Tarihte ve Günümüzde İnançların Ekonomiye Etkisi… / Dr. A. Savaş Demircan

Toplumsal kaynakların yönetimi anlamında ekonomi ile inanca dayalı yönelim anlamındaki din arasındaki ilişkiler, gerçekten ekonomik anlamda hayatî bir belirleyiciliğe sahip midir?
Evet tabi. Din ciddi bir motivasyon kaynağıdır. İnsan ekonomik eylemlerinde ana akım iktisatçıların iddia ettiği gibi rasyonel davranmaz/davranamaz. Aklının yanında duyguları vardır. Bu duygunun temel parametresi ise din duygusudur. Tüketimden bütçeye ve gelir dağılımına kadar geniş bir alanda din duygusunun etkileri görülebilir. Birkaç örnek ile açıklamak konunun anlaşılması için önemli bence. Mütedeyyin insanların alkol ve domuz eti tüketmemeleri mesela… Tüketimi ve söz konusu endüstrileri doğrudan etkiler. Sadece İslami anlamda düşünmek gerekli ancak eksik kalacaktır. Yahudilerin koşer yasaları bu alanda hatırı sayılır bir endüstrinin doğmasına yol açmıştır. Hatta bazı Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlar dahi koşer’e uygun Yahudi esnaftan alışveriş yapar. Faiz için de aynı iddia geçerli. Müslümanlar ve Katolikler, Protestanlar ile kıyaslandığında çok daha muhafazakâr. Ancak ilginçtir Protestan ülkeler (Almanya, İngiltere, İtalya’nın kuzey bölgeleri ile İskandinav ülkeleri) Katolik ülkelerden ekonomik anlamda daha zengin.
Daha da çarpıcı bir örnek vermek gerekirse Ronald Reagan1 örneği bu bağlamda öne çıkar. ABD eski başkanı Reagan sadece bir Hollywood yıldızı değil aynı zamanda köktendinci bir Evanjeliktir. Malumunuz Evanjelikler son bir savaştan sonra/Armageddon Hz. İsa’nın tekrar geleceğini ve kendisine inananlar ile Tanrı’nın Krallığını kuracağına inanırlar. İşte Reagan bu gelişe hazır olmak için Yıldız Savaşları projesine bütçeden milyarlarca dolar pay ayırmıştır. Projenin görünen amacı Sovyet tehlikesi iken analizlerde teolojik sebepler göz ardı edilmiş ancak büyük bir finans kaynağının alt ve orta sınıfın refahı yerine, kendileri için bir amentü olan amaca ayrılmasının ancak dini motivasyon ile açıklanabileceğini düşünüyorum.
Gelir dağılımının eşitsizliğinin bile teolojik anlamda bir açıklaması vardır. Nitekim Jean Calvin2 bu noktada başat bir rol oynamıştır. Calvin insanların seçilmişler ve lanetliler olmak üzere ikiye ayrıldığını savunur. Seçilmişler, seçilmiş olduklarını daha bu dünyada başarılarından anlayabilirler. Özellikle ekonomik başarı seçilmişliğin en önemli göstergesidir. Ancak fakir iseniz bu sizin lanetlenmiş olduğunuzun temel göstergesidir. O yüzden bir Protestan çok çalışmak, seçilmişler sınıfına ait olmak zorundadır. Bu saik ekonomik kaynakların verimliliğinde önemli bir rol oynar.
Özellikle ana akım ekonomi anlayışı ekonomi bilimini pozitif bilimler ile açıklama gayreti içine girmişken dini parametrelerin ekonomideki etki gücünü “tarihsel” olarak burada nasıl gözlemleyebiliriz? Yeryüzünde hangi tür dini aidiyetler bu anlamda ekonomiyi etkiliyor görünmektedir?
Ekonomi biliminin kurumsallaşmasını Adam Smith’e kadar götürmek mümkündür. Smith’in dönemi henüz tüm bilimlerin ayrışmadığı bir dönem. Yani doğa ve sosyal bilimler ile teolojiyi beraber düşünebiliriz. 19. yüzyıl ise pozitif bilimlerin tüm cephelerde savaşı kazandığı bir dönem. Teoloji bu noktada cephe kaybetmiş gözükmekte. Ancak 20. yüzyılın ilk yarısında Max Weber ve Werner Sombart ortaya çıkarak en azından ekonomik anlamda pozitivizm’in egemenliğini adeta sarsıyor. Weber Protestanlığı, Sombart ise Yahudiliği Kapitalizm ile ilişkilendiriyor.
Protestanlık bu bağlamda Hristiyan reformasyonu sonucu Martin Luther’in önderliğinde ortaya çıkan bir mezhep. O kadar ki Luther Katolisizm’in Hristiyanlar üzerine serptiği ölü toprağını adeta silkeliyor ve yeni bir Hristiyan bakış açısı oluşturuyor. Özellikle meslek tanımının yeni yorumu adeta çığır açıyor. Akabinde Jean Calvin, Püritenler ve John Wesley teo-ekonomik saiklere yeni bir momentum kazandırıyor. Özellikle Wesley’in tam da sanayi devrimi’nin arifesinde olan İngiltere’de ortaya çıkışı din ve ekonomi arasındaki ilişkiler için biricik bir örnek. Henüz makineleşmemiş ve dünyanın dört bir yanında hammaddenin aktığı bir ülkede üretim, emek yoğun olmak zorunda ve emek üzerindeki en önemli motivasyonu Wesley’in kuruculuğunu yaptığı Methodist akım sağlıyor.
Bu gelişmelerde 15. ve 18. yüzyıl merkantalizminin, günümüzdeki liberalizme etkisine dair neler söylenebilir? Bunu teolojik arka planla nasıl telif edebiliriz? Yoksa zıt bir durum mudur?
15. ve 18. yüzyıl analizler için dikkate değer veriler sunmaktadır. Bu yüzyıllar Avrupa için ekonomik ve teolojik değişimlerin çok sert yaşandığı yıllar. Bir yandan coğrafi keşifler diğer yandan sanayi devrimi günümüz koşullarını şekillendiriyor. Her ikisini de teoloji ile açıklamak mümkün. Reform sonrası protestan kodlar, Tanrı rızasını elde etmenin tanımını yeniden belirliyor. Artık meslek zenginlik, ilahi anlamda değer kazanıyor. Çok çalışan kazanan tasarruf eden artık tanrıya daha yakın olduğuna inanıyor. Merkantilizme baktığımızda doktrinin temel parametresi ihracat ve ithalat arasındaki dengenin devamlı ihracat lehine olması. Yani ülkenin zenginlikleri ne kadar sınırlar içinde kalırsa o kadar iyi. Bir anlamda tasarruf aslında. Değerli madenler varlığı ülkenin zenginliği ile paralel.
Liberalizme olan katkı bence teolojik anlamda daha belirgin. Liberalizm ve Protestanlık her ikisinin ortak paydası bence özgürlük. İnsan odaklı bir yaklaşım. İnsanın her türlü eylemin odağında olması gerektiğini salık veren bir anlayış… Bu durumu da çok normal kabul etmek gerekli. Nitekim Reform sonrası Kilise otoritesinin zayıflaması ortaya çıkan boşluğun doldurulması ihtiyacını ortaya çıkardı. O yüzden akılcı ve özgürlükçü Protestanlık ile liberalizmin ortaya çıkmasında rol oynamış gözüküyor. Zira kutsal kitap çevirilerine baktığımızda insan ve odaklı onun bizzat hayatın içinde olmasını isteyen mealler3 mevcut. Sadece kutsal kitap çevirileri değil Martin Luther de insanın özgürlüğünü eserlerinde4 vurgulayarak liberalizm için kapıyı aralamıştır.
Çoğu ekonomist, kapitalizmin önceki ekonomik sistemlerden ve çağdaş kapitalist olmayan sistemlerden çok farklı işleyen bir ekonomik sistem olduğu konusunda hemfikir… Biraz da kapitalizmin doğasından bahsedebilir miyiz?
Teolojik açıdan bakmanın farklı bir bakış açısı sağlayacağını düşünüyorum. Kapitalizm doğası ve kurumları gereği dini bir özellik taşımaktadır. Yani bir tanrısı, tapınakları ve ritüelleri var. Örnek vererek açıklamak doğasının anlaşılması açısından bence önemli. İncil’in Matta 6:24 ve Luka 16:11, 13’te Mammon isimli bir fenomenden bahsedilir. Para tanrısı olarak da değerlendirmek mümkün. Hatta Hz. İsa, Süleyman tapınağının bahçesinde faiz ile para verilen masaları tekmeleyip Ferisilere “Siz hem Tanrı’ya hem paraya kulluk edemezsiniz.”5 diyerek kendisinin Roma valisine şikâyet edilme sürecini başlatmıştır. Sonrası ise malum… Bugün farksız değil. Serbest piyasa/Kapitalizm/Mammon’un temel enstrümanı faiz. Paranız olmasa bile banka isimli tapınaklardan faiz ile kredi kullanıp bu krediyi tüketim ritüeli ile harcamak zorundasınız. Öyle ki sistem size pazar gününü tatil ilan ederek AVM’ler (Tapınak) de harcamanız/ibadet etmeniz için yönlendiriyor. Zengin iseniz dünyada cenneti, değilseniz cehennemi yaşatıyor. Tanrı, ibadet, tapınak, cennet ve cehennem hepsi ilahi dinlerdeki ortak fenomenler. Böyle bir paralellik kurularak doğası anlaşılabilir.
Kapitalizmin teorik arka planını felsefe ile açıklamak zor olsa da kapitalizm ile Batı antik çağ medeniyetleri arasında bir ilişki olduğu söylenebilir mi? Nasıl?
Batı Kapitalizmi’nin Avrupa’da ortaya çıkması bir gecelik bir fenomen değil. Derin bir müktesebatın sonucu bence. Bina gibi düşünün, bir temeli var, üzerine tuğlalar koyuyorsunuz. Bu süreç medeniyetler tarihi açısından düşündüğümüzde yüzyıllar alır.
Bu bağlamda Yunan ve Roma medeniyetlerinin entelektüel birikimleri üzerinde dikkatle durmak gerekir. Mesela Platon zevkleri sınırsız olarak tanımlar. Bu demektir ki insan hiçbir zaman doyum noktasına ulaşamaz. Aynı ifadeyi ana akım iktisat kitaplarında görmek mümkün. İnsan ihtiyaçlarının sınırsızlığı iktisada giriş kitaplarının ilk konusudur. Benzer durumun en azından teorik bile olsa antik Yunan medeniyetinde görülmesi, aynı kodların nesilden nesile geçerek etkinliğini sürdürdüğüne dair bir delil olarak kabul edilebilir. Platon bir adım daha ilerleyerek toplumsal yaşamın ihtiyaçların artmasına ve dolayısıyla tüketim artışına neden olduğunu öne sürer. Bence Platon kapitalist eylemlerin varlığını Yunan toplumunda gözlemleyen ilk filozoflardan biri olabilir.
Aristo ise mutluluk ile ihtiyaçların tatmini arasında bir bağ kurmuş gibi gözükmekte. Aristo’ya göre mutluluk maddi ve üretilmiş olana bağlı. Bir bakıma tüketimi özendiren bir düşünce. Mutluluğun çalışmak, üretmek ve tüketmek olduğunu ve alışveriş merkezlerinin (AVM) mutluluğun ibadethanesi olduğunu sürekli bir şekilde topluma empoze eden kapitalizmin felsefi dayanaklarının antik Yunan’daki temelleri böylece daha da belirgin hale geldiğini iddia etmek mümkündür.
Aristippos’ta yine aynı şekilde mutluluk üzerinde mesai harcamış bir filozof. Aristippos, her davranışın temelinde mutlu olma isteğinin yattığını iddia etmektedir. Her davranış içinde ekonomik eylemler neden olmasın ki? Yani tüketimden bahsediyorum. Epikür ise ahlak anlayışında hazcılığın savunuculuğunu savunmaktadır. Epikür’ün düşüncesi ile kapitalizmin teorisi arasında benzerlikler olduğunu iddia edebiliriz. Hazzın peşinden koşan, acıdan kaçınan bir insan tam da kapitalizmin aradığı insan tipidir. Faydanın peşinden koşan bu insan tipi ihtiyaç duyduğu meşruiyeti araçsallaştırmıştır.
Keza bu noktada Roma’ya da değinmeden olmaz. Roma özellikle kişi ve eşya hukuku kapitalizme hizmet etmiştir. Roma mal ve servetin varlığını hem meşrulaştırmış hem de güvenliğini garanti altına almıştır. Böylece Romalılar ticaret için gerekli hukuki motivasyona sahip olmuşlardır. Ticaret sonrası ortaya çıkan servet ise faiz ile farklı bir forma bürünerek günümüz ekonomisi için bir örnek teşkil etmiş görünmektedir. Roma idaresi bu esnada sessiz kalmayı tercih ederek liberalizm için teorik alt yapıyı oluşturmuş olmalı.
Örnekleri arttırmak mümkün; şu unutulmamalı, sosyal bilimlerden bahsediyoruz. Bir formül oluşturmak, denklem yazmak oldukça zor. Kesin hükümler ile konuyu ifade etmek 2+2 =4 demek resmin bütününün kaçırılmasına sebep olabilir. Nitekim psikolojisi, dini inancı, tarihi ve eylemleri çok komplike bir varlık. Onu ve kararlarını etkileyen her parametre analizlere dahil edilmeli, üzerinde tartışılmalıdır.
Genelde din ve ekonomi, özelde ise Yahudilik ve kapitalizm arasındaki ilişkiye dair neler söylenebilir? Serbest piyasa ekonomisine kutsiyet kazandırılması ve küreselleşmede Judeo-Hristiyan teolojisinin keskin bir etkisinden bahsedebilir miyiz? Nasıl?
Genel anlamda din ve ekonomi arasında girift bir ilişki var. Dünyadaki tarikat ve cemaatlere bakacak olursak ciddi bir finans kaynağını ellerinde tutuklarını görürüz. Bu finans sadece müritlerin bağışları yolu ile değil, tarikatların ekonomik eylemleri sonucunda da ortaya çıkar. Tarihte verilebilecek en güzel örnek tapınak şövalyeleridir. Bir Hristiyan tarikatı olan Tapınakçılar ilk bankacılık uygulamalarını dünya finans literatürüne kazandırmışlardır. Çağdaş bir örnek ise Opus Dei’dir(Tanrı’nın İşi). Bu Katolik örgüt çok ciddi bir bütçeyi yönetir. Örnekler arttırılabilir. Şu bir gerçek ki Umberto Eco’nun dediği gibi “Bir inancın doğruluğuna yanlışlığına değil, müntesiplerinin neyi göze aldığına bakın.” Bu vecize bize inancın toplumsal hayatın her aşamasında dominant bir rol oynayabileceğini göstermekte.
Yahudilik ve ekonomi arasındaki ilişkiler ise ayrı bir analizin konusu ve bence çok etkileyici. Yahudi halkı Tanrı tarafından seçildiğini6 düşünmekte. Bu düşünceye sahip bir halk için üretim faktörleri bir hak. Yani emeği, sermayeyi ve doğal kaynaklar üzerinde teolojik bir hak iddia etmeleri Tevrat kaynaklı. Ayrıca Tanrı ile aralarında bir sözleşme7 var. Yani Yahudi halkı tek bir tanrıya inanacak, Tanrı ise Yahudileri dünya ulusları arasında özel bir statüye yükseltecek. Elbette bunun en etkili yolu ekonomik zenginliktir. Tevrat’ta zenginliği8 öven pek çok ayete rastlamak mümkün. Nitekim Peygamber Kral Süleyman’a verilen dünyevi ve uhrevi saltanat Yahudiler için bir yol haritasıdır.
Tevrat ahiret hayatına fazla ilgi göstermez.9 Aksiyon kodları daha ziyade bu dünya ağırlıklıdır. Yahudi dininin ilk uygulamalarına baktığımızda Tanrı cenneti de cehennemi de bu dünyada yaratmıştır. O yüzden ceza ve ödül bu dünyadadır. Dünya hayatı için düşündüğümüzde en büyük ödül zenginlik, ceza ise fakirliktir.
Tevrat’ta10 serbest piyasaya atıf bence çok net. Nitekim Yahudiler kendilerini yönetmesi için bir kral isteyince Tevrat bu isteği eleştirmekte ve Yahudileri uyarmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki Yahudi anlayışı hem özgür düşünceye taraftar hem de zenginliklerin merkezî bir güç tarafından tek elde toplanmasına sıcak bakmamaktadır. Bu özelliğin Yahudiliğin İngiliz versiyonu olan ve ABD kapitalizminin lokomotif teo-ekonomik motivasyonu olarak ifade edebileceğimiz Protestan mezhebi Püritenler için de geçerli olduğunu iddia edebiliriz.
1- Bu konuda daha geniş bilgi için “Evanjelik Kodların Finansal Biopsisi: Ronald Reagan Örneği” isimli 2.Internatıonal European Conference on Interdıscıplınary Scıentıfıc Research kongresinde sunulan bildiriye bakılabilir.
2- John Calvin (1509-1564). Fransız hukukçu ve teolog. Picardy’nin ünlü bir kasabası olan Noyon’da/Fransa doğmuştur. Babası, çocukluk dönemlerinden bu yana onu ilahiyat okumaya yöneltmiş ve Calvin’in doğal bir eğilimi olduğu sonucuna varmıştır. Çünkü Calvin küçük yaşta bile son derece dindardır ve aynı zamanda arkadaşlarına kötü olan her şeyi sıkı bir şekilde yasaklamıştır. Roma Katolik Kilisesi’nden kopmasına ve büyüyen Protestan hareketine katılmasına neden olan bir dini dönüşüm yaşayarak Fransa’dan kaçmak zorunda kalan Calvin, 1536’dan 1538’e kadar İsviçre’nin Cenevre kentinde, ardından 1541’e kadar Strassburg’da bir bakan oldu ve Cenevre’ye döndü ve 1564’teki ölümüne kadar burada kaldı.
3- Yasa’nın Tekrarı, 30:19.
4- İnsanın Özgürlüğü Üzerine isimli kitabında “Bir Hristiyan’ın kimseye tabi olmayan özgür bir efendi” olduğunu ifade etmiştir.
5- Luka 16:13.
6- Çölde Sayım 23:9.
7- Yasa’nın Tekrarı 26: 18-19.
8- Yaradılış 13: 2, 24: 35, 26: 13, 30: 43; 1. Krallar 10: 14; 2. Tarihler 9: 22, 32: 27.
9- Yahudi dinine ahiret hayatı ile ilgili kavramlar Helen ve İran hâkimiyetleri esnasında girmiştir. İlk uygulamalarda bu kavramların olmadığını görüyoruz.
10- 1.Samuel 8: 11-18.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.