Sosyal Tutuşma Nedir? / Prof. Dr. Cafer Marangoz

Tutuşma ya da sosyal tutuşma deyince ne anlamalıyız?
Sosyal tutuşma teorisi, sosyal uyaranlara karşı müspet veya menfi yönde verilen aşırı tepki ve davranışları açıklayan yeni, bütüncül bir teoridir. İnsan beyni davranışlarımızın motorudur. Bu motoru beynin içinden ve dışından kaynaklanan uyaranlar çalıştırır. Beyni ve tüm sinir sistemini etkileyen uyaranları üç gruba ayırabiliriz: Kimyasal uyaranlar, elektriksel uyaranlar ve sosyal uyaranlar. Sosyal tutuşmaya sebep olan faktör, çevreden yani dış dünyadan ve bir de içten gelen sosyal uyaranlardır. Sosyal tutuşma belli fikirlerin, düşüncelerin, görüntülerin, sloganların uzun süre ve sık sık tekrar edilmesi, hayal edilmesi, akıldan geçirilmesi, onlara karşı müspet veya menfi yönde derin ilgi duyulması yoluyla gerçekleşir. Beynin uzun zaman ve sürekli olarak tek bir konu üzerine yoğunlaşması, tek bir konuya tutkuyla odaklanması zamanla sosyal tutuşmaya yol açar. Sosyo-kognitif uyaranlar gen ifadesini ve nöronların mikro çevresini değiştirebilir. Söz konusu uyaranların insan beynine ve davranışına etkisini beş safhaya, diğer bir deyişle beş dereceye ayırabiliriz. İlk üç derecede normal saydığımız ve insanların büyük çoğunluğunda gözlediğimiz davranışlar görülür. Bu davranışları gösterenler tutuşmuş sayılmazlar. Sosyal tutuşmaya giden yolun dördüncü ve beşinci safhasında olanlar aşırı davranışlar gösteren tutuşmuş insanlardır. Teori, aşırı sosyal davranışların benzer nörobiyolojik temelleri olduğunu söylemektedir. Teori hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyenler, kısa bir süre önce yayımlanan ‘Sosyal Tutuşma: Tutuşmuş Beyinler İçin Yeni Bir Teori’ adlı kitabımıza başvurabilirler. Gelişen epigenetik, nörogenetik, beyin görüntüleme ve ileri davranış çalışmalarının sosyal tutuşma teorisini destekleyeceğini düşünmekteyiz.
Nörobiyolojik bir temeli var mıdır? Kognitif bir olay mıdır? Gen etkileşimi olur mu? İnsan davranışlarını ya da eğilimlerini açıklamada ne düzeyde anlamlıdır?
Alman tıp fakültelerinde ikinci yılın sonunda öğrenciler zor bir sınava alınır. Sınavı başaramayanlar tıp fakültesine devam edemezler. Öğrenciler bu zor sınava en az 3 ay süreyle çok yoğun çalışırlar. İşte bu öğrencilerden 38’i üzerinde, ilki çalışma başlangıcında, ikincisi çalışma döneminin ortasında ve üçüncüsü de sınav günü, yani üç ay sonra MR görüntüleri alınmıştır. Elde edilen veriler, uzun zamandır sınav için yoğun çalışma göstermemiş kontrol grubundan elde edilen sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Sonuçta, sınav grubunda beyin korteksinin posterior ve lateral paryetal kısmında iki taraflı olarak önemli gri madde artışı olduğu görülmüştür. Son zamanlarda yapılan başka çalışmalara göre, yoğun öğrenme aktivitesi gösteren deney grubunda, sağ hipokampus hacmi, öğrenme aktivitesi göstermeyen kontrol grubundakine göre önemli ölçüde artmaktadır. Uzun süreli stres uyaranının insan davranışını ve sağlığını etkilediği, psikoterapinin ve hatta tefekkürün nöronal ağlarda ve beyin fonksiyonlarında değişmeye yol açtığı, sonuçta davranışın değiştiği bilinmektedir. Bu ve benzeri bulgular, sosyo-kognitif uyaranların beynin yapısını, fonksiyonunu ve davranışı değiştirdiğini göstermektedir. Teori, her türlü fanatik taraftarlık, terör eylemeleri, intiharlar, davranış bağımlılıkları ve karasevda diye nitelenen aşk gibi aşırı davranış biçimlerinin ortak bir temeli olabileceğini ileri sürmektedir. Sosyal tutuşma teorisine göre, aşırı davranışların oluşmasında en önemli maddi etken, sosyo-kognitif uyaranlar ile genler arasındaki etkileşim, yani epigenetik mekanizmalardır. Çevre önemli ölçüde beynimizi, beynimiz de çevremizi etkiler. DNA metilasyonu ve histon modifikasyonu, önemli epigenetik mekanizmalardandır. Epigenetik değişiklikler genelde geri dönüşebilir. Ancak üreme hücreleriyle ilgili epigenetik mekanizmalar kalıtsal olabilir. Kemirici hayvanlarda yavru bakımı kuşaklar boyu davranışı etkiler. Annelerinden fazla yalama ve tımar gören dişiler anne olduklarında yavrularını daha fazla yalar ve tımar ederler. Fazla yalama-tımar davranışı gösteren kemiricilerde ilgili DNA metilasyonunun ve histon asetilasyonunun nispeten daha az olduğu tespit edilmiştir (Cardoso ve ark., The Journal of Experimental Biology, 2015). Sosyal tutuşma teorisiyle aşırı davranışların (müspet veya menfi) maddi izahını yapmaya çalıştık. Bu izahların nihai gerçek olduğunu dogmatik bir biçimde savunamayız. Maddi sebeplerin ve izahların üstünde işleyen bir ilâhî tasarruf, bir ilk sebep olduğuna inanıyorum.
Toplumsal kodlara sahip midir? Toplumsal anlamda kimler ve nasıl bir sosyal tutuşmayı gerçekleştirebilirler? Örnekleri var mıdır?
Aynı sosyal uyaranlara maruz kalan insanlardan bazısı doğruca sosyal tutuşma, bazısı tersine sosyal tutuşma, bir kısmı da yalancı sosyal tutuşma gösterir. Tutuşmayan, yani davranışlarının şiddeti dördüncü ve beşinci dereceye çıkmayan insanlar da vardır. Bir ortamda doğruca sosyal tutuşma varsa, tersine sosyal tutuşma da olacaktır. Etnik terör hedefine veya hükümet darbesi yapma hedefine tutuşanların var olduğu toplumda, etnik teröre ve darbeciliğe karşı tutuşanlar da olacaktır. Bu durum toplumsal kodların tutuşmada etkili olabileceğini göstermektedir. Bazı insanlar hiç âşık olmadıklarını söylerler. Bu durumu nasıl açıklayabiliriz? Hem tutuşmanın hem de tutuşmamanın izahında bugün için başvurduğumuz en önemli kaynak genetik ve özellikle epigenetiktir. Ancak henüz bilmediğimiz mekanizmaların da olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
“Kişilik; genetik yapı ve çevrenin ortak etki ve etkileşimi sonunda oluşmaktadır. Sosyal, çevresel ve gelişmeyle ilgili faktörler davranışı doğrudan veya dolaylı olarak etkilerler.” ifadeleri sizin konuşmalarınızda da var. Bu durumun sosyal tutuşma ile olan ilgisini değerlendirir misiniz? Beslenme ve sosyo-kognitif uyaranların sosyal tutuşmada bir etkisi olabilir mi? Bu bilgilerin ışığında, “tutuşmuş fertleri” ve “tutuşmuş fertlerden oluşan toplumu” tedavi etmek mümkün müdür?
İnsanların sosyal tutuşma eşikleri aynı değildir. Bazısı kolay, bazısı zor tutuşur. Bir kısmı da hiç tutuşmaz. Tutuşma eşiğini belirleyen başlıca faktörleri şöyle sıralayabiliriz:
1) Sosyal uyaranlara olan ilginin (pozitif veya negatif) derecesi. Aşırı bir ilgi yoksa tutuşma olmaz.
2) Sosyal uyaranların şiddet, süre ve sıklığı.
3) Henüz bilmediğimiz diğer sebepler. Sosyo-kognitif uyaranların gen ifadesini değiştirebileceği bilinmektedir. Her türlü travma, sevgi-ilgi, uzun süreli aşırı stres, derin tutku, ihtiras, hiddet, kin ve nefret, etkili ve ilgi duyulan söz, fikir, slogan, şarkı, şiir, görüntü, mesaj, telkin önemli sosyo-kognitif uyaranlardandır. Beslenme sosyal tutuşmanın eşiğini etkileyebilir. Agouti geni farede deri ve tüy rengini belirleyen genlerdendir. Bu gende metilasyon olmaz veya çok az olursa fare sarı renkli ve obez olur. Diyabet ve kanser gibi hastalıklar sık görülür. Bunun aksine gende hipermetilasyon olunca, kahve renkli, sağlıklı fareler görülür. İşte bu örnekte görüldüğü gibi gen aynıdır fakat metilasyon farkı vardır. Agouti geni taşıyan fareler B vitaminince zengin besinle beslendiklerinde, B vitamini agouti genini susturur, sonraki döllerde obez-hasta fare görülmez. Özet olarak, besin gibi çevre faktörleri genlerin çalışmasına veya susmasına sebep olabilmektedir. Tutuşmuş fertleri ve tutuşmuş insan yığınlarını tedavi etmek teorik olarak mümkündür. Çünkü sosyal tutuşma genelde geri dönüşümlüdür. Sonludur. Ancak Mevlana’nın dediği gibi “zıddı olmadan zıddı kovmak mümkün değildir”. Negatif sosyal tutuşmayı önlemek gerekir. Bu maksatla okul müfredatına yeni dersler alınmalıdır. Hangi konuda negatif (olumsuz) tutuşma varsa, o konuda tersine tutuşmayı sağlamak gerekir. Mesela etnik terör hedefine tutuşmuş insanların tedavisi ancak etnik ayrılığın zıddı olan birlik-beraberlik hedefine tutuşmayı sağlamakla mümkün olabilir. Bunun için milli kültür değerlerimize, şanlı tarihimize ve büyük medeniyetimize dayanmalıyız. İnsan hayal kuran bir varlıktır. Normal insan beyni bir günde yaklaşık 60-70 bin hayal üretmektedir. Tutuşmuş beyin ise tek bir konuya odaklanır. Uyanık kalınan sürenin yüzde sekseninden fazlasında beyni tek bir konu meşgul eder. Sosyal tutuşmayı önlemenin ve tedavinin diğer bir yolu odaklanan konuyu değiştirmek ve yeni konulara odaklaşmayı öğretmek, normal hayal akışını sağlamaktır.
Olumsuz sosyal tutuşma toplumda iç çatışmaya, ayrışmaya, kutuplaşmaya ve geri kalmaya sebep olmaktadır. Negatif sosyal tutuşmaları önlemek için her kesim, aileler, hükümetler, eğitim sistemi, kurumlar, medya, aydınlar, din adamları sürekli olarak devrede olmalıdır. Özellikle okul çağındaki çocukları, gençleri fanatik taraftarlık batağına düşmekten korumamız, davranış bağımlılığı kapanına giden yolları kapamamız gerekir. Ekonomide, eğitimde ve bilimde şanlı tarihimize layık bir seviyeye çıkmamız ve medeniyetler yarışında geri kalmamamız buna bağlıdır. Başarılı olmak için, olumsuz sosyal uyaranlara set çekmemiz ve olumlu sosyal uyaranları yaygınlaştırmamız gerekir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir