Filistin ile ilgili ciddi çalışmaları, çabası ve ödediği bedeller olan birisi olarak bölgedeki son fiili durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çocukluğumuz Mescid-i Aksa çizimleriyle, gençliğimiz Kudüs aşkıyla şekillendi. Kendimizi bildik bileli bu davanın bir neferi olduk. İstanbul’la Kudüs’ün, Bursa ile Bosna’nın, Konya ile Üsküp’ün kaderlerini bir gördük. Beyazıt’ta kıldığımız gıyabi cenaze namazlarından sonra tekbir getirdiğimiz için coplar yedik. Siyonist medyanın hedefi olduk. 28 Şubatları yaşadık. Kimimiz yargılandı, kimimiz hapse girdi. Sansürün en acımasızını, ekonomik, siyasi baskıların en şedidini Gazze için, Filistin için gördük. Ama bir an olsun Mescid-i Aksa’ya, Gazze’ye sırtımızı dönmedik.
Hiçbir zaman ne işimiz var orayla demedik. Ecdadımızın gösterdiği hedefle, atlarımızın nal sürttüğü topraklarla ilişkimizi kesmedik. Burası Orta Doğu bataklığı demedik. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Türkiye’deki zihniyet de değişti. Kudüs ve Mescid-i Aksa sakıncalı ifadeler olmaktan çıktı. Bilakis ülke olarak, halk olarak Kudüs’e daha çok sahip çıkıldı. Darbe girişimlerinin bahanesi olmaktan çıkarıldı.
Yüzyıllardır ikamet ettikleri topraklarda, kendi vatanlarında parya muamelesi gören; işine, evine, okuluna, camilerine işgalci siyonistlerin izni ile gidebilen bir toplum, dünyadan tecrit edilmeye, izolasyona tabi tutulan bir halk başkaldırmıştır.
Hiç kimse Gazze’de, Filistin’de yaşananları 7 Ekim ile izah etmeye kalkmasın. Bu işin arka planı, emperyalist ve yayılmacı Siyo-Nazi yönetiminin insanlık dışı uygulamaları ve tüm dünyanın gözü önünde yaptığı SOYKIRIMDIR.
Filistin bugün bir coğrafya meselesinden çok daha büyük bir anlam taşıyor. Gazze’de yaşananlar, modern dünyanın gözleri önünde cereyan eden sistematik bir soykırımdır. İsrail’in gerçekleştirdiği saldırılar, savaşın kurallarına dahi uymayan; sivil halkı, kadınları, çocukları ve masumları hedef alan bir vahşettir. Bu zulüm karşısında Batı dünyası, ikiyüzlü bir sessizliğe bürünmüş; uluslararası kuruluşlar tamamen işlevsiz hale gelmiştir.
Ancak İsrail’in bu pervasızlığı sadece askerî gücünden kaynaklanmamaktadır. İsrail, arkasındaki ABD ve Batılı yönetimlerden aldığı destekle değil, esas olarak İslam dünyasının parçalanmışlığından cesaret bulmaktadır. Eğer bugün İslam ülkeleri güçlü ve birlik içinde olsaydı, İsrail bu zulmü bu kadar rahat gerçekleştirebilir miydi? Asla bunu yapamazdı.
476 gün sonra sağlanan ateşkes ne yazık ki ABD’nin örtülü desteği ve katil Netanyahu’nun hak hukuk tanımaz tavrı ile bozulmuştur. Ateşkesin bozan İsrail yine hastaneleri, okulları ve çadırlarda yaşayan mazlumları hedef almıştır.
Bugün, insanlığın ve vicdanın susturulmak istendiği bir dönemden geçiyoruz. Gazze’de yaşananlar, bir savaş değil; açıkça bir soykırımdır! Filistin halkı, Siyonist İsrail’in şeytani emelleri doğrultusunda topyekûn bir katliama maruz bırakılmakta, evlerinden zorla sürülmekte ve tarihin en büyük insani felaketlerinden biriyle karşı karşıya bırakılmaktadır.
Ancak biz biliyoruz ki Gazze sadece bir şehir değil; onurun, direnişin ve insanlık vicdanının adıdır! Gazze düşerse, insanlık kaybeder!
Zulme sessiz kalmak, zalimle aynı safta durmaktır!
Siyonist İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan, masumları hedef alan bu vahşi saldırılarına karşı sessiz kalan herkes bu zulme ortak olmaktadır. Bugün Filistin’e sırtını dönenler, insanlık tarihinin en büyük utancının parçası olacaklardır!
Orta Doğu’daki bu büyük yangına ve zulme “dur!” demek için şu ana kadar dünyada ne tür ve hangi anlamlı çabalar oldu?
Haftalardır Gazze’ye hiçbir insani yardım ulaştırılamamaktadır. Açlık ve susuzluk, Netanyahu’nun askerî planlarının bir parçası haline gelmiş, çocuklar ilaçsızlıktan can vermekte, hastaneler bombalanmaktadır. Bu ablukanın sürmesi, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur! Gazze’yi sessiz bir ölüme mahkûm etmeye kimsenin hakkı yoktur!
Bugün Filistin için en büyük destek halklardan geliyor. Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar milyonlarca insan sokaklara çıkarak İsrail’i protesto ediyor. Ancak devletler düzeyinde güçlü ve ortak bir irade henüz tam anlamıyla ortaya konmuş değil.
İslam İş Birliği Teşkilatı (İİT), Arap Birliği gibi kuruluşlar artık sadece kınama mesajları yayınlayan etkisiz yapılar olmaktan çıkmalıdır. Elli yedi İslam ülkesi, aralarındaki mezhep ve ideolojik farklılıkları bir kenara bırakıp Filistin için ortak hareket etmek zorundadır.
Dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahiplerine sesleniyoruz: Bu soykırıma karşı sesinizi yükseltin! Dininiz, kimliğiniz, ırkınız, renginiz ne olursa olsun, bugün Gazze’ye sahip çıkmayanlar, yarın insanlık adına konuşma hakkını kaybedecektir.
• İslam dünyasına sesleniyoruz: Kudüs ve Gazze, sadece Filistin’in değil; bütün bir ümmetin namusudur! Filistin’in özgürlüğü için birleşmek, imanın ve kardeşliğin bir gereğidir!
• Uluslararası topluma sesleniyoruz: Gazze’de açlık bir silah olarak kullanılıyor, su bir silah olarak kullanılıyor, masum çocuklar diri diri toprağa gömülüyor! Bu katliamı durdurmak için derhal harekete geçin!
• Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle bugün masum çocukları, bebekleri ve kadınları yakan ateş, bir gün çırayı tutanları da saracaktır. O yüzden İsrail destekçilerine sesleniyoruz: Netanyahu’yu durdurun. Siyonizme verdiğiniz destek bölgede güvenlik değil, sadece kaos ve gözyaşı getirmektedir. Filistin halkını yokluğa ve ölüme terk ederek tarihe Gazze katilinin sponsoru olarak geçeceksiniz.
Yakın geleceğe yönelik projeksiyonlarda neler söylemek istersiniz?
Filistin direnişi, yalnızca bir toprak mücadelesi değil; insanlık onurunun ve vicdanın mücadelesidir. Bu yüzden, İsrail’in vahşetine, ABD’nin ikiyüzlü politikalarına ve uluslararası sessizliğe karşı her insan, her millet, her vicdan sahibi direnmelidir!
Dünya hızla değişiyor ve Filistin meselesi bu değişimin en belirleyici unsurlarından biri olacak.
•İslam dünyasında uyanış başladı. Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Endonezya, Pakistan ve Cezayir gibi ülkeler, Filistin konusunda daha aktif bir politika izlemek zorunda.
•Batı’nın çifte standardı ifşa oldu. İnsan hakları ve demokrasi söylemlerinin yalnızca çıkarlar için kullanıldığı açıkça görüldü.
•İsrail’in yayılmacı politikası yalnızca Filistin’i değil, tüm bölgeyi tehdit ediyor.
Müslüman coğrafyada ortak bir bilinç ve gönül birliği oluştuğunu söyleyebilir miyiz?
Evet, Filistin meselesi Müslüman dünyayı yeniden ortak bir davaya yönlendirdi. Özellikle Ramazan ayında dayanışma ve yardım duygularının arttığını görüyoruz. Ancak bu bilinç akıllarda, zihinlerde kalmamalı, sahaya inmelidir. İsrail mallarına ve işgale destek veren firmalara karşı boykotu daha yukarı taşımalıyız. Amasız, fakatsız bir şekilde İsrail telin edilmeli, her platformda katiller olduğu yüzlerine vurulmalıdır. İnsanlık olarak en önemli görevimiz bu olmalıdır. Boykot konusunda da sürekli ve kararlı bir tutum sergilemeliyiz. Bireysel olarak yapacağımız en küçük katkı Gazze’de bebeklere, çocuklara atılan bir merminin eksilmesidir. Olaya böyle bakmalıyız. Boykot konusunda ciddi mesafeler katedildi. Küresel firmaların algı operasyonlarına, reklam çalışmalarına rağmen cirolarındaki ciddi düşüş boykotun başarılı olduğunu göstermektedir. Ancak boykot konusunda sadece halkların desteği yetmez, devletlerin de bu yönde güçlü adımlar atması gerekir. İsrail ile ticari ilişkiler ve faaliyetler askıya alınmalı, Türkiye’nin yaptığı gibi kesilmeli veya kısıtlanmalıdır.
Filistin konusunun yalnızca Müslümanlara ait bir mesele olmadığını anlamlandıracak ne tür okumalar var?
Kudüs, üç semavi din için de kutsal bir şehirdir. Ancak Osmanlı yönetiminde Kudüs, herkesin barış içinde yaşadığı bir merkezdi. Bugün ise İsrail’in işgalci politikaları Hristiyanları da hedef alıyor. Birçok Yahudi entelektüel dahi İsrail’in saldırgan politikalarına karşı çıkıyor.
İsrail’in insanlık tarihinde görülmemiş saldırıları ve soykırım uygulaması insanlığı hedef almaktadır. Böyle bir zulüm yeryüzünde görülmemiştir. Parçalanan çocuk ve bebek bedenleri, enkazların altında aylarca çürüyen cesetlerin olması, toplu mezarlar bu davanın sadece Filistinlilerin veya Müslümanların davası olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca Siyonist rejimin emelleri önünde kim durursa onu ortadan kaldırdığını, kaldırmayı hedeflediğini birçok kez tecrübe ettik. Neticede katledilen insanlar arasında Müslüman olmayan gazeteciler, Avrupa’dan, ABD’den gelip de BM’nin veya diğer ülkelerin yardım kuruluşlarında çalışırken öldürülen insanlar var. Yıkılan sadece camiler değil. Aynı zamanda birçok kilisenin, Kızılhaç binasının, BM okulunun bombalarla yerle bir edildiğine şahit olduk.
Tarafsız BM raportörü bile, Refah’ta yapılan insanlık suçunu “Böyle şok edici vahşet görmedim.” diye değerlendiriyor.
İsrail’in, 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze’de 104’ü Birleşmiş Milletlere (BM) ait olmak üzere toplamda 89 bin bina tamamen yıkıldı ya da büyük zarar gördü. Altyapı, yollar, elektrik ve su şebekeleri ile tarım arazilerinin de zarar gördüğü Gazze’de savaşın maliyetinin 30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
İsrail, Batı Şeria’da ise 2023’te 659 bina ve tesisi kısmen ya da tamamen yıktı. Ruhsatsız oldukları gerekçesiyle 1333 Filistin tesisine de yıkım emri çıkardı.
Bu bir millete, topluluğa karşı yapılan ahlaksız bir savaş, açık bir soykırımdır.
Kudüs ve Gazze neden küresel bir kapışma ve üstünlük mücadelesinin merkezi haline geldi?
Kudüs, tarih boyunca medeniyetlerin çatışma noktası olmuştur. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Kudüs ve Filistin topraklarına uzun yıllar Haçlılar ve İslam devletleri hükmetmiştir. En son 1917’deki İngiliz sömürüsüne kadar 400 yıl Osmanlı toprağı olarak kalmış ve bu süre içinde insanlar orada barış ve huzur içinde yaşamışlardı.
İngilizlerin oyunu sonrasında bölgeye yerleştirilen Siyonistler terör örgütleriyle bölgede katliamlara imza atmış; Filistinlilerin topraklarını, köylerini, evlerini işgale başlamışlardır.
Emperyalist güçlerin desteği ve onayıyla İslam coğrafyasının ortasına yerleştirilen İsrail’in; 1948’den (Nekbe-Büyük Felaket) bu yana Filistin içinde ve dışında yaklaşık 150 bin kişi öldürüldü, 1967’den bu yana ise yaklaşık 1 milyon kişi gözaltına alındı.
Kökü 1897’deki Siyonist Kongreye, 1917’deki İngiliz işgaline, ardından İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour’un Siyonist hareketin önde gelen figürlerinden Rothschild’e hitaben yazdığı “Filistin topraklarında Yahudiler için bir vatan vadeden” ve tarihe “Balfour Deklarasyonu” olarak geçen mektuba, 1948’deki BM’nin bölme planına dayanan bu zulüm ne yazık ki şiddetlenerek devam ediyor.
İsrail’in hedefi sadece Gazze’yi işgal etmek değil, Kudüs’ü tamamen Yahudileştirmektir. Bunun arkasında Büyük İsrail Projesi yatmaktadır.
Siyonistlerin gerçekleştirmek istediği Arz-ı Mevud hayali Nil’den Fırat’a kadar Müslüman bir topluluk bırakmamaktır. Bunu gizleseler de zaman zaman şuurunu kaybetmiş canilerin sözcüleri açıkça söylüyor.
Orta Doğu barındırdığı yer altı ve yer üstü kaynaklarla insanlığı sömüren emperyalist zihniyetin daima hedefinde olmuştur. Emperyalist düşünce ve zihniyete hizmet eden Netanyahu ve avanesi bölgeyi bir ateş çemberine dönüştürerek son teknolojik silah ve mühimmatlarla bölgeyi kendileri dışında insanlardan arındırmak niyetindedir. Ancak bu asla mümkün olmayacaktır.
Gazze bugün insanlık ve inanç açısından neden bir turnusol oldu?
Her kritik olayda olduğu gibi Batı medyası ikiyüzlülüğünü yine ortaya koydu. “Tarafsızlık” kılıfına bürünmüş operasyon medyası ne yaparsa yapsın, Gazze direnişini kıramayacak, savaş suçlarını ve bu çirkin hayâsızlığı gizleyemeyecektir.
Gazze bugün sadece bir şehir değil, bir direnişin sembolüdür. Batı’nın özgürlük, insan hakları ve demokrasi söylemlerinin sadece kendi çıkarları için var olduğu Gazze’de bir kez daha açığa çıkmıştır.
Batı Medeniyeti aslında gelişmiş, çağdaş bir medeniyet olmadığını, Merhum Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi kan ve gözyaşı üzerine, sömürü üzerine kurulu bir medeniyet olduğunu bir kez daha gösterdi.
Hak, hukuk, ifade özgürlüğü, hayat özgürlüğü gibi kavramların, konu İsrail olunca hiçbir öneminin olmadığını göstermiştir.
Güçlü oldukları için her şeyi yapma hakkını kendinde gören ABD ve İsrail’in dünyayı nasıl esir aldığını ama gerçekte ise Gazze direnişine yenik düştüklerini ispatlamıştır.
Gazze’de yaşananlar dünya düzenini nasıl değiştirebilir?
7 Ekim’den bu yan Gazze’de yaşanan insanlık dramı, dünya için bir sınav olmuştur.
Gelişmiş denilen, hakların özgürlüklerin kaynağı, beşiği denilen BATI MEDENİYETİ Gazze’de çökmüştür. Gazze’deki direniş dünyada Siyonist rejimin boyalı makyajını dökmüştür.
Sanık sandalyesinde oturması gereken canilerin alkışlandığı bu düzen elbet bir gün yıkılacaktır. Başta Filistin olmak üzere haksızlığın, adaletsizliğin, soykırımların, savaş suçlarının işlenmediği bir dünya için Sayın Cumhurbaşkanımızın “Dünya beşten büyüktür. BM yeniden yapılanmalıdır.” sözü emperyalistlerin karşısında önemli ve güçlü bir duruştur. Bu alçaklıkların arkasında duran güçlerin kimler olduğu açıktır.
Orta Doğu meselesi konuşulurken artık Gazze’den önce, Gazze’den sonra diye konuşulacaktır. Bu DİRENİŞ tarihin dönüm noktasıdır.
•Batı’nın ahlaki üstünlüğü çökmüştür.
•İslam dünyasında yeni bir birlik arayışı başlamıştır.
•Küresel dengeler değişmektedir.
BM ve uluslararası kurumlar artık meşruiyetlerini kaybetti mi?
Evet. BM, NATO ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafsız barış aktörleri değil; Batı’nın çıkarlarını koruyan yapılar haline gelmiştir. BM Genel Sekreterini bile tehdit etmekten çekinmeyen bir siyoniste kimse dur diyememiştir.
Şunu çok iyi biliyoruz ki;
Soykırımı, adına İsrail denilen terör devleti yaptı;
Amerika Birleşik Devletleri soykırıma silah dahil her türlü desteği verdi, vermeye de devam ediyor.
Gazze’deki soykırımın ana sponsorluğunu üstlenen ABD, 10 bin kilometre uzaktan gönderdiği silah ve mühimmatla her gün işlenen katliamların suç ortağıdır. Bu leke üzerlerinden asla çıkmayacaktır.
İngiltere, Almanya, Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın hemen tamamı soykırıma açık destek sağladı. Hepsinin elinde soykırımın izi var, ellerinde kan var. İnsanlık bunu asla unutmayacaktır.
İşgal topraklarını ziyaret eden ABD’nin eski BM Temsilcisi Nikki Haley, Gazze’ye yapılan saldırılarda kullanılan top mermisinin üzerine “Bitirin onları.” yazdı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, Refah’ta gerçekleşen ve sivillerin hayatını kaybetmesine neden olan saldırı için ABD’nin “kırmızı çizgisini” aşmadığını belirtti.
Soruyorum; sizin kırmızı çizginiz neresidir? Kırmızı çizginiz Nil ile Fırat arası mıdır?
Sizin kırmızı çizginiz 15 bin değil de 30 bin çocuğun ölmesi midir?
Şimdi bazı açıklamalarla ellerindeki kanı temizleyeceklerini zannediyorlarsa yanılıyorlar.
Katil Netanyahu hükümetine açık destek veren kim varsa cezasını mutlaka çekmelidir. Uluslararası toplumun birkaç cılız tepkisinin dışında sessiz kalması manidardır.
Küresel güçler, kendi çıkarları doğrultusunda bu savaşın ve çatışmanın tek bir Filistinli kalmayıncaya kadar sürmesini istiyorlar. Bir varil petrol için, enerji için dünyayı yakmayı göze alan, insanların katledilmesine göz yuman zihniyet elbet bir gün yıkılacaktır. Dünya halklarının onurlu direnişi ve protestoları saltanatlarının sonunun geldiğini işaret etmektedir.
Türkiye’nin Filistin konusundaki rolü ne olabilir?
Türkiye, Filistin meselesinde en güçlü ve kararlı devletlerden biridir. Başkenti Kudüs olan, egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti kurulana kadar mücadele sürecektir.
Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye; ‘One Minute’ çıkışından bu yana siyasal, sosyal, ekonomik, diplomatik ve askerî saldırılara muhatap oldu. Birçok bedel ödedik.
Türkiye işgalin ilk günlerinden bu yana mazlum Filistin halkının yanında durmuştur, durmaya da devam edecektir.
Filistin halkıyla geçmişte olduğu gibi, bugün de tarihî ve kültürel bağlarımızın bize yüklediği sorumluluk duygusuyla millet olarak topyekûn bir dayanışma içindeyiz.
Türkiye’nin Filistin ile bağı herhangi bir ülkenin bağı gibi değildir. 400 yıldan fazla Osmanlı hâkimiyetinde barış ve huzurun hâkim olduğu topraklarda bugün kan ve gözyaşı maalesef dinmiyor. Orası sadece bir toprak parçası değildir. Orası Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyubi’nin, Abdülhamit’in emanetidir. Kudüs ilk kıblemizin olduğu, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) miraca yükseldiği Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yerdir. Kudüs ve Mescid-i Aksa bizim kırmızı çizgimizdir. Daha düne kadar bizim topraklarımız olan Filistin’de yaşanan soykırıma sessiz kalmak her şeyden önce insanlığa ihanettir. Halkımızda en başından beri Filistin’in haklı davasının yanındadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hükümetimiz halkımızın ve devletimizin yardımlarının Gazze’ye ulaşması için siyasi ve diplomatik girişimlerine devam etmektedir. Mısır ve bölge ülkeleriyle temaslar sürmektedir.
Filistin’in BM’de gözlemci statüsü kazanmasından, Filistin lehine çıkarılan kararlara kadar her zaman Türkiye özgür ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması için çaba göstermektedir.
Halkımızın ve sivil toplum kuruluşlarının yaptığı yardımlar ortadadır. Dünyada bir başka örneği olduğunu sanmıyorum ve iddialı konuşuyorum ki bir başka ülkeye yardım için kurulan en çok vakıf ve dernek Türkiye’deki Filistin’e yardım kuruluşlarıdır.
Elbette Türkiye Filistin’i hiçbir platformda yalnız bırakmadı, bırakmayacaktır. Gazze’nin yeniden imarı konusunda Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Zaten bizim orada devam eden projelerimiz, yatırımlarımız ve inşaatlarımız vardı. Ancak önemli olan öncelikle savaşın, akan kanın durdurulması ve kalıcı barışın tesisidir.
Dünya Gazze’ye sırtını dönse de biz dönmeyeceğiz. Kınayıcıların kınamasından korkmadan, Filistin halkının haklı davasının yanında olmaya devam edeceğiz.
Biz inanıyoruz ki küresel vicdan, küresel kötülüğü yenecektir.
Tüm bu gelişmeler bir doğum sancısı mı?
Evet, Gazze’de yaşananlar yalnızca bir savaş değil, insanlığın vicdanına yönelik büyük bir sınavdır. Tarih, böylesine büyük kırılma anlarında ya zulmün karşısında duranları ya da zulme ortak olanları yazar. Bugün dünya, insan hakları ve adalet söylemlerinin yalnızca güçlünün çıkarına hizmet ettiğini açıkça görmüştür.
Ancak artık eski dünya düzeni çatırdıyor. Batı; insan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kavramların yalnızca kendi çıkarları için var olduğunu itiraf etmese de artık bunu gizleyememektedir. Ukrayna’da sivillere yönelik saldırıları kınayanlar, Gazze’de öldürülen bebeklere sessiz kalmaktadır.
Filistin meselesi sadece bir coğrafya meselesi değildir; İslam dünyasının, hatta insanlığın ortak vicdan mücadelesidir. Osmanlı yönetiminde Kudüs, tüm inançların barış içinde yaşadığı bir merkezdi. Ne zaman ki siyonist işgal başladı, o zaman yalnızca Filistin değil, tüm bölge ateşe atıldı.
Bugün İslam dünyası büyük bir sınavdan geçiyor. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti kurulana kadar mücadelesini sürdürecektir. Türkiye, Filistin halkının hem siyasi hem diplomatik hem de insani yardımlarla yanındadır. Ancak tek başına Türkiye’nin çabaları yetmez.
İslam ülkeleri artık kınamalarla değil, somut adımlarla bu zulme karşı durmalıdır.
İslam İş Birliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği’nin artık sadece açıklamalar yapan, etkisiz ve bölünmüş yapılar olarak kalma lüksü yoktur. İran, Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Endonezya, Pakistan, Cezayir ve diğer İslam ülkeleri, bölgesel ve mezhepsel ayrımları bir kenara bırakıp ortak hareket etmek zorundadır.
Zira İsrail’in asıl gücü, sadece ABD ve Batı’dan değil; Müslümanların dağınıklığından gelmektedir.
Bu süreç, yeni bir dünyanın doğum sancısıdır. Gazze, artık yalnızca bir şehir değil; bir adalet mücadelesinin simgesidir. Dünya, ya bu zulmün karşısında duracak ve yeni bir adil düzen kuracak ya da tarihe utanç içinde geçecektir.
Şairin Mescid-i Aksa’nın mahzunluğunu dile getirdiği mısralarda;
Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin
Unuttu mu bunu acaba herkes… diyordu. Ama Mescid-i Aksa’nın şanlı muhafızları buna dur dedi. Ayasofya’nın zincirlerinin kırıldığı gibi bir gün inşallah Mescid-i Aksa’nın gözyaşları da dinecektir.
Ve bilinmelidir ki Kudüs özgür olmadan dünya da özgür olmayacaktır!
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi
