Çocuklarda Prososyal Yalanlar / Dr. Muhammed Şükrü Aydın

Yaptığınız çalışmalarda “Prososyal yalan” kavramına yüklenen anlam nedir? Araçsal yalan nedir? Konuyu biraz açar mısınız?
İnsanlara ahlaki açıdan en önemli değer nedir diye sorduğumuzda, dürüstlük karşımıza çıkıyor. Dürüst olmak başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerde samimiyeti ve güveni beraberinde getirirken yalan söylemek başkalarıyla olan ilişkilerimize zarar verir, sadakatsizliği ortaya çıkarır şeklinde bir düşünce oluşuyor. Dinî metinlere, çocuklara anlatılan masal ve hikâyelere, atasözlerine baktığımızda yalan söylemenin olumsuz yönlerine yapılan vurguyu görebiliriz.
Ancak hem semavi hem de insanlar arasındaki ilişkilerde yalan söyleme konusunda bazı esneklikler olduğunu görüyoruz. İslam âlimi olan Müslim de İslamiyet’te üç hususta yalan söylemenin kabul edilebilir olduğunu belirtmiştir: Savaş sırasında, insanların arasını bulmak için ve eşlerin birbirlerini idare etmek için söylediği yalanlar. Dinî kaynaklarda bu konu üzerine yapılan açıklama ve yorumlar dikkate alındığında yalan söyleme, aldatma ve kandırma davranışlarının bazı istisnaları olabileceği görülmektedir.
Yalana ilişkin olumsuz yöndeki tutumlar daha belirgin olmasına karşın, insanlar gün içerisinde birçok kez yalan söylüyor. Yalan söyleme, çocuklarından bazı bilgileri gizleyen ebeveynlerden, cezadan kaçınmak için yaptıkları olumsuz bir davranışı inkâr eden çocuklara kadar insan yaşamının her anında ve alanında görülebilen tipik bir davranıştır. Bunların mazur görülmesinin altında yatan neden pek tabii ki bütün yalanların olumsuz bir sonuca yol açmayacağı düşüncesi olabilir. Belki de günlük yaşantıda sıklıkla söylenilen yalanlar, başkalarını olumsuzluklardan ve sıkıntıdan kurtarıyor olabilir. Bazı yalanların ise sosyal ilişkilerin zedelenmesini engellediği için ortaya çıkması muhtemeldir.
Tam da bu noktada, psikoloji biliminin getirdiği bilgilerden faydalanmak elverişli olabilir. Araştırmalar yalanı incelerken “sonuçları”, “önemi” ve “söylenme niyetine” göre yorum yapmanın önemine dikkat çekmektedir. Başkasını korumak, utanmasını ve üzülmesini önlemek gibi amaçlarla söylenen yalanlar insanlar tarafından daha makul görülmektedir, çünkü sonucu açısından başkasına faydası dokunmaktadır ve iyi niyetle söylenmektedir. Lakin kişinin kendi çıkarına hizmet eden, ciddi anlamda olumsuz sonuçlar doğuran ya da niyetli olarak başkasına zarar vermek adına söylenen yalanlar ise olumsuz olarak değerlendirilmektedir. Psikoloji literatüründen hareketle, başkası yararına söylenen yalanları “prososyal”, kişinin bir menfaat ve çıkar elde etmek için kendi yararına söylediği yalanları ise “araçsal” yalan olarak düşünebiliriz.
Çocuklarda yalan nasıl gelişir? Hangi konularda ne tür yalanlar söylerler?
Çocuklarda yalan söyleme davranışının gelişimi ve yalan söyleme nedenlerine geçmeden önce, yalan nedir sorusuna cevap bulmak yerinde olacaktır. Bu konuda çok çeşitli tanımlamalar var ama kapsayıcı bir şekilde ifade etmek gerekirse yalan, “söyleyen kişinin niyetli ve kasıtlı olarak, başkalarında yanlış düşünce ve kanılar oluşturma çabası” şeklinde tanımlanabilir.
Çocukların iki yaşına doğru konuşmaya başlamalarıyla yalanı değerlendirmek mümkün hale gelince yalan söyleme davranışının erken yaşlardaki gelişimi ve çocukların hangi nedenlerle yalan söylediklerini anlamak da kolaylaşmıştır. Çocuklarda erken dönemde görülen ve kendi menfaatlerini gözetme amacıyla söyledikleri yalanların, benlik kavramı ve zihinsel durumlara yönelik anlayışla birlikte ortaya çıktığı belirtilmiştir. Buna göre, çocuğun doğru olmayan bir şey yaptığına dair kendilik anlayışının yanı sıra kendi eyleminin diğer insanlar tarafından bilinmeyeceğinin farkındalığı şeklinde iki beceri önemli görülmektedir. Benlik kavramı 15-24 aylar arasında; başkalarının zihinsel durumunu anlamanın en basit düzeyinin ise ilk olarak 2 yaş civarında yerleşmeye başladığını biliyoruz.
Gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalara göz attığımızda, bazı çocukların iki yaştan itibaren yalan söylemeye başladıkları, okul öncesi dönemin sonuna kadar ise normal gelişim gösteren bütün çocukların yalan söyleyebildiklerini ifade edebiliriz. Erken yaşlarda görülen yalanların genellikle başkalarına zarar vermeyen, kolaylıkla ortaya çıkan türde olduklarını da ekleyebiliriz.
Yalan söyleme davranışına gelişimsel açıdan yaklaşırsak -bazı ebeveynlerde soru işaretleri oluştursa da- çocukların bilişsel gelişiminin önemli bir işaretçisi olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Şöyle detaylandıralım: İlk olarak, çocuğun yalan söyleyebilmesi için gerçek olan bilgiyi zihninde baskılaması gerekir. Başarılı bir şekilde yalan söyleyebilmek ve sonrasında bunu sürdürebilmek için çocuğun yanlış bir bilgi üretmesi ve söyleyeceği yalanla ilgili belirli kısımları gerçekle çelişmeyecek şekilde hatırlaması da gerekmektedir. Bütün bu süreç, bilişsel-sosyal-duygusal gelişimin önemli belirleyicisi olan ve literatürde yönetici işlevler olarak isimlendirilen beceriye işaret etmektedir. Bu becerinin yanında, çocuğun başkalarının zihinsel durumlarını -düşünce ve kanılarını- manipüle edebileceğini düşünmesi de gerekir. Biraz daha farklı bir şekilde ifade edecek olursak, yalan söyleyebilmek için yalanı söyleyen çocuk karşısındaki kişinin zihnine niyetli olarak yanlış bir kanı, düşünce eklemeli ve bu yanlış kanının onun sonraki davranışlarını belirleyebileceğini anlamalıdır. Hatta yalan söyleyen çocuk, diğerinin sahip olduğu yanlış kanının gerçekte olandan farklı olduğunu da anlayabilmelidir. Bu beceri de zihin kuramı olarak isimlendiriliyor. Bu açıdan bakıldığında, yalanın ortaya çıkabilmesi için çocukların bazı bilişsel beceriler bakımından hazır hale gelmiş olmaları gerektiğini söylemek mümkün. Aslına bakılırsa çocuğun yalan söyleyerek başkasını kandırması doğruyu söylemesinden çok daha zorlu bir görevdir kendisi için. Bu nedenle yalan söyleme davranışının gelişiminde bilişsel becerilerin rolünü anlamak çok önemli. Eğer çocuğunuz üç-dört yaşındayken yalan söyleyip sizi kandırabileceğini -manipüle edebileceğini- düşünüyorsa bu durumu olumsuz olarak değerlendirmek yerine, bilişsel açıdan ben farklı bir noktadayım mesajını görmeniz mümkün.
Peki çocuklar hangi nedenlerle yalan söylüyorlar? Bu konuda birçok araştırma yürütülmüştür. Farklı toplumlarda en sık karşılaşılan yalan söyleme nedenlerini sıralayabiliriz. Prososyal ve araçsal yalanı biraz daha örneklendirebiliriz bu noktada. Çocuklar, karşısındaki kişinin üzülmesini önlemek, nezaket ve kibarlık amacıyla prososyal yalana başvurabiliyorlar. Sevdikleri bir arkadaşını korumak ya da kendi dillerinde ispiyonlamamak için de yalan söylemeleri sık rastlanan bir olgu. Ancak yalan söyleme nedenleri, her zaman başkalarının iyiliği için olmuyor tabii ki. Örneğin, menfaat (bir ödül kazanmak, istedikleri bir şeyi elde etme) sağlamak için, kendi suçlarını saklamak için çok daha sık yalan söylediklerini biliyoruz. Bazı uç durumlarda, sevmedikleri bir kişinin zarar görmesi için, haksız suçlama yapma amacıyla yalan söyledikleri de oluyor. Yine az karşılaşılan bir durum olmakla birlikte, bazen çocuklar zevk almak için, genellikle anne-baba ya da büyük kardeşlerine abartılı yalanlar söyleyebiliyorlar. Çocukların bunu yapmalarının nedeni de karşımdaki kişiyi hayali durumlarla nasıl manipüle ediyorum, bunu başarabiliyor muyum diye görmek istemeleri.
Bizzat çocukların yalana ilişkin değerlendirmelerinde neler var?
Yalan söyleme davranışını küçük yaşlardan itibaren görüyorduk, peki çocuklar yalanı nasıl değerlendiriyor?
Çocuklar büyüdükçe hangi davranışların uygun olduğunu, hangilerinin uygun olmadığını belirlemek için yalana ilişkin birçok yönden anlayış geliştiriyor. Aslında bu durum da çocuklar için çok kolay bir görev değil. Çünkü niyet ve kanı gibi soyut kavramları anlamanın getirdiği zorluklar var; bunun üstüne bir de sosyal kuralları öğrenmeleri ekleniyor. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, ilk olarak çocuğun yalan söyleme davranışının görülmesinde etkili olan ve yukarıda saydığımız bilişsel beceriler açısından belli bir düzeye ulaşmış olmaları yeterli görünmüyor. Bununla birlikte, çocukların hangi sosyal normların ve kuralların ihlal edilmiş olabileceğini anlamaları da beklenir. Dolayısıyla çocukların yalana ilişkin değerlendirmelerinde, niyet ve zihinsel durumları anlamanın üzerine sosyal kuralların anlayışını da eklemek gerekir.
Çocuklar 4 yaşa doğru yalanların hepsinin aynı kefeye koyulamayacağını, bir başkasının yararı için söylenen yalanların, kişinin kendi çıkarı için söylediği yalanlardan daha olumlu bir şekilde ele alınabileceğini anlıyorlar. Bir başka deyişle, okul öncesi dönemdeki çocuklar bile prososyal ve araçsal yalan ayrımını yapabiliyorlar. Bu meseleye yine gelişimsel perspektifle yaklaşacak olursak çocukların küçük yaşlardan itibaren sosyal ve ahlaki durumlara ilişkin yargılar geliştirdiğini söyleyerek başlayalım. Üçüncü şahıs bakış açısıyla, çocuklar başkalarını ahlaki davranışlarına göre değerlendirmede fena değiller. Kasıtlı ve niyetli olarak gerçekleştirilen ahlaki ihlalleri daha olumsuz olarak görüyorlar; prososyal davranışlarda bulunan bireylerin ve hatta cansız varlıkların bile iyi olduklarına ilişkin tercihleri oluyor; başkalarının zararına davrananların ise cezalandırılabileceği şeklinde yargılara ulaşıyorlar. Bu konuda ülkemizde okul öncesi dönem çocuklarıyla yürütülmüş bir çalışma henüz yok ama hazırlığı içerisindeyiz. İlk ve ortaokul çocuklarıyla Türkiye’de yaptığımız çalışmada ise burada ifade edilenlere uygun bir şekilde çocukların yalanı değerlendirmeleri, yalanın hangi nedenle söylendiğine yönelik değişiyor. Ve beklenildiği üzere, çocuklar prososyal yalan söylemeyi daha makul karşılıyorlar.
Kültürel-sosyal etmenlerin, çocuklarda yalan olgusuna etkisine dair neler söylenebilir? Kendi çalışmanızda bu konuda neler dikkatinizi çekti?
Çocukların ebeveynler, öğretmenler, medya ve diğer kültürel etmenlerin aracılığıyla sosyalleştiği ve bu etmenlerin çocukların gelişimleri üzerinde birçok açıdan etkili olduğu açıktır. Aslında yalan söyleme davranışlarının da çeşitli sosyalleşme süreçlerinden etkilendiğini söyleyebiliriz. Bu etki alanları içerisinde ilk sayacağımız kişiler hiç şüphesiz ki ebeveynlerdir. Her ne kadar toplumda yalan söylemek kötü bir davranış olarak görülse bile her durumda doğruların söylenemeyebileceği ebeveynler tarafından çocuklara aktarılmaktadır. Dolayısıyla ebeveynlerin, bizzat kendileri model olarak çocuklarının yalan söyleme davranışı üzerinde etkili oldukları söylenebilir.
Ebeveynlerin yanı sıra sosyal-kültürel değerlerimiz de ahlaki ve sosyal açıdan kabul edilebilir davranışları şekillendirir. Çocuklar yaşadıkları kültürün sosyal ve ahlaki sistemine bağlı kalarak neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenir. Böylesi bir kültürel etki, sosyal etkileşimlerde grup ve bireye verilen değerde kendini gösterir. Bireyci-toplulukçu kültür çerçevesinden bu konuya yaklaşıldığında; bireycilikte toplumsal görevlerden ziyade bireyin kendi haklarının ön planda tutulduğunu, başkalarına bağlılık yerine kişisel özerkliğe değer verildiğini ve grubun uyumu ve amaçlarındansa bireyin kendi başarısının vurgulandığını söyleyebiliriz. Toplulukçulukta ise bireyin kendisi ve yakınlarından ziyade toplumun amaçlarına önem verildiği ve kişisel başarıların yerine grup uyumunun önceliği vurgulanır.
Bunlara ek olarak toplumun önem verdiği değerler, ebeveynlerin çocuklarına aktarmak istedikleri değerler de çocukların yalan konusundaki yargılarını etkiler. Tam da bu konuda yapmış olduğum çalışmada elde edilen bulgular, açıklamaları destekliyor. Şöyle ki, annelerin çocuklarına aktarmak istedikleri yardımseverlik, iyilikseverlik düzeyi arttıkça, çocuklar prososyal nedenlerle söylenen yalanları daha makul karşılıyorlar. Tersi şekilde, annelerin çocuklarına aktarmak istedikleri bireyin biricikliğine vurgu yapan değerlerin düzeyleri arttıkça çocukların prososyal yalanları makul bulma düzeyleri azalıyor. Bu sonuçlar çocukların yalana ilişkin ulaştıkları yargılarda kendi özelliklerinin yanı sıra, ailesel, sosyal ve kültürel etmenlerin de etkisi olduğuna işaret ediyor.
Bütün açıklama ve bulgular doğrultusunda, çocukların yalana ilişkin değerlendirmelerinde birçok sistemin etkileşim içinde olduğunu ve her bir parçanın çarkın dönmesine katkı sağladığını söyleyebilirim.
Çocuklarda söz konusu anlamda yalan olgusuna nasıl yaklaşmak gerekir?
Çocuklarda yalan söyleme davranışı genel olarak değerlendirildiğinde, eğer ki iki-üç yaşlarında olan çocuğun herhangi bir nedenle yalan söylediğini görüyorsanız kaygılanmanıza gerek yok; çünkü çocuğunuz bilişsel açıdan gelişme gösteriyor, sizi kandırabileceğini düşünüyor diyebiliriz. Sürekli yalan söylememe koşuluyla tabii ki… Bu gibi durumlarda da çocuğum hangi nedenle yalan söylüyor konusuna odaklanıp yalan söyleme davranışının altında yatan nedeni keşfe çıkmak faydalı olacaktır. Hem size hem çocuğunuza farkındalık kazandırması açısından yalanın nedenlerini öğrenmek, problematik ve patolojik yalanların önüne geçebilmek adına önemli. Dolayısıyla, okul öncesi dönem çocuklarında görülen yalanları aynı kefede değerlendirmemek, daha iyi bir yol olarak karşımıza çıkıyor.
Son olarak şu konuya da dikkat çekmek isterim. Bir insanın hem kendi işlevselliğini hem de çevresindeki kişilerle olan etkileşimini ve birlikteliklerini etkileyecek sıklıkta yalan söyleme davranışlarına rastlanıyorsa bu gibi patolojik durumlarda uzman desteğine ihtiyaç olduğundan söz edebiliriz. Önemli olan nokta, kişinin günlük yaşamındaki işlevlerini etkileyip etkilemediği. Okul öncesi dönemde bu gibi örneklere çok rastlamıyoruz ama ilerleyen yaşlarda bu konuda dikkatli olmakta fayda var.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir