoldan kısa sürede hastaneye ulaşıyor. Hatta birisi, çocuğuna benim adımı verdi. Bu hikâyeler o kadar çok ki kalp krizi geçirenlere dinleyicilerimiz yardım edip onu alıp götürdüler. Kan anonsları yapıyoruz, onlarca insan bir anda akın ediyor. O anonsları dikkate alıyor, gidiyor kan veriyor.
Geçen bir dinleyicimiz geldi. “Hayatımı size borçluyum.” diyerek elinde baklavayla teşekkür etmeye geldi. “Niye?” dedik. Etkilenmiş söylemlerden. Kemer kullanmıyormuş, umursamıyormuş trafik kurallarını; kemer takmaya başlamış. 2-3 ay sonra kaza geçiriyor, 3-4 takla atıyor, sağ salim kurtuluyor. Raporlarını vesaire gösterdi. “Kemer takmasaydım muhtemelen ya yoktum ya ciddi bir sorunum vardı.” demişti. Bunlar tabii ki insanı inanılmaz mutlu ediyor ve aynı zamanda direnç de veriyor. Çünkü bizim yaptığımız iş çok zor bir iş. Normal programcılardan, radyoculardan çok daha farklı, çok daha yıpratıcı ve yorucu; çünkü çok öfkeli bir gruba hitap ediyorsunuz. Söyleyeceğiniz her şey, ağzınızdan çıkacak her kelime büyük önem taşıyor, değer taşıyor ve böyle bir ortamda o gelen dönüşler bizi ayakta tutan dönüşler, çok mutlu eden dönüşler. İyi ki yapmışız diyoruz her duyduğumuzda.
İstanbul’da çok büyük bir trafik sorunu var. Bunun temel sebeplerini siz ne olarak görüyorsunuz?
Tabii, onlarca sebep var. Bunun en önemli nedeni kültür. Ne yazık ki trafik kültürüne sahip olamamış bir toplumuz, bizim böyle bir kültürümüz yok. Trafiğe çıktığımızda nasıl davranmamız gerekiyor, çıkmadan önce ne yapmamız gerekiyor, öfke hâlinde ne yapmamız gerekiyor, öfkelenmemek için ne yapmamız gerekiyor, hak dediğimiz olgu nerede başlayıp nerede bitiyor… gibi kavramları içine sindirebilmiş bir topluluk yok ne yazık ki. Aslında en büyük problem bu. Tabii ki çok fazla insan var, çok fazla araç var, gittikçe de büyüyor, insan sayısı artıyor, araç sayısı artıyor. Evet, en büyük etkenler bunlar.
Onun dışında, koordine problemi var, denetim problemi var, deniz ulaşımı yeterince kullanılmıyor. Bunların hepsini üst üste koyalım. Ama tekrar en başa dönüyorum: Ne yazık ki her şeyden önce bir kültür problemi var. Onun oluşması da öyle bugünden yarına olacak bir şey değil. Şimdiye kadar trafik kültürünün, bilincinin oluşması konusunda yeterli adımlar atılmamış.
Ailede zaten babadan oğula geçen bir kuralsızlık silsilesi hâkim. Dolayısıyla sorun yaşamaya devam ediyoruz, edeceğiz de. Ama spesifik olarak baktığımızda, az önce saydığım o kriterler İstanbul trafiğinin en önemli sebepleri. Ne yaparsak yapalım, kim ne yaparsa yapsın, köprü, metro, metrobüs; bilinçli sürücü sayısı artmazsa bu trafikteki karmaşa bitmez.
Bunların üstüne şunu söyleyeyim: Trafik sabah saat 09.30-10.00’a doğru azalır, normal olarak azalır; ama sonra bir bakarsınız tekrar yoğunlaşır. Ne oluyor? Kaza oluyor; çünkü yollar açılmaya başlıyor, gaza basmaya başlıyorlar ve arka arkaya kazalar meydana geliyor. O yüzden “İstanbul’da trafik hiç bitmiyor.” diyorlar. Yok, aslında azalıyor, eriyor, tamamen bitmiyor ama tam azalmaya başladığı zaman bu kez arka arkaya kaza meydana geliyor, bir daha trafik yoğunluğu oluşmaya başlıyor.
Herkes şeridinde gitse, zikzaklar yapmasa, emniyet şeridi kullanılmasa, kırmızı ışık kuralı gibi çok basit bir kural ihlal edilmese… Büyük araç nereden gidecek, küçük araç nereden gidecek… Kurallara tam anlamıyla uyulsa, takip mesafesine uyulsa… Yani dediğim gibi bir kültüre sahip olsak, iddia ediyorum, şu an var olan trafik yoğunluğunun yüzde 20 azaldığına şahit oluruz. Sonrası diğer konular.
İstanbul’da pek çok yeni proje yapıldı. En son olarak 3. Köprü açıldı ve Mahmutbey gişelerinde düzenleme yapıldı. Bu projelerin trafiğe ne yönde etkisi oldu?
Geçen yıl bu zamanlar 3. Köprü yoktu, şimdi var. Geçen yıl bu zamanlarla karşılaştırma yaptığımızda hiçbir şeyin değişmediğini; tam tersi, trafiğin daha da arttığını görüyoruz. Çünkü araç sayısı artıyor. 3. Köprünün zaten İstanbul trafiğine birebir etkisinin olmayacağını uzun zamandır söylüyorduk. Birebir etkisi olmaz. Nasıl olur? Siz büyük araçları hiç İstanbul’a sokmazsınız. Şu anda böyle bir durum yok. Çünkü Mahmutbey gişelerinden sonra girebiliyorlar. Biz oraya çok dikkat çektik. “Mahmutbey’in gerisine almanız lazım, Hadımköy’den girmesi lazım.” dedik. Şu an oradaki en büyük karmaşanın sebebi bu. Bir serbest geçiş sistemi yapıldı; onun da öyle düşünüldüğü gibi etkisi olacağını zannetmiyoruz. Sonuçta, orada başka bir problem var. Şişe ağzı denilen durum ortaya çıkıyor. Onu yok etmediğiniz müddetçe ne yaparsanız yapın oradaki karmaşa bitmez. Üstüne bir de kantar var orada. Büyük araçlar gelip kantara girmek zorundalar. Böyle bir durum da var.
Dolayısıyla Mahmutbey gişelerindeki durumun çözülmesi için Mahmutbey gişelerinin kaldırılması, daha geriye alınması lazım. Mahmutbey gişeleri kaldırılsa en azından geri çekilse oradaki kaosu bitirir. Büyük araçlar Hadımköy’den girse Adapazarı’ndan çıkacak. Bunlar planda var zaten. Zaten Kuzey Marmara Otoyolu’nun güzergâhı bu: Adapazarı’ndan girecek, Hadımköy’den, belki daha da ileriden çıkacak, Trakya tarafına doğru devam edecek, hiç İstanbul’a uğramayacak. Tamam, proje güzel ama öyle olmadı işte. Şimdi herkes her yerden İstanbul’a girebiliyor ve az önce bahsettiğim gibi girişlerde problemler var. O yüzden 3. Köprü tam randımanlı çalışmıyor. Üstüne, bizim hâlimiz var şehrin içinde, bir o yakada, bir bu yakada, otogar var şehrin içerisinde. Halin Tuzla’ya taşınması projesi var, otogarın taşınmasıyla ilgili bir proje var. Tüm bunlar zamanında ele alınmış olsa ve sonra 3. Köprü açılmış olsa kesinlikle faydası olurdu ama bu hâliyle birebir etkisi olmadı. Avrasya’yı bekliyoruz şimdi. Avrasya çok daha etkili olacak. Tünel denizin altından geçiyor, etkisi olacağına yüzde yüz inanıyoruz.
Çubuklu-İstinye arasına arabalı vapur hattı plan dâhilinde. Çünkü bir tek Sirkeci-Harem var, başka yok. O da mutlaka olumlu yönde etkiler. Hatta keşke birkaç tane daha kurulsa. Metro ağı genişletiliyor ki en önemlisi o. Onun daha da fazla olması en büyük temennimizdir. Ne kadar çok metro, o kadar az trafik anlamına gelir kesinlikle. Yapılan güzel şeyler var; onları da zaten bir bir saydım. Ama 3. Köprü İstanbul trafiğini çok rahatlatır görüşüne hiç katılmadım ve ne yazık ki böyle de bir tablo var şu anda karşımızda.
Özellikle İstanbul’da yaşayanlar için, evden çıkmadan önce veya araba kullanırken ne tavsiye ediyorsunuz?
“İşi eve götürme ki evdeki düzeni bozma.” denir ya, mümkünse evde ya da işte yaşadığını da trafiğe taşıma, taşımamaya gayret et. Yani öfkeyle biniyorsan bil ki sorun yaşayacaksın. Bazı şeyleri de kabullenmek lazım. Bütün dünyada büyük şehirlerde -İstanbul en büyüğü- trafik gibi bir sorun vardır ve hiçbirinde trafik tamamen bitirilmiş değildir. Öyle bir dünya yok. Hepsinde trafik var, hepsinde de çok ciddi sürelerde bekleyişler var ama orada seçeneklerimiz fazla, burada seçenekler çok fazla değil ya da seçenekler çok yeterli değil, konforlu değil. O yüzden de vatandaşın şu an bunu kabullenmesi lazım; ben arabaya bindiğim zaman 1,5-2 saatte evime gidiyorum. Mecbursunuz bunu yapmaya. Ama bunu kabullenmezseniz öfke devreye giriyor, sonra ya canınız yanıyor, ya başkalarının canını yakıyorsunuz.
Kabullenmekten kastım, var olan durumu değil ama yapacak bir şey yok ve bunu bilerek hareket etmek lazım, yani şu anki şartlarla trafiğe çıkmak lazım. Şartlar buysa ben de bu şartlara uygun biçimde hareket etmeliyim. 1,5 saatte gidiyorum, evet, bunu kabullenmeliyim veya baksın, radyoyu açsın, uygulamalara baksın. Gideceği güzergâhta çok ciddi bir sorun varsa başka seçeneklere yönelsin, toplu taşımayı kullansın ya da toplu taşıma araçlarının yanına kadar arabasını götürüp park edebiliyorsa park etsin, oradan devam etsin. İstanbul olarak güzergâh planlama işini mutlaka yapmamız lazım. Evimizden çıkmadan önce mutlaka trafikte ne var ne yok bunu bilmemiz ve ona göre bir planlama yapmamız şart. Plansız programsız asla yola çıkmamamız gerekiyor.
Araçları şehir merkezine almama, tek çift plaka uygulamalarına geçme konularını değerlendirir misiniz?
“Araçları şehir merkezlerine sokmayalım, Taksim’e girmesin, şuraya girmesin…” Tamam iyi fikir, meydanlar vatandaşa kalsın, yayalara kalsın; çok güzel fikir, katılıyorum. Peki, oraya nasıl ulaşacağım? Tek seçeneğim var ama o yetmez işte. Yani üst üste binerek gitmek istemiyorum ki ben oraya. O zaman seçenekleri arttırması lazım. İkincisi, aracımı en yakın noktaya park etmemi sağlaması lazım. Var mı öyle park yerleri? Güzel fikirler, ama bunların uygulanabilmesi için yapılması gerekenler var.
Tek plaka, çift plaka diye bir şey var; bir gün tek, bir gün çift. Bazı ülkelerde uygulanıyor bu ama gelişmiş ülkelerde uygulanmıyor bu sistem; üçüncü dünya ülkelerinde uygulanıyor. Bizde iki tane arabası olan, üç tane arabası olan orta direğin üstünde bir kitle var? Bu uygulama onlara yarar. O orta direk dediğimiz kesim bundan hiç faydalanmayacak ki. Adamın iki tane arabası var zaten evinde; bir gün birini kullanacak, bir gün birini kullanacak, böylelikle rahat rahat gidip gelecek. Bu da âdil bir yöntem değil.
Bir de şu var: “Araçta 3-4 kişi olursa ona bir tane yol verelim, tercihli yol olsun.” Nasıl denetleyeceksiniz? İçeride 3 kişi mi var, 4 kişi mi var, 1 kişi mi var, bunun denetlenmesi de çok zor. Kaldı ki bir tane cansız mankeni alır, arkaya koyar, peruk filan takar… Birçok şey olabilir; ama bize uyması hem zaman alır hem de kolay değil.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi

