Kurumu Başkanlığı, İstanbul Yazma Eserler Bölge Müdürü Emir EŞ ile Süleymaniye kütüphanesi hakkında konuştuk.
Efendim kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
15 yıldan beri Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi idarecisi olarak çalışıyorum. Ancak 2012 yılı başından itibaren de Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı kapsamında taşra kuruluşu olan İstanbul Yazma Eserler Bölge Müdürü olarak İstanbul, Bursa Balıkesir ve Edirne’deki Yazma Eser Kütüphanelerinin faaliyetleriyle ilgili çalışmalar yürütüyorum.
Süleymaniye Kütüphanesi’nin tarihi süreci nasıl başlamıştır?
Kütüphanemiz 1557 yılında kurulan Süleymaniye Külliyesi’nin 1. ve 2. Medreseleri’nde yaklaşık 1918 yılından beri bulunmaktadır. O tarihlerde İstanbul’da mektep, medrese, vakıf, Mevlevihane, muallimhane, cami, mescit, türbe, saray, müderris evleri, meşihat makamları yada konaklarda bulunan çok sayıdaki Yazma Eser Kütüphanesinin zamanın olumsuzluklarına karşı güvenliklerinin sağlanması amacıyla başlatılan nakil süreci, burasının bir bilgi merkezine dönüşmesi sonucunu getirmiştir.
Kütüphaneyi belge ve dökümanlar açısından değerlendirdiğimizde, hangi tür eserler mevcuttur?
Kütüphanemiz içerdiği dökümanlar açısından 144 koleksiyondan oluşmaktadır. Bunların çoğu Vakıf eserlerinden meydana gelmiş yazma eser koleksiyonlarıdır.
Kütüphaneden istifade etmek isteyen okuyucu yada araştırmacı nasıl bir yol takip etmelidir?
Kütüphanemizden yararlanmak isteyenlerin öncelikle Arapça, Osmanlı Türkçesi ya da Farsçayı bilmeleri gerekir. Çünkü elimizdeki bilgi kaynakları genellikle bu dillerde yazılmış eserlerden oluşmaktadır. Bu özelliği taşıyan kimselerin ayrıca yazma eserlerden yararlanma metot ve tekniğine de vakıf olmaları beklenir.
Kütüphane ilim ve bilim dünyası açısından ne gibi bir öneme sahiptir?
Bilgi’ye ulaşmanın yolu kitap; kitab’a ulaşmanın yolu kütüphanedir. Bilhassa yazma eser kütüphanelerinden yararlanmanın yolu ise ya kartotex, ya katalog, ya elektronik ortam, ya da bir bilen’e sormaktır. Çünkü yazma eser kütüphanelerinin ihtiva ettiği tüm materyal, müzelerdeki tarihi eşya gibidir. Bu nedenle bu tür kütüphaneler kapalı raf sistemi ile çalışmak zorundadırlar. Okuyucu direkt olarak kitaba ulaşamaz. Bu nedenle yukarıda saydığımız materyalden yararlanarak bilgi kaynağına; oradan da bilgiye ulaşılabilinir.
Bugün dünyanın gelişmiş devletleri artık mal üretmiyorlar. Bilgiyi kullanarak proje üretip, proje satarak para kazanıyorlar. Bir taraftan da az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeleri sömürüyorlar. Kaldı ki, “Proje” diye ürettikleri de, bizim taleplerimizi karşılamıyor, genellikle. Zira toplumların ihtiyaç ve önceliklerini belirleyen kriterleri doğru okuyabilirsek, doğrusuyla-yanlışıyla bu sahada inançların, kültürlerin ve örflerin tartışılmaz ağırlığının bulunduğunu kolayca görebiliriz. Nitekim uzun yıllar önce doğu illerimizden birisine bağlı bir ilçemizde meydana gelen deprem nedeniyle Avrupa ülkelerinden gelen yardım malzemeleri arasında görülen yüksek topuklu ayakkabılar, makyaj malzemeleri, sütyenler, mini etekli yetişkin kıyafetleri vs. toplumda tepkiyle karşılanmıştı.
Başında bulunmuş olduğunuz kurumun, manevi cephesine baktığımızda sizin manevi ikliminizde nasıl anlam kazanıyor?
Yakın zamana kadar Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü olarak görev yapıyordum. Şimdi ise Süleymaniye’nin de aralarında bulunduğu İstanbul, Bursa, Balıkesir ve Edirne’deki tüm yazma eser kütüphanelerinin işlerinin tedviriyle ve yazma eserlerimizin uzmanlık gerektiren işleriyle meşgul olmaktayım. İslam toplumları olarak Tarihi kültürel derinliğimizin dünyaya tanıtılmasında çorbada tuz misali bir nebze katkımızın bulunması bile bizim için hem bir iftihar ve hem de bir şükür sebebidir. Bunun askıda kalmaması için tahdîs-i ni’metkabilinden bu konuda birkaç hatırlatmada bulunmak isterim:
– Şifahane ve Eski Tıp Medresesi gibi Süleymaniye Külliyesi içerisinde bulunmakla birlikte metruk vaziyette bekletilen yada başka kurumlar tarafından kullanılan mekanların tahsisini sağlayarak mimari restorasyon projelerinin hazırlanmasını temin etmek, böylece Kütüphaneyi daha işlevsel hale getirmek;
– Müdürlüğümüz idari kadrosunda uzun süredir devam eden boşluğa ve personel yönünden yetersizliğe rağmen Kütüphanemizi 2007 yılı bahar aylarından beri (beş yıl doldu, altı’dan gün almaya başladık), bayram, resmi tatil, hafta sonu vs. demeden istisnasız tüm günlerde, üstelik gece saat 23.00’a kadar açık tutmak;
– Hem okuyucularımızın % 60’ının arap kökenli, hem de eserlerimizin % 70’inin Arap diliyle yazılmış olması nedeniyle Süleymaniye Koleksiyonu’ndan başlanarak hazırlanan üç ciltlik Arapça katalogun, başta Afrika ülkeleri olmak üzere tüm İslam dünyasına, bizimle ilişki içinde bulunan tüm yabancı üniversitelerin kütüphanelerine ve Türkiye’de bulunan bilim çevrelerine dağıtımını sağlamak;
– Bu vadide “Ayasofya” gibi yeni katalog çalışmalarını yürütmek;
– Üniversite öğrencisi ziyaretçi gruplar ile yerli-yabancı bilim çevrelerine elimizdeki “Hazîne”nin büyüklüğünü anlatmak;
– Tamamı yazma eserlerle ilgili 50 civarında bilimsel konferans düzenlemek;
– 90 yıldır kütüphane olduğu halde, bir türlü kurumsallaşamamış bu mekânın müesses hale gelmesi için ilk adımları atmak;
– Kültür Bakanlığı, IRCICA ve UNESCO arasında imzalanan bir anlaşma gereği Süleymaniye Kitap Hastanesi’nin teşkilatlanma çalışmalarını üstlenmek.
– Hepsinden önemlisi tüm Türkiye’de bulunan yazma eser kütüphanelerinin maruz kaldığı kalıtsal sorunların mevcut idari yapı ile aşılmasının mümkün olmadığı öngörüsüyle kısa adı TÜYEK olan ve 6093 sayılı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Kanunu’nun ilk taslağını hazırlamak ve yasanın fikri zeminini oluşturmak gibi daha birçok etkinlik ve uygulama… Bunu hizmet veya aşk ya da başarı olarak adlandırmak size kalmış. Balık bilmese de Hâlık bilir ya!
Diğer kütüphanelerle kıyasladığımızda Süleymaniye’nin farkı nedir?
Halk kütüphaneleri yada çocuk kütüphaneleri, bilimin en fazla dününü anlatır size. Yazma eser kütüphaneleri ise bilimin bugünkü seviyeye ulaşmak için tarihte hangi aşamaları katettiğini söyler. Bunun ne önemi var? Diyebilirsiniz. Bilginin kaynaklarının bizim elimizde olması bize pazarlık masasında bulunma gücü sağlar. Milletimizin kültürel derinliğini gösterir. Büyük millet olmak için hele Batı’ya muhtaç olmadığımızı ifade eder.
Kütüphaneye halkımızın veya araştırma dünyasının teveccühü nasıl?
Kütüphanemizdeki bilgi kaynakları dil olarak Arapça, Osmanlı Türkçesi yada Farsça eserlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla Süleymaniye Kütüphanesinden yararlanmak isteyenlerin faydalanmayı düşündükleri kaynakların dil ve alfabesine aşina olmaları gerekir. Bunun dışında T.C. vatandaşı olmayanların bir form doldurmaları gerekiyor. Bunun peşi sıra araştırmalarına başlayabilirler. Ancak yukarıdaki özelliğimiz, bizzat yararlanan araştırmacı sayısının sınırlı olması sonucunu getiriyor, doğal olarak. Şunu da belirtmekte fayda var. Diğer kütüphanelerin okuyucu yoğunluğu, her kademedeki eğitim kurumlarının çalışma takvimiyle doğru orantılı olduğu halde, bizim kütüphanelerimizde durum ters orantılıdır.Zira yerli-yabancı araştırmacılarımız bilhassa üniversitelerin tatilde olduğu zamanlarda daha çok çalışma fırsatı yakalayabilmektedir.
Anlatmış olduğunuz aydınlatıcı bilgiler ışığında son olarak neler söylemek istersiniz?
İslam terbiyesinde dört şey “Hazine” olarak adlandırılır. Bunlardan birisi de “Hazîne-i Evrak” yani, kütüphane ve arşivlerdir. İslamın bir medeniyet projesi olduğunu biliyorsak ve insanlığa bizim de söyleyeceğimiz sözümüz, paylaşacağımız görüşümüz, taşıyacağımız mesajımız olduğunu ve tüm dünyanın mutluluğu için ürettiğimiz bir projemiz ya da sunduğumuz bir reçetemiz bulunduğunu iddia ediyorsak bizim de bilgiyi kullanmamız gerekir. Çünkü önemli olan bilgi kaynaklarına sahip olmak değildir. Önemli olan bilgiyi kimin kullandığıdır. Bugünkü resim bize şunu gösteriyor, elimizdeki bilgiden, en çok batılılar yararlanıyor. Bu nedenle gönül, ruh ve kafalarındaki “Define”leri hazineye dönüştürmek isteyen gençlerimizi kütüphanemizi tanımaya ve araştırmalar yapmaya davet ediyorum.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi
