İnsan nasıl kullanıyor bu ödünç hayatı dersiniz? İnsanoğlu, insanı ve kainatı yoktan var eden “Esas varlığı” tanımıyor tanımlayamıyor. Hatta O’nun üzerinde fazla “Düşünmek” bile istemiyor. Güneşin, ayın mahiyetini öğrenmek için tüm imkânlarını ve vaktini seferber eden insan, onları bulundukları yere hassas ölçü ve mizanlarla kimin yerleştirdiğini aklına getirmiyor hiç… “Hayat apartmanı” yıkılıyor. Zaman ise sel olmuş akıyor adeta. Hakikatinden uzak bir hayat sürüyor insan. Bu dünyada bulunuş amacının ne olduğunu bulmak istemiyor bazen. Bunu izah edemese de asıl gayesinin, sadece yemek içmek ve hayvanlara mahsus bir hayat çizgisinde yaşamak olamayacağını “Vicdanen” hissediyor aslında. İnsanın hedefinin yalnız para kazanmak maddî ve nefsanî heveslerin peşinde ömür tüketmek olmadığı gayet açıktır oysa. Çünkü bu fani ve geçici dünyada, ruhunu huzura erdirecek ve onu teselli edecek hiçbir fevkaladelik yok aslında. Zamanımızın insanı sadece karnının doyması ve maddî ihtiyaçlarının karşılanmasıyla mutlu olamıyor. Cazibedar oyuncakların, uyutucu heveslerin çok ötesinde gerçek saadet ve huzuru istiyor artık. Burası Almanya’nın Hamburg şehri. Binlerce hayatın iç içe yaşandığı büyük bir sanayi şehri. Farklı mimari özellikleri ve çeşitli insan profilleriyle dolu büyük bir şehir. Almanya’da Hamburg’da; huzuru ve saadeti İslam’ı seçerek bulmuş bir hidayet yolcusu: Ahmet İsa Nils Von Bergner.
Benim ismim Nils Von Bergner, Müslüman ismim Ahmet İsa. 1970 Pinneberg doğumluyum. Burası Hamburg’a yakın, yaklaşık 40.000 nüfuslu küçük bir şehir. Çocukluğum burada geçti. Otraut ve Manfired Von Bergnernin İkinci çocuğuyum. Annem ve babam 1963’ten beri evliler. Annem 2. Dünya Savaşı’nda büyük badireler atlatmış. Almanya’nın doğusundan Almanya’nın batısına annesi ve kardeşleriyle birlikte kaçmak zorunda kalmışlar ve Bielefelte yakın bir yere yerleşmişler. Babam da aslen Werendhafen’dan gelmiş. O da savaş zamanında birkaç sefer kaçmak durumunda kalmış ve son olarak Pinneberg’e yakın olan Prisdorfen’e yerleşmiş. Annemle kayak tatilinde tanışmış ve 1963’te evlenmişler. Babam Hamburg’da finans uzmanı olarak resmi dairede çalışıyordu. Annem uzun seneler boyunca hemşire olarak çalıştı. Çok zor bir işti, çünkü gececi olarak çalışıyordu. Şimdi artık ikisi de hak ettikleri gibi emekliler ve kendilerine, hobilerine ayırabilecekleri çok zamanları var. Ben ailemin ikinci çocuğuyum. Benden 3 yaş büyük olan bir ağabeyim var. O da benim gibi avukatlık bölümünü bitirdi ama uzun senelerdir sigortacı olarak çalışıyor. Şu anda da dünyanın en büyük sigorta şirketlerinden birinin Paris şubesinde çalışıyor. Bu işten dolayı 3 sene önce ailesiyle, karısı ve çocuklarıyla birlikte oraya taşındı. Benim için çok sevindirici bir durum değil bu, çünkü artık çok görüşemiyoruz. Senede 3 veya 4 kez buluşma fırsatı bulabiliyoruz. İşinden dolayı çok geziye çıkması gerekiyor. Dünyanın her bir tarafına gidiyor. Ama buluştuğumuz zaman da yeğenlerimi görünce çok mutlu oluyorum.
Her insanın arzu ettiği iyi bir eğitim, iyi bir meslek, iyi bir yaşam standardını her zaman Ahmet İsa da arzu eder. Okul yıllarını Ahmet İsa şöyle anlatıyor:
Ben Avukat Olmayı Seçtim
Pinneberg’de 4 sene ilkokula gittim. Öğretmenlerin tavsiyesiyle liseyi Realschule’de okudum. Realschule’yi 1978’de bitirdim. Okulu bitirdikten sonra bir karar vermem gerekiyordu. Ya bir meslek seçip çalışacaktım ya da devam edip okuyacaktım. Ben abitur yapmayı seçtim. Bu bir çeşit meslek seçimi öncesi ön lisans eğitimi oluyor. Hamburg’da bir okulda 4 sene abitur yaptım ve 1991 yılında tamamladım. Üniversite okuyabilmek için mecbur abitur yapmış olman gerekiyordu. Üniversiteye başlamadan önce ya askerliğimi yapacaktım ya da askerlik yerine geçen kamu yararına sosyal bir hizmette çalışacaktım. Ben sosyal hizmetleri tercih ettim. Pinneberg’de 18 ay boyunca Almanya’nın Kızılay şirketinde çalıştım. Arabayla yemek dağıtıyordum. Yani yaşlı insanlara, kendi ihtiyaçlarını kendileri göremedikleri için alışverişe çıkamadıkları için onlara yemek servisi yapıyordum. Sosyal hizmetlerdeki askerliğimi bitirdikten sonra 1993 yılında üniversitenin hukuk bölümüne başladım. Orada toplam 4 sene okudum. 1997’de hukuk bölümünden mezun oldum. Ama Almanya’da hukuk iki bölüme ayrılıyor, yani okuldan sonra bir de staj yapmam gerekiyordu. Staj yapmaya hemen başlayamadım, çünkü boş iş yerleri kalmamıştı ve benim bir sene beklemem gerekliydi. Bu arada ben de bir elektrik dükkânında çalışmaya başladım. Orada telefonlar satıyordum. Bir sene sonra da stajımı Kiel ve Neumünster’de yaptım. Değişik yerlerde çalıştım; mahkemelerde savcı yanında, resmi dairelerde ve avukatların yanında… Bir meslek seçmem gerekiyordu. Staj yaparken karar vermiştim ve ben avukatlığı seçtim. Ve 2002 de stajımı bitirerek tam bir hukukçu oldum. Schenefeld’de 2001 yılında avukat olarak kendi işimi kurdum. Schenefeld Schleswig-Holstein’in küçük bir şehri. İlk sene yalnız çalıştım. 2003’te avukat Ali Özkan ile birlikte çalışmaya başladım. Ali Özkan benim okuldan arkadaşım. Okul zamanında birlikte çalışırız diye karar vermiştik. Ben ondan iki sene önce bitirdiğim için çalışmaya daha önce başlamıştım. O da okulu bitirince birlikte çalışmaya başladık. Ben çoğunlukla trafik sorunlarıyla ilgileniyorum. Avukat Özkan da aile sorunlarıyla ilgileniyor. 2008’de de ikinci büromuzu Hamburg’da açtık. Hamburg’daki müvekkillerimizle de daha iyi ilgilenebiliyoruz artık.
Başarılı bir eğitim hayatından sonra avukat olur Ahmet İsa. Şimdilerde haksızlığa uğrayan mazlumlara hizmet ediyor. Bin bir türlü vakalarla karşılaşıyor her yeni gün. Yıkılmış aileler, ortada bırakılan çocuklar, aldatılan kadınlar ve erkekler ilgilendiği insanlar. Gasp mağduru, fuhuş ve uyuşturucularla kandırılmış yitirilen hayatlara tanık olup onların haklarını savunuyor şimdilerde. Ahmet İsa o müvekkillerinden birisi olabilirdi… Ama o, Avrupa’da her türlü günah ortamlarından korumuş kendisini. Bunda elbette sporla ilgilenmesinin de çok payı olmuştu. Spor onun hayatında önemli bir yer teşkil etmiş uzun yıllar. İslam’ı seçtikten sonra Müslüman bir Türk kızıyla hayatını birleştirip mutlu bir yuva kurmuş. Sıcacık bir yuvaya hasret olan Almanlara örnek oluyor aile hayatıyla da:
Eşimin Anne ve Babası Kayseri’de Yaşıyor
Spor yapmayı çok seviyorum. Sporun birkaç dalı ile de ilgilendim. Gençlik yıllarımda çok spor yapıyordum. Küçükken atletizmle uğraşıyordum. Daha sonra top oynamaya başladım ve uzun bir süre oynadım. Dövüş sporları ilgimi çekmeye başladı. Ciddi anlamda dövüş sporları çalışmaya başladım ve 5 sene boyunca neredeyse her gün antrenman yapıyordum. Sporun çok faydasını gördüm. Dövüş sporlarında Yeşil kemer almıştım. Bu benim için çok önemli bir süreçti, çünkü orada büyüdüm ve kendime güvenim o zamanlar oluştu. Şimdi spor yapmaya hiç zamanım yok. Zaman bulunca da koşu yapıyorum. Ama dediğim gibi iş yüzünden spor yapmaya hiç vaktim yok. İşim ve eşim çok vaktimi alıyor.
Ekim 2007’den beri Enise ile evliyim. Eşim Enise Türkiye’den geldi. Eşim Kayseri’de Erciyes Üniversitesinde işletme ve ekonomi bölümünde okudu. Öğrenciliği bitinceye kadar ailesiyle orada yaşadı. Sonra üniversiteyi bitirdi ve çok şükür diplomasını aldı. Birlikte şimdi Almanya’da yaşıyoruz. Evliliğimizden dolayı yeni bir ailem oldu. Türkiye’de çok akraba ve tanıdığım var artık. Eşimin anne ve babası hâlâ Kayseri’de yaşıyor, onlara da sizin aracılığınızla selam gönderiyorum. Türkiye’ye sıkça gitmeye çalışıyoruz. En az senede iki defa gidiyoruz ve akrabaları, tanıdıkları ziyaret ediyoruz. Bunlar bizim için çok özel şeyler.
Günümüzde en etkili araçlardan biri şüphesiz ki medya. Bu tartışılamayacak bir gerçek. Hakkın ve Hakikatin düşmanı olan şeytani düşünceye sahip olan Batılı medya İslam dinini sürekli olarak karalama çabası içerisinde. Yaptıkları filmler, tv programları insan aklının nasıl bu kadar şer işlere çalıştığının en güzel göstergesi. Böylesi iftiralar, saptırmalarla oluşturdukları gündemlerden Ahmet İsa da meşgul olmak zorundaydı.
Ben de İslam’ı Yanlış Biliyordum
Müslüman olmadan önce ben de herkes gibi İslam hakkında çok iyi düşüncelere sahip değildim. Avrupa’da yaşayan herkes gibi ben de İslam’ı yanlış biliyordum. Zaten Avrupa’da İslam pek iyi anlatılmıyor. Yüz yıllarca önceden bu zamana kadar oluşan bir algının sonucunda İslam hep korkuyla birlikte anlatıldı. İslam korku dini gibi tanıtılıyor burada. 11 Eylül olayında da bu düşünceler daha da güçlendi. Ben de bu yanlış bilgilere inanıyordum. Ama benim şansım uzun zamandan beri hep Müslüman arkadaşlarımın olmasıydı ve çoğunlukla arkadaşlarım Türktü. Onların özel günlerinde mesela Ramazan’da onlara ne yaptıklarını soruyordum. Hep bilgi almaya çalışıyordum. İslam ile tam olarak ilgilenmeye başlamadan önce benim de yanlış düşüncelerim vardı ama bilgi edindikçe İslam’a doğru yöneldim.
Yarattığını bilen yüce Mevla her kuluna kendisini bilme ve tanıma idraki de vermiştir. O’nu bulmak isteyen kuşkusuz her şekilde O’na ulaşır. O’na karşı kulluk vazifesi insana ayrı bir huzur verir her daim. Ama O’na karşı şer güçler her zaman karanlıklar içerisinde korkularıyla yaşarlar. İşte her akl-ı selim sahibi gibi Ahmet İsa da yüce Mevla’ya karşı kulluk arayışına gider. O bu süreci şöyle anlatıyor:
Ailem Beni Bebekken Vaftiz Ettirmiş
Müslümanlığı seçmeden önce bir Hristiyan’dım. Ailem beni bebekken vaftiz ettirmiş. 12 yaşlarında derslere de katılıyordum. Bu dersler çocukluktan gençliğe geçiş oluyordu. Ama genel olarak ailem beni çok dindar bir şekilde yetiştirmedi. Beni kiliseye gitmem için veya incili okumam için zorlamadılar. Özgür bir şekilde büyüttüler. Allah‘a inanıyordum, O’na dua da ediyordum ama Hristiyanların yaptığı şeyleri yapmıyordum; kiliseye gitmiyordum, incili okumuyordum. Belki bu, yeni bir şeyler arayışına girmeme de sebep olmuştur. Dinimi yaşayışımdan memnun değildim. Kişisel olarak kendimi iyi birisi olarak tanımlıyordum. Allah’ın bana zorlandığım zamanlar yardım ettiğini biliyordum. Ama ben O’na bunlara karşılık az ibadet ettiğimi düşünüyordum. Sadece geceleri yatmadan önce dua ediyordum. İslamla ilgilenme sebeplerimden biri de bu oldu belki de.
Ahmet İsa, İslam dinine ilgisinin artması ile bir arayışa başlar. Birbiri ardına gelen sorular ve Kur’an’dan öğrendiği cevaplarla onun için yepyeni bir süreç başlar. Üstad Necip Fazıl’ın mısraları adeta onun ruh halinin ifadeleri gibi: Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; Mekânı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kâinat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim. Zamanın raksı devam ederken Ahmet İsa hep düşünüyordu, araştırıyordu. Her yeni gün onu İslam’a yakınlaştırıyordu. O günleri bakın nasıl anlatıyor:
Benim Her Zaman Müslüman Arkadaşlarım Olmuştu
Biraz önce de dediğim gibi inanan bir insandım. Ailem beni Hristiyan olarak vaftiz etmiş ve ben de kendimi Hristiyan olarak hissediyordum ama ibadet şeklimden memnun değildim. Benim her zaman Müslüman arkadaşlarım olmuştu. Ve ben onların dini yaşantılarını merak ediyordum ve hep sorular soruyordum. Mesela Ramazanlarda neden oruç tuttuklarını, bunun neye yaradığını soruyordum onlara. Yani hep İslam’a bir ilgim vardı ve bu ilgim zamanla çoğaldı.
Ama dönüm noktası 3 Ekim 2005’te oldu bana göre. 3 Ekim Almanya’nın bir bayramı. O günlerde camilerde açık kapı günü oluyordu hep. Ben de o gün Hamburg’daki camiye gittim. Orada genç bir adam İslam ile ilgili bana bilgi verdi. İlgim olursa bana kitaplar verebileceğini söyledi. Ben bir kitap seçtim. Martin Lings’in “Hz. Muhammed” adlı kitabını satın aldım. Bu kitapta Peygamberimizin hayatı anlatılıyor. O gün içimde İslam ateşinin yanmaya başladığını hissettim. Peygamberimizin hayatı beni çok etkiledi. İçimde İslam’a karşı bir sevgi oluştu. Sonra Kur’an’ı okumaya başladım ve bir sene boyunca İslam’la ilgilendim. Kafamda cevabını bulmak istediğim binlerce soru vardı.
Hristiyanlığı ve İslamiyet’i Kıyaslamaya Başladım
Benim şansım tanıdığım birçok iyi ve bilgili Müslüman olmasıydı. Benim kafamdaki bütün sorularımı cevap-ladılar. Hristiyanlığı ve İslamiyet’i kıyaslamaya başladım, aralarındaki farkların neler olduğuna baktım. Hristiyan dininden İslam dinine geçersem düşüncelerim değişmek zorunda mı diye baktım.
İslam’la Hristiyanlık arasında çok büyük farklar var; mesela Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu olarak görmeleri. Ama ben zaten Hristiyanken de Hz. İsa’yı hep insan olarak gördüm. Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu olarak söyledikleri zaman bunu sadece sembolik bir şey olarak görüyordum. Çünkü İsa bir insan ve biyolojik olarak böyle bir şey olamaz kesinlikle. Ben Hz. İsa’yı İslam’da da olduğu gibi sadece bir Peygamber olarak gördüm hep.
Ahlaki değerlere önem veriyordum ama İslam’ı seçerek ahlakımı geliştirdim.
Benim için Müslüman olmadan önceki bir sene çok entelektüel bir süreçti. Müslüman olup olmama ile ilgili çok düşündüm ve araştırdım. Diğer yandan da kendimi hep İslam’a doğru çekilmiş hissediyordum.
Kalbimin sesi benim bunu yapmam gerektiğini söylüyordu. Bir senenin sonunda bütün soruların cevabını bulmuştum ve artık Müslüman olmak istiyordum. İslam benim için büyük bir zenginlik olacaktı. Şahadet getirdim ve hamdolsun bugüne kadar da Müslüman olduğum için pişman olmadım. Çok mutluyum.
Ahmet İsa, çevresinde bilgili Müslümanların olmasından çok faydalanır. İslam dini ile şereflenmesini şöyle anlatıyor:
Allah Benim MüslümanOlmamı İstedi
Birden bire Hristiyan olarak mutlu olmadığım ve kendime yeni bir din aramam gerekli diye bir şey yok tabi ama İslam’ın beni kendine çektiğini hissettim. Bence bu Allah’ın isteğiydi. Allah beni İslam’a yönlendirdi. Tabi ki bu benim kendi kararımdı. Ama içimde hep Müslüman olma gerekliliğini hissediyordum. Demin de dediğim gibi Allah benim Müslüman olmamı istedi, onun için diğer dinler benim için hiç söz konusu bile olmadı.
Ahmet İsa, Almanya’da İslam dininin emirlerini yerine getiriyor. Kulluğun ispatı namaz, onun hayatında çok özel bir yere sahip. O namaz kıldığı zamanlarda kulluğun zirvesini yaşıyor adeta. Her durum ve şartlarda namazını aksatmadan kılmasını şöyle anlatıyor:
Müslüman olduktan hemen sonra büyük bir rahatlık hissettim. Çünkü bir sene boyunca ince ince sürekli olarak bu konuyla ilgileniyordum ve çok düşünüyordum. Etrafımdakileri ve ailemdekileri de düşünmem gerekiyordu. Kararı verdikten sonra çok rahatlamıştım ve karşıma neler çıkacağını sabırsızlıkla bekliyordum. Benim için en önemli olan ve hayatımda İslam’dan sonra değişen en büyük şey günde 5 vakit namaz oldu. Günde 5 kez namaz kılmaya çalışıyorum. Namaz kılarken sadece Allah’ı düşünmeye çalışıyorum. Benim gibi çok sıkı çalışan ve stres altında olanlar gün içerisinde her şeyi düşünüyor ama Allah’ı değil. Onun için namaz kılarken sadece Allah ile bir arada oluyorum, bu benim için çok güzel bir deneyim. Hayatımda değişen en büyük şey bu oldu. Hristiyanken de ibadet ediyordum ama şimdi günde 5 kez namaz kılıyorum.
Müslümanların en çok ihmal ettiği şeylerden biri Kur’an okumak. Onun emir ve yasaklarını kulaktan dolma bilgilerle yarım yamalak yaşamak. Oysa Kur’an biz Müslümanların yaşantılarını nasıl tanzim edeceğini her şekilde bildiren ilahi kılavuz. Bir Müslüman bu kılavuza ne kadar vâkıf olursa dünya ve ahiret hayatının huzur ve saadetinin formülünü çözmüş olur aslında. Tabi ki öğrendiklerini hayatında uygular ve yaşarsa! Ahmet İsa Almanya’da Kur’an’ın hikmetini idrak etmiş. Her fırsatta elinden düşürmediği Kur’an’ı Kerim ile münasebetini şu sözleri ile anlatıyor:
Kur’an‘ı ilk okuduğum zaman bu kitabın bambaşka bir şey olduğunu hemen hissettim. Kur’an’ın insanların yazabileceği bir şey olamayacağını gördüm. Dinimde Kur’an’ı temel esas olarak görüyorum. Kur’an biz Müslümanlara her soruyu cevaplıyor. Kur’an okumaya çok önem veriyorum. Tabi bazı yerleri anlamak çok zor oluyor. Daha iyi anlayabilmek için tefsirini de okuyorum.
Mesleğimden dolayı bir şeyleri anlamakta çok zorlanmıyorum. Kur’an’da yazıldığı gibi, insanların araştırarak veya alimlere sorarak anlayacakları bazı ayetlerin de var olduğunu kabul etmeliyiz. Genel olarak söylemem gerekirse Kur’an-ı Kerim benim için inancımın temeli.
Ahmet İsa Hidayet nuru ile aydınlanmıştı. Elbette çevresinde bu duruma farklı yaklaşımlar ve tepkiler vardı. Bilmedikleri İslam dini hakkında kimisi yanlış yorumlarda bulunuyordu, kimisi de tebrik ediyordu. O günleri Ahmet İsa şöyle anlatıyor:
Kime Müslüman Olduğumu Anlattıysam Hemen Beni Tebrik Etti
Çevremdeki tepkiler farklıydı. Negatif tepkilerle karşılaşmadım. Çoğu arkadaşım ateistti, hâşa; Allah’la veya dinle hiç bir alakaları yoktu, onlar dahi hiçbir şey demeden kabul ettiler. Ailem de benim kararımı anlayamadı. “Oğlumuz neden böyle yapıyor?” dediler. Annemlerin geldiği jenerasyonda İslam pozitif bir şekilde anlatılmıyordu. Benim için endişelendiler. Negatif bir şekilde değişir miyim diye düşündüler. Onlarla uzun zaman çok konuşmalar yaptım. Onlara İslam’la ilgili bildiğim ve anladığım her şeyi anlattım. Ailem de artık benim bu kararıma saygı duyuyor. Müslümanlar beni pozitif bir şekilde karşıladılar. Tabi ki bir Alman olarak camiye gittiğim zaman hemen fark ediliyorum. Çünkü çoğunlukla orada olan insanlar Müslüman ülkelerden geliyorlar.
Camide kime Müslüman olduğumu anlattıysam hemen beni tebrik etti. Ve onların gerçekten sevindiğini hissedebiliyordum. Müslüman olduktan sonra medyada birtakım yazılar yaptım. Benim yazdığım yazılar internete koyulmuş. Bunların arasında İslam’a karşı olan siteler de vardı. Orada bana küfür edenler de oldu. Ama bunların olacağını zaten biliyordum. Böyle hoşgörüsüz insanlarla hiç ilgilenmedim. Çünkü bana göre onlarla tartışmanın hiçbir anlamı yok.
İslam dininin evrenselliğini gözler önüne seren Ahmet İsa… 21. yüzyılda İslam‘ın esaslarını hayatına uygulayan Müslümanlar her geçen gün çoğalıyor hamdolsun. Bu Müslümanların; kalbi inkilaplarından, teslimiyetlerinden, samimiyetlerinden, hizmetlerinden ibretler almamız gerekiyor. Ahmet İsa, Müslüman olunca hayatında köklü bir değişiklik yapar. Kulluğun ispatı ibadetler bunların başında yer alır. Ve bir Batılı olarak sürdürmüş olduğu eski yaşantısındaki haramların yerini helaller alır:
Beş Vakit Namaz Kılmaya Çalışıyorum
Günde 5 vakit namaz kılmaya çalışıyorum. İbadet etmek için kendime zaman ayırmak istiyorum. İş hayatında namaz vakitlerine uymak biraz zor olsa da ben namaz kılmayı başarıyorum. Yemek konusunda da birçok değişiklik oldu. Artık domuz eti yemiyorum, sadece helal et yemeye çalışıyorum. Ama bu durum Almanya’da yaşayanlar için çok kolay değil.
Almanya’da helal kesim yapılmadığı için helal olduğuna emin olduğumuz yani helal sertifikaları olan kasaplardan alıyoruz. Eskiden istediğim her restorana gidiyordum ama şimdi sadece helal kesim olduklarına emin olduklarıma gidebiliyorum. Ama bunların sayısı da çok az.
Değişen şeyler bunlardır hayatımda. Ama şimdi gün içerisinde Allah’ı daha çok düşünüyorum. Allah’la olan kişisel bağım ve inancımın daha da iyi olduğunu düşünüyorum.
İslam toplumları sahip olduğu İslam nimetini bilemezken Ahmet İsa ve onun gibiler Avrupa’da İslam’ın emirlerini yerine getiriyorlar. Elbette İslam yeryüzünün her yerinde uygulanabilir emir ve yasaklara sahip bir din. Ahmet İsa kendi toplumlarında karşılaştıkları sorunları şöyle anlatıyor:
Almanya’da Böyle Bizim Gibi Çok Çift Yok
Ben kendim için diyebilirim ki bir sorun yaşamıyorum. Almanya’da temel kanunlardan biri de din yani inanç özgürlüğü. Yani burada devlet senin dinine karışamıyor. Camiye gidebiliyorsun namaz kılıyorsun. Yemek yeme konusunda kısıtlamalar yapmamız lazım çünkü artık her yerde yiyemiyoruz. Ama bunlar da üstesinden gelinebilinen şeyler. Eşim başörtülü ve biz sokakta yürüdüğümüz zaman herkes bir Alman’ın bir Müslüman’la evli olduğunu hemen fark edip görüyor. Bu Almanlar için alışılmış bir durum değil. Zaten bakışlarından da belli oluyor hemen. Onlara neden böyle bakıyorsunuz diye kızamam tabi ki. Çünkü Almanya’da böyle bizim gibi çok çift yok. Onların bakışlarına veya laflarına tabi ki alışıyoruz zamanla ama bunu da bu toplumda yaşanan bir zorluk olarak görebiliriz. Onlara göre bir Alman’ın başörtüsü takan bir Müslüman’la evli olması normal bir şey değil. Şu ana kadar Mekke’ye gidip umre veya hac yapma imkanım olmadı. Ama kesin yapacağım, çünkü İslam’ın farzlarından biri de hacca gitmek. Zaman ve parasal imkânım olunca inşallah eşimle birlikte ailecek gitmek istiyorum. Oraya giden herkesten biliyorum ki Müslümanlar için çok çok önemli ve değerli bir deneyim orası. Mekke’ye gidince de insanların dinlerini yaşamaları konusunda olumlu yönde değiştiklerini düşünüyorum.
Tüm dünyada İslam‘a bir ilginin olduğu bilinen bir gerçek. İnsanlar İslam’a muhtaç. Batı dünyasını mercek altına tutsak bu insanların İslam’a neden muhtaç olduğunu daha iyi anlarız. Aile kavramı onlar için bir özlem. Çünkü evde bir huzur ve saadetten eser kalmamış. Alkol ve uyuşturucu evde de sokakta da çok yaygın. Kısaca içeri de dışarı da bir olmuş. Yaşlılar yalnızlığa terk edilmiş. Gençler her türlü sapkınlığın ve uyuşturucunun kucağına atılmış, kadınlar her şekilde sömürülüyor. Hal böyle olunca akl-ı selim insanlar İslam’a koşuyor. Ahmet İsa Batı toplumunu şöyle yorumluyor:
Öncelikle kendimin de Batı toplumunun bir çocuğu olduğumu söylemem gerekir tabi. Ben Almanya’da doğdum büyüdüm, burada sosyalleştim. Batı dünyasının en büyük problemi şu anki ekonomi ve insanların ahlaki etik değerlerinin kalmayışı. Almanya’ya baktığımız zaman görüyoruz ki her geçen gün insanların %70’i ben dinsizim diyor. Aynı zamanda da kilise üyeliğinden çıkan bir sürü insanı görüyoruz. Biraz düşünmeleri lazım acaba yanlış nerede diye. Bence sorun şu ki kiliselerin yaptıklarına bakınca Hristiyanlığın ne için olduğunu bile artık insanlar anlamıyor.
Dinsiz Bir Toplum Düşünemiyorum
İslam dini tabi bambaşka. Bizim kilise düzenimiz yok. Bizim dinimiz çok temiz ve mükemmel bir din. Umarım ki insanların dinden uzaklaşma eğilimi bir gün biter. Batı’nın İslam‘a ihtiyacı var. Dinsiz bir toplum düşünemiyorum. Kiliseye giden Hristiyanların yanlış bile olsa bir inançları var. İnancı olmayan bir toplum her türlü ahlaki çöküntüye, sapkınlığa müsait olur bence.
İslam dünyası üzerinde oynanan bazı oyunlar var. Bu oyunların neticesinde yozlaşma had safhada. Elbette bugün televizyonların gösterdiği diziler bu yozlaşmayı hızlandıran en etkili nedenlerden biri. Ahmet İsa, bir Batılı gözüyle İslam toplumlarını değerlendirirken son olarak şu tavsiyelerde bulunuyor:
İnsanlar Artık Kiliselere Gitmiyorlar
Öncelikle Almanya’da yaşayan Müslümanlara bir şeyler söylemek istiyorum. Buraya göç eden Müslümanların dinlerinin bilincinde olmaları gerekiyor. Almanya’da yaşayan birçok Müslüman da Almanlar gibi dinlerinden uzaklaşıyor. Çocuklarını artık dindar yetiştirmiyorlar. Bu da Almanların İslam dinine olan görüşlerini negatif yönde etkiliyor. Ben Türkiye’ye gittiğim zaman İslam yaşantısının Almanya’dakinden çok farklı olduğunu hissedebiliyorum. Camilere gittiğimde onları dolu görüyorum, özellikle Cuma namazlarında. Böyle bir şey Almanya’da düşünülemez. Almanya’da insanlar artık kiliselere gitmiyorlar.
İslam coğrafyasındaki ülkelerde bazı sıkıntılar var. Bazı devletler insanları baskı altında tutuyor, insan haklarına,kadın haklarına gereken önemi vermiyor. Batı’da yaşayan insanlar da bu ülkelere bakınca İslam açısından yanlış bir algı oluşuyor. Bana göre İslam ülkelerinin bu olumsuz imajı düzeltmesi gerekiyor. Bazı ülkelerdeki yoksulluk ve imkansızlıkların İslam dinine mal edilmesi son derece yanlış. Kılık kıyafet gibi kültürel unsurların İslam diniymiş gibi gösterilmesi de son derece yanlış. Bu problemler tabi bugünden yarına değişebilecek şeyler değil. Bana göre sadece İslami bilim değil, genel anlamda bilim ve kültürlerin gelişmesiyle bu insanlar da gerçek ve doğru İslam’ı yaşayacaklardır. Son olarak bizim hayatımızı okuyanlara teşekkür ediyorum. Bütün din kardeşlerime selamlarımı iletiyorum. Herkese güzel bir hayat yaşamalarını diliyorum.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi
