Başarının Sırrı: Tutku / Ömer Ekinci

52-basari-sirriGençlere örnek olması açısından iş hayatınızdaki serüveninizden biraz bahseder misiniz? Kişisel başarı hikâyenizin sırlarını anlatır mısınız?

Benimkisi bir girişimcilik hikâyesinden çok mecburiyetten, zorluklardan çıkan bir varoluş mücadelesi olsa gerek. 1992 Erzincan depreminden çıkıp 5 senelik bir göçebe hayatından sonra 1997’de İstanbul’a yerleşmiş 4 oğlu olan bir anne ile bir babanın en büyük oğluyum. Okula başlar başlamaz hayat şartlarının zorlukları beni çalışmaya itti. Sermayesiz yapılacak tek iş, aynı zamanda yeni yaygınlaşmaya başlayan internet beni cezbetti. İnternet, doğası itibariyle benim gözlerimi kamaştıran bir şeydi. Düşünsenize 1997 yılındayız, mektupla haberleşiliyor ve öyle bir teknoloji çıkıyor ki Los Angeles’da UCLA’da bir akademisyen bir makale yayınlıyor, aynı anda siz Rize Çayeli’nde okuyorsunuz. Muazzam bir yenilik. İşte o internette bana da yer vardır diye girdim, web siteleri yapmaya başladım 14 yaşımda. 18’e kadar o işi sürdürdüm. 18’de İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni kazandım, aynı yıl da Türkiye’nin yetiştirdiği ender mucitlerden olan babam Gürbüz Ekinci’nin ürettiği ama bir satış organizasyonu, bir ticari hüviyeti olmadığı için satamadığı, hakkını da alamadığı ürünlerini satmak üzere onunla birlikte bir şirket kurduk. O gün 18 yaşındaydım. Sıfırdan, hatta eksiden başladık ve bugün kendi alanında ilk 500’de 34. sırada bir noktaya geldi Desnet, şükürler olsun Allah nasip etti. 2007’de ikinci şirketim Vodera’yı kurdum. Bu iki şirketle yaptıklarımızdan dolayı 2009’da MÜSİAD, 2010’da da Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden “Yılın Genç Girişimcisi” ödülleri almak nasip oldu. Sonrasında üniversitelerde konferanslara başladım, 250 binden fazla gence konuşmalarla ulaştım. 2014’te TRT’de Gençler Uçuyor TV programının hem yapımcısı hem moderatörü oldum. 2015 yılında da Star gazetesinde köşe yazılarına başladım. 2012’den beri gelen ve 2015’te dernekleşen 12 Yıldız Genç Liderler Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanlığını ve Başustalığını yürütüyorum.

Batı ülkelerine oranla daha genç nüfusa sahibiz. Gençlerimizin iş bulma-kurma konusunda kaygıları var. Sizce ülkemizde yeterince istihdam alanı var mı? Gençlerin iş beğenmeme sebepleri gerçekçi mi? Gençlerin kariyer arayışlarıyla girişimcilik arasında ne tür reel ilişkiler kurulabilir?

Türkiye’de istihdamdan yani işsizlikten çok daha önemli bir problem var, o da mesleksizlik. Gençler üniversite mezunu olabiliyor ama meslek sahibi olamıyor. Bu yüzden de diploması olan ama pratik hayata dair bir fikri olmayan bir nesil ortaya çıkıyor. Gençler üniversiteyi bitirmeden önce mutlaka iş deneyimi yaşamalı, bir işi yapabiliyor olmalı. Bunu sağlamadıktan sonra gerçekten iş bulmak zor. İş beğenmeme durumu da mevcut. Örneğin sıfır tecrübeli bir mühendis iş hayatına giriyor, 1400 lira maaş teklif edildiğinde, “Ben bu para için mi okudum?” diye bir cevap veriyor ve bir sene evde oturuyor. O bir sene 1400 liradan çalışsa, hem bir yılda 16800 lira kazanır hem de yılın sonunda bir yıl tecrübeli bir çalışan olur. Ama maalesef konu-komşu ne der, okul arkadaşlarım duyarsa rezil olurum kaygıları gençlerin önünü tıkıyor.

Girişimcilik konusunda erkekler akla geliyor. Bayanların kendi işlerini kurmaları konusunda neler düşünüyorsunuz?

Türk kadınının, erkeğinden daha iyi girişimcilik potansiyeline sahip olduğunu düşünüyorum. Evlerimizin finansal idaresi kadınlarda değil de erkeklerde olsaydı muhtemelen %80’i ayın sonunu getiremezdi. Kadınların evdeki bu başarıyı iş hayatına yeterince taşıyamamalarının sebebi ataerkil yapımız, aile yapımız ve çocuk yetiştirme gereksinimi. Ama o kadar güzel örnekler görüyorum ki küçük de olsa bir dükkân açarak terzilik yapan, instagram’da butik açan, el sanatlarıyla uğraşan ya da daha büyük işler başaran çok kadınımız var. Çocuk, evlilik, koca anlayışsızlığı, bunlar zorlayıcı sebepler ama bir anlamda da kadınlar için aşılmayı bekleyen engeller. Kesinlikle başarılı olacaklarını düşünüyorum. Ancak şunu da söyleyeyim, Türkiye’nin nüfusu 2100 yılında şu an olduğundan daha da geriye gidecek. Ve nüfusumuz yaşlanmış olacak. İyi yetişmiş, aklı başında her ailenin üçer, dörder çocuk yapıp onları yetiştirmesinin de bu girişimciliğin bir parçası olduğunu düşünüyorum.

Eğitim hayatı ile iş hayatı arasında girişimciliği besleyen bir uyum var mı? “Okuldan okuduğun her şeyi unut!” sloganı bize neler söylüyor? Girişimcilik öğrenilebilir mi? Bir genç, iyi bir girişimci olabilmek için ne gibi özellikler taşımalı ve kendini nasıl geliştirmelidir?

Ben okulla işi birlikte yürüttüm; ne okulda öğrendiklerimi işte unuttum ne de işte öğrendiklerimi okulda. Bir kuş tek kanatla uçamaz. Bugünün başarılı işadamı bir kanadı akademik hayat olan, teori olan, diğer kanadı da pratik ve tecrübe olan bir kuş misalidir. Girişimcilik öğrenilebilir mi bilmiyorum, neticede bu bir bilgi değil, bir ruh hali, bir yaklaşım, hayata bir bakış açısı. Bu bakış açısına erişilebilirse girişimcilik de öğrenilmiş olur. Ama mesele girişimci gibi bakmakta. Kendini geliştirmek derseniz de işte o zaman şunu söylemeliyim; girişimci ya da değil, ne iş yaparsa yapsın insan bugün kendini geliştirmeye her zamankinden daha muhtaç. Dünyanın iyi yetişmiş insanlara ihtiyacı var.

Başarılı girişimcilerin ortak özelliğine dair neler söylemek istersiniz? Girişimci ruh yok ise ne yapmak gerekir? Türkiye’de başarılı olmak için neler tavsiye edersiniz?

Girişimcilik ruhu yoksa girişimci olmaya çalışmamak gerekir. Aslına bakarsanız iş biraz da doğal akışına bırakmakta. Mesela bazen kişisel stratejimin dışında bir teklif geliyor, örneğin köşe yazarlığı. Düşünüyorum, aslında stratejik olarak reddetmem gerekir. Ama içten içe istediğimi fark ediyorum. Haa.. Anlıyorum ki aklım, kalbim, vicdanım, hangisi ise işte o, bir tanesi çok istiyor bunu. Tamam diyorum, bakalım ne olacak. Derler ya çizgi filmlerde “Bakalım kahramanımızı gelecek bölümde ne maceralar bekliyor.” Girişimci ruhu yoksa girişimci olmaya zorlamamalı, girişimci ruhu varsa onu örselemeye, ket vurmaya çalışmamalı. Benim başarı sırrım “TUTKU”. İnsanın tutkuyla sevdiği ya da istediği şeylerde başarılı olacağına inanıyorum. Türkiye’de ya da dünyada, gençlere tavsiyem tutkuyla sevdikleri şeylerin peşinden koşmaları. Küçük hesaplar, maaş ya da sigorta matematiğine girmeden “Ben bu işi yapmak istiyorum.” dediğinde dört nala atını o yöne sürmeliler.

“Başarıya giden yol, başarısızlık taşlarıyla örülüdür.” diyorsunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Şart değil elbette ama başarısızlıkların ardından gelen bir başarı çok daha kalıcı ve sağlamdır. Örneğin iyi bir tüccar kendisine bir ortak alacağı zaman, bir kez batmış birini tercih eder. Hiç batmamış biri de 2-3 kez batmış ve bunu alışkanlık haline getirmiş biri de ona göre iyi bir ortak olamaz; çünkü bu deneyimi yaşamamıştır.

Bir de en önemlisi, başarısızlıktan korkmamak, denemekten korkmak. İçinden hiçbirimizin canlı çıkamayacağı bu dünyada “Elalem ne der?” korkusuyla, batarım-biterim stresiyle yaşamak niye? Deneyin, başaramazsanız hiç değilse aklınızda kalmaz, “Denesem başarır mıydım?” diye.

Başarılı girişimcilik fikirleri nasıl kriterlere sahip olmalıdır?

Fikrin başarılısı, iyisi olmaz bence. İyi uygulama, kötü fikri bile başarıya ulaştırabilir ama kötü uygulama en iyi fikri bile öldürür.

Diğer yandan “iyi fikir” girişimciye en uygun fikirdir. Yani ailesi çiftçi olan bir gencin, dalından meyveyi Türkiye’nin her yanına satan bir e-ticaret sitesi kurması iyi bir fikirdir. Ama benim için iyi bir fikir değildir. Benim için mesela, yıllarca konferanslar verdikten sonra TV programı sunmak, üstelik ilk bölümden itibaren hiç deneme yapmadan canlı yayın ekranına çıkmak tehlikeli ama iyi bir fikirdi. Ama hiç konferans vermeden deneyimsiz bir şekilde ekrana çıkan kişi için kötü bir fikir olabilir. Hem kendi itibarını hem kanalını hem de kendisini kabul eden yöneticilerini bir seferde bitirebilir.

“En çok mutlu olacağınız iş” yaklaşımı, iş-mutluluk ilişkisinde nasıl bir motivasyon alanıdır, değerlendirir misiniz?

Sabahları uykudan şikâyetçi mi kalkıyorsun? Yoksa coşku içinde heyecan çığlıklarıyla mı? Ben sevdiğim işi yapıyorum ve ikinci şekilde uyanıyorum. Ofise, gaza basarak gidiyorum. TV’ye coşkudan zıplayarak çıkıyorum. Her bir köşe yazımı ilk günkü heyecanla paylaşıyorum. İşte iş hayatında mutluluk böyle bir şey olsa gerek.

Türk insanının girişimcilikte orijinallik boyutunu değerlendirir misiniz?

Türk insanı özel bir DNA’ya sahip. Her alanda, girişimcilik de dâhil olmak üzere her mecrada başarılı olabilir. En ilginç fikirleri üretebilir. Ama Türk girişimcisinde sabır yok, planlı olmak yok, öngörü yok. Hızlıca başlamak, kervanı yolda hazırlamak ve hızlıca sonuç almak merakı var. Herhalde bu örneklerden anlaşılmıştır Türk girişimcisinin orijinalliği.

Girişimcilik konusunun insanî boyutu / manevi boyutu hakkında neler söylemek istersiniz?

Bana kalırsa girişimcilik, ahlaklı ticaret yapan herkes için ulvi bir iş, kutsal bir meslek. İnsanların rızkına kavuşmasına vesile olmak çok özel bir durum. Ama imtihan boyutu çok fazla var. Yani bir belediye temizlik işçisinin imtihanı günde iki-üç kararında olur, girişimcinin ise günde 100 kez. Her bir kararının maddi-manevi sonuçları vardır ve bunları gözden kaçırmaması gerekir.

Son olarak 12 Yıldız projenizden bahseder misiniz?

2012 yılının son günlerinde bir yazı ile başlamış bir hikayedir 12 Yıldız. Kişisel blogumda “12 Yıldız Arıyorum” başlıklı bir yazı yayınladım. 12 Yıldız’ın kuruluş felsefesi bu yazının satır aralarında saklıydı. “Hata yapma” şartı koymuştum kriterler arasına. Okuyan bir daha okudu. Yanlış mı yazılmıştı acaba diye. “Hata Yapmama Şartı olmasın?” diye düşünmeden edemedi adaylar.

Her görüşten, her inanıştan, her ırktan insanı koşulsuz kabul etme şartı vardı. Kolay değildi, ütopikti, gerçek olabilir miydi acaba?

Bir de İstanbul’da ikamet etme şartı vardı kriterler arasında. Oysa ilk yıl, tam üç yıldız İstanbul dışından seçilecekti. Bu benim “gerçekten isteyenleri” ayrıştırmak için uyguladığım bir yöntemdi. O şart, dur deyince durmayanlar içindi.

12 Yıldız her yılın başında yeni çıraklarla tanıştı. Her yıl yepyeni yol arkadaşlarımız oldu.

2014 yılında iki Türk akademisyen tarafından EGOS – European Group for Organizational Studies isimli bir uluslararası akademik kongreye sunulan 12 Yıldız, akademik camiada kabul ve büyük ilgi gördü.

2015 yılının başında dernekleşen 12 Yıldız, İstanbul merkezli 12 YILDIZ GENÇ LİDERLER DERNEĞİ‘ne dönüştü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir