II. Abdülhamid’in Mülkü: Bağdat-Musul Petrolleri / Prof. Dr. Arzu Tozduman Terzi

36-arzu-terziOsmanlı Devleti’nin idarî taksimatta Bağdat ve Musul vilayetleri şeklinde yönetim birimlerine ayırdığı topraklar, konumu, doğal kaynakları ve verimli arazileriyle günümüzde stratejik önemini halen yitirmeyen ve paylaşılamayan bir bölge olma özelliğini devam ettirmektedir. Bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ehemmiyeti gitgide artan petrolün neredeyse cenneti olan Bağdat ve Musul vilayetlerinde Sultan Abdülhamid’in takip ettiği politika ve Batılı devletlerin bu politikayı delip geçme gayretleri sonucu yapılan üstü örtülü mücadele ise günümüz dış politikası açısından bilinmesi ve incelenmesi gereken bir husustur.
Bağdat ve Musul vilayetlerinde rekabet ve çekişmeler Sultan Abdülhamid döneminde gittikçe kuvvetlenecektir. Çünkü bölge, dünyada o dönemin parlayan yıldızı olan makineleşmenin en önemli kaynağı olan petrole sahiptir. Özellikle yüzyılın ikinci yarısından itibaren petrolün sadece aydınlanmada değil sanayideki öneminin de anlaşılmaya başlanması, dönemin güçlü devletlerini bölge üzerinde önce tam bir mücadeleye sonra da savaşa götürmüştür.
Sultan II. Abdülhamid zamanında, daha önce ve sonraki padişahlarda rastlanmayan kişisel mülk edinme uygulaması gerçekleştirilmiştir ve bu durum halen tartışmalara yol açan bir konudur. Kuşkusuz Sultan Abdülhamid’in kişisel mülk edinme sebebi; devletin petrol yataklarının ve diğer zenginliklerinin paylaşılmak üzere masaya yatırıldığı bir dönemde devlet mülkünün elden çıkma ihtimaline karşılık, bu değerli bölgelerin şahsî mülk zırhı içinde koruma altına alınmasıdır. Zaten kendisi de sık sık iradelerinde yabancıların eline geçmesine engel olmak için böyle bir yola başvurulduğunu belirtmektedir. İşte bu politikadan yola çıkılarak, memleket genelinde nerede stratejik öneme sahip gelir getiren arazi ve işletme varsa padişah mülkü haline getirilmiş ve idaresi Hazine-i Hassa Nezareti bünyesine aktarılmıştır. Bu sayede arazi ve maden yatakları üzerinde işletme kurmak isteyen yabancı talipler doğrudan Hazine-i Hassa’ya yani padişaha başvurmak zorunda kalacaklardır. Dahası bu emlâktan arazi satın almaları veya herhangi bir müdahalede bulunmaları da kişi mülkü olmasından dolayı söz konusu değildir.
Bağdat ve Musul vilayetlerinin sınırları dahilinde yer alan ve Osmanlı’nın neft dediği aydınlanmada ve hayvanlarının iyileştirilmesinde kullanılan petrol, yüzyıllardır Osmanlı Devleti tarafından toprak ve tımar sahiplerine verilerek işletilmiştir. 1847’de Musul vilayeti kapsamında Tanzimat uygulanmasına başlanmasından sonra ise petrol yatakları devlete devredilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte Osmanlı Devleti, Musul ve Bağdat’taki petrol yataklarını bu dönemde de müzayede yolu ile Osmanlı tebaasına ihale etmiştir. Dolayısıyla bu kaynakların büyük çoğunluğu Osmanlı Devleti tarafından ilkel yollarla da olsa işletilmiştir. Bu konuyla ilgili pek çok araştırmacının belirttiği gibi, Osmanlı’nın bu kaynaklardan haberi olmaması gibi bir durum sözkonusu değildir.
Yukarıda bahsedilen politikanın gereği, Musul’da bulunan petrol yataklarının padişahın şahsi mülküne geçirilmesine dair Sultan II. Abdülhamid’in farklı tarihlerde çıkmış iki tane iradesi bulunmaktadır. Bunlardan ilki 6 Şubat 1889 tarihlidir. Çıkmasından hemen sonra resmen uygulama başlatılmıştır. İlk iradenin çıkış sebebi; başta İngiltere, Fransa ve özellikle 1888 demiryolu imtiyazıyla asıl hedefleri Musul petrolleri olan Almanların umutlarını kırarak, bu yatakların padişah emlakına geçirilişi manevrasıdır. Bunda, Almanlara 1888’de verilen demiryolu imtiyazında yer alan, hattın her iki tarafında bulunan madenlerin işletim hakkını da almalarına dair olan maddenin, demiryolu uzatıldığı takdirde Musul petrollerini de kapsamasına engel olma amacı, elbette rol oynamış olmalıdır. Bu ilk iradeden on üç yıl sonra 18 Kasım 1902’de, Bağdat demiryolu imtiyazı kesin olarak Almanlara verildikten sonra, ilk iradeyle tamamen aynı mahiyette bir iradenin daha çıkarılması da aynı maksada dayanmaktadır. Aslında bu konuda yapılmış araştırmalarda bu ikinci iradeden pek bahsedilmez. Musul vilayeti petrol imtiyazı hakkında bu ikinci iradenin veriliş sebeplerinden bir tanesi, bu bölgedeki petrol kuyularına karşı, aşiretlerin süre gelen saldırı ve tasallutlarına karşılık, buraların Sultan’ın mülkü olduğunun bir kez daha hatırlatılması olmalıdır. Zira Tuzhurmato madenleri Davude ve Beyat, Kil madenleri Talebâni ve Kayyare petrol kuyuları, Şemmar aşiretlerinin tasallutu altındaydı. Sadece aşiretler değil, ilk iradenin çıkmasından itibaren çözülemeyen bir de Neftçizâde meselesi vardır. Musul’da önemli ve zengin bir petrol kaynağı olan Baba Gurgur kuyusu, Neftçizâde ailesi tarafından yüzyıllardır işletilmektedir. İmtiyazın Hazine-i Hassa tarafından alınmasından sonra bu aile petrol kaynağını bırakmamak için tam bir mücadeleye girişmiştir. Bununla beraber kanaatimizce en etkili sebep, Sultan II. Abdülhamid’in Bağdat Demiryolu yapım hakkını verdiği Almanların Demiryolu Kumpanyası ile yapılan anlaşmanın maddelerinde yatmaktadır. Zira II. Abdülhamid 16 Ocak 1902 yılında çıkardığı bir irade ile Bağdat Demiryolu yapım ve işletme imtiyazını Almanlara vermiştir. 21 Ocak’ta Anadolu Demiryolu şirketiyle bir sözleşme yapıldıysa da nihaî anlaşmanın tam tarihi 5 Mart 1903’tür. İşte Almanlarla bu süreç içinde yapılan görüşmeler sırasında daha sonra Mart 1903’te imzalanacak kesin imtiyaz sözleşmesinde yer alacak bir madde, Musul petrollerinin işletimini doğrudan ilgilendirmekteydi. Zira sözleşmeye konacak olan bu maddede, kumpanyaya demiryolu imtiyazına bağlı olarak başka imtiyazlar da verilmekteydi. Nitekim bu maddenin petrol kaynakları ile ilgili olan kısmı, demiryolunun geçeceği devlete ait olan toprakların mülkiyeti imtiyaz sahiplerine bedelsiz devredilecekti. Demiryolunun her iki tarafının yirmi kilometre genişliği içinde kalan madenleri Nafia Nezareti ile varacakları anlaşmanın esaslarına göre işletebileceklerdi. Ayrıca kumpanya, daha da ilginci, hat boyunca arkeolojik eserleri aramak, kazılar yapmak yetkisini de taşıyacaktı. Bölgenin zengin petrol yataklarıysa Musul’dan geçecek demiryolu hattının her iki tarafında bulunmaktaydı. İşte bu durumda Mart 1903’te nihaî sözleşme imzalanmadan önce, Sultan Abdülhamid 18 Kasım 1902 tarihli iradesini vererek Musul’daki petrol yataklarının Hazine-i Hassa Nezareti’nde olduğunu bir kez daha teyid etmek ihtiyacını duymuş olmalıdır. Zira çıkarılan ikinci irade birincisiyle tamamen aynı mahiyettedir ve Sultan, demiryolu için son sözleşme imzalanmadan Almanların niyetini anlayarak, önceki iradenin farklı yorumlanmasını engellemek için bir ikinci irade daha çıkartıp işi garantiye almış olmalıdır. Gelişmeler takip edildiğinde Anadolu Demiryolu Şirketi’nin nihaî imtiyazı almasından sonra bölgedeki petrol yataklarını araştırma ve işletme teklifinde bulunmaları, zaten asıl niyetlerini de ortaya çıkarmaktadır.
Bağdat vilayetlerindeki petrol yataklarının şahsî mülk haline getirilmesi ise Musul için çıkan ilk iradeyi müteakiben meydana gelen gelişmelerden sonradır. Bağdat vilayetinin en önemli petrol kaynağı Mendeli petrol yataklarıdır ve modern tesisler kurulduğu takdirde oldukça zengin petrol rezervlerine sahiptir. Nitekim daha 1871’de Mithat Paşa’nın Bağdat Valiliği sırasında bu kuyuların modern tekniklerde işletilmesi amacıyla çalışmalar başlatılmış ve hatta bu petrol yatağının yakınında bulunan Baküba’da 1877’de damıtma tesisi kurulmuşsa da daha sonra tesis atıl hale gelmiştir. Musul’dan sonra Bağdat vilayetinde de böyle zengin petrol yataklarının olması, petrol yataklarının tek tek değil de bu iki vilayet kapsamında bir şirket halinde işletilmesi fikrini gündeme getirmiştir. Musul vilayetindeki petrolün imtiyazı zaten Hazine-i Hassa’da bulunduğundan, bu durum doğal olarak Bağdat vilayeti için de aynı şartları ihtiva eden bir imtiyazın alınması neticesine götürmüştür. Bağdat bölgesinde tam bu sıralarda sürekli arkeolojik çalışmalar bahanesiyle çalışan Alman arkeologları ve bunların gizlice Abdülhamid’e ulaştırılan raporlarıyla, o sıralarda Bağdat’a kadar uzayacak demiryolu imtiyazı görüşmelerinin canlanması gibi durumların etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Neticede Sultan II. Abdülhamid’in 19 Eylül 1898 tarihli iradesiyle Bağdat vilayeti dahilindeki petrol madenlerinin araştırma ve çıkarma imtiyazı Hazine-i Hassa’ya yani padişahın emlâkına dahil edilmiştir.
Bölgedeki belli başlı petrol yataklarına gelince; Bağdat vilayetinde Hit ve özellikle Mendeli petrol yatakları oldukça zengin petrol rezervlerine sahiptir. Mendeli petrol yataklarında bulunan kaynaklardan çıkartılan ortalama neft miktarı yaz mevsiminde 13.500 ve kış mevsiminde 11.000 kıyyedir. En büyük üretim -yani 15.000 kıyye- haziran, temmuz, ağustos aylarındadır. Bu hesaba göre günde 400 kıyye, yaklaşık 500 kilogram çıkartılmaktadır. Elbette kuyuların ıslah edilerek modern tesislerin yapımı sağlandığında üretimin daha da artması muhtemeldir. Musul vilayetindeyse Tuzhurmato, Eski Kale; Binincir, Kanber Ali, Kiralan ve Seyidin kuyularından oluşan Kil; Baba Gurgur; Karadağ, Gur, Tel Kayyare Tavuk ve Nemrud petrol yatakları mevcuttur. Bunların içinde mesela Tuzhurmato petrol yataklarından toplam olarak günde çıkartılan ham petrol miktarı, kış mevsiminde 800 ve yaz mevsiminde 950 kıyyedir. Bölgede ham petrolün arıtılma işlemleri o devrin şartlarında Tuzhurmato, Kerkük, Süleymaniye, Şirkat, Zaho ve Mendeli’deki arıtma tesislerinde yapılmıştır.
Hazine-i Hassa bünyesinde II. Abdülhamid’in şahsi mülkü haline getirilerek işletme imtiyazı alınan petrol yataklarının büyük bir kısmı, bir yandan eskiden olduğu gibi taliplerine ihale edilmeye devam edilmiştir. Diğer yandansa Hazine-i Hassa Nezareti, bu petrol yataklarının verimlilik derecelerinin tespiti, modern tekniklerin kullanımıyla yüksek gelir getirebilecek bir işletme tarzını ortaya koymak üzere, zaman zaman yurtdışından maden mühendisleri getirterek nezaret bünyesinde görevlendirmiştir. Hazine-i Hassa Nezareti’nin getirttiği bu maden mühendislerinden Jakraz ve Graskopf’un Bağdat ve Musul vilayetlerindeki petrol yatakları üzerinde yaptıkları incelemeler ve bunların sonuçları önemlidir.
Bölgedeki petrol yatakları her ne kadar eski usule göre iltizamla işletilse de petrol yataklarından değeri olan miktarlarda gelirin elde edilmesi mümkün olamamaktaydı. Çünkü Tuzhurmato madenleri Davude, Kil madenleriyse Talabani aşiretlerinin tasallutu altındaydı ve değerinden düşük fiyatlarla bu aşiretler tarafından işlettirilmekteydi. Bir başkasının ihaleye katılmasına aşiretler tarafından mani olunmaktaydı. Zaten korkularından dışarıdan herhangi bir şahıs başvuruda bulunamıyordu. Özellikle dış kışkırtmaların da devam ettiği bu dönemde petrol yatakları üzerindeki aşiretlerin tahakkümüne, aşiretlerin devlete karşı ayaklanmalarına yol açmamak için belki de fazla müdahale edilememişti.
Bölge petrollerinin şahsî mülk haline getirilmesi, Mezopotamya bölgesinde XIX. yüzyıl boyunca araştırma yapan ve petrol yataklarının elde edilmesi için planlar kuran yabancı devletleri paniğe sokmuştur. Bu dönemde sahneye konan güçlü stratejilere ve imtiyaz alma mücadelelerine karşı Sultan Abdülhamid’in politikasıysa bölge petrol yataklarının tek bir şirket halinde işletimi önerisinde bulunarak, bu devletlere pastadan daha büyük bir pay sunmak ve bu işletme teklifini koz olarak kullanarak siyasi arenada denge politikasını yürütmektir. Nitekim bölge petrollerinin tek bir şirket halinde işletimi hususunda Sultan Abdülhamid’e çok sayıda başvuruda bulunulmuştur. Bunlar içinde en önemlilerinden biri Fransız maden mühendisi Jakraz’ın bölge petrolleri üzerinde yaptığı incelemelerden sonra Fransızların yaptığı tekliftir. Aynı şekilde Hazine-i Hassa Nezareti’nce görevlendirilen Alman mühendis Graskopf’un bölgedeki incelemeleri neticesinde, Alman demiryolu şirketinin taleplerinin başlaması da oldukça dikkat çekicidir. Bu tabloya kısa bir süre sonra Hollanda ve Belçika da katılacaktır. İran petrollerinin imtiyaz ve işletmesini ele geçirmiş olan İngiltere ve hemen akabinde Amerika ise kısa sürede bu sahnedeki yerlerini alacaktır.
II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Sultan II. Abdülhamid’in 27 Nisan 1909’da tahttan indirilmesiyle Bağdat-Musul petrolleri imtiyazları kişisel mülkten çıkarılarak devletleştirilmiş ve beklenen son gelmiştir. Nitekim yukarıda adı geçen devletlerin mücadelesi önce Babıâli’de, sonra da savaşta devam ederek petrol yatakları Osmanlıların elinden tamamen çıkmıştır.
Netice itibariyle sömürgeci devletlerin başta petrol olmak üzere verimli araziler ve doğal kaynaklara sahip olmak, stratejik olarak önemli köşe başlarını tutmak ve bazı merkezleri etkisiz hale getirmek için ilgilendikleri en önemli bölgeler içinde yer alan Bağdat ve Musul bölgesindeki asıl mücadelenin başladığı zaman II. Abdülhamid dönemidir. Bu mücadelenin kaynağı ve tarihî boyutu tam olarak bilindiğinde, Batılıların bugün Ortadoğu diye adlandırdığı bu bölgede niçin huzur ve adaletin hâlâ sağlanamadığı ve hangi çıkarlar uğruna nelerin feda edildiği daha iyi anlaşılacaktır.

Kaynak: Prof. Dr. Arzu Tozduman Terzi, Bağdat-Musul’da Abdülhamid’in Mirası Petrol ve Arazi, Timaş Yayınları, II. Baskı, İstanbul 2014

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir