Uyumlu Evliliklerde Kişilik Yapıları / Doç. Dr. Melis Seray Özden Yıldırım

Evlilikte çift uyumu nedir? Neleri kapsamaktadır?
Sosyal bir varlık olan insanın en önemli yetilerinden biri de uyum sağlama becerisidir. Kişiler, içinde bulundukları toplum ve çevre içinde sergiledikleri uyum becerileri aracılığıyla biyopsikososyal açıdan sağlıklı bir yaşam sürebilmektedirler. Evlilik de sosyal yaşamın bir parçasıdır ve sağlıklı bir evlilik ilişkisinin sağlanabilmesi, uyumlu bir beraberliği de gerekli kılmaktadır. Bu da kişilerarası ilişkilerinde, ruhsal yaşantılarında, birbirlerine karşı tutum ve davranışlarında uyumla gerçekleşebilmektedir. Uyumlu bir evlilikte eşler birbirine karşı sorumluluk duygusu taşımakta, birbirlerini sosyal açıdan desteklemekte, isteyerek birlikte zaman geçirmekte, aralarında açık iletişim bulunmakta ve kriz durumlarında birbirlerine kenetlenmektedirler. Birbiri ile etkileşim kurabilen, evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu evlilik olarak tanımlanmaktadır. Evlilik uyumu, evliliğin her yönüyle öznel olarak değerlendirilmesidir; yani evlilikte bireysel olarak isteklerin, beklentilerin, ihtiyaçların karşılanma derecesi ve buna ilişkin algıdır. Uyumlu bir evlilik, beraberinde başarılı bir aile yaşantısını da getirecektir. Ailede birlik ve beraberliğin oluşabilmesi için de eşler arasında ekonomik, kültürel ve psikososyal konularda anlaşmaya varılmalı ve uyum sağlanmalıdır. Evlilik uyumunu etkileyen diğer bir faktör de eşler arasındaki empatidir. Birbirine karşı empatik olabilen ve bunu birbirine de yansıtabilen çiftler açık, etkili ve nitelikli iletişimin yolunu da açacaktır.
Türkiye’de en önemli boşanma nedeni geçimsizlik. Peki, evlenecek olan çiftler birbiriyle uyumlu mu değil mi, evlilik öncesinde bunu nasıl ölçebilirler?
Çiftlerin evlilik öncesinde birbiriyle uyumlu olup olmadıklarını anlamanın en etkili yolu “iletişim”den geçmektedir. Evlenecek olan çiftin etkili ve açık bir iletişim dili kullanması, aralarındaki uyum sürecini geliştirmek açısından atacakları en önemli adımdır. Çiftlerin evlilik öncesi uyumlu olup olmadıklarını saptamak bazı ölçekler aracılığıyla sağlanabilir fakat ilişki dediğimiz süreç dinamik bir yapı olduğu için ne kadar kesin sonuçlar vereceği tartışmalıdır. Kişilerin evliliğe hazır olup olmayışları, onların evlilikten ne bekledikleri ile de ilişkilidir. Evlilik onlar için ne ifade ediyor, eşinden beklentileri neler, gelecek için hayalleri neler… Bunlar kişinin nasıl bir evlilik istediğinin de ana hatlarını belirlemektedir. En önemlisi de evlilik hazırlığında olan iki kişinin hayalleri ve beklentileri birbiri ile ne kadar uyumlu. Kişiler aslında ilk tanıştıkları andan itibaren birbirlerine dair ipuçlarını zaten vermektedirler. Fakat bazen evlenecekleri kişide bunları görmek istemeyebiliyorlar ya da evlenince ben onu değiştiririm veya nasılsa değişir, düzelir gibi düşüncelere kapılabiliyorlar. Evlilik öncesi danışmanlık, bireyleri birbirlerinin istediği şekillere sokmayacak ya da birtakım özelliklerini değiştirmeyecektir, ama ileride ilişkilerinde yaşayabilecekleri sıkıntılara karşı onları hazırlayacak, daha farkındalığı gelişmiş eşler olmalarını sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki evlilik beraberinde esnekliği de getirmektedir. Kişinin kendisinin ve eşinin olumlu ve olumsuz özelliklerinin farkında olması sağlıklı bir birliktelik kurabilmesi için de gereklidir.
Çiftler birbiriyle etkili iletişim kurarak, birbirlerine beklentilerini açık bir şekilde ifade ederek aralarındaki uyumu anlayabilirler. Fakat doğru iletişim tekniklerini bilememek bazen kişiler arasında yanlış anlaşılmalara da sebep olabilmektedir. Bu aşamada da çiftler profesyonel yardım almaktan çekinmemelidir. Çiftlere evlilik öncesi danışmanlık hizmeti pek çok merkezde verilmekte ama maalesef halen çiftlerin çoğu, evlilik öncesi süreci birbirlerini tanıma açısından çok da verimli geçirememekte ve dolayısıyla evlendikten sonra beklemedikleri sorunlarla da karşılaşabilmektedir. Bu tabi ki evlilik öncesi danışmanlık alan çiftler kesinlikle “asla boşanmayacaklar” ya da “hiç tartışma yaşamayacaklar” demek değildir. Bunun garantisi verilemez ama en azından birbirlerinin evliliğe dair düşüncelerini, birbirlerinin evlilikten ne beklediğini anlamak bu çiftlerin evliliklerinde daha az problem yaşamalarını sağlayacaktır. On, yirmi, otuz yıl sonra ne olacağını belirleyemezsiniz ya da engelleyemezsiniz ama evlilik süreci içinde ileride gelişebilecek krizleri azaltan bir etkisi olabilir, çiftin güçlü yanlarını daha da güçlendirebilirsiniz. Çalışmalar da göstermektedir ki evlilik öncesi danışmanlık alan çiftlerde boşanma oranı evlilik öncesi danışmanlık almayan çiftlere göre anlamlı olarak daha düşüktür.
Evlilik öncesi psikolojik danışmanlık hizmetlerinde dört temel konu ele alınmaktadır: iletişim becerileri, çatışma çözme becerileri, aile ekonomisi ve ebeveynlik. Buradan da anlaşılacağı üzere evlilik öncesi psikolojik danışmanlık hizmetleri, çiftin evliliğe hazır olup olmadığını test etmeye yönelik değildir ama ilişki içinde insanları eğitir. Çiftin buradan bir şey kazanması, farkındalık kazanması önemlidir. Buradaki danışmanlık, hedef odaklı değil, süreç odaklıdır, gelişimseldir. Boşanma ile biten değil ömür boyu sağlıklı birliktelik ile süren bir ilişki isteniyorsa bunun için öncelikli olarak iletişim problemlerinin çözülmesi gerekmektedir.
Evlilik, emek isteyen bir süreçtir. Bu çaba evlenmeden önce başlatılırsa evlilik sağlam temeller üstüne kurulmuş olur. Fakat bu da kişileri evliliğin zor olduğuna dair korkutmamalıdır.
Evlilik dediğimiz zaman her şey her zaman dört dörtlük gitmeyebiliyor. Eşler arasında neler tolere edilebilir? Hangi durumlarda gerçek manada geçimsizlik dediğimiz ve evliliğin sürdürülemeyeceği bir sonuç ortaya çıkar?
İstatistiklere baktığımız zaman, günümüzde evlenme oranları kadar boşanma oranlarının da çok yüksek olduğunu görmekteyiz. Bu duruma etken olan faktörler içinde ise özellikle son dönemlerde bireylerin birbirine karşı tolerans düzeylerinin azalması, her şeyi hemen tüketme, hemen vazgeçme gelmektedir. Özellikle evlilik öncesi süreçte birbiriyle sağlıklı bir iletişim kuramayan, birbirlerinin evlilikten beklentilerini tam olarak anlayamayan çiftlerin sıklıkla boşandıklarını görmekteyiz. Her evlilik elbette ki dört dörtlük olmayabilir, anlaşmazlıklar, tartışmalar muhakkak olacaktır. İçinde hiç tartışma, anlaşmazlık olmayan bir evlilik mükemmellik anlamına gelmemektedir, aksine orada her şeyi koltuğun altına süpürmekten bahsedebiliriz. Böyle bir durumda zamanında konuşulmayan, çözülmeyen sorunlar birikerek daha sonra en ufak bir olayda daha büyük patlamalarla ortaya çıkabilmektedir. Böyle durumların önüne geçmenin en etkili yolu hep vurguladığım “etkili iletişim”dir. Çiftler birbiriyle konuşarak, birbirleriyle empati yaparak, birbirlerini anlayarak birçok sorunu çözebilirler. Fakat birbirlerini zorlamaya başladıkları noktalarda, artık iletişimi hiçbir şekilde kuramadıkları noktalarda muhakkak profesyonel bir yardım almaları önerilmektedir.
Gerçek manada evliliğin sürdürülemeyeceği durum ise aile içi şiddettir. Hiçbir şekilde telafisi olmayan şiddet kendini fiziksel, cinsel ya da duygusal şiddet biçimlerinde gösterebilmektedir. Bir kere olduğunda mutlaka devamı da gelecek olan şiddet, her ne koşulda olursa olsun tolere edilmemesi gereken bir davranıştır. Hiçbir canlı, şiddetin hiçbir türüne maruz kalmamalıdır.
Kişiler bireysel özellikleriyle evleniyorlar. Sonra bir bütün oluyorlar. Evlenince kişisel özelliklerde bir değişimden söz edebilir miyiz?
Çağdaş anlamda sağlam ve mutlu bir evlilik, iki ayrı kişiliğin birbirini bütünleştirmesiyle gerçekleşebilir. Bu da bütüncül bir uyumu gerektirmektedir. Bütüncül uyum, eşlerin karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde birbirlerine uyum göstermeleri demektir. Burada eşlerden beklenen günlük yaşamlarında birbirlerine uyum göstermeleri, ayrı birer birey olarak kendi benliklerini korurken “biz benliği”ni de oluşturabilmeleridir. Evlilik demek aslında “biz” demektir, iki kişinin bir bütün oluşturması demektir ama burada “biz”i oluştururken “ben” kavramını da unutmamamız gerekmektedir.
Evlilik, bireyin benliğini başkasının benliği ile birleştirebilmesine imkân vermekte, kişiliğinin gelişmesini ve mutlu olmasını sağlamaktadır. Fakat burada en çok karıştırılan konu, bu uyumu sağlamaya çalışırken eşlerden birinin kendi benliğinden vazgeçerek diğer eşin benliğiyle özdeşim kurmasıdır. Bunu genellikle çiftlerin sözel ifadelerinde görebilmekteyiz. Kendilerine sorulan sorulara genellikle eşlerden biri, özellikle ilişkide baskın olan taraf cevap vermektedir ve cevaplarında eşini de kapsamaktadır. Örneğin bu kişiler: “Biz çok tatlı yemeyiz, dışarıda çok zaman geçirmeyiz.” vb. gibi kendi tercihlerini söylerken eşinin yerine de cevap vermekte, bireysel konularla ilgili sürekli birinci çoğul kişi eki kullanmaktadır. Eşlerden birinin bu derece kendi benliğinden vazgeçmesi ise uzun vadede evlilikte uyumsuzluğu da beraberinde getirecektir. Bu tarz bir evlilikte eşlerden biri kendi hayal, beklenti ve isteklerinden vazgeçmekte, diğer eşin hayal, beklenti ve istekleri ikisini de kapsayan konumuna gelmektedir. Bunun sonucunda eşlerden birinin diğerini değiştirmeye çalışmasıyla da karşılaşılmaktadır. Oysaki zorunlu bir değişim sadece mutsuzluk getirir. Ama karşılıklı uyum içinde eşlerin hem kendi özerkliklerini hem de bütüncül uyumu yakaladıkları bir evlilikte zorunlu bir değişimden çok, gelişime dayalı bir değişim söz konusudur.
‘Kadın ve erkeklerin çeşitli faktörlere göre çift uyumu’ konusunda bir araştırma yaptınız. Nasıl sonuçlar aldınız bu araştırmanızda?
Doktora çalışmamı evli çiftlerle yaptım. Kişilerin evliliklerindeki çift uyumlarını doğuştan getirdikleri ve sonradan kazandıkları özellikleri açısından inceledim. Daha sonrasında yine konuyla ilgili olarak yazmış olduğum “Evlilikte Çift Uyumu: Gelişimsel Açıdan Vaka Örnekleriyle İncelenmesi” adlı kitabımda uyarlanmış vaka örneklerine de yer verdim.
Çalışmada kişilerin doğuştan getirdiği mizaç özellikleri bağlamında çift uyumu incelendiğinde özellikle dışadönük, girişken, sosyal, iyimser, sorumluluk sahibi, planlı, amaçları olan, gelişine ve yeniliklere açık, yaratıcı kişilerin evlilik ilişkilerinde daha uyumlu oldukları saptandı. Fakat cinsiyet açısından ele alındığında farklı bir bulguyla da karşılaşıldı. Yumuşak başlı olan erkeklerin evliliklerinde de uyumlu oldukları gözlenirken, kadınlarda yumuşak başlılık diğer bir deyişle çatışmadan kaçınan, hassas, sakin bir birey olmak ile evlilikte uyumlu olmak arasında bir ilişki saptanmadı. Burada belki de tartışılması gereken konu kadınların yumuşak başlılık kavramını nasıl tanımladıkları olabilir. Çünkü yumuşak başlılık adı altında kendi isteklerinden, benliklerinden vazgeçen kadınların aslında içsel bir çatışma yaşadıkları ve bunu da evliliklerine dolaylı yollardan yansıttıkları söylenebilir. Evlilikte uyumlu olmak demek daima diğer eşi her durumda alttan almak, hep eşin isteklerini gerçekleştirmek demek değildir. Evlilik birlik ve beraberlik demektir, bu da karşılıklı anlaşma ile olabilir. Eşler birbirlerinin zevklerine, isteklerine, hayallerine, beklentilerine saygılı olmalıdır. Evliliğin içinde hep bir eşin isteklerinin gerçekleştirilmesi, hep onun planlarının yapılması, belirli bir süreden sonra diğer eşte haksızlığa uğradığı duygusu da yaratacaktır. Bu durum da yine çift arasında bir uyumsuzluğun ortaya çıkmasına da neden olacaktır. Yine çalışmanın sonuçlarına göre duygusal olarak tutarsız olmak da çift uyumunu olumsuz olarak etkilemektedir.
Evlilik uyumuyla doğrudan ilişkili olan bir faktör de ebeveyn tutumları ve kişilerin bu tutumları algılayış biçimleri olmaktadır. Çocukluk dönemi ve bu dönemde ebeveynlerle kurulan ilişkiler, anne babaların sergiledikleri tutumlarda birbirleriyle uyumlu ve tutarlı olmaları kişilerin yetişkinlik dönemlerinde kuracakları ilişkilerin de temelini oluşturmaktadır.
Evlilik yaşantısı içinde kişilerin çift olarak bir bütün olması önemlidir fakat aynı zamanda bu bütünün içinde kendi özerkliklerini koruyabilmeleri ve birey olabilmeleri de çift uyumu bakımından önde gelen unsurlardır. Kişilerin ebeveynlerinden ayrışıp bireyleşebilmeleri kadar eşlerinden de ayrışıp-bireyleşmeleri, kendi özerkliklerini koruyabilmeleri, eşleriyle ahenkli bir ilişki kurabilmeleri açısından da önemlidir.
Çalışmada sonradan kazanılan bir özellik olarak ortaya çıkan ve son dönemde literatürde de önemli bir yer edinen kendini toparlama gücünün yüksek olması da çift uyumunu arttıran bir faktör olarak ön plana çıkmıştır. Kendini toparlama gücü, özellikle kişilerin evlilik yaşantılarında karşılaştıkları sorunları çözebilmelerinde ve kriz durumlarının üstesinden gelmede kullanabilecekleri en önemli güçlerinden biridir.
Netice olarak araştırma bulguları, doğuştan getirilen özelliklerle sonradan kazanılan özelliklerin etkileşim halinde olduğunu ve evlilik ilişkisinde çift uyumu ile önemli derecede ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
Sonuç olarak; sağlıklı bir evlilik ilişkisinin sürdürülebilmesi için eşlerin birbirine karşı anlayışlı ve saygılı olması başta olmak üzere, empatik olabilmeleri, birbirleriyle konuşabilmeleri ve birbirlerini dinleyebilmeleri önemlidir. Sorunlar biriktirilmeden zamanında ele alınmalı ve çözülmeye çalışılmalıdır. Eşler birbiri üzerinde baskı kurmamalı ya da birbirlerini değiştirmeye çalışmamalıdır. Tabi ki en önemlisi de ihtiyaç duyduklarında mutlaka profesyonel yardım almalı, bundan çekinmemelidirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.