Disiplinli Olmak ve Sorumluluk Kazandırmak / Psikolojik Danışman Safinaz Çetin

Son zamanlarda ailelerin en çok şikâyetçi olduğu konulardan birisi çocuklarının ders çalışmadığı, ödevlerini zamanında yapmadığı, odasını toplamadığı kısacası sorumluluklarını yerine getirmediğidir. Bununla ilgili de çocukla tek seferde yapılacak olan çalışmanın yeterli olacağını ve çocuklarının davranışının değişeceğini umarlar. Çocuklara yeni bir davranış kazandırmak zordur, sabır gerektirir ancak istenilmeyen davranışın değişip yerine istenilen davranışın koyulması daha da zordur. Bebekler, beyinleri gelişmemiş bir şekilde dünyaya gözlerini açarlar. Kendilerini hayatta tutacak bilgi ve beceriye sahip değildirler. Kendilerine bakacak birine muhtaçtırlar. Hem beyin gelişimlerinin büyük bir kısmı hem de hayatları boyunca sergileyecekleri davranış biçimlerinin çoğu 0-6 yaş arasında kazanılmaktadır. “İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur.” diye atalarımızın asırlar önce söylediği söz de bunu anlatmaktadır. Bir fidanın büyüdükçe kök salması ve kuvvetlenmesi gibi insanın da ilk 6 yılında kazandığı davranışlar daha da kökleşir ve o kişinin karakteri halini alır. Bu nedenle küçük yaşta olumlu davranışların kazanılması önemli bir konudur.
İçinde bulunduğumuz çağda çocuk yetiştirmek elbette kolay değildir, aslında çocuk yetiştirmek hiçbir dönemde kolay olmamıştır. Çocuklara olumlu davranış kazandırmak, hayatlarını disipline etmek için sabır ve emek gerekir. Anne baba olmanın mesaisi yoktur. Anne babanın eli sürekli çocukların üzerinde olmalıdır. Özellikle ilk 6 yıl içinde çocuklara, hayatları boyunca onlara kolaylık sağlayacak bilgi, beceri, olumlu davranış ve güzel ahlakı kazandırmak için çabalamalıdırlar. Çünkü belli bir yaştan sonra çocuklara söz geçirmek, kural koymak daha da zorlaşmaktadır.
Çocuklara disiplin kazandırma konusunda anne ve babanın hem bireysel olarak hem de kendi aralarında tutarlı olması önemlidir. Çocukların davranışlarını şekillendirmek, anne babaların davranışlarını değiştirmekten daha kolaydır. Çocukların yetişmesinde, kişiliklerinin oluşmasında en büyük görev ebeveynlerindir. Çocuğuna çok düşkün bir aile düşünün. Bebekliğinden itibaren onu her şeyden korumak için çok çaba sarf eden, her düştüğünde kaldıran, yorulmasın diye çantasını taşıyan, acıkmadan önüne sofra seren, çocuk ödevini yapmadığında onun yerine yapan, çantasını eksiksiz hazırlayan, ayakkabısını bağlayan bir aile… Abarttığım düşünülebilir ancak böyle ailelerin var olduğunu görmekteyiz. Böyle bir ailede yetişen çocuğun derslerini yapmadığı, sorumluluklarını yerine getirmediği ile ilgili şikâyet geldiğinde ne yazık ki tüm suç çocuğa yüklenmekte ve çocuğun davranışları değiştirilmeye çalışılmaktadır. Yapılması gereken ilk şey ailenin kendi tutumunu değiştirmek için çabalaması ve yardım almasıdır. Başka bir örnek verecek olursak, markette ağlayan çocuk eğer annesini ikna edebileceğini ve istediklerini aldırabileceğini öğrenirse bu yöntemi her zaman deneyecektir. Yöntem tutmazsa ağlamalarını daha da artıracak veya başka zayıf noktalar bulmaya çalışacaktır. Ancak ne olursa olsun kararlı duran bir ebeveyni karşısında gören çocuk, bir süre sonra direnmeyip pes edecektir. Burada önemli olan çocuğun kişiliğine zarar verici her söz ve davranıştan uzak durmak ve neden hayır dediğinizi onun anlayacağı şekilde açıklamaktır…
Ders çalışmayan, sorumluluklarını yerine getirmeyen çocukları ile ilgili dertli olan aileler geldiğinde onlara şu soruyu soruyorum: Çocuğunuz sorumluluğunu yapmadığı zaman ne ile karşılaşıyor? Bir bedel ödüyor mu? Örneğin ödevini yapmadığında öğretmeni düşük not verince üzülüyor mu? Ve maalesef aldığım cevaplar, “Ödevini biz zorla, geç saatte bile olsa, kavga dövüş yaptırıyoruz.”, “Ödevinin bir kısmına yardım ediyoruz.”, “Onun yerine biz yapıyoruz.”, “Öğretmeni ile konuşup bir gün daha mühlet istiyoruz.”, “O gün okula gitmiyor.” Sürekli arkası toplanan, kendi sorumluluklarını başkasının yüklendiğini gören hiçbir çocuk sorumluluk alamaz. Çocuk kendi üzerine düşen işleri yapmıyorsa bir bedel ödemek, üzülmek, kaygılanmak zorunda! Çünkü çocukluğunda nasıl alışırsa yetişkinlikte de aynı tutum içinde hayatına devam edecektir. Otuz yaşını geçmiş olduğu halde çoğu işini anne ve babasına yaptıran insanlar görüyoruz. Ebeveynlerin yaptığı desek daha doğru olur aslında. “Ben olmasam aç kalır, bensiz bir iş yapamaz, tek başına hiçbir yere gidemez, kendisine kıyafet seçemez…” gibi cümleler uzayıp gider. Evet, bu durum, anne ve babanın çocuğuna bağımlılığıdır. Bu zararlı bağı yaş ilerlemeden kesmek, bağımlılıktan bağlılığa geçmek gerekir.
Disiplinli olmak, disiplinli yaşamak hayatımızın olmazsa olmazıdır. Disiplin ne yazık ki çocukluğumuzdan itibaren duyduğumuz ve sadece ceza ile özdeşleştirdiğimiz bir kavram olmuştur. Disiplin, bir kural ve düzen içinde, bir hedefe yönelik yaşamaktır. Çocuklarımıza disiplin kazandırmak istiyorsak öncelikle kendimiz disiplinli yaşamak zorundayız. Hem kendi yapmadığımızı başkasına yaptıramayacağımız için hem de çocuklarımız bizden görerek örnek alacakları için öncelikle kendi öz disiplinimizi kazanmamız şart! Öz disiplin başkalarının hatırlatmasına gerek kalmadan kendi koyduğumuz hedeflere ulaşabilmek için davranışlarımızı ve duygularımızı kontrol edebilmemizdir. Öz disiplin içten denetimli olmayı gerektirir. Öz disiplinli olmak için en temel şey, kişinin bir hedefinin olmasıdır. Bir hedefimiz, hayalimiz yoksa bizi harekete geçirecek gücü içimizde bulamayız. Buna bağlı olarak da yapmamız gereken işleri isteksiz, üstünkörü yaparız; çoğu zaman erteleriz. Sağlam hedefleri olan kişiler, zamanını verimli kullanmak zorunda olduklarının farkındadırlar. Zaman yönetimi için erken kalkmak, sağlıklı beslenmek, teknolojiye gerektiği kadar vakit ayırmak, uyku düzeni gibi faktörlere de dikkat ederler. Aslında bir zincirin halkalarına benzeyen bu unsurlar birbirlerine neden sonuç ilişkisi içinde bağlıdır. Fazla zamana ihtiyacımız varsa erken kalkmalıyız. Erken kalmak istiyorsak erken yatmalıyız…
Bilinçli de olsa bazen yetişkinler de kuralların dışına çıkabiliyor, sorumluluklarını ihmal edebiliyor. Çocuklar yapmadığında veya unuttuğunda aşırı tepki verilmemelidir. “Sana kaç defa söyleyeceğim, hâlâ öğrenemedin, tek seferde anlamıyorsun!” gibi sözlerle çocuklar aşağılanmamalıdır. İnsan unutan bir varlıktır. Tek seferde anlayabilme yeteneğimiz olsaydı Allah insanlığa bir defa peygamber gönderir ve bir daha hatırlatmaz, uyarmazdı. Önemini bildiğimiz halde ibadetlerimizde her zaman aynı dikkati gösterebiliyor muyuz? Birilerinin hatırlatması, yaşadığımız bir olay veya okuduğumuz bir yazı bizi kendimize getiriyorsa, bilgilerimiz ve duygularımız yenileniyorsa çocuklarımıza da sabırla hatırlatmalıyız; onlara yol göstermeliyiz. Çocukların sorumluluk bilincini ve öz disiplini kazanabilmesi için zaman zaman hatırlatmalar yapılmalı ve kontrol edilmelidir. Tamamen çocuğa bırakmak doğru değildir. Doğru ve yanlışı henüz anlamlandıramayan çocuk, otorite elini çektiği anda kendine hoş gelen işe yönelecektir.
Sorumluluk konusunda ailelerin şu soruyu cevaplandırmalarını istiyorum: Evde iş yaptırırken çocuğunuzun davranış öğrenmesini mi amaçlıyorsunuz yoksa sizin işini kolaylaştırmasını mı bekliyorsunuz? Bazen anneler, çocuklarının kapasitelerinin üzerinde bir beklentiye girebiliyorlar. Özellikle ev işi yapılacağında çocuklarından, kendi hızlarına ve kendi düzenlerine eşdeğer bir performans bekliyorlar. 1 saat içinde bitmeyen işler nedeniyle evde kavga rüzgârlarının estiğini duyuyoruz. Bıktırmak yerine sabırla öğretmeli ve beklentilerimizi gerçekçi tutmalıyız.
Evet, anne baba olmak zor, ancak Allah bu emaneti verdiyse çocuklarımızı en güzel şekilde yetiştirmeli ve hayata hazırlamalıyız. Çocuklarımızın sağlam hedefler belirlemeleri ve bu hedefler doğrultusunda yaşamaları için onlara yol gösterici olalım. Çabalamalarını ve başarı duygusunu tatmalarını sağlayalım. Çalışarak elde ettiklerinin tadını almaları için onlara fırsat verelim. Bu kısacık hayatı en verimli ve güzel şekilde yaşayabilmek için uğraşalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.