Çocuklarda Değer Eğitimi: Unutulan Mirası Ortaya Çıkarmak / Dr. Çiğdem Çam Türkan

Bir toplumun geleceğinin mimarı bugünün çocuklarıdır. Geleceği merak eden, nasıl bir noktaya evrileceğini sorgulayan birinin bugünün çocuklarına ve onların nasıl yetiştirildiğine bakması kâfi olacaktır. Gelecek nesillerin yetiştiği ve karakterlerinin şekillendiği okul bahçeleri, evlerin oturma odaları, parklar ve oyun alanları, bir ülkenin kaderinin belirlendiği önemli alanlardandır. Elbette bu büyüme ve şekillenmeler sadece bilgiyle değil, değerlerin varlığı ile mümkün olacaktır. Ancak günümüz dijital ve tüketim odaklı dünyasında anlık ve tüketim odaklı kavramların popülerleştiğini ve “değer” kavramının giderek tarih sayfalarına gömüldüğünü üzülerek görüyoruz.
Teknolojideki gelişimlerin hızını takip etmekte zorlandığımız bu dönemde çocuklarımız bilgiye her zamankinden daha kolay ve daha hızlı ulaşabiliyor. Dersleri ile ilgili veya merak ettikleri bilimsel bir konuya ait verilere birkaç dakikada ulaşabiliyorlar. Sosyalleşme ihtiyaçlarını bu mecralarda giderebiliyor, bir dokunuşla dünyanın öbür ucundaki haberlere veya kişilere erişebiliyorlar. Fakat bu kolaylık, hız ve bolluğun içinde telafi edilemeyen bir yoksunluk yaşanıyor: Anlam yoksunluğu. Doğru bilgi ve bu bilgiye erişmek elbette çok kıymetli ancak geldiğimiz noktada ortaya çıkan tablodan bilmenin her zaman doğru olanı yapmak anlamına gelmediğini görüyoruz. Bilişsel açıdan gelişimin pozitif yönde artış gösterdiği çağımızda vicdan gelişiminin negatif yönde artış göstermesi biz eğitimci ve ebeveynlerin istemediği ve endişe duyduğu bir durum. İşte tam da bu sebepler bize çağımızın en büyük ihtiyacının çocuklarımız için “değer eğitimi” olduğunu göstermektedir.
Değer eğitimi, çocukların sadece doğruyu yanlıştan ayırmayı öğrenmelerinden ibaret değildir. Dürüstlük, adalet, sorumluluk, empati, doğa sevgisi gibi pek çok değeri öğrenmenin yanında bu değerleri içselleştirmeleri gereklidir. Bizler çocuklarımıza yalnızca “Ne düşünmeliyim?” sorusunu düşündürtmeyeceğiz; onların aynı zamanda “Nasıl bir insan olmalıyım?” sorusuna yanıt bulduracağız.
Evde Başlayan, Okulda Şekillenen Bir Yolculuk
Değer eğitiminin ilk uygulama yeri çocuğun evidir. Ailesinin yaptıkları, söyledikleri çocuğu şekillendirir. Çocuk, anne babasının aynası gibidir. Paylaşmayı, sabrı, saygıyı ve sevgiyi önce onlardan görür ve daha sonra bunları hayatına uygular. Ailede atılan tohumlar okulda filizlenir. Öğretmenler, bu filizleri büyüten ve onlara yön veren kıymetli muhafızlardır.
Öğretmen bir değeri öğretirken sadece bu değerin ne demek olduğunu anlatmakla yetinmemelidir. Anlattığı değerin nasıl yaşandığını da uygulatmalı ve hissettirmelidir. Öğretmen saygıyı bir ders konusu olarak anlatabilir ama bu değeri asıl öğretme yolu, öğrencilerine saygılı davranmaktır. Çocuklar, öğretmenlerinin sözlerden çok tutumlarını ve davranışlarını okur. Onları sabırla dinleyen, bağırmayan bir öğretmen; saygıyı, empatiyi, etkili iletişimi ve adaleti yaşamın içinde rol model olarak gösterir. Değer eğitimi, okulda sadece derslerde konu anlatırken değil; teneffüslerde, oyunlarda, birlikte geçirilen her anda kazandırılır. Bir öğretmenin görevi ders anlatmanın yanında insan yetiştirmektir. Değer eğitimi, öğretmenin sınıftaki duruşu, öğrenciyi dinlemesi, düşüncelerine saygı göstermesiyle başlar. Öğrencilerin başarısız olduğu bir durumdan sonra söylediği bir söz veya cümle de (denediğini biliyorum, çabanı görüyorum vb.) çocuklarda pek çok değeri (çalışkanlık, sabır, sorumluluk vb.) destekler. Okul, bilgi merkezi olduğu kadar duygu merkezi de olmalıdır. Çünkü çocuklar sadece akılla değil, kalple de öğrenir.
Kayıp Bağlar, Kayıp Değerler
Eskiden çocuklar, mahalle kültürü ile “Komşu teyzeye bu yemeği götür.”, “Büyüklerine yardımcı ol.”, “Arkadaşların ile paylaş.” denilerek büyürdü. Günümüzde ise zamanlarının çoğunu ekran başında geçirerek büyüyorlar. Uzak diyarlardan birçok arkadaşı olan ancak karşı komşusunu tanımayan birçok çocuğumuz var. Göz temasları azaldı, oyun alanları küçüldü, sohbetlerinin yerini sessiz kaydırmalar ve beğeniler aldı. Bu sessizlik toplumun temelini oluşturan pek çok değeri de görünmez kılıyor. Teknolojiye elbette düşman değiliz. Ancak kontrolsüz dijitalleşmenin yanlışlığını her platformda dilimizin döndüğünce ifade etmekle de mükellefiz. Çocukların empati ve sabır duygusuna zarar veren içerikler, ekranda izlenen şiddet sahneleri, paylaşım kültürünün yerini tüketim yarışına bırakan trendler, hem çocuğun sağlıklı kişilik gelişimine hem de değer kazanımına zarar veriyor. Bu tablolarla mücadelede eğitimciler ve ebeveynlere daha fazla sorumluluk düşüyor.
Değerleri Yaşatmanın Yolları
Değerleri öğretmekten ziyade temel amacımız onları yaşama dâhil etmek, davranışa dönüştürmek ve varlığına gereksinim duymalarını sağlamak olmalıdır. Bir çocuğa “Yardımsever ol.” demekten daha etkili olan sınıfta yapılan bir çalışmada desteğe ihtiyaç duyan bir arkadaşına yardım etmesini sağlamak, karşılık beklemeden iyilik yapmanın hazzını deneyimlemesine olanak tanımaktır. Bu yaşatılan durum ömür boyu unutulmayacak bir deneyimdir ve pek çok anlatımdan daha kalıcı bir öğrenme sağlayacağı muhakkaktır. Aynı şekilde değeri çocuğa öğretmede ailenin rolü sözle değil, davranış ile gerçekleşir. Çocuk, anne babasının sözcük dilinden ziyade hal dilinden etkilenir. “Paylaşmak çok güzeldir, kıymetlidir.” diyen ama komşusunun istediği bir şeyi evinde bulunmasına rağmen ona vermeyen bir ebeveyn düşünün. Farkında olmadan hem yalan söyleme davranışını çocuğa öğretir hem de paylaşma ile ilgili söylediği sözler ile çelişen davranışlar sergiler. Ailenin davranışları ve tutumları bu süreci olumlu ya da olumsuz etkilemektedir. Ayrıca iletişim ve kullanılan dil de bu süreçte oldukça kıymetlidir. Aile içindeki iletişimin biçimi, çocuğun değer dünyasına bir ayna tutar. Adalet, sevgi ve hoşgörünün hâkim olduğu evde yetişen çocuk bunu kendi kişiliğine ilmek ilmek işler.
Son yıllarda yapılan araştırmaların birçoğu ailelerin değer eğitimini genellikle sözel nasihat biçiminde yaptığını göstermektedir. Hâlbuki çocuk, nasihatle değil, temsille öğrenir. Bu sebepledir ki en etkili değer eğitimi biçimi yaşanılan ve yaşatılan değer eğitimidir.
Eğitimin Unutulan Boyutu Duygusal Gelişim
Eğitim sistemlerinde akademik başarı odaklı bir eğilimin olduğunu görmekteyiz. Sınavlar, notlar, testler, iyi puanlar ile yerleştirilen okullar… Bu sürecin içinde umutsuzca çaba sarf eden, duyguları ve düşünceleri hiçe sayılan çocuklar var. Çocukların bilgiyi hatırlaması için dershaneler, özel dersler, koçlar, dijital veri tabanları gibi birçok kaynağın birine veya birkaçına başvuran veliler bir taraftan bu yüklerin maddi boyutu ile mücadele ederken diğer yandan olayın psikolojik boyutu ile de ayrı mücadele ediyor. Bilgi boyutuna bu kadar yatırım yapılırken öğrencilerin duygusal boyutu tamamen unutuluyor veya ihmal ediliyor. Ancak unuttuğumuz gerçek şudur ki duygusuz bilgi, mekanik ezberin ötesine geçmez. Bireyin duygularını terbiye etmeyen bir eğitim, robotlaştırmanın önünü açar. Oysa insanın karakteri sadece zekâsıyla değil; vicdanı, duyarlılığı ve sabrıyla da gelişir. Bu nedenle okullarda empati, sosyal beceriler ve duygusal zekâyı destekleyen uygulamalara daha fazla yer verilmesi oldukça kıymetlidir.
Değerler Evrensel Yöntemler Yerel Olmalı
Değerler farklı biçimlerde sınıflandırılmaktadır. Evrensel ve millî değerler bu sınıflandırma kategorilerindendir ve her toplumun kendi kültürel köklerinden gelen değerleri vardır. Ancak bu değerler de tek başlarına değil, evrensel insanlık değerleriyle birleştiğinde daha anlam kazanır. Türk toplumu için geleneksel bir değer olan misafirperverlik “empati” ve “saygı” gibi evrensel değerler ile bütünleşmektedir. İşin özü değerler eğitimi hem yerel kültürün hem de evrensel insanlık ilkelerinin dengesi ile yürütülmelidir.
Toplumsal Dayanışma ve Değerler
Değerler eğitimi toplumun ortak sorumluluğudur. Bu sorumluluğu yerine getirirken topluma yön veren kurum ve kuruluşların da ortak bilince sahip olması ve bu minvalde hareket etmesi gerekmektedir. Özellikle teknolojinin gelişimiyle artan iletişim olanaklarının ve araçlarının dikkate alınması gerekmektedir. Bir toplumdaki değerler eğitimi, tüm iletişim kanallarının ortak dilinde saklıdır. Ailenin, okulun verdiği mesajlar ve aktardığı değerler televizyon ve sosyal medyanın verdikleriyle çelişiyorsa, çocuk hangi değere inanacağını bilemez. Medya araçları, çocuklara rol modeller sunarken hangi değerleri dikkate alıyor?
Reklamlar, diziler, sosyal medya içerikleri… Çocuklar artık sadece evde ve okulda büyümüyor. Gerçek dünyanın yanında çevrim içi dünyadan etkilenen çocukların da sayısı bir hayli artmış durumda. YouTube, TikTok, oyun platformları gibi alanlar görünmeyen bir değer okulu gibi görev yapmakta. Sorun şu ki, bu okulun öğretmenleri algoritmalar ve bu algoritmaların duyguları yok. Çocukların her gün sayısız mesajla karşı karşıya kaldığı bu platformlar çocuğun üstün yararını ve çocuk haklarını merkeze almaktan çok uzak. Bu mesajlarda dürüstlük mü, yoksa başarı uğruna her şeyin mubah anlayışı mı hâkim? İşte bu sorunun cevabı sanal dünyada da değer bilincinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Umut Olmalı mı?
Her şeye rağmen ümitvar olmalıyız. Çünkü değerler ve eğitimi, bir kez alev aldı mı kolay kolay sönmez. Bir öğretmenin öğrencisinin fikrini önemsemesi, o çocuğun hayatında bir dönüm noktası olabilir. Ailede sofrada birlikte yemeğe başlanması, saygının sessiz bir öğretisi olabilmektedir. Parkta oynayan bir çocuğun yere çöp atmaması, sorumluluk bilincinin yeşerdiğini gösterir. Küçük gibi görünen bu davranışlar toplumda büyük dönüşümün başladığının en önemli kanıtıdır. Ümidimizi yeşerten önemli göstergelerdir.
Değerler Geleceğin En Güçlü Sermayesidir
Bir ülkenin sadece ekonomik büyüklüğü refah göstergesi değildir. O ülkedeki insanların yaşantılarıyla da bunu ölçebilirsiniz. Eğer çocuklarımıza sadece başarılı olmayı değil, iyi insan olmayı da öğretmeyi başarırsak, o zaman bütüncül bir kalkınmadan söz edebiliriz. Değerler eğitimi yalnızca bir ders değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Evde, okulda, sokakta, internette… Kısacası her yerde… Kazandırdığımız bu yaşam biçimi ile değerleri davranışlarına aktaran bireyler göreceğiz. Çocuklara kazandırdığımız her değeri, geleceğe bıraktığımız bir miras olarak görmeliyiz. Bu miraslar ile geleceğimizi aydınlatmak ve şekillendirmek mümkün. Yeter ki sermayeye doğru değeri verelim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir