Hayatın Anlamını Şükürle Yakalamak / Yrd. Doç. Dr. Gülüşan Göcen

39-sukurÖncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1978 İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Bursa Gemlik’te tamamladım. Liseyi bitirdiğim aynı yıl Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandım. 2001 yılında mezun olduktan sonra da ailemin yanına dönüp Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde din psikolojisi alanında yüksek lisansa başladım. Lisansta ikinci sınıftan beri, dinin sosyal bilimlere bakan yüzü merakımı daha fazla celbediyordu. Üçüncü sınıf yazında psikolojinin temel kitaplarının çoğunu okumuştum. O yüzden lisans bitirme tezim de dâhil din psikolojisi serüvenim yüksek lisanstan sonra doktoraya da ulaştı. Hikâye bitmiş gibi oldu ama… Her gün bir başlangıç ama aynı zamanda bir bitiş değil mi? Ona sayalım bu sözümü… Bu arada öğretmenlik yıllarım başladı… Akademik çalışmalarımla birlikte başka bir hayalim ve idealim olan öğretmenlik görevini yürüttüm. Yaklaşık on yıla sığdırdığım öğretmenlik yıllarım makale, bildiri, sempozyum çalışmalarımın yanında yetiştirdiğim, elimin değdiği her çocuk/çiçekle beni mutlu etti, geliştirdi. 2012 yılında doktoramı bitirdikten sonra 2014 yılı itibariyle de İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi din psikoloji bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta, çalışmalarıma devam etmekteyim.

“Şükür: Pozitif Psikolojiden Din Psikolojisine Köprü” kitabınız yayınlandı. “Şükür” kavramını bir kitapla ele alma fikri ve gereksinimi nasıl doğdu?
Öncelikle insanın, üzerinde yıllarını verdiği emeğinin iki kapak arasına girip insanlara ulaşması çok hoş bir duygu, herkesin yaşamasını temenni ettiğim bir nimet… “Şükür: Pozitif Psikolojiden Din Psikolojisine Köprü” benim üzerinde ince ince çalıştığım doktora tezimden menşei bulmuş ve kitap suretine girmiş bir çalışma… Bir çalışma yapılırken insan o çalışmayla her gün her an birlikte olmasından dolayı hemhal oluyor… Bir süre sonra da sanki vücuda ve dile gelir. Sizinle konuşur ama henüz diğer insanlara yabancılık çekiyordur… Sonra büyür, elinizde gelişir ve bir süre sonra herkesle konuşmak, içinde biriktirdiklerini anlatmak ister… Benim şükür kitabımla da aynen böyle oldu… Ha nerden şükür aklınıza geldi derseniz… Şükrün aslına uygun bir hikâyesi var… Öncelikle din ve psikoloji gibi insanın varlığını anlamaya, anlamlandırmaya, anlatmasına yardımcı olmaya çalışan bir bilim dalının doktora öğrencisi hem de bir neferi olarak bu bilim dünyasında hangi meselenin ucundan tutmalıyım, karınca kadar da olsa katkım olur diye düşünürken ilk aklıma kaygı konusu gelmişti. Dinî yaşantı içinde insanların duyguları düşünceleri, başa çıkma tarzları, kişilikleri içinde modern hayatın insanı sürekli soktuğu stres cenderesi altında kaygıya ve bundan kaynaklanan patolojik rahatsızlıklara kadar varan sorun dikkatimi çekmişti. Ama danışman hocam, kaygı çalışmaktan emin olup olmadığımı sordu. Seni yorar dedi. Altı ay sonra ben de aynı düşünceye kani oldum… Aslında kelime anlamıyla insanın varlığına “kadgu” olan kaygı, daha çok içimi “karanlık” yaptı. Ben de her şey zıddıyla kaimdir diyerek psikolojinin ruh sağlığı başlığında insanın hastalıklarını ele alma paradigmasına karşı, insanın mutluluğunu öne çıkaran değer ve duygularını inceleyen pozitif psikolojiyi keşfettim. Keşfettim dediysem zaten var olan Seligman’ın başını çektiği bu yeni psikoloji ekolü, Batı’da makaleler kitaplar araştırmalarla bir külliyat oluşturmuştu. Pozitif psikoloji elbette yeni bir keşif, bakış açısının değişimiydi. İnsanlar ruh sağlığında hastalığı, mutlulukta sahip olduklarını arıyordu. Gelinen nokta, bunun insanı anlamaya ve mutlu etmeye yetmediğini açık bir şekilde gösteriyordu. Ben de modern insanın/psikolojinin yolun kenarına bıraktığı şükrü, minnettarlığı, kanaat etmeyi ve bunların insanın mutluluğuyla kurdukları organik bağlantıyı araştırmaya karar verdim.

“Psikoloji’de Şükür Duygusu Neden Unutuldu?”
“Şükür” kavramını anlatırken nelerin altını çizdiniz, nelerin önemini belirttiniz?
İlim koca bir deniz… Biz içinde bir zerre… Her zerre kendinden mesul… Ben de buna talip olmanın verdiği sorumlulukla, insanın varlığıyla yaşıt olan ve bugün insan ruhunun bilimi olarak adlandırılan psikolojinin tozlu raflarında, dinî olmakla ve pozitivist karaktere sahip olmadığından nesnel ölçülemediği gerekçesiyle sürgün edilmiş bir değeri, bir yaşantıyı tekrar gündeme getirmek istedim. Şükre ait kavramsal çerçeveden başlayarak, insanın ruhunun ayak izlerinde felsefi, psikolojik, dinî hassaten tasavvuf literatüründeki yerlerine değinildi. Şükür; dinî literatürde hamd olmadan, psikolojik anlamda minnettarlığa el sürmeden, tüketen toplumda kanaat ipine dokunmadan, insanın insana muhtaç ama bazen kurt olduğu bir dünyada kadirşinas, kadir kıymet bilmeyle biraraya getirilmeden anlaşılması mümkün değildi. Bu yüzden güzel bir kavramsal çerçevesi var. “Psikolojide neden bu kadar zaman şükür ve buna benzer değer ve duygular unutuldu?” sorusuna da cevapların verildiği, psikoloji tarihi içinde ekollerin nasıl algıladığı ve neden yer vermediğine dair bölümü de bence önemli bir husus. Şükür, affetme, alçakgönüllülük gibi değer, duygu ve yaşantılar söz konusu olunca yıllardır Prof. Dr. Ali Köse Hocam’ın dediği gibi bir dargın bir barışık din ve psikoloji aynı alanda birlikte çalışabildiler. Çünkü ikisi de insan için varlar… O yüzden kitabın adında köprü kelimesi geçti. Bu çalışma aynı zamanda insanın kendini iyi hissetmesinin ne demek olduğunu araştırıyor. İster buna iyi oluş (wellbeing) deyin, ister yaşam memnuniyeti, ister mutluluk… Günümüzün insanının değil sadece, tüm zamanlardaki insanların yaşamlarında farklı adlar ve cümlelerle tanımladığı ya da aradığı şeyin, şükürle tatmin olup olmayacağı, bununla tamamlanıp tamamlanmayacağı, insanın anlam arayışına, insan ve aile ilişkilerine bir katkı sunup sunmayacağı da irdeleniyor. Kitabın ikinci bölümünde de Türk toplumunun şükür yaşantısına ışık tutulmaya çalışıldı. Türk insanı şükreden bir toplum mu? En çok neye ve nelere şükrediyor? Şükretmeyle mutlu mu? Şükretmesine ya da mutlu olmasına neler etki ediyor? Kadınlar erkeklere, gençler yaşlılara, eğitimli olanlar olmayanlara göre şükür ve iyi oluş değişiyor mu sorularının cevapları ele alındı. Bu çalışmada önemli bir şey daha var ki o da iki ayrı şükür ölçeğinin Türkçe standizasyonu yapıldı. Yani ilk kez bu çalışmada kullanıldı.

Şükürsüzlük Mutsuzluktur Hastalıktır
Şükür, hayatımızda olduğunda veya şükrü hayatımızdan çıkardığımızda ne gibi değişiklikler olur?
Çok şey söylenebilir bu konuyla ilgili; hem tespit edilenler hem de ileriki zamanlarda olabilecekler üzerindeki faraziyeler üzerinden… İnsanın bir parçası eksik olunca insan tamam olmaz, olmuyor… Hani teknoloji çağında her şeyin akıllandığı teçhizatlarla birlikte, bunu en iyi anlayacak zamanın içinde yaşayan insanlar olarak, ince bir sistemle oluşturulan bir aletin içinde minicik bir parçanın nelere mâl olacağını zaman zaman günlük hayatta bile yakinen tecrübe ettiğimizden biliriz ya… Siz bunu alıp insan denen mükemmel varlığa yorun… Allah (c.c.), Hz. Adem’e isimleri öğrettiği andan sonra insanın ilk yaşadığı duygu, düşünce ve hallerden biridir, şükür… Yaratıcı ve kulu arasındaki bağın, yakınlığın ve ilk insan olduğuna göre yaşadığı, (ona yaşatılmış olan) mutluluğa dair ilk izdir, şükür… Şükür, suyun akışı, dünyanın dönüşü gibidir. İnsanın yaşamı da su misalidir; akması gereken yere aktığında pürüzsüz, huzurlu ve dingin olur… Şükürsüzlük, mutsuzluktur hastalıktır… Yani sistemde hata, vücuda girmiş mikrop için bir alarmdır… Belki bazı kelimeleri çabucak kullanıp attığımızdan kelimeler amaçlarına tam hizmet edemiyorlar ama şükür iyilikseverliktir. Görünürde bir alıp-verme, bir alış bir de veriş vardır… Ama aslında derviş kaşıkları gibidir. Aldığın sana değildir, verdiğin de senin için değildir. İnsan gönlen borçlandıkça, başka bir iyilik ve güzellik kaynağını fark ettikçe, içindeki iyi insanı hem korur hem büyütür hem de diğer canlılara yayar… Borçluluk güzel gelmez kulağa… Minnet, borçlu olmak bir teşekkür borcu olmak… İşte belki de sevmediğimiz şeyin içindedir çözüm… Düğüm neredeyse çözüm de orda… Bir insanın, bir varlığın sizde bıraktığı hoş bir seda, neden kötü olsun? Şükür varsa vefa vardır, kadirşinaslık vardır, ışık vardır, umut vardır… Nankörlük; bilmeden ve istemeden değil, bilakis bilinçli ve iradi olarak bir kimsenin sizin varlığınıza yaptığı katkıyı hiçe sayarak karşılığında ona zarar vermek ve kötülüğünü istemek ya da buna yol açmak ya da bunun olmasını istemek, hatta bunun olmasına katkısı olmasa bile engel olmamaktır. Şükür kitabında bunlara da yer verildi.
Şükrün hayatımızda neleri doldurduğuna, dolayısıyla olmadığında nelerin eksik kalacağına dair yapılmış birçok araştırma var. Hatta bunlardan ilki, nöromüsküler hastalar üzerinde yapılmış çok ciddi sonuçları olan çalışmadır. Yatağa bağımlı bu insanlardan her gün şükrettiklerini yazdıkları bir günlük tutmaları istenmiş. Yaşadıkları hayatta olumlu ve güzel olan şeye karşı farkındalıklarını artırmak olan bu çalışmada yazdıkça daha fazla güzellik, nimet ve iyilik bulan hastaların yaşam memnuniyetleri ve fiziksel sağlık düzeylerinin, böyle bir şükür günlüğü tutmayanlara göre büyük fark oluşturduğu görülmüş. Ayrıca şükür-psikolojik sağlık ilişkisini ele alan araştırmalarda, şükretmenin insanın depresyon ve yaşam memnuniyetsizliğini azalttığı, olumlu sosyal karşılaştırmalara yönlendirerek insanın mutlu ve huzurlu olmasını sağlayabildiği görülmüştür.

Şükür, Bir Yaşantı Biçimidir
Şükür, her istediğimizi elde ettiğimiz zaman mı edilir? Ne zaman şükretmeliyiz?
Şükrün güzelliği de burada yatar. Belki güzellikten nasiplenme düzeyleri yani şükür düzeyleri ve miktarına bağlı olarak yaşantıya geçirme derecesi… Kur’an; alma ve verme derecesini esas alarak, karşılıksız da veren bir vericinin adıyla başlar. Kur’an’ın ilk sözcüğüdür, hamd… Daha ortada iyiliği hak edip hak etmeme sürecini tamamlamamış bir insan olmasına rağmen… Tasavvufi literatürde de avamın ve havasın şükrü ya da Gazzali ve Elmalılı Hamdi Yazır’a baktığımızda şükrü; dilin, kalbin ve bedenin şükrü olarak içselleştirme derecesine göre ele aldıkları görülür. Çünkü şükretmek belki bir isteğin bir duanın gerçekleşmesiyle başlar ama bu şükretme sadece kâr-yarar hesabına dönüştürülemez. Özellikle günümüzde insanların diğer insanları ve olayları yönetme isteğinin en üst olduğu, narsist kişiliklerin yaygın olduğu, modernizmi doğuran endüstriyel süreçle birlikte, insanların gelişen “sahip olma” duygusunun, “yeteri kadarını almayı” değil, “hepsine sahip olma” isteğine dönüştüğünü görürüz. Bundan, tüm değerler gibi şükür, kanaat ve minnettarlık gibi insani yapılar da nasibini almıştır. İnsan bu değerlere göre değil, bu değerler insanın bu isteklerine göre şekil almaya başlamıştır. O yüzden yılların tatlı gönül borçluluğu, bugünün insanı için birine bir şey yaptırmanın kozuna dönüşmüştür. Biz yokluktan değil bolluktan mutsuz oluyoruz artık… Şükür bir yaşantı biçimidir. Bunu bir isteğimiz gerçekleştiğinde değil, gerçekleşmediğinde de yaşamamız gerekir. Örneğin Down Sendromlu çocukların ebeveynleriyle yapılan bir diğer araştırmada, ailelerin çocuklarının durumlarını ilk kez öğrendiklerindeki hisleri gözlemlenmiş. Araştırmanın sonucunda da bu aileler, çocuklarının önemli sağlık sorunları olmasına rağmen, çocuklarını her sağlıklı çocuk gibi aileye verilen bir nimet/hediye olarak gördüklerini ifade etmişler ve bu minnettar tutum ile yaşadıkları stresi dengelemeyi ve onunla baş etmeyi başardıklarını göstermişlerdir. Savaş gazileri ya da çocuk esirgeme yurtlarında yapılan araştırmalarda benzer sonuçlar alındığına göre, şükür sadece istediğimizi elde ettiğimizde değil, yaşadığımız sürece her an yapılması gerekir.

3 yorum

  1. Buket Çınar Karatepe

    Şükürler olsun… Çok güzel anlatmış.

    • Doç.dr. hülüşan hoca Diyanet TV farklı bakış programında idi dinledik ve çok yararlı bilgilerle biz pogram seyirci olarak memnun kaldık.
      Allah CC Kur’an’ı Kerim de başarılı kimseleri ödüllü ödüllendırım emri .
      Biz ancak böyle bir mali ile onurlandırma metni ailecek gönderiyoruz. Rabbim esenlikler le ödüllendırsın sizi.

  2. dahaali @ hotmail.com

    Diyanet TV farklı bakış programında sizler i dinledıkfaydalandık. Taktir ve tebriklerimizi ailecek iletiyoruz.

Buket Çınar Karatepe için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir