
Cep telefonları operatörleriyle alakalı birçok sıkıntılı konular var. Mesela size bir mesaj atıyor: “Şu paketi kabul ediyor musun?” Mesela paketi kabul ediyorsun fakat şartları nedir, şartlar ne zaman bozuluyor, ne zaman bitiyor bu konuda sana hiçbir bilgilendirme gelmiyor. Sonra sana bir şekilde yüklü faturalarla geri dönülüyor. Bu konuda neler söylersiniz?
Aslında telekomünikasyon sektöründe belli ilkeler var. Bu ilkelerin en başında şeffaflık ilkesi, tüketicinin korunması ilkesi gibi ilkeler gelir. Şeffaflık ilkesinin en temelinde zaten bu tarifeler yer alır. Herhangi bir GSM şirketi olsun, normal sabit telefon telekomünikasyon operatörü olsun, herhangi bir tarifeyi tüketiciye sunmadan önce mutlaka tarifelerini (telekomünikasyon kurumunun yeni adıyla) BTK’nın (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) onayına sunar ve mutlaka oradan onay almak zorundadır. Fakat ikinci aşamada sizi bilgilendirmek zorunda. Hani dediğiniz gibi kısaca “Şunu kabul ediyor musun, şu kadar süre şu kadar konuşacaksın.” Ondan sonra eğer iptal ediyorsa ve bunu size bildirmemişse kesinlikle… Şimdi faturayı şu zamanda ödeyin, ödemezseniz şu olacak gibi bir şey varsa en azından sizi bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmiş olur.
Bilgilendirme yükümlülüğünü yeterince yerine getirmedikleri için siz, o faturayla ilgili gidip tüketici hakem heyetlerine başvurup (bakanlık bünyesinde her ilçede var) faturayı çok rahat bir şekilde iptal ettirebilirsiniz. Belli bir miktarın altındaki şikayetlerde, davalarda Tüketici Hakem Heyeti’nin kararları kesin ve bunlara karşı herhangi bir yargı yolu da yok. 150–200 TL gibi meblağlarla Hakem Heyeti’ne gittiğiniz zaman kesin olarak karar verirler ve Hakem Heyeti bunu kesinlikle iptal eder. Çünkü operatör sizi net olarak bilgilendirmek zorunda. Bilgilendirmenin ötesinde aslında bir sözleşme imzalanırken -yine Tüketici Koruma Kanununa göre- iki tarafla karşılıklı olarak müzakere edilmek zorunda. Eğer bir Tüketici Koruma Kanunu sözleşmedeki genel içerikten, genel şartlardan, taraflarca müzakere edilmeyip de bir taraftan diğerine dayatıldığı anlaşılırsa tüketicinin aleyhine olan bütün maddeler kesinlikle geçersiz diyor.
Bulunduğunuz yerdeki, Kaymakamlık bünyesindeki Tüketici Hakem Heyeti’ne gitmeniz lazım.
Aslında bizim Tüketici Koruma Kanunlarımız yeterli. Tüketici Koruma Kanunu, Avrupa Birliği’nin hatta dünyanın bile ilerisinde tüketici ilkeleri kabul etmiş bir kanun. Bilişim sektöründe de Tüketicinin Korunması yönetmeliği var ve telekomünikasyon kurumu tarafından kabul edilmiş, onda da yine aynı ilkeler çok daha ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş ve mevzuat olarak yeterliyiz. Bizim bu konularda iki temel sorunumuz var: Birincisi bilinçsizlik, ikincisi de yargılamaların çok uzun sürmesi nedeniyle “Amaaan, lanet olsun!” deyip işin peşini bırakmak. İki temel sorun bunlar. Yoksa yasalarımız yeterli.
Bir de mesela bu hackerlık olayları var. Senin bilgisayarından giriyor, senin üzerinden işlemler yapıyor veyahut da özel bilgiler alıyor. Bu durumda ne yapılması lazım?
Böyle bir şey başa gelmişse zaten direkt olarak kimin yaptığını tespit etmek çok zor. O yüzden yapılacak iş, İl Emniyet Müdürlüğü Bilişim Şubeye gitmek. Bu şube yeterli teknik donanıma sahip. Gayet güzel bir şekilde iz sürüp gayet güzel bir şekilde de bulabiliyorlar, çok sorun olmuyor. İnsanlar genellikle birisinin bilgisayarına gireceği zaman veya başka bir siteye gireceği zaman, biliyorsunuz internete nereden bağlanırsanız bağlanın bir IP adresi var, bu IP adresini internet servis sağlayıcısı o an itibariyle size veriyor ve Bilişim Şube bunu ilk önce servis sağlayıcıya soruyor. Bu bilgisayara hangi IP’den girildi? Şu IP’den. Peki bu IP şu dakika şu saniye kime verildi? Şu kişiye verildi ya da şu adrese verildi, şu telefon üzerinden bağlanıldı. Fakat hackerlar bunu yaparken, örneğin karşı dairede birinin bilgisayarına girecekse Hindistan’dan girmiş gibi gösteriyor, sanal IP kullanıyorlar, IP şaşırtmaca yöntemi diye bir yöntem. Emniyet bazen bir bakıyor Hindistan’dan girilmiş. Fakat uluslararası iş birliği çok gelişmiş olduğu için ve teknik alt yapı da çok gelişmiş olduğu için birkaç aşama sonra gerçekten üzerinde dururlarsa hangi bilgisayardan girildiği belli oluyor. Mesela Hindistan gözüküyor, Hindistan’daki IP’lere ulaşıyor. Bir bakıyorsunuz Hindistan’dan Çin’e atmış, Çin’den Amerika’ya, Amerika’dan tekrar Türkiye’ye, bazen beş altı basamak geçmeniz gerekebiliyor. Bu işler de çok uzun sürebiliyor ama sonunda üzerinde durulduğunda tespit edilebiliyor, tespit edilemeyecek bir şey değil. Yapılacak şey İl Emniyet Müdürlüğü Bilişim Şube’ye gitmek.
Tabi burada önemli olan güvenlik. Şimdi, bize sürekli spam mailler (sizin isteğiniz olmadan size gönderilen reklam içerikli mailler) geliyor. Geçen yıllarda şu mail çok yaygındı: “Bill Gates servetini dağıtıyor. Bu maili yüz kişiye gönderirsen bin kişiye gönderirsen sana da bir pay düşecek; tamam biliyorum saçma ama ya doğruysa!” gibi bir mail bolca dolaştı. Bu mailin spam mail olduğu çok bariz belli. Bu mailin amacı; birincisi IP tespitine yönelik, ikincisi insanların mail adresini ele geçirmeye yönelik. Bu tarz mailleri açmayarak zaten kendimize ve bilgisayarımıza en büyük iyiliği yapacağız. Bilgisayarımızda çok ciddi bir antivirüs programının olması gerekiyor; lisanslı, güncel bir antivirüs programının olması gerekiyor. O maillerin de dışında msn’den olsun, online sohbet edilen sitelerden olsun vs. sürekli virüs yayılıyor. Bu virüsleri engellemek için çok ciddi bir antivirüs programının olması gerekiyor ve en azından kendimiz dikkat etmemiz gerekiyor; her şeyden önce kendi kendimizi çukura atmamalıyız.
Gizli kameralar var, güvenlik kameraları var; veyahut da bir şirkete telefon açtığınızda ses kaydınız yapılıyor. Bu durum yasal bir uygulama mıdır?
Hem Anayasamızda hem Türk Ceza Kanunu’nda hem de birkaç yasada daha “iletişimin gizliliği” “haberleşmenin gizliliği” konusu var; zaten Anayasal teminat altına alınmış. Türk Ceza Kanunu’yla cezai yaptırımlar getirilmiş. Herkesin iletişimi, özel eşyaları, daha genişletirsek özel hayatı, mahremiyet alanı Anayasa ve Türk Ceza Kanunu’yla korunmuş. Baştan bir sorun yok, fakat özellikle bankalar açısından şu sorun var ‘özellikle telefon bankacılığı kullanıldığı zaman’: Mesela arıyorsunuz, şu hesaptan şu hesaba havale yapmak istiyorum deyince işlem yapan kişinin, arayanın hesap sahibi kişi olduğunu tespit etmesi lazım. Bunu yapması için de şöyle bir şey var: Türk Ceza Kanunu’nda “kimsenin rızası olmaksızın” kavramı var ve siz telefon bankacılığını kullanıyorsanız ve o bankayı arıyorsanız banka mutlaka sizi başlangıçta bilgilendirir “Güvenliğiniz açısından konuşmalar kayıt altına alınmaktadır.” gibi. Zaten siz bunu kabul etmiyorsanız telefonunuzu kapatırsınız, işlem yapmazsınız. Ama o işlemi yaptıysanız zaten kaydedilmesine rıza göstermiş oluyorsunuz. Yargıtay kararları da bu şekilde, mahkeme kararları da bu şekilde. Banka açısından bu bilgi verme sağlanıyor.
Önemli olan, sizin özel görüşmelerinizin habersiz ve rızanız dışında kayıt altına alınması. Yani örneğin eşinizle, çocuğunuzla, akrabanızla görüşüyorsunuz, avukatınızla konuşuyorsunuz, suç işlemişsiniz avukatınıza derdinizi anlatıyorsunuz, avukatla müvekkil arasındaki bilgiler de gizlidir biliyorsunuz ve gizli bir şekilde telefonunuz dinleniyor; tabi ki bunlar yasal değil. İletişimin dinlenebilmesi için Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve MİT’e yetkiler verilmiş. Bunlar da ancak ve ancak mahkeme kararıyla dinleyebiliyorlar. Mahkeme de daha doğrusu yasa, sadece belli suçlarda iletişimin dinlenmesine izin veriyor. Bunlar terör suçları, ülke güvenliğiyle ilgili suçlar, insan kaçakçılığı gibi suçlar. Türk Ceza Kanunu’nda teker teker sayılmış. Onun haricinde mahkemeler iletişimin dinlenmesine kesinlikle izin vermiyor. Zaten birisi, Emniyet olsun MİT olsun ya da başka birisi mahkeme kararı olmaksızın sizin iletişiminizi dinlemiş ve kayıt altına almış olsa ve siz de o konuşmada her şeyi itiraf etmiş olsanız bile bu kayıtlar mahkemelerde delil olarak kesinlikle kullanılamaz.
Güvenlik kameralarına gelecek olursak, bunun için izin vermek vermemek diye bir düzenleme yok. Fakat bu, ne suç ne de suç değil. Daha önce olmuş olaylar var. Güvenlik kamerasında şöyle bir ölçü var: Birisi kendi villasının duvarlarına güvenlik kamerası koyuyor ve kamera yan villayı da görüyorsa özel alana müdahale diye bir şikayet sonucu, mahkeme, kameranın yönünün öbür tarafa çevrilmesine karar verebilir. Onun haricinde güvenlik kamerasıyla ilgili herhangi bir yasal yasak yok.
Mesela son zamanlarda camilerde de çok fazla görüyoruz, ama tam kıble tarafına konulmuş. Adam orada ibadet ediyor, adam ağlarken, dua ederken kameralar tam onun önünde. İnsan rahat rahat ibadet edemiyor. Bana göre bu doğru değil. Güvenlik sorunu varsa girişe koy, çıkışa koy. Camiler özel mekanlardır. Adamın cenazesi olur, hüzünlenebilir, ağlayabilir. Bunlar özel durumlardır. Bu kişi tanınmış bir insan da olabilir. Kimse özel durumlarının başkaları tarafından görüntülenmesine razı olmaz. Hatta camide adam namaz kılarken yanlış kılsa imam eve tebligat gönderecek: “Sayın cemaatimiz namazı eksik kıldınız lütfen namazınızı tekrar kılın.” Böyle trajik komik bir hadiseyle de karşılaşabiliriz yani…
Yasaları koyarken şöyle bir denge gözetmek zorunda kalıyorsunuz ve hep karşınıza çıkıyor: Anayasa koyarken de yasa koyarken de birincisi, kişisel özgürlükleri teminat altına almak zorundasınız. Demokratik bir toplumum diyorsunuz, insan haklarına saygılı bir toplumum diyorsunuz, ibadet özgürlüğü de bunların başında gelir. Birincisi bunu korumak zorundasınız. İkincisi, insanların güvenliğini korumak zorundasınız. Namaz kılarken birinin cebinden cüzdanı gitse “Ya kardeşim! Yok mu buranın güvenlik kamerası?” şikayetiyle karşılaşacaksınız. Ya da kamera çaprazda kalsa cüzdanın çalındığı yeri görmemiş olsa “Koyacak kamera mı yok.” gibi, insanlar bir sürü laf konuşacak; işte o dengeyi korumak zorundasınız.
Bir de camilerde çalan cep telefonlarına yönelik bazı camilerde jammer (cemır) kullanılıyor. Bunların yasal durumları nasıl?
Geçtiğimiz yıllarda bu jammer (cemır) cihazlarıyla ilgili sorun çıktı. Caminin içerisinde namaz kılarken bir tanesinin telefonu çaldığı anda zaten bütün konsantrasyon gidiyor. Bir jammer varsa doğal olarak o telefon çalmayacak. Ama birçok caminin alt katında dükkanlar var, caminin yan taraflarında dükkanlar var. Bu sefer doğal olarak o dükkan sahiplerinin, ya da dükkana gelen vatandaşların cep telefonu çekmiyor. Geçtiğimiz yıllarda bu durum ciddi şikayet konusu oldu. Şimdi, ibadet hürriyeti mi iletişim hürriyeti mi olacak? Arada bir denge kurmak zorundasınız. Bunun yasal düzenlemesi var. Jammer cihazı hangi kurumlar tarafından kullanılır, hangi şartlarda kullanılır vs. bunlar bellidir. Camiler bu kapsama girmiyor. Tabi insanlar da fazlaca şikayet edince birçok camiden söküldü. Cami içindeki jammer cihazının etkisi caminin dışına çıkmazsa eyvallah; ama sonuçta bu manyetik bir alan, caminin duvarlarıyla sınırlı kalmıyor. Keşke kalsa da caminin içerisinde kimsenin telefonu çalmasa…
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi