Bize kendinizi tanıtır mısınız? Nasıl başladınız ud yapmaya anlatır mısınız?
Benim ud yapmaya başlamam âdeta kaderin bir lütfu. Yani çocukluğumdan beri hayal ettiğim müzik aleti yapma işine, bazı işlerimin ters gitmesi sonucunda başladım. Ağaç işleriyle uğraşırken, bir anlamda elimdeki imkânları hobi niyetine ud yapmak biçiminde değerlendirmeye çalışıyordum. Bir kalıp hazırlıyordum. Fakat o anda yaptığım iş çıkmaza girdi, yaptığım işlerin bir kısmı bozuldu, çatladı. Bir hayli borca girmiştim. Onun üzerine, o borçları ödemek için elimdeki bütün imkânları, makineleri, aletleri sattım. Büyük bir çaresizlik içindeydim. Eşim, “Böyle olmaz. Sağlığını da yitireceksin. Sen bize lazımsın.” dedi ve beni ud yapmaya ikna etti, zorladı âdeta. Tabii ilk yaptığım udlar her ne kadar görünüş itibarıyla uda benziyorduysa da sesi bakımından çok zayıflardı. Onun üzerine, ilk 3 udu yaptıktan sonra ud yapmayı bıraktım, bu işin akustik temellerini araştırmaya giriştim. Anlattığım olaylar 1984 yılında cereyan etti.
O dönemde malum internet yoktu, kütüphanelerde de o konuyu ele alan herhangi bir kitap bulmak mümkün değildi, dış kaynaklara ulaşmak da hemen hemen imkânsızdı. Çaresizlik içerisinde dönüp dolaşırken bir gün bir kitap geçti elime. Teknik Üniversite Makine Bölümünde okutulan bir kitaptı bu; mekanik titreşimlerden bahsediyordu. O kitapta bazı formüller gördüm ve onları ahşaba nasıl aktaracağımı bir hayli düşündüm, neticede de muvaffak oldum.
Tabii iş, o formüllerin ahşaba aktarılmasıyla bitmiyordu elbette; ahşaba aktarılan o bilginin, udun güzel ses vermesi için nasıl kullanılacağını da araştırmak gerekiyordu. Uzun yıllar denemeler yaptım, udun ses tablasının nasıl titreştiğine dair fikirler geliştirdim. Aşağı yukarı 10-12 yıl kadar sürdü bu araştırmalarım. 1992 yılında ilk defa araştırmalarımın semeresini gördüm. Tabii, bu bulduklarımı bir yöntem, sistem oluşturmak için formüle etmek gerekiyordu. Bu da yine 3-4 yılımı aldı. Sonuçta ustaların beğendiği bir kaliteye ulaştım. İlk önce ünlü ud ustamız Yurdal Tokcan gelip benden yapmış olduğum bir udu çok beğenerek aldı. Ondan sonra âdeta hızla ismim ilgili çevrelerde, müzisyen çevrelerinde, ud çalanlar arasında bilinir hâle geldi. O dönemde yine Yunanistan’dan birisi gelip benim udumu beğendi, aldı. Öğrencilerine, arkadaşlarına, dostlarına beni tavsiye etti. Kısa sürede Yunanistan’da da büyük bir kitleye ulaştım. Yavaş yavaş Türkiye sınırlarını aştı, yaptığım udları satın almak isteyenler çoğaldı. Şu anda dünyanın hemen her ülkesine, oralardaki iyi ud meraklılarına hitap edecek seviyeye geldik.
Bu işi yapan ustalar arasında sizi farklı kılan neler var?
Aslında bizim imalat üzerine yaptığımız pek çok buluş var. Önce, udun her değişik parçasını ayrı yapabilme imkânı tanıyan bir sistem geliştirdik. Klasik yöntemde, ud yaparken udun takozları hazırlanır, kalıba yerleştirilir, ondan sonra sırt çemberleri çekilir, sonra sapı hazırlanır, o gövdeye monte edilir, sonra kapak yapılır. Biz, bütün bunları ayrı ayrı üretebilecek bir imalat teknolojisi geliştirdik. Bütün parçalar birbirinden bağımsız olarak ayrı ayrı yapılabiliyor ve geliştirdiğimiz montaj teknolojisi sayesinde de bunları hatasız biçimde birleştirebiliyoruz. Tabii, ahşap imalatının nasıl farklı olduğuna dair özelliklerimiz bunlar. Esas bizi farklı kılan, ses tablası üzerindeki geliştirdiğim balkon akortlama yöntemi. Balkon, ses tablasının içerisinde mevcut olan direnç çıtalarıdır. O çıtaların nasıl olacağına dair yazılmış herhangi bir kaynak maalesef yok. Benim uyguladığım balkon akortlamanın dayandığı prensip, ağacın o heterojen dokusunun her zaman aynı sonuçları verecek ölçüde net bir şekilde tekrar edilebilmesini sağlayan bir yöntem. Bu da ancak ağacın titreşim sayısıyla, yani frekansıyla ölçülebilir. Ben bunu geliştirdim.
Kullandığımız yöntem, ayrıca istatistiki bilgileri de kullanmayı gerektiren bir yöntem. Yani bir udu yapıp da sesini beğendiğimiz zaman, onun hangi parametrelere göre o sesi vermiş olduğunu kayıt altında tutmak gerekiyor. Bütün yaptığımız udların her birinin şeceresi vardır ve gerek kullanılan ağaç, gerek bunların kalınlıkları, gerek balkonların frekansları sürekli kaydedilir. Tabii, bu uzun vadede, yaptığımız işin hangi yöne doğru evrildiğini gösteren bir belge niteliğindedir, bir veri bankasıdır daha doğrusu. Çalışmalarımızı sürekli ileriye götürmek için, devamlı bu veri bankasının verilerini göz önünde tutarız.
Udun diğer saz türlerine göre karakteristik özellikleri neler?
Önce tabii ki udun kendine has bir tınısı var. Bir başka odada bir gitar çalınsa onun gitar olduğunu anlarız; ud çalınsa onun ud olduğunu anlarız; bağlama çalınsa bağlama olduğuna anlarız. Bu, sesin sahip olduğu tanınma özelliğidir. Bizim duyu organlarımızın içerisinde en hassas olanlarından birisi kulaktır. Kulağın onu tanıyabilir bir kabiliyeti vardır. Herhangi bir elektronik alet, bir sesin içerisindeki armonikleri gösterebilir ve bunu matematiksel formüller çerçevesinde gerçekleştiren bir yapısı vardır. Kulağın ise bu işle görevli işitme merkezlerinde yapılır bu iş. İşitme merkezi, gelen sesin ne sesi olduğunu o içerisinde mevcut olan doğuşkanların analiziyle anlar. O analiz sonucunda size ud sesi, keman sesi, viyola sesi yahut gitar sesi diye bir kimlik bildirir. O şekilde siz, o sesin ne sesi olduğunu anlarsınız.
Ud yapımı hangi aşamalardan oluşur ve bir udu yapmak ne kadar sürer?
Ud yapımı hayli uzun bir işlemdir. Önce ud yapmaya elverişli ağacın seçimiyle başlar. Udu temel olarak iki kısımdan meydana geliyor diye düşündüğümüz takdirde birisi gövde, sap ve vurguluk; diğeri de sesi veren kapak dediğimiz ses tablasıdır. Ses tablasının yapıldığı ağaç gayet sınırlıdır; ya ladin, ya sedir veyahut onlara yakın dokuları olan birkaç değişik ağaç. Fakat diğer kısımları yüzlerce, binlerce çeşit ağaçtan yapmak mümkün. Bu noktadan başlarsak önce udun ses verecek tablasının ağacını temin etmek gerekir. Bu ya ladin ya sedirdir. Sedir her ne kadar Türkiye’de yetişiyorsa da onlar müzik aleti yapmaya elverişli değildir. Bizim kullandığımız sedir Kanada sediridir. Ladin ise yerli bir ağaçtır. Doğu Karadeniz, özellikle Borçka çevrelerinde yetişen ladindir ve müzik aleti yapmaya çok elverişlidir. Diğer ağaçları ise çok çeşitli kaynaklardan, yurtdışından, yurtiçinden bulmak mümkündür.
Atölyenizde çalışanlarınızla nasıl bir iş bölümü yapıyorsunuz?
Zaman zaman sayımız değişse de şu anda 10 kişi civarındayız. Bize, bu işin lise seviyesindeki öğretim kurumu olan Haydarpaşa Meslek Lisesinin enstrüman yapım bölümünden öğrenciler stajyer olarak gelir. Onların çalışmaları part-time’dır. Bu arkadaşların bir kısmı mezun olduktan sonra bizde sürekli çalışmayla başlarlar. Diğer arkadaşlarımız ya konservatuarın yapım bölümünden mezundurlar veyahut piyasada bir enstrüman yapımcısı yanında yetişmiş usta elemanlardır. Bu arkadaşlarımızın hepsinin her işi yapması düşünülmüyor burada. Herkes belli bir parça üzerinde uzmandır. Mesela, tekne dediğimiz gövdeyi yapan arkadaşımız o işle uğraşır, montaj işlerini yapan bir arkadaşımız bütün parçaları bir araya getirmekle mükelleftir. Kapak çok özeldir, yani ses tablası. Onun başlangıcı benimledir. Ben, önce o istatistiki veri kaynaklarından yani bizim veri bankamızdan hareketle yeni bir ses tasarlamaya giriştiğim zaman, kullandığım bir bilgisayar programı vasıtasıyla, hayalimde canlandırdığım bir sesi tahtaya nasıl aktaracağımızı bulurum ve elde ettiğim frekansları bana yardım eden arkadaşıma veririm. O arkadaşım onu tahtaya işler, frekansları benim öngördüğüm şekilde ayarlar, sonra onları ses tablasının üzerine yapıştırmak işi gelir ve o ses tablasına yapıştırdıktan sonra da ait olduğu uda yapıştırırız.
Tek udla uğraşmıyoruz, 20-30 uda birden başlıyoruz. O zaman şöyle söyleyebilirim: Haftada 6-7, çok gerekli olursa 10 tane ud üretebiliyoruz.
Türkiye’den ve dünyanın çeşitli yerlerinde müşterileriniz olduğunu biliyoruz, daha çok talepler nerelerden geliyor?
Bizim müşteri profilimiz en çok İslam dünyasındadır, ama artık ud bir dünya sazı olma yolunda. Mesela, caz müziğinde kullananlar da var. Bizdeki daha ziyade Batı melodileriyle yapılan. Pop müziğinde de kullanılıyor ama asıl itibarıyla klasik müzikte kullanılır. Bu nedenle bütün Arap âlemi, Amerika Birleşik Devletlerinde Araplar, Ermeniler, Rumlar, Türkler var malum; bunlar arasında kullanılıyor. Avrupa’da da birçok ülkede Türk müziğini seven ve bu sazı çalmak isteyen insanlar var; en çok da Yunanistan’da. Almanya’da mesela müzik grupları var, korolar var; oralarda çok aranıyor. Velhasıl, dünyanın hemen her ülkesinde ud çalan var. Tabii, nispi olarak sayıları farklılık gösteriyor. Daha çok Müslüman Arap ülkeleri diyebiliriz.
Tecrübe lüksü getiriyor. Yani tecrübeniz ilerledikçe, artık yaptığınız işi daha da göze hoş görünecek hâle getirmeye çalışmanız lazım. Biz de şimdi büyük bir gayretle o amaca doğru yürüyoruz. Yaptığımız udların süslemeleri artık birçok yapımcı tarafından taklit edilmeye başlandı.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi

