Ergenlerle İletişimin İnce Çizgisi / Uzman Psk. Dnş. Bukra Sümeyye Karahasan
Ergenlik dönemini sadece “zor bir geçiş” olarak tanımlamak yetersiz kalıyor sanırım. Bu dönemde gencin zihninde, bedeninde ve duygu dünyasında neler oluyor; bir ebeveynin bunu anlaması neden bu kadar kritik?
Ergenlik dönemi, en sade ifade ile bir geçiş dönemidir. Kapının önü ya da arkası değil, eşiğidir. Bir yerden bir yere giden yolculuğu düşünün; o yol ergenliktir. Bilinen, alışılmış çocuk bedeni ve ruhundan yetişkin bedeni ve ruhuna dönüşürken meydana gelen her şeydir. Bu dönüşüm, fizyolojik ve psikolojik birtakım değişiklikleri de beraberinde getirir. Pek çok değişiklik sıralanabilir; örnek olması adına hızlı boy uzaması, ikincil cinsiyet özelliklerinin gelişmeye başlaması ve prefrontal korteksin gelişimine bağlı olarak duygu düzenleme süreçlerinde dalgalanmalar verilebilir. Peki, bu süreçte ergene ne oluyor? Tüm bu değişiklikler ergenin kendisine ve çevresine dair algısı üzerinde bir rol oynuyor ve bu algı birtakım duygu ve bedensel semptomlara vesile oluyor. Burası ise parmak izi gibi her ergende biricik seyrediyor. Durum böyle iken, konfor alanımızdan çıktığımızda ya da yabancı bir deneyimle baş başa kaldığımızda bir başkasının eşlikçiliği ne kadar önemli ise; bu süreçte yetişkinin de ergene eşlikçiliği o kadar önemlidir. Eşlikçiliğinde önemli dinamiklerinden birinin anlamak ve anlaşıldığını hissetmek olduğunu düşünüyorum.
Yetişkinler, ergen çocuklarıyla konuşurken çoğu zaman sakin başlayıp gerilimle bitiren bir döngüye giriyorlar. İletişimde yetişkin tarafını en çok ne tetikliyor?
Her ebeveynin kendisine sormasını çok mühim bulduğum bir soru. Çoğu seansımda danışanlarıma, sorduğum sorular üzerine “Biraz bu soruyla kalın.” derim. Çoğu dönüşüm böyle başlar. Her ebeveynin cevabı üzerine düşündüğünde, hatta bir rehberle çalıştığında kendi biricik hayat öyküsünde onu neyin tetiklediğini anlayabileceğini düşünüyorum. Bu kapsamda genel birkaç kavram bırakacağım ben de: “Otoritenin sarsılması, öfke duygusuyla ne yapacağını bilememek, stres duygusunu kucaklayamamak, ergeni potansiyel bir tehlike olarak görüp bu potansiyel tehlikeyi nasıl yöneteceği ve koruyacağı konusunda kendi içsel kaynaklarının yetersizliği.”
Bir ergen “Beni anlamıyorsunuz.” dediğinde aslında ne demek istiyor? Bu cümlenin altında hangi ihtiyaç, hangi kırgınlık, hangi arayış yatıyor olabilir?
Ergenler çocuk değildir. Evet gerçekten anlaşılmadığını fark ediyor olabilir. Bir ergenle iletişime geçerken önce kendimize sormamız gereken soru: “Kırmızı çiçek dedi. Gül mü kastetti yoksa kırmızı karanfil mi?” Bunu anlamak için de ergene merakla ve bildiğimizi zannetmeden yaklaşmayı önemli buluyorum.
Ebeveynler çoğu zaman “Ben de söylüyorum ama dinlemiyor.” diye yakınıyor. Öğüt vermek ile gerçek anlamda iletişim kurmak arasındaki o ince ama belirleyici fark nedir? Bir genç hangi anda kapanır, hangi anda açılır?
Bir önceki soruda da belirttiğim gibi anlaşıldığını hissettiği anda kabak çiçeği gibi açılır. Ardından vermek istediğiniz öğüdü de alır. Hatta mesleki tecrübemle şunu söyleyebilirim ki ergen, sizi karşısında değil de kol kola ve “yanında” hissettiğinde sizin verdiklerinizi alır, uygular ve başının tacı yapar. Tüm bunları nasıl yapacağımızın keşke 2 + 2 = 4 gibi basit bir formülü olsaydı ama ben biraz zahmetli bir formül vereceğim. Kendi üzerinize çalışmak. Kendi gölge yanlarınızla yüzleşmek ve heykeltıraş özeniyle bir ömür törpüleyerek içimizdeki esere yaklaşmak.
Dinlemek, bildiğimiz anlamıyla “susup beklemek” değil galiba. Bir ergeni gerçekten dinlemek ne demek; bu nasıl öğrenilir, nasıl pratik edilir?
Böyle bir soru için teşekkür ederek başlayayım. “Nasıl pratik edilir?” sorusunun davranış değişikliği ve istendik sonuçlar için gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir konu hakkında bilgi sahibi olabilir, üzerine düşünce geliştirebiliriz ancak pratik ederek alışkanlığa dönüştürebiliriz. Sorunun ilk kısmını da şu açıdan sevdim, sadece ergenlerle iletişimimizde değil, aslında tüm iletişimlerimizde dinlemeyi bilmek çok temel bir durum. Dinlemeyi bilmeye de kısaca “aktif dinleme” diyebilirim. Aktif dinlemeyi ise kısaca nerede susup nerede fikir beyan edeceğini ve nerede hangi soruyu soracağını bilmek şeklinde tanımlayacağım. Nasıl pratik ederiz kısmına ergeni yargılamadan, empatiyle dinleyerek başlayabiliriz. Duygu literatürümüzü genişletmek ve ergeni dinlerken hissettiği duyguları daha doğru isimlendirebilmek adına duygu listesi çıkartabilir hatta birlikte her gün listedeki duygulardan rastgele birini seçip üzerine konuşarak mini bir aktivite yapabiliriz.
Ergenin bireyselleşme ihtiyacıyla ailenin koyması gereken sınırlar arasında nasıl bir denge kurulabilir? Otorite ile baskı, rehberlik ile müdahale arasındaki çizgi nerede başlar, nerede biter?
Burada ergen danışanlarıma yaptığım bir yüzleştirme ve ergen danışanlarımın ailelerine yaptığım bir bilgilendirmeden bahsedeceğim. Kendi pratiğimde öncelikle ergenin, kendi fikirlerinin oluşmasının ve tercihlerinin arkasından gitmesinin önemini konuşup sonrasında ona şu anda ailesinin evinde yaşadığını, onların geliri ile geçindiğini ve doğal olarak örneğin, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamanın da bazı kuralları ve sınırlılıkları olduğu gibi ailesinin de bazı kuralları ve sınırlılıkları olduğunu hatırlatırım. Aileler için yaptığım bilgilendirmede de evlatlarının kendi fikirleri dışında bir fikir üretmesini, kurallarının dışına çıkmasını ilk etapta bir tehlike sinyali olarak değil de çocuklarının karakter gelişimi için doğal sürecin bir parçası olduğuna değinirim. Sonrasında kendi kurallarından hangilerinin esnetilebilir hangilerinin tavizsiz olduğu ve bunun nedenleri üzerine düşünmeye teşvik ederim.
“Hayır” demek bu yaş grubunda çok hassas bir alan. Bir ebeveyn, çocuğuna nasıl “hayır” derse hem sınırı korur hem de ilişkiyi zedelemez?
Ergenin de “hayır”larına saygı duyarak; “hayır”larınız konusunda tutarlı olarak... Bazı şeylerin olmayabileceğini, bazı sınırların olduğunu, bazı vakitlerin olduğunu tutarlı bir şekilde yıllar yılı öğreterek. Yine burada da kendi ilişki dinamiğimize özel reçeteler çıkabilir, ben birkaç tane fikir sunmuş oldum. Bunun yanında bir hassas alan daha ekleyeyim; “neden” sorusu. Pratiğimize “neden” yerine “nasıl” sorusunu eklersek de rahat edeceğimizi düşünüyorum. Bu ayrım bizim danışmanlık becerilerinde öğrendiğimiz temel unsurlardandır. Nasıl sorusu neden sorusundan farklı olarak olan şeyi kabul etmeyi ve sadece nasıl olduğunu anlamak için duyulan merak duygusunu içerir. Ergene koyduğumuz sınırlar ve ergenin sınırlarını anlama konusunda bu ayrımın işe yarar olduğunu düşünüyorum.
Günümüz ergeni; sosyal medyanın, dijital dünyanın, hızlı tüketimin içinde büyüyor. Bu durum, bir önceki kuşağın ergenliğinden farklı olarak iletişimde hangi yeni meseleleri önümüze koyuyor?
Tam olarak bir önceki kuşağın ergenliğinden farklı olarak yeni meseleler önümüze koyuluyor mu emin değilim. Çünkü muhtemelen milattan önceki yüzyıllarda da ergenler için “Bu gençlik nereye gidiyor.” deniliyordu ya da “Bizim ergenliğimizden farklı bir ergenlik bu.” deniliyordu. Velhasıl ergenlik dediğimiz mesele zaten doğası gereği yetişkinler için bilindik ve konfor alanı dışı bir yeri temsil ediyor olduğu fikrine yakınım. Günün sonunda çağdan da bağımsız ergenliğin doğal seyrini kabulün ardından, evet güncel olarak yetişkinlere de yeni ve yabancı olan terimler için kafa yorulabilir. Bu çağ özelinde ilk aklıma gelen, ulaşılabilirlik ve hız. Ergenlerin bilgiye ve aslında birbirine bu denli hızlı ulaşılabilir olması da iki konuyu aklıma getiriyor. Birincisi sosyal desteğe ulaşılabilirlik, ikincisi zorbalığa maruz kalmaya da daha açık ve ulaşılabilir hâle gelinmiş olması.
Ergen, evde konuşmuyor ama sosyal medyada saatlerce paylaşım yapıyor olabiliyor. Bu sessizliği nasıl okumalı; ailenin yaklaşımı ne olmalı?
Çocukken odak ailedeyken ve ailenin onayı, sevgisi öncelikliyken; ergenlikte bu odak arkadaş gruplarında, sosyal çevrede olabiliyor. Bu odak kayması aile için de yeni ve yabancı bir durum olduğu için ebeveynler de kendi özelinde bocalayabilir. Sürecin doğallığını bilmenin nasıl yaklaşılmalı sorusunun temel cevabı olduğunu düşünüyorum. Beraberinde ergenlik sürecine ilgi duyan herkesin, hatta saf olarak herkesin “benlik farklılaşması” kavramıyla tanışmasını isterim. Doğada elmanın olgunlaştığında ağaç dalından ayrılması gibi organik bir süreç olarak gelişen ayrılma hali, insan deneyiminde kaosa dönebiliyor. Bebeğin anne karnından ayrılması, memeyi bırakması, okula başlaması ve ergenlik ile aslında ayrılma sürecinin son evresine gelmiş oluyoruz. Sonrasında artık yetişkin-yetişkin ilişkisi kurmaya başlıyoruz çocuklarımızla. Sosyal medya konusu da daha önce konuştuğumuz bu çağda karşılaştığımız yeni durumlar arasında. Sosyal medyanın, teknolojinin ve yapay zekânın kaçınılmaz olduğu günümüzde onları yok saymak yerine işlevsel ve güvenilir şekilde nasıl kullanılır, bunun yollarını araştırmanın ve ergenle birlikte konuşarak deneyimlemenin kıymetli olduğu görüşündeyim.
İnanç ve maneviyat, ergenlik döneminde sorgulanan ama bir yandan da gence sığınak olabilen bir alan. Manevi değerlerin ergenle iletişimde, onu anlamada ve yönlendirmede nasıl bir rolü olabilir?
Manevi değerlerin ergenle iletişimde öncelikle yetişkinin kendisi için bir rolü olduğunu düşünüyorum. Yani ebeveynin maneviyatı, kendi değerler sistemiyle bağının hayatın her alanına olduğu gibi evladının ergenlik sürecinde de davranışlarında etkili rol oynayacağını düşünüyorum. Daha önce ergenliğin temelde bir eşik, geçiş süreci olduğundan bahsettim. Bu kapsamda maneviyatın, adeta rüzgâr esse de yerinden sarsılmayan kökleriyle toprağına sımsıkı tutunan ağaçlar gibi gençlerin de inançları ve değerler sistemiyle ilişkilerinin ayaklarının yere sağlam basabilmesi ve bu süreçte yaşayacakları zorlukları, ağacın rüzgâr karşısındaki duruşu gibi geçirebilmelerinde kıymetli bir rolü olduğunu söyleyebilirim.
Ailede bir çatışma yaşandı, sözler söylendi, kapılar çarpıldı. Onarım nasıl yapılır? Bir ebeveynin “özür dilerim” demesi çocuğun gözünde otoriteyi sarsar mı, yoksa güçlendirir mi?
Topyekûn özürler ya da topyekûn ben haklıyım cümleleri risklidir. Bazı davranışlar için özürler dilenir. Davranış, kişiden ayrıştırılır. Beraberinde “Ben de şunu hissettim, ben de şöyle algılamıştım, senin şu yaptığın da bana şunu düşündürmüştü.” cümleleri kurulur. Bu şekilde yürütülen bir tartışma ortamı ebeveynin otoritesini sarsmak yerine kuvvetlendirir.
Babanın ergenle iletişimi ile annenin iletişimi çoğu zaman farklı seyrediyor. Bu farklılık nasıl yönetilmeli; ebeveynler kendi aralarında nasıl bir uyum kurmalı ki çocuk arada sıkışmasın?
Aslında sadece ergenlik dönemi için değil, bebeklikten bu yana anne baba tutumlarının farklılıklarını yönetebilme becerisi önemlidir. Hatta çiftlerin ebeveynliğinden de önce bir aile kurmak noktasında “Kırmızı çizgilerimiz neler? Yeni kurduğumuz aileye kök ailemizden neler getirdik?” gibi soruların cevaplarını birlikte konuşmalarının kıymetli olduğu gibi ebeveynlik için de benzer sorular üzerine sohbet etmelerinin, birbirlerini tanımak üzere merak duymalarının kıymetli olduğunu düşünüyorum. Birkaç soru pratiği bırakıyorum; “Anne ve babalarımızın çocuk yetiştirme tarzları nasıldı? Kök ailelerimizde çocuğun/gencin ailedeki rolü nasıldı? Çocuğumuzun bize olan tavırlarında seni en çok rahatsız eden şey nedir? Çocuğumuz hakkında kırmızı çizgin olan konular, asla yapamaz, yapsa da bir şey olmaz ve yapsa iyi olur dediğin şeyler nedir? Çocuğumuzla iletişimde bende bulduğun eksiklikler ve rahatsız olduğun noktalar nedir? vb.”
