Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

Her Kirlenmişlik Perde, Her Perde Kirlenmişlik midir? 2

Bu Yazıyı Paylaşın:
Her Kirlenmişlik Perde, Her Perde Kirlenmişlik midir? 2

Sırtını Belgrad Ormanlarına vermiş geniş araziye serpiştirilmiş aşırı şatafatlı tripleks evlerden oluşan sitenin kara renkli demir kapısı, gecenin zifiri karanlığını delip gelen balina kasa siyah aracı görünce otomatik açıldı. Aracı kullanan Aras’ın yüzü gece boyunca çoğu sahte gülümsemelerden yorulmuştu. Ama hayallerinin ötesinde işlerini büyütmek için finansal destek alacağı Servet Ekiner’i bağlamış olmanın verdiği zevkten dört köşeydi. Kalbinde volkanlar patlıyor, arabasıyla driftler atıp lastikleri yakarken camını açıp “Vav, hey, yuppi” diye bildiği bütün saçma sözleri bağıra bağıra haykırmak istiyordu. Derin uykuya dalan komşularına avazı çıktığı kadar “Hey sıradan villa zenginleri, artık sizden kurtuluyorum. Sizin bile yanında fakir kalacağınız varlıklı insanlar zümresine dahil oluyorum. Uyumayın kalkın lan!!!” Herkesi uyandırıp krallığını önce onlara ilan etmek istiyordu. Her şeye rağmen sakince oturan hanımı Alara sol elini nazikçe ama kararlı direksiyonun üstüne koyup diplomatik bir sakinlikte “Aşina Holdingin sahibi Aras Büyükbağcı; kaleyi almak başka, bir burcunu zapt etmek başka. Burca çıkınca zafer sarhoşluğuna kapılırsan farkında bile olmadan aşağı düşersin, parçalarını kimseler bulmaz.” dedi. Aras çakır keyif gözlerle karısına bakıp yanağından öptükten sonra “Tamam diplomat kızı Alara Hanım.” derken elini sıkıca tutup “Senin benden daha çok sevindiğine, içinde yanardağların yanıp taşmasına rağmen şartlar ne olursa olsun kutup soğukluğundaki sakinliğine hayranım.” dedi. Alara mavi gözlerinde kendinden emin bakışlarıyla sarı saçlarını eliyle hafif geri atıp “Duygularının esiri olup onlara sahip çıkamayanlar en ufak eleştiride, başarısızlıkta yıpranmaya, kırılmaya, incinip yıkılmaya mahkumdur. Aksi küçük bir muvaffakiyette ise görgüsüzlük elbisesi giyinip şapşal davranışlar sergilerler. Cemiyette hor görülürken boyunlarına asılan sonradan görme yaftasının farkında bile olmayacak kadar körleşirler.” dedi. Aras bu inceden dokundurmalı lakırdılara çok katılmasa da sonu gelmeyecek bir tartışmaya girmektense kendi çapında gecenin tadını çıkarmaya devam etmek istiyordu.

Arabasını villanın önüne park etti. Alara rahatça inmek için gece elbisesini sol eliyle toplarken Aras hızla inip kapısını açtı. Elini uzatıp “Madam.” dedi. Alara hafif gülümseyip “Teşekkürler mösyö.” dedi. Evin kapısına doğru el ele tutuşup yürürlerken hizmetçi hemen kapıyı açtı. Aras “Bu geceyi seninle ayrıca kutlamamız gerek.” dedi. Alara “Bakarız...” derken hizmetçi “Hoş geldiniz.” dedi. Aras gözleriyle “Hoş bulduk.” dedi. Alara salona doğru yürümeye başladı.

Salon gri tonda eşyalarla donatılmış, evin duvarlarına asılan Avrupa’nın farklı ülkelerine ait soluk sokak tabloları ruhsuzluğu tamamlamıştı. Salona hayat veren tek nesne Aras’ın babasının ilk dükkânı açarken ailesiyle çekilmiş gülen yüzlerin, pırıl pırıl parlayan gözlerin olduğu neşe dolu siyah beyaz fotoğraftı. Alara “Piyano hocası gittikten sonra İnci Su bir saat daha çalıştı mı?” diye sordu. Hizmetçi “Evet hanımefendi.” dedi. Alara “Dora oyun konsolunun başında saatlerini öldürmedi, değil mi?” dedi. Hizmetçi ayrıntı verecekken risk almamak için “Programladığınız gibi bir saatten fazla oynamadı.” dedi. Alara “Peki evin küçük cimcimesi Suna yabancı dil hocasına yine sıkıntı çıkarttı mı?” dedi. Hizmetçi “Her zamanki gibi oyundan ayrılmak zor geldi. Ama hoca hanım tatlı diliyle her zamanki gibi ikna etti.” dedi. Alara “Çok güzel... Peki saat on itibarıyla telefonlar kapatılıp yerine koyulup yatağa girildi mi?” dedi. Hizmetçi “Evet Hanımefendi.” dedi. Gözlerinden memnuniyet akan Alara “Güzel, her şey düzene uygun.” dedi. Hizmetçi biraz tedirgin kekeleyerek “Yalnız...” Alara “Yalnız ne?” Hizmetçi “Yalnız, İnci Su Hanım yemekten yarım saat sonra kendisini zorlayarak…” duraksadı “Hatta boğazını yırtarcasına istifra etti.” dedi. Alara “Yine mi?” dedi. Hizmetçi “Maalesef efendim. Yediklerinin gıdasını, vitamini aldıktan sonra kilo almaması için çıkartması lazımmış... Yoksa kimseler onu beğenmezmiş.” dedi. Alara olaya, biraz da koyduğu kuralların çiğnenmesinden dolayı öfkeli “Ah gençlik ahhh... Bu asilikle bir yere varabileceklerini zannediyorlar. Ergen çocuğun mu var, anlamsız birçok derdin var.” dedi. Aras umursamaz halde elini boşlukta sallayıp “Sıkma canını.” Eliyle para sayma işareti yapıp “Ben yarın en iyisinden, en pahalısından, en sükselisinden bir psikologdan randevu alırım. Üç beş seans gider gelir, düzelir.” dedi. Alara pek inanmamış, şüpheli bir şekilde “Dilerim sen haklısındır.” dedi. Aras “Olmasam bile haklı çıkmanın bir yolunu bulurum.” dedikten sonra hizmetçiye bakıp neşe içinde “Ya oğlum, aslan parçasının arkadaşları geldi mi?” dedi. Hizmetçi başta girmekten kaçtığı o teferruata girmek zorunda kalmıştı, sıkılgan “Evet... P12 villanın iki kızı geldi. Onlarla biraz konsolda oyun oynadılar. Sonrada bahçede kahve, çerez; muhabbet ettiler.” dedi. Tüm neşesini kaybeden Aras “Bu velet niye hiç laf dinlemiyor?” Oturduğu koltuktan ayağa kalkarken Alara “Az biraz babasından, daha doğrusu babasının babasından huyu var. Kendisinden alttakilerle kaynaşmayı seviyor.” dedi. Aras “Kraliçem sen de laf sokma fırsatlarını kaçırmıyorsun. Onun rol modeli benim. Sen ne zaman benim alttakilerle yüz göz olduğumu gördün?” dedi. Bu cümleleri kurduğu anlarda gözü istemsizce duvarda asılı olan Taksim’deki ilk oto yedek parça dükkânının açılışında çekilen aile fotoğrafına takılı kalmıştı bile... Aras “Ticaretin, hayatın birinci kuralını ben küçük yaşta keşfettim. Hep kendinden zengin, güçlü insanlarla dostluk kur.” Bedenindeki hücreleri gücünü iyice toplayıp “Kur, kur ki sen de büyü, büyüklerden olasın. Bu prensibi Dora’ya da…” eliyle çekişle vurma işareti yaparak “…taşa çiviyle yazı yazar gibi beynine kazıyacağım.” dedi. Alara “Bence acele etmelisin, sonra çok geç kalmış olabilirsin.” dedi. Aras “Ferhan Bey, C3 villasının sahipleri, servetleri milyar dolar seviyesinde, onların kızıyla arkadaşlık yapsın. Sen yönlendir.” dedi. Alara “O salak, tatlı dille yönlendirilemez. Sen fırçala, kız, bağır çağır; ben de anne şefkatiyle sarıp yaralarına merhem olurken meylini değiştiririm.” dedi. Aras sinsince gülüp “Senden korkulur.” derken hizmetçi A4 boyutunda beyaz bir zarf bulunan, kenarları altın varaklı gümüş bir tepsi ile yanlarına gelip “Siz yokken Avukat Atilla Bey bunu size verilmek üzere bıraktı.” dedi. Aras zarfı alırken “Aferin ona aldığı parayı sentine kadar hak ediyor.” dedi.

Zarf sol elindeyken sağ koluyla orta sehpanın üzerindekileri süpürüp yere düşürdü. Zarf açacağını bile almadan alelacele zarfı çırparak açıp çıkan resimleri sıra numarasıyla sehpanın üstüne dizdi. Alara “Acaba delirdi mi?” diye bakarken Aras “Bunlar Servet ve Vicdan Ekiner ailesinin yan tarafındaki yalının bizim için çekilmiş özel resimleri...” Alara şaşkın, belli etmeye çalışmasa da heyecanlı “Eee...” Aras tok bir sesle “Eesi, villa fakirliğinden yalı zenginliğine geçiyoruz.” dedi. Alara gülen gözlerle fotoğrafları incelemeye başlarken tane tane, zor beğenen, emredici bir sesle “Ama herhangi bir yalı olamaz. Şanımıza yakışır olmalı.” dedi. Aras sehpanın üstündeki havadan çekilmiş resmin üzerine parmağına koyup “Alara Hanım, sen Aras Büyükbağcı’yı hiç tanımamışsın. Konum olarak Ekinerlere komşuyuz. Ama onlarınkinden daha büyük, hatta boğazın sayılı yalılarından. Burayı senin için satın alacağım. Dost, düşman ne kadar tanıdık varsa...” derken Alara “Bugüne kadar bir türlü bağ kuramadığımız ama yanımızda olmasını istediğimiz ne kadar bürokrat, siyasi, iş, cemiyet insanı varsa hepsine büyük bir davet veririm.” dedi. Aras, hanımının boynuna sarılıp sevinç naraları atarak kendisini takdir etmesini bekledi. Ama o yine mesafeli, duygusuz tavırlarıyla sevincini boğazına dizdi. Fakat Alara’nın gözlerinde şimdiye kadar gördüğü en mutlu bakışlar vardı. Alara “Bundan sonra o kodamanlarla durumu eşitleyip ve dahi üste bile çıkıyoruz.” dedi. Aras “Düşünsene, gece boyunca konuşabilmek için peşinde koştuğum Servet Bey bir de bakacak ki komşusu olmuşuz. Şaşkınlıktan küçük dilini yutar.” dedi.

Kış bahçesinde kocasının teessürünü bir nebze de olsa hafifletmeye çalışan Vicdan, elinde tuttuğu, kocasına yazılan o hatıra defterindeki yazıyı bu kez daha iyi anlamak için ağır ağır, tekrar okumaya başladı. Vicdan “Kıymetli ve sevgili oğlum, eminim bütün öğretmenlerin ve arkadaşların sana çalışkanlığından, mertliğinden bahsedecektir. Bu sonuna kadar doğrudur. Ama ben senin için umarım ve dua ederim ki Abdulkadiri Geylani, Yunus Emre Hz. gibi bir Allah dostu olman temennisinde bulunuyorum. Erenler İlköğretim Okulu Müdürü Erol Arslan.” Kocasının “Yaa sevgilim, ben ne kadar kirlenmiş ve kötü bir adam olmuşum, gördün mü? Ben neredeyim, bu duadaki çocuk nerede?” sözü beyninin çeperlerinde yankılandı. Kocasına alelacele bir çıkış yolu göstermek, en azından vicdanını rahatlatmak istiyordu. Vicdan “Hayatta kirlenmeyen, hayatın kirletmediği insan evladı var mı? Hangimiz hayatımızın baharındaki saf halimizi koruyabildik? Ya da koruyabiliriz?” dedi. Servet’i bu cümlelerin hiçbiri teskin etmiyordu. Vicdan, ellerini dua eder gibi açıp “Ben de öğretmenin dileklerine katılıyorum. Ama gerçekleşme, hayat bulma ihtimali yüzde kaç? Hele hele bu yüz yılda?” Sonra sağ işaret parmağını şakağına dayayıp “Akılcı ol, onun peşinden git. Her şeyin dumura uğradığı, iyi ile kötünün iç içe geçtiği, hatta kötülüğün iyiliği bitirme noktasına geldiği bir zamanda bence nafile bir istek, olmayacak duaya âmin demek olacak.” dedi. Servet sehpanın üzerinde duran kadehi gösterip “Canımız isteyince alkol alıyoruz. Bizden daha kabiliyetli ya da bir alanda daha iyi birine rahat rahat haset ediyoruz. Pervasızca dedikodusunu yapıyoruz. Cimrilik ve bencilliğimizden başka insanların hakkını, hukukunu rahatça yok sayabiliyoruz. İkili ilişkilerimizde kendimizden aşağıda olanları böcek görüp bir nevi yok muamelesi yapıyoruz.” Yorulunca durdu, burnundan peş peşe nefes alırken alnından terler boncuk boncuk döküldü. Elini kalbinin üstüne koyup “Her hata, her bir günah, her tür yanlış önce ince bir tül, sonra gittikçe koyulaşıp kalın bir battaniye, yanlışlara ısrarla devam edince aşılmaz kale duvarları gibi hakikatle aramıza engel olmuş. Artık kiri, kirliliğimizi bile fark edemeyecek kadar deforme olmuşuz. Anladım ki zamanla zihnimiz, zihniyetimizde kirlenmiş. Düşünce mekanizmamız bozulmuş. Temiz, yalın bilgilerden bile insanı, insanlığı fesada sürükleyen fikirlere, hal ve tavırlara dönüşmüş. Ki sen bile iyi insan olamayacağımıza kanaat getirmişsin.” dedi.

Vicdan’ın tek derdi sevdiğini, kocasını, kırk iki yıllık hayat arkadaşını kontrol edilmez bir girdaba düşmekten kurtarıp sakinleştirmekti. Çoğuna kendisinin bile inanmadığı ama söylemek zorunda kaldığı savlarına bir yenisini ekledi. Vicdan “Dediklerinde haklı olabilirsin. Ama gerçek hayatta uygulanabilirliği yok. Hiç olmayacak deme lüksüne sahip değilim. Ama en azından bizim için bu çağda zor, daha gerçek tabiriyle söylemek gerekirse imkânsız.” dedi. Servet ayağa kalktı, kış bahçesinin ferforje çerçeveli camını açtı. Yaz gecesi olmasına rağmen üşüten esintisini içine çekip “Bak, bu gece tanıştığımız Aras ve eşi Alara’nın bizlere ulaşması normalde zordu. Ama bir yolunu bulup diyalog kurdular. Bizim vereceğimiz finansal desteğin hatırına gözüme girmek için her taktiği, her bilgiyi, her anıyı kullandılar.” Vicdan’a dönüp nedamet dolu bir hâlde kollarını iki yana açıp “Peki ben! Niye beni yoktan var edenin gözüne girmek için her yolu denemiyorum? Ya da ilk engelde vazgeçiyorum? Belki de niyetine giremiyorum!” dedi. Vicdan bu kararlı, bir o kadar da doğru teşhis karşısında sustu.

O sırada Servet’in telefonuna mesaj geldi. Servet gözlüğü olmadığı için telefonunu uzakta tutup zorlanarak “Servet Bey rahatsız ediyorum. Mıntıka olarak size yakınım, aktarmam gereken mühim bir konu var. Müsait misiniz?” mesajını okudu, “Hımm... Gecenin bu saatinde Tuğberk benimle ne görüşmek ister?” dedikten sonra “Gelebilirsin.” mesajı attı. Vicdan sessizce Servet’in dediklerini kabul etse de yine de tedbirli olma adına ikna konuşmasına devam etti. Vicdan “Ben o kadar teolojik tartışmalar izledim. Bu konun uzmanı bilim adamlarının yazılarını okudum, videolarını seyrettim. Hemen hemen hepsi doğru-yanlış, hak-batıl tartışması içinde kalıyorlar. Senin tabirinle Tanrı’nın gözüne girmek gibi soyut, hissi alana konun uzmanları bile girmiyorlar. O zaman iş adamı, finans dehası Servet’in ne işi var? Bence bu ruh ve akıl sağlığını sıkıntıya sokacak bir yol, düşünce sistemi...” dedi. Pür dikkat Vicdan’ını dinleyen Servet “Senin bu dediğin argümanları zihnimde binlerce kere dolaştırdım.” Eliyle yalıyı gösterip “Bana birçok insanın hayal bile edemeyeceği hayata, imkânlara sahipsin, keyfini sür, dünyaya bir daha mı geleceksin, dedi.” Elini kalbinin üstüne koyup "Burası ikna olmuyor. Kirleri temizle, perdeleri yırt at ki ben sıhhate kavuşup asıl işimi yapayım, diyor.” dedi.

O an Tuğberk “Selamlar.” diye içeri girdi. Yüzü düşüktü, canının sıkkın olduğu belliydi.

Devamı gelecek ay.