Gelenek ve Güncellik Arasında Eğitimde Varlık-Bilgi İlişkisi… / Dr. Olcay Bayraktar

Çalışmanızda, “varlık ve bilgi arasındaki merkez değişimi eğitimdeki sorunlarda belirleyici olmuştur.” diyorsunuz. Eğitimin beslendiği kaynaklardan (temellerinden) gelen sorunlar bağlamında, varlık ve bilgi arasındaki bağlantıyı nasıl değerlendirmeliyiz?
Varlık ve bilgi arasındaki merkez değişimi felsefenin kendi içerisinde cereyan etmiştir. Bu, filozoflar için belirleyici olanın hangi kavram hâline geldiğine ilişkin bir tartışma ve araştırma. Eğitimin ilk ve son gündemi ise hep insan üzerinedir. Varlık ve bilgi kavramlarının pozisyonuna göre organize olan ve insanı ilgilendiren birçok başka kavram ve alan da söz konusu. Tarihte varlık ve bilgi arasındaki merkez değişiminin insanı ilgilendiren kavramlara dair (kemâl, mutluluk, bilgelik, hikmet, olgunluk, birlik, bütünlük, denge, birey, toplum, öğretmen, öğrenci vb. çok sayıda kavramı ele almak mümkün) yarattığı değişimi olumlu ve olumsuz boyutlarıyla görebilirsek varlık ve bilgi arasındaki bağlantıyı nasıl değerlendirmek gerektiği de kendini gösteriyor. Felsefenin kendi içerisinde metafiziğe karşı çıkma ekseninde gelişen eski ontoloji ile yeni epistemoloji bakımından disipliner bir alt üst oluş söz konusu. Felsefe, tarih boyunca birçok disiplinle birden bağlantılı bir alan olarak şekillendi ve diğer disiplinlerin tartışmaları üzerindeki etkisi yadsınamaz. Tersinden felsefenin son birkaç yüzyılda bazı disiplinlere katkı sunmak yerine onların etkisi altında kaldığını da söyleyebiliriz. Eğitim ise felsefeden ve felsefenin etkilediği diğer alanlardan da etkilenen bir alandır. Ancak eğitimin etkilenmesi sadece bilimsel kaygılarla organize olan herhangi bir bilimsel disiplinin etkilenmesi gibi olamaz. Sonuçları insan yaşamı açısından daha zor görünür ve çok daha sorunlu hâle gelebilir. Bu kadar çoklu bir etkilenme durumu söz konusuyken eğitimin sorunlarını, temellerini, eğitime eşlik eden kuramlarını ve en önemlisi eğitimin temel kavramı olan insanı bütünlüklü değerlendirmeye çalışmalıyız. Bunun da yolu öncelikle varlık ve bilgi arasındaki bütünlüğü aramaktan geçiyor. Türkiye’de bize özgü bir eğitim kültürünün tarihte olduğu gibi yeniden oluşması ve yeniliklere imza atması, eğitsel bağlamın geliştirilebilmesi, eğitimin kendi hassasiyetleri içerisinde etkiye hem açık hem kapalı (otonom) bir alan olabilmesi için, varlık ve bilgi arasındaki merkez değişimini eğitim teorisine ilişkin bir düzenek içerisinde ele almak lazım. Bu yüzden varlık ve bilgi arasındaki bağlantıyı eğitim sahasında öncelikle insan üzerine düşünme, ardından insanı etkileyen alanlardan biri olan eğitimi onu etkileyen diğer alanlarla birlikte düşünme, son olarak insanın bilgi edinme sistemini varlıkla bağlantısı içerisinde düşünme gibi düzenekler üzerine kurabiliriz. Kısaca eğitim ontolojisi ve eğitim epistemolojisi gibi bizde fazla konuşulmayan alanları kendi dört başı mamur eğitim düşüncemizi kurabilmek için geliştirebiliriz.
Bu bağlamda, varlık ve bilgi, (metafizik-ontoloji ve epistemoloji-bilgi felsefesi) üzerinden yürütülen eğitim felsefesi tartışmaları ne tür karşıtlıklar içeriyor? Temel tartışma konuları nelerdir? Bu tartışmanın sonunda eğitim açısından ortaya çıkan sonuçlar nelerdir?
Varlık ve bilgi üzerinden ortaya çıkan ana ikilem gelenek ve güncel arasında. Ardından güncel olanın kendi içerisinde geliştirdiği ikili karşıtlıklar var. Örneğin öğretmen merkezli sınıf veya öğrenci merkezli sınıf diyerek aslında güncel bir ikilemin içerisine sıkışıyoruz. Eğitimi yakından ilgilendiren insan doğası üzerinden iyi ve kötü gibi ikilemleri birtakım kuramların etkisiyle doğrudan eğitim uygulamalarında yaşıyoruz. Eğitimi yakından etkileyen farklı bilimsel disiplinlerin kendi arasındaki birey ve toplum gibi ikilemleri veya bir disiplinin kendi içerisindeki bilgi edinme bağlamındaki içsellik ve dışsallık gibi ikilemleri felsefi düşünme aracılığıyla aşamıyoruz. Çünkü felsefe ile eğitim arasında da uzun süredir birtakım kopukluklar ve sorunlar var. Bilim ve felsefe arasındaki gerilimler, eğitim düşüncesi üzerinde hâkimiyet kurma tarzı olarak eğitime yansıdı. Ardından felsefe biraz dışarıda kalınca, psikoloji ve sosyoloji arasındaki farklılıklar bu hâkimiyet tarzı içerisinde eğitime yansıdı. Sayısı daha da artırılabilecek buna benzer disiplinler arası gerilimler de eğitim teorisi ve uygulamaları açısından birtakım sorunları örtük veya açık şekilde içeriyor. Bu gerilimleri eğitimi kendi bağlamı içinde bir üst başlık haline getirerek varlık ve bilgi bütünlüğü içerisinde tartıştığımızda başka bir tasavvurla karşılaşmamız mümkün. Eğitim üzerindeki farklı disiplinlerin hâkimiyet kurma problemini ise ‘eğitimde oryantasyon problemi’ adı altında geniş bir çevrede tartışarak eğitim düşüncesinin inşası adına yol alabilmemiz mümkün. Bütünü inceleme ve bulabilme adına hem uzmanlıklarımızın birikimlerini hem de uzmanlıklarımızın uzanamadığı noktaları bir arada düşünebilmeliyiz.
Yeni Çağ’da gelişen eğitim kurgusunun ve bilgi anlayışının değerlendirilmesine dair görüşlerinizi alabilir miyiz? Buradaki problematik nedir? Gerçekten, Batı orijinli bir gerilim söz konusu mu? Bu problematiklerden uzak durmak, Türk eğitim düşüncesi ve gelecek nesiller için niçin önemli bir adımdır?
Yeni Çağ’da gelişen eğitim kurgusu ve bilgi anlayışını daha iyi anlayabilmek için aslında Antik Çağ’a ve Orta Çağ’a da bakmak gerekiyor. Eğitim kurgusunu ise özellikle insan anlayışındaki değişimler üzerinden çok daha açık görebiliriz. Eğitimdeki gerilimlerin Batı orijinli olup olmadığına karar verebilmek için, Antik Çağ’dan günümüze yaşanan kırılma ve eşikleri, felsefe içerisindeki disipliner öncelikleri ve aslında bilimler sınıflamasında neler değiştiğini de dikkate almak lazım. Eğitimle ilişkisi bakımından tarihten günümüze önemli filozofların bilimler sınıflamasının incelenmesi dikkate değer bir konu. Ancak felsefenin kendi iç disipliner durumu da birçok ipucu veriyor. Konunun sınırları bakımından bilimler sınıflamasına bakma imkânı olmadı. Ancak kırılmanın felsefe tarihi içerisinde hangi filozoflarda ortaya çıktığı ve hangi görüşlerle güçlendiği etraflıca göz önüne getirildi. Bu konu çağ değişimleri ve çağların özellikleri üzerinden de ortaya koyulabilir. Felsefe tarihindeki problem ve kavramların biraz dışına çıkarak söylenirse Antik Yunan kendisini ne Doğu ne Batı, ortada konumlandırıyor. Felsefe tarihinde bilgi yönündeki kırılmanın ortaya çıkışı ve güçlenmesiyle Hristiyanlığın belli bir evresi ve Avrupa düşüncesinin başlaması ve serpilip gelişmesi bir birine denk geliyor. Antik Çağ, Yeni Çağ, Orta Çağ dışında Eksen Çağı diye de ayrı bir kavramlaştırma var. Antik Yunan düşüncesinden sonra İslam düşüncesi de Eksen Çağıyla buluşmayı başarıyor. Eğitim düşüncesi açısından burada eğitimin beklentilerinden olan öznelliği, evrenselliği, mutlak hakikati, insanın bütünlüğünü bulmak mümkün. Ancak Avrupa’da bunun dışında bir atmosfer ortaya çıkıyor. Bütün bunları göz önüne getirerek Yeni Çağ’da neler olup bittiğine, varlık ve bilgi arasındaki problematiğe, gelenek ve gelecek arasındaki bağlantıya değinebiliriz.
Epistemoloji ve bilim merkezli görüşlerin yaygınlık kazanmaya başladığı Yeni Çağ’da daha çok olay örgüsü düşünce üzerinde etki göstermiştir. Rönesans’ın Antik Çağ’la olan sınırlı bağlantıları zamanla atılmıştır. Bilgeliğin yerine üniversitelerle birlikte meslek olarak bilginlik (bilgiçlik) öne çıkmıştır. Rönesans’ta insan anlayışı, eğitim düşüncesindeki ölçütler, insan ve evren ilişkisinin getirdiği düşünceler değişmeye başlamıştır. Hristiyan Orta Çağ’ından kopma çabasında Antik Yunan’a dönüş özleminin olup olmadığı ve Antik Yunan insan anlayışının ne derece ve hangi boyutlarıyla dikkate alındığı önemli bir tartışmadır. Neticede insan bedenine tek yanlı ilgi artmış, ansiklopedik tarzda zihni bilgiyle doldurma gibi görüşler gelişmiştir. Bir yandan kilise otoritesine karşı çıkılırken öbür yandan eğitim insan anlayışının değiştirilmesinde aracı kılınmıştır. Ampirizm ve rasyonalizm gibi akımların etkisiyle bilgi adeta kutsanarak öne çıkarılırken eski eğitime kökten itirazlar sunulmuştur. İnsanlığın bilgi birikimini artırmak için yöntem konusu odağa alınmıştır. İnsan aklına ve bilmesine olan güven öne çıkarılmıştır. İcatlarla birlikte insanın alet yapması, evrenin çözümlenebileceği, insanın ve evrenin amaçsız bir makine gibi olduğu görüşleri hâkim duruma gelmiştir. Eskinin kemâl, kendini bilme, ruh-beden, amaçlılık gibi temel kavramlarının içeriklerine itirazlar sunulmuştur. Bilgi varlık yerine gündelik pratiğe, yarara, uygulanabilirliğe, hesaplanabilirliğe, açıklanabilirliğe bağlanmış ve böylelikle eski felsefedeki kuramsal akıl yerini epistemoloji ve bilim merkezli bir felsefe yapma tarzına ve kuramsal akla bırakmıştır. Fransız İhtilali, Sanayileşme gibi tarihsel olaylar dünya üzerinde etki göstererek yeni toplumsal yapı ve otoritelerle, teknolojilerle, eğitim planlamalarıyla birlikte değişen insan ve eğitim anlayışlarını pekiştirmiştir. İnsanın düşünmek yerine yapması beklenmiştir. Mutluluk ideali ve değer kavramının eski içeriği, ekonomi ve ilerleme temelindeki görüşler üzerinden yerinden edilmiştir. Yeni mutluluk ideali ve bilim bir taraftan popülarite kazanmış diğer taraftan eğitim aracılığıyla işlenmiştir. Psikoloji ve sosyoloji gibi eğitimi yakından ilgilendiren bilimler kurulmuştur. İdeolojiler, bireyci ve toplumcu sistemler ortaya çıkarken insan ve eğitim anlayışları bir de bunların etkisi altına alınmıştır. Ahlak anlayışı dünyevileşmeye başlamış ve insanın bilime, ideolojilere güvenmesi için çaba harcanmıştır. Özellikle sanayileşmenin etkisiyle eğitimin kitlesel ve zorunlu hâle geldiği, bilim doğrultusunda uzmanlık alanlarına göre eğitimin planlandığı koşullar ortaya çıkmıştır. Toplumcu-totaliter bazı sistemlerin yirminci yüzyılda yıkılması, modern bilimin yer yer insanlığı tehdit edecek seviyeye gelmesi gibi birçok neden bireyci ve postmodern yaklaşımları güçlendirmiştir. Bu anlamda on yedinci yüzyıldan yirminci yüzyılın ortalarına kadar yaşananlara dikkate değer birtakım itirazlar da yöneltilmiştir. Ancak bu itirazlar bağlamında modernizme yönelik her eleştirel akımın tam olarak epistemoloji ve bilim temelli anlayışlardan koptuğu söylenemez. Bu akımların eğitim üzerindeki etkileri ise oldukça sınırlıdır. Mevcut eğitimimizde hâlâ bilime ve bilimsel yönteme göre daraltılmış bir epistemolojik temel söz konusudur. Eski ontolojinin insan anlayışı tarihin derinliklerinde tamamen terk edilmiştir. Psikoloji ve sosyolojinin uğraştıkları alanların bilgisini en güvenilir şekilde sunabildiği yöntemler insan yetiştirme anlayışımızın odak noktasında durmaktadır. Başka bir açıdan söylenirse, bilimler olması gereken üzerine konuşmaktan imtina ettiğini ve olanı ortaya koyduğunu söylerler. Ancak insan yetiştirme geleceğe dönüktür ve bir yönüyle olması gerekene yönelik bir faaliyettir. Oysa bilimler, genel eğitim düşüncesinde ve yönteminde diğer insani alanların önüne geçip liderlik pozisyonunu üstlendiğinde, iddialarının aksi şekilde, olması gerekeni belirleyen pozisyonuna terfi etmiş oluyorlar.
“Eğitimdeki durumun sürekli bir ilerlemenin son halkası olduğu fikri tek odak olmaktan çıkarıldığında insana yaklaşım tarzında köklü bir değişimin gerekliliğine işaret eden büyük bir tarihsel uyumsuzluğun içerisinde olunduğu görülebilir.” tespitinizden sonra, çözüm yolları bakımından eğitimin millî taraflarını da içerecek bir teorik yapıdan bahsediyorsunuz. Bu konuyu eğitim amaçları açısından nasıl sorgulamalıyız? Düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Mevcut eğitimimizin acil ihtiyaç duyduğu kuramsal aklın potansiyelini sadece taşıdığımızı bunu millî eğitim düşüncemizde harekete geçiremediğimizi maalesef söyleyebilirim. Bu potansiyeli taşıyoruz çünkü bu çalışmayı gerçekleştirirken ülkemizde çok değerli araştırmacı, akademisyen ve düşünürlerin olduğunu gördüm. Konuyu John Dewey örneği üzerinden açıklayayım. Amerikan eğitimini şekillendiren kuramsal akıl John Dewey ve ona yakın bazı isimlerin üzerine kuruldu. Bugün hâlâ bu çizgi birikimsel olarak, kendini yenileyerek kuruluşunu devam ettiriyor. Bir eğitsel bağlama sahip durumdalar. Tarihte bu kuramsal aklın başka örnekleri de var. İlginçtir ki bu isimler eğitimle yakından ilgilenmişler. Bunun örneğini aslında biz de yaşadık. Aristoteles’ten sonra Farabî’ye ikinci öğretmen denilmesi boşuna değil. Ancak biz kendimize ait bir kuramsal aklı nasıl inşa edebileceğimize dair John Dewey ve etrafında gelişen halkayı dikkate almak yerine doğrudan onun fikirlerini, artık kendi anladığımız ne kadarsa o kadarıyla, almaya çalıştık. Aslında pragmatizmin eğitimde dayandığı deneyim gibi kavramlarını doğrudan almamıza gerek yok. Türk ve İslam düşüncesinde öğrenmeye ilişkin bu kavramları gerektiği gibi değerlendirebilen kuramlar mevcut. Eğitimin düşünce tarihine daha dikkatli, daha yoğun, daha yakından bakmamız gerekli. Bu alana yönelik ve uygulamaya dönük araştırmaları artırmak lazım. Aksi takdirde öğretmenimizin niteliğini artırmaktan, bize özgü bir eğitim felsefesine sahip olmaktan bahsetme şansımız yok. Tam incelenmemiş, bütün boyutlarıyla masaya yatırılmamış, olumsuz yönleri ayıklanmamış Batı orijinli kuramları kopyalamak, hatta onları karikatüre dönüştürmeye devam etmek yerine teoriden pratiğe bütünlüklü bir eğitim imkânı aramalıyız.
Eğitim evrensel olduğu kadar millî taraflara da sahip. Neticede bir millet için tasarlanan bir uğraştır. Teorik yapıdan kastedilen eğitim ve insanı belirleyen bütün diğer alan, konu, görüş ve kavramları dikkate alan yoğun, çok boyutlu, geniş katılımlı, uyumlu niteliklere sahip bir araştırma ve çalışma alanıdır. Metafizikten hareket eden ve eğitim epistemolojisine akseden bir eğitim ontolojisiyle bu sağlanabilir. Eğitime ilişkin bütün alanlardaki uzmanların ilgilenmesi gereken bir bütünlük bu. Eğitim ontolojisi ve eğitim epistemolojisi aracılığıyla eğitime temel teşkil eden psikoloji ve sosyoloji gibi bilimlere, diğer insani alanlara ve eğitim pratiğine doğru bir akışın olanağı yaratılmalıdır. Ancak daha özel uzmanlık alanlarından hareketle bu akışın tersi de gözetilmeli ve dikkate alınmalıdır. Daha açık ifadesiyle eğitimde irili ufaklı bütün uzmanlık alanları ortak bir eksende bir bütünlük arayışında olmalı. Bu zeminde harekete geçmeyi sağlayan ise eğitim amaçları oluşturabilmektir. Mevcut eğitim amaçları ise üzerinde düşünülmeye ve sorgulamaya her zaman açıktır. Yeni eğitim amaçları da açık olmalıdır. Aksi takdirde eğitimin kendisini daha çok parçalamaktan kurtulamayız. Eğitim sahası birbirinden bu kadar kopuk uzmanlık alanlarını kaldırabilecek bir alan değil. Eğitim bilimleri ismi bile tartışmalı bir durum teşkil ediyor aslında. Eğitim teorisini yeri geldiğinde sadeleştirilebilen yeri geldiğinde detaylandırılabilen bir dengede tutabilmeliyiz.
Sadece kendine hasredilmiş bir pratik zamanla bir yabancılaşma ortaya çıkarır. Eğitim bilimlerinin durumu da biraz bu. İnsan açısından bakıldığında, bazı filozofların önemli uyarılarına rağmen, dünya genelinde yüzyılımızın insani sorunlarını çözebilecek devlet düzeyinde bir girişim yok. İnsan aklının sadece dış dünyanın bilgisiyle sınırlandığı, öğrenen insanın bir mekanizma olarak görüldüğü, mutluluğun hazlara ve refaha bağlanarak hesaplanabilir bir olguya dönüştürüldüğü, kemâl veya kendini bilme gibi insani amaçlar yerine insanın gündelik pratiğe-yarara ve hayatta kalmak için rekabet içinde yaşama uyum sağlamaya indirgendiği, değerlerinin ekonomikleştirildiği, alet yapmasının öne çıkarılarak çalışan bir hayvan muamelesine maruz bırakıldığı, bireycilik adı altında toplum olma gücünü ortadan kaldırıp kitle kavramının bir parçası yapıldığı, insanın ideallerini dünyevileştirerek sadece uzmanlığa ve bilime güvenmesinin beklendiği, eğitim süreci sonunda insanın ‘başarılı çıktı’ haline getirilerek yönetimi ve kârı kolaylaştırmak için bir veri pozisyonuna indirgendiği koşulları yaşıyoruz. Öğrenme kuramlarına, günümüz değişimine, dijital gelişime bakıldığında insan olma açısından çocuklarımızı savunmasız bırakıyoruz. Bu koşullarda ülkemizin özellikle eğitimde ‘insan’ kavramı üzerine giderek bir atılım yapması ve bunu eğitim amaçlarına yansıtması aslında çok önemli. MEB 2023 vizyonunun felsefe kısmı oldukça iyi bir zemin ve içerik sunmuştu aslında. Bunun geliştirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde yetiştirdiğimiz insanı, ikilemlerin, gerilimlerin, daha da büyüyen sorunların ortasına bırakmaktan, özgürlüğünden tavizler vermesinin sebebi olmaktan kurtulamayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.