Psikolojik Açıdan İyilik ve Kötülük / Dr. Gökhan Arslantürk

İyiliğin ve kötülüğün kaynağına dair neler söylenebilir?
Aslında bu soru kadim bir felsefi tartışmanın zeminini oluşturuyor. Düşünce tarihi, bu tür kışkırtıcı soruların etrafında dönen temel ahlaki meseleler yönünden oldukça zengin. İnsanlık, tarih boyunca diğer birçok meselede olduğu gibi bunu da sormuş, sorgulamış ve yorumlamış ancak nihayetinde elimizde kalan, baktığınız noktadan görebildiklerinizle sınırlı. Bugünün bilimsel çalışmalarının da elde ettiği sonuç bunun çok ilerisinde değil. Belirli bir iyilik biçimi (örn., bağış yapma, gönüllü eylemlere katılma vb.) ya da kötülüğün belirli türleri (örn., şiddet, ayrımcılık vb.) üzerine konuştuğumuzda bunlara neden olan, etkileyen, artıran ya da azaltan etmenlerden söz edebiliriz. Genel anlamda “Ne insanları iyi yapar ya da kötülüğü doğuran nedir?” diye sorduğumuzda iyilik ve kötülük tanımınıza, bu kavramların sınırlarını ve çerçevesini nasıl çizdiğinize, bağlı olduğunuz ahlaki sisteme ve değerlerinize göre değişen açıklamalar mümkün. Genel bir yanıt, bir sihirli sözcük, kimileri için inanç, kimileri için vicdan, kimileri için ise empati olarak öne çıkabilir lakin “Bilimsel zeminin ötesine çıkıp tek bir yanıt verecek olsanız ne olurdu?” dediğinizde öz denetim ya da günlük dilde ifade edecek olursak irade derdim. Zira iyi davranışların ortaya çıkmasında da kötülüğe götüren dürtülerin bastırılmasında da oldukça önemli bir rolü var.
Saldırganlık, kötülüğün bir sonucu gibi görünüyor. Saldırganlığın temelinde neler var? Dünya ölçeğinde sebeplere dayalı gözlemleriniz nelerdir?
Saldırganlık, kötülüğün bir sonucu olarak da görülebilir, bir biçimi olarak da… Saldırganlıkla ilgili psikoloji araştırmalarından damıtılan ana nedenler engellenmişlik hissi, saldırganlığa ilişkin öğrenme deneyimlerimiz, saldırganlığı çağrıştıran ipuçlarına yakın olmak ya da fizyolojik deneyimleri yanlış yorumlamak gibi sıralanabilir. Gözlemleri sorduğunuzda ise bu araştırmalarında geliştirdiği bakış açısı ile diyebilirim ki hepimiz kötü davranışlarda bulunabilecek, mesela bizi birine yönelik saldırganca davranışa götürebilecek, birtakım mekanizmalarla dünyaya geliyoruz. Hatta belki saldırgan insanlarla benzer saldırgan modellere tanık oluyor, öğrenme deneyimlerine maruz kalıyoruz. Saldırgan insanları diğerlerinden ayıran fark ise büyük ölçüde bu mekanizmaları kontrol etmek ya da bu mekanizmalar tarafından kontrol edilmek arasındaki ayrımda yatıyor. Zira herkes zaman zaman trafikte sıkışabilir, önüne kırılabilir, aracına çarpılabilir, kuyrukta önüne geçilebilir, yani engellenmişlik hissedebilir. Herkes anlaşılamadığını düşünebilir, terk edilmişlik canını yakabilir ya da hakarete uğrayabilir, aşağılanabilir. Bununla birlikte bazı insanlar, o an hissettikleri öfkenin kendilerini kontrol etmesine izin vermez ve bir başkasına zarar vermeye yönelmezken bazıları şiddetin gücüne sarılabilirler. Diğer yandan tüm saldırganlık türleri bu şekilde kendiliğinden ve duygu temelli değildir elbette. Kişilik patolojisinin bir ürünü olabilecek planlı ve soğukkanlı saldırganlık biçimlerinde durum biraz daha farklıdır. Bu gelişimsel bir boyutu ve daha uzun bir süreci dikkate almayı gerektirir.
“Ahlaki muhakeme” günümüzde de çok önemli bireysel ve toplumsal sorun… Ahlaki muhakemeyi nasıl başarabiliriz?
Esasen muhakeme, bir bilişsel beceridir ve önemli bir zihinsel etkinliktir. Ahlaki muhakeme de buna bağlı olarak bilişsel gelişimimizle yakından ilintilidir. Ahlaki muhakememizin nelerden etkilendiği veya neler tarafından kısıtlandığı bilişsel gelişimimizin ne aşamada olduğu ile paralel seyretmektedir. Toplumlarının 20-30 yıl ötesinde ahlaki muhakeme biçimine sahip bireyleri irdelediğimizde onların bu muhakeme süreçlerinde denkleme aldıkları farklı parametrelerin olduğunu; bir grubun sosyal baskısının ya da birilerinin onayını alma kaygısının ahlaki kararları üzerinde daha az etkili olduğunu ve geleneklerin, normların ya da yasaların ahlaki anlayışlarını sınırlandırmadığını görebiliriz. Sanırım bu örnek nasıl başarabileceğimizin ipuçlarını da bir nebze tahayyül etmemizi sağlıyor.
Ahlaki bilgi doğuştan mıdır? İyilik nasıl öğrenilir? Anne baba davranışlarının bunda rolü nedir?
Bu, bilimde -özellikle de psikolojide- önemli bir tartışmanın diğer ifadesi. Psikolojik özellikler doğuştan mı gelir sonradan mı öğrenilir? Yine Antik Yunan’a kadar köklerini izleyebileceğimiz, bilginin doğuştanlığı ya da deneyime bağlı bilgi tartışmalarının bir uzantısı. Güncel çalışmalar, iyi ve kötü kavramlarımızın doğuştan geldiğini gösteren birtakım bulgulara işaret etmektedir. Yine genetik yatkınlıklarımız da bizi iyilik ya da kötülük konusunda bazı eğilimlere daha hazır hale getirebilir. Bununla birlikte bunların hiçbiri başta öğrenme olmak üzere çevresel etkileri dışlamaz. İlk sosyal çevremiz olan aile, hem bir model olarak hem çocuk yetiştirmede kullandığı ebeveynlik stratejileri ile hem de benlik düzenleme becerilerinin gelişimine etkisi ile bu sonraki öğrenme deneyimleri üzerinde oldukça etkilidir. Daha anlaşılır bir ifadeyle, anne babalar öncelikle iyilikte dört başı mamur bir model olarak, bunun ötesinde doğrunun ve yanlışın öğretilmesinde katı, otoriter ve cezalandırıcı bir ebeveynlik yerine yakın, ilgili, izleyen, iyi bir iletişim kuran, açıklayıcı bir ebeveynlikle ve çocuklarının kendi duyguları, düşünceleri ve davranışları üzerinde denetim sahibi olmasını önemseyen ve teşvik eden bir yaklaşımla iyiliği yetiştirebilirler.
İyilikle kötülüğün “benlik”le ilişkisi nasıl yorumluyorsunuz?
Aslında önceki sorularla bir ölçüde bu soruya da yanıt vermiş olduk. Benlik çok derin bir kavram ancak biz bu derinliğe uzanmadan kısaca iyilik ve kötülük bağlamında konuşacak olursak daha önce sözünü ettiğimiz benlik düzenleme ya da öz denetim kavramlarının altını çizebiliriz. Bunu biraz açacak olursak, insan olarak bizler diğer birçok canlıdan farklı olarak benliğimizin farkındayız. Bazı hayvan türlerinin sahip olduğunun çok ötesinde bir düzeyde sahip olduğumuz bu entelektüel ve karmaşık farkındalık belirli bir ölçüde onu yönetebilmeyi de olanaklı hale getiriyor. Bizi iyi ya da kötü gibi sınıflandırmalarla karşı karşıya bırakan da bu. Farkındalık önemli zira insanlara ne ölçüde kötü bir insan olduğunu sorduğunuzda ve bu soruyu toplumun geneline yaydığınızda aslında toplumun ne kadar iyi, ahlaklı, ilkeli insanlardan oluştuğunu düşünebilirsiniz. O halde tüm bu kötülükler nerede? İşte belki de iyilik yapmak ya da kötülükten uzak durmak için öncelikli olarak gerçekçi bir benlik farkındalığına ihtiyacımız var. İçimizde bizi bu farkındalıktan uzaklaştıran ve yaptığımız kötü eylemler neticesinde hissedeceğimiz vicdan azabından kurtaran o kendimizi meşrulaştırıcı mekanizmalarının yarattığı yanılsamadan kurtulmak kolay olmasa da gerçekçi bir farkındalık için önemli.
İyiliği artırma, kötülüğü azaltmaya yönelik eğitici müdahale programları var mıdır? Nasıl?
Psikoloji yazınında elbette belirli iyilik ya da kötülük türleri temel alınarak hazırlanan ve etkinliği araştırılan müdahale programları mevcut. Ancak bu alan birçok sınırlılığı beraberinde getiriyor. İyiliğin ya da kötülüğün sadece belirli bir yönüne ve döneminde odaklanabiliyoruz. Özellikle okul ortamında uygulanan programlar yaygındır. Örneğin akran zorbalığı ile mücadele ya da ergenlerde suç ve şiddet davranışlarını azaltıcı programlar gibi. Bununla birlikte aileler de zaman zaman bu programların odağında yer alsa da yeterli düzeyde değil. Yine de mevcut sonuçlar gelecekteki çalışmalar için umut verici. Elbette iyiliğin bütün biçimlerini yaygınlaştırmak ve kötülüğün her türlüsünü yapabiliyorsak yok etmek ama daha iyimser bir beklenti ile azaltmak mümkün ve bu alanda daha fazla çalışmaya ve onların ışığında uygulanacak müdahale programlarına ihtiyaç var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.