Kitaplarınızın konularını nasıl seçiyorsunuz, nelerden esinleniyorsunuz?
Hiçbir şeyi yeniden keşfetmiyoruz aslın da. Yaptığım yeni bir bakış açısı getirmek, bu hem gerekli hem de zor. Bu nokta da yazarın farkı ortaya çıkar, benim yapmaya çalıştığım da tam bu. Ben peşin kabulleri zorlamadan yanayım. Peşin kabulleri doğru bulmuyorum ve reddediyorum. Gerçek gücün buradan doğacağı kanısındayım. Eskiden/gelenekten güç ve ilham alarak inşa edilen yeni, zaman zaman kesintiye uğrasa da yoluna devam ediyor. Aslın da bu doğal bir süreçtir.
İnsan hikâyeleri inşa etmek benim için son derece önemli. Yakın dönemimizin önemli tarihi anlarını romanlarımda perspektif olarak kullanmak ayrı bir durum tabi ki. Karakterlerin bu dönemlerde yaşıyor olmaları ve bugüne uzanmaları ayrı bir ilgi oluşturuyor hem benim için hem okurlarım için.
Esinlenme konusuna gelince dönemler beni her zaman heyecanlandırmıştır.
Sizce bir romanın başarılı olabilmesi için gerekli olan faktörler nelerdir?
Bunun için pek çok faktör olduğunu düşünüyorum. Çok okumak, duygudaşlık yeteneği, iyi bir gözlem, farklı duyguları barındırma, objektiflik, tanıklık etmek ve hissetmek ama gerçekten hissetmek bazıları, yaşanmışlık, acı, aşk, sevinç vs. Neredeyse insan sayısı kadar sayılabilecek unsur var. Ama şu husus çok önemli; kimi kalıcı olacak, kimi yok olup gidecek. Benim derdim kalıcı olmak. İşte o zaman başarı kendiliğinden ortaya çıkacak. Popüler kültüre uygun ticari amaçlı yazarlardan ve konulardan olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum.
Romanlarınızda, daha çok hangi toplumsal mesajları vermek istiyorsunuz?
Küreselleşme kültürel olarak, özellikle tüketici davranışını etkileyerek, dünya çapında kültürel tek tipliğin önünü açmıştır. Küreselleşme olgusunun, özellikle ekonomik ayağı, yani uluslararası sermayenin egemenliği, bir yandan “marka cazibesi”, öte yandan günlük tüketim alışkanlıklarının denetlenmesi yoluyla, tüm dünyayı benzer davranış kalıpları içine sokmaya yani tek boyutlu bir kültürel kimliğe sahip olmaya doğru zorlamaktadır. Bunun için de sinemayı, modayı kullanarak sanal bir modernite algısı ile insanları köleleştirmek ve tüketim aracı olarak kullanmak istemektedir ve bunda da son derece başarılıdır. Küreselleşme bir süreç, bir olgudur. İyiliği ya da kötülüğü tartışılabilir ama kaçınılmazlığı ortadadır. Bu sebeple küreselleşmenin zararları ile mücadele etmenin ciddi manada devlet politikalarına ihtiyaç duyduğu ortada. Bu konuda yerel ve kültürel bütün unsurların yeniden ortaya konulması, harmanlanması ve cazip kılınması ciddi manada bilinçli bir eğitim çalışmasını gerektirmektedir ki aydınların, entelektüellerin, sanatçıların ve devletin bu konuda üzerine düşen çok şey vardır.
Kastettiğim şey asla militan bir kimlik elde edilmesi değil, ama kendi unsurlarını da içinde barındıran bir bütünleşme halini oluşturmayı öngörmektedir. Yoksa globalleşmeyelim derken içe kapalı ve tamamen savunmaya yönelik ve saldırı altında bulunduğunu hisseden bir ruh halini asla kabul etmiyorum. Küresel sömürüyü reddetmek burada son derece önem arz ediyor. Kültürel kodlarla zenginleştirilmiş özgüvenin burada önemi ortaya çıkıyor. Bu noktada bütün toplumsal konular bir yazarın ilgi alanı içerisindedir.
Romanın hayatımızdaki karşılığı nedir, hayatımızda nerede durur, görevi nedir?
Benim romanlarım hayatın ta kendisidir.
Sizin için edebiyat neyi ifade ediyor? Edebiyat, hayat içinde neyi resmediyor?
Edebiyat bir tutkudur. Bu öyle bir tutkudur ki asla yazmadan duramazsınız. Kendi menkıbeniz sizi yazmaya sürükler ve bu inanılmaz bir serüvene dönüşür ve asla artık hiçbir şey sizi tatmin etmemeye başlar, yazmanın dışında. Benim yazmaya başlama hikâyem ise biraz önce yukarıda belirttiğim gibi son derece trajik. Türkiye’de 12 Eylül askeri ihtilalin bütün ağırlığını hissettirdiği zamanlarda idam cezası ile yargılanan ceza evindeki ağabeyime babamın öldüğünü söyleyememiştim. Babam felçli idi ve bu acıya dayanamadı ve vefat etti. Zira ağabeyim suçsuzdu. Babamı toprağa verdiğim gün eve gelip vefat eden babamın ağzından sanki yaşıyormuş gibi cezaevindeki ağabeyime bir mektup yazdım ve gönderdim ve daha sonra uzun yıllar pek çok mektup gönderdim. Zira ağabeyim büyük bir sarsıntı yaşıyordu ve ben ona babasının ölüm acısını veremezdim. Bu sahte mektupları yazarak aslında yazarlık serüvenime adım atmıştım. Bunu çok sonra fark ettim ama. Neticede ağabeyim 6 yıllık mahkeme sürecini yaşadı ve suçsuz bulundu ve ceza evinden çıktı ve bir trafik kazasında öldü ne yazık ki. Ben o zamanlar hukuk eğitimi alıyordum. Profesyonelce yazma sürecim ise 2011 yılında İlk romanımı kaleme aldığım gün başladı ve büyük bir hızla ardı sıra diğerleri geldi. Sanki barajın kapağı açılmış gibi hissediyorum.
Hayatın bunca ağırlığı ve acımasızlığının karşısında, insanoğlunun bu denli sevgisizleştiği ve varlığını yok ettiklerinin üzerine kurguladığı bir dünyada hâlâ çocuk kalabildiğim için Allah’a şükrediyorum. Yazmak, bu saf enerjiyi daima canlı tutmama inanılmaz yardımcı oluyor. Bütün tanımlamaların dışında, sadece çocuk olarak kalabilmek, asla içimdeki çocuğu öldürmemek işte ben romanlarımda bunu yapmaya çalışıyorum.
Yazdıklarım beni tedavi ediyor, kırıkları tamamlıyorum, renksiz olanları renklendiriyorum, çatlak olanları koruma altına alıyorum ve yeniden yazıyorum kendimi ve hayatı. Bu yüzden gerçek, bu yüzden sahici, bu yüzden gönle dokunan kitaplar ortaya çıkıyor.
Edebiyat kültürün yeniden yorumlanması, yaşatılması ve sürdürülebilir olması ve geleceği kucaklaması açısından edebiyat en güçlü delil benim için.
Yazarlığınızın ve gayretinizin beslendiği motive edici güç, sır nedir?
Bence sır merhamet, muhabbet, şefkat kısaca “Aşk”ta gizli. Ama bunların ne demek olduğunu bile anlamakta zorlanıyor insanoğlu. Giderek sathi, kabuk bir anlam zavallılığı ile yorumluyor bu değerleri. Ne kastettiğimi anlayanlar biliyor elbet.
Çok satan kitap eşittir edebî anlamda başarılı kitap mıdır? Çok satan ancak edebi ve ahlakî yönü nakıs kitaplar hakkında neler söylemek istersiniz? Bu kitaplar nasıl oluyor da çok satılanlar listesine giriyor?
Küresel sömürü düzeni, beyinlerin fethedilmesi ile elde edilecek kazancın hem daha kolay hem daha çok olacağı anlayışı üzerine odaklandığı için bu noktada edebiyat dünyasını bir silah gibi kullanıyor. İnsanoğlunun kültürel ve kadim değerleri üzerine ciddi oyunlar oynanıyor. Özellikle Müslüman toplumlarda hak ve hakikat adına ortaya konmuş eserlerle insanların araları açılıyor. Böylelikle kültürel bir emperyalizmin ciddi bir saldırısı giderek daha da şiddetleniyor. Bunu en yoğun biçimde kurmaca, proje olarak üretilmiş yerli ve yabancı romanlar ve yazarlar eli ile gerçekleştiriyorlar. Dolayısı ile bazen ticari algılar ile bu kitaplar çok sattırılıyor, farklı pazarlama teknikleri kullanılıyor. Tabi ki bunların hiçbirinin edebi eser kimliği ile uzaktan yakından alakası yok. Küreselleşme kültürel olarak, özellikle tüketici davranışını etkileyerek, dünya çapında kültürel tek tipliliğin önünü açıyor. Küreselleşme olgusunun, özellikle ekonomik ayağı, yani uluslararası sermayenin egemenliği, bir yandan “marka cazibesi”, öte yandan günlük tüketim alışkanlıklarının denetlenmesi yoluyla, tüm dünyayı benzer davranış kalıpları içine sokmaya yani tek boyutlu bir kültürel kimliğe sahip olmaya doğru zorlamaktadır. Edebiyat dünyası da bundan payını alıyor maalesef.
Dünyada birçok yeri gezdiniz. Gezdiğiniz gördüğünüz kültürlerden edebî anlamda neler kazandınız?
Bütün dünyayı dolaştım neredeyse, insanlar ve toplumlar üzerine çok fazla incelemelerde bulundum, hayata dokundum, yaşadığım gezegenin nasıl bir yer olduğunu gördüm. Bunun beni inanılmaz biçimde zenginleştirdiğine inanıyorum.
Bütün bu gelişimim süresince daha fazla dayanamadım sanırım, içimdeki konuşmaları, gördüklerimi, okuduklarımı susturamadım ve kâğıda aktarmam gerektiğini fark ettim. Zamanı geldi belki de, bilemiyorum… Ben hayatta hiçbir şeyin ve olayın rastlantı ile tezahür ettiğine inanmıyorum. Tevafukla her şey bir plan dairesinde gelişiyor ve zamanı geldiğinde gerçekleşiyor.
Yazmak isteyen, ancak nasıl başlaması gerektiğini bilemeyenler için neler önerirsiniz? Yeni yazarlara tavsiyeleriniz nelerdir?
Özellikle çok okuyor olmalılar. Çok ama çok okumak ve kendine güven.
Genç nesillere tarihimizi öğretmek adına romancılara düşen nedir?
Kültürel kodlarımızın ortaya çıkartılması ve bunun üzerinden bugünü de harmanlayarak bir medeniyet inşası ancak roman ile mümkün olabilir. Edebiyatın en güçlü dalı romancılıktır. Tarihin hızlı akışı içerisinde savrulmalar yaşayan insanoğlu, kuşkusuz saadet ve selamete ulaşabilmek için giderek edebiyatçıların eserlerine daha çok ihtiyaç hissediyor. Anın idrakine sahip, gelenekten kopmamış ve geleceğe söyleyecek sözü olan yazarlara duyulan ihtiyaç bir yazarı bu noktada sorumlu olmaya zorluyor.
İslam coğrafyasının dört bir yanında var olan acı ve çağ yangınının karşısında insanoğlunun savruluşuna bir yazarın duyarsız kalması bence mümkün değil. Tabi gerçek yazarlardan bahsediyorum burada. Geçmişi tecrübe kabul edecek olan biz edebiyatçıların, gelecek için köklü bir çalışma içerisine girme mecburiyeti her zamankinden daha fazla.
Romanlarım ve şahsım hakkında daha çok bilgi almak isteyen dostlarım için yenisehirlioglu.com sitemi öneriyorum.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi