“Hayır” Demenin Yükü / Uzman Psikolog Gözde Şimşek

Bizden istenilen bir şeyin karşısında “Hayır” diyebilmek neyi ifade ediyor? Burada esas olan “Hayır” kelimesi mi yoksa olaylar ve durumlar karşısında ortaya koyduğumuz tavrımız mı?
“Hayır” kelimesi bazen söyleyen kişi için bazen de söylenilen kişi için korkutucu olabiliyor. Ancak ne kadar korkutucu ve zor olsa da bunu kişi karşı tarafı üzmemek veya kırmamak adına değil, önce kendini üzmemek ve kırmamak adına yapmalıdır. Çünkü istemediğimiz bir durum karşısında hayır diyemediğimizde ve bu durum sürekli tekrarlandığında hayat kalitemiz düşer ve mutsuz oluruz. O kırılmasın, o üzülmesin diyerek söylenilen her evet cevabının altında içsel süreçlerimiz yatıyor. “Hayır dersem sevilmez miyim?” diye düşünüyor kişi çoğu zaman.
Hayır dediğimizde biz neyi reddetmiş ve neyi kazanmış oluyoruz aslında?
İstenilmeyen bir şeyi yaptığımızda aslında sonrasında pişmanlık duygusu da beraberinde geliyor. “Neden evet dedim, keşke demeseydim.” diyebiliyor kişi. Yapmaktan hoşlanmadığı veya değerlerine uymayan bir duruma hayır diyebilmesi kadar doğal olan şey yok aslında. Bazı kişiler önemli işleri varken bile sırf hayır demekten korktukları için kendi işlerini itip karşı tarafın taleplerine evet diyebiliyor. İşim var diyemiyor veya dese bile karşı tarafın ısrarlarına dayanamıyor. Bu tipteki her istediğini yaptırmaya çalışan insanlara evet vampiri diyoruz biz. Bu kişiler istediklerini alana kadar ve karşı tarafı ikna edene kadar vazgeçmezler. Karşı tarafın duygularını emer ve kendi isteklerini ön planda tutarlar. Bu sefer kendinden, zamanından, duygularından taviz veren kişi için bu durum mutsuzluk ve yıkım olmaya başlar. Birçoğumuzun etrafında evet vampirlerinden var ve maalesef birçoğumuz da onlara boyun eğiyor.
Sınırlarımızı çizerken temel alacağımız esaslar neler, açıklar mısınız? Neye göre ve hangi durumlarda bunu yapmalıyız?
Öncelikle şunu unutmayalım. Sınırlarımızı korumak demek her şeye hayır demek değildir. Mümkün olan şeylerde de sırf sınırlarımızı korumak adına hayır diyelim değil bahsettiğim. Bu bağlamda sırf üzmemek, kırmamak adına veya sevilme ihtiyacımızdan dolayı her şeye evet dersek sınırlarımızı çizemez ve bir noktadan sonra işin içinden çıkamaz hale geliriz. Yani buradaki en önemli ayrım şu; kişi kendisi de istiyorsa, onu rahatsız ve mutsuz etmeyecekse geri çevirmemeli, hayır diyemediği için değil. Ben bunu şu an istiyor muyum? Yaparsam sonrasında kendimi nasıl hissedeceğim? Bunu yapmak bana neler kaybettirecek/kazandıracak? Kendim için de iyi olabilecek bir şey mi yoksa sırf karşı taraf için mi yapıyorum? Bu soruları sorarak aldığı cevaplara göre ayrım yapabilmek önemlidir.
Hayır diyebilmek bir ihtiyaç mıdır?
Hayır diyebilmek bir ihtiyaçtan çok, kişinin kendini özgür hissetmesidir. Hayatındaki kararları başkaları için değil, kendi için almasıdır. Sadece bir başkası istiyor diye kendimizden ödün vermek, bizim kendi alanlarımızı kısıtlamak demektir. Kişi bir süre sonra kendini hareket edemiyor gibi hissetmeye başlar. Özgürce kendi hissettiklerimiz doğrultusunda kararlar verebilmek, bir insanın en doğal hakkı olmalıdır. “Küçük bir şey benim için ne olacak ki yapsam?” dediğimizde bir bakmışız ki insanların talepleri çoğalmış hatta ve hatta sizi ilgilendirmeyen konularda bile sizden bir şeyler talep etmeye başlamışlardır. Yardım etmekten kaçınmak değil demek istediğim. Bunun sürekli tekrarlanmasına müsaade vermemekten bahsediyorum. İlk başlarda “ne olacak küçük bir şey” dediğiniz şeyler sonrasında bir bakmışsınız büyük taleplere neden olmuştur. İçinizden geliyorsa, yapmaktan mutsuz olmayacaksanız veya bu istenilen şey sizi tercih yapmak zorunda bırakmayacaksa tabi ki yapabilirsiniz. Ancak belki konforunuzdan, belki zamanınızdan, belki kendinizden ödün verecekseniz ve o şeyi sırf hayır diyememenin verdiği rahatsızlık yüzünden yapıyorsanız, işte tamda burada başlıyor sorunlar.
Neden hayır demekte zorlanıyoruz? Bunun altında yatan nedenleri açıklar mısınız? Sınırlarımız ve fedakârlıklarımız, bu ikisinin ayrıldığı noktayı anlatır mısınız?
Kişi sevilmeyeceğinden, kabul görmeyeceğinden ve bu nedenden ötürü dışlanacağından korkuyor olabilir. Bu şekilde daha çok değer göreceğini ve sevileceğine inanıyordur. Bu durumun altında yatan önemli etkenlerden biri çocukluk dönemindeki ebeveyn tutumlarıdır. Çok otoriter tutumlar sergileyen anne veya babayla büyümüş kişi, birey olma ve özerkleşme konusunda birtakım sıkıntılar yaşar. Her hareketini eleştiren, azarlayan ve özerkleşmeyi bir saygısızlık olarak algılayan ebeveyn, çocuğun kendisini gerçekleştirmesine ve bireyselleşmesine ket vurmuş olur. Çocukta, sevilmenin yolunun koşulsuz itaatten geçtiğine, eğer itaat etmezse sevilmeyeceğine ve kabul görmeyeceğine yönelik birtakım algılar geliştirir. Sonrasında bu durum kişinin ilerleyen yaşlarında diğer insanlarla yaşadığı ilişkilerine yansır. Bu şekilde öğrenir ve yetişkinlik dönemlerinde de bu şekilde uygulamaya devam eder. Aslında görüyoruz ki hayatta birçok şeyin nedeni olduğu gibi bu durumun da nedenleri var. Ancak farkında olabilmek ve yüzleşebilmek değişim için çok önemlidir. Kendimizi içinde bulunduğumuz durumdan bir başkası çekip çıkartamaz. Ancak kişi isterse bunu yapabilir ve değişmeye karar verdiğinde ise dönüşmeye başlar. Bunların sonucunda da hayatı, çevresindeki insanlar, algıları ve düşünceleri değişir. Daha mutlu bir yaşam sürer.
Özel alanlarımızı koruyalım derken karşıdaki insanı da bir taraftan kırmak istemiyoruz. Başkalarına yardım edeyim derken aynı zamanda kendimize de haksızlık etmeyeceğimiz dengeli bir reddediş şekli ve üslubu nasıl olmalıdır? Hayır diyebilmeyi bir sanata dönüştürecek birkaç yöntem söyleyebilir misiniz?
Yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü hayır demekte zorlanan bir kişi için bu durum ilk başlarda zor olabilir. Ancak denemeye başladıkça ve olumlu etkilerini gördükçe artık daha kolay olacaktır onun için. Bu noktada ise öncelikle kişinin kendini tanıması önemlidir. Yani gerçekte kişinin isteyip istemediği şeyi belirlemesi önemlidir. Bu duruma bir örnek verelim. Bir akşam iş çıkışı sizi kahve içmeye çağırıyor bir arkadaşınız. Kendinizi yorgun ve bitkin hissediyor, içinizden hiç gitmek gelmiyor. Bu noktada; kişinin bu gibi durumlarla karşılaşmadan önce yapabileceklerini ve yapamayacaklarını önceden tahlil etmesi ve net bir şekilde belirlemesi, kendi sınırlarını önce kendisinin bilmesi ve farkında olması, kendini önemsemeden sadece karşı tarafı mutlu edebilmek veya kırmamak adına verdiği cevapların kendisini önemsememek olduğunu çok daha önceden anlamasını sağlayacaktır. Bu bağlamda kullandığımız dil de önemlidir. Net ve sert bir şekilde “Hayır” kelimesini kullanarak değil de istemediğimizi daha yapıcı bir şekilde karşı tarafa iletebiliriz. Çünkü istediğimiz şey karşı tarafı incitmek veya kırmak değil, sadece kendimizin isteklerinin onunkinden daha önemli olduğunu anlatabilmektir. Peki, daha yapıcı nasıl söyleriz? Kahve örneğine dönecek olursak sizi kahve içmeye davet eden arkadaşınıza “Hayır gelemem.” gibi net ve kısa bir cevapla karşılık verirsek, karşı tarafı da bir noktada incitebiliriz. Onun yerine “Bugün çok yorgunum eve gidip dinlenmek istiyorum. Bu akşam değil ama senin ve benim uygun olduğumuz başka bir akşam ayarlayabiliriz.” diyerek hem karşı tarafı incitmemiş oluruz hem de karşı tarafın incinmesinden korktuğumuz için hayır diyemeyerek kendimizi de incitmemiş oluruz. Dilimizi nasıl kullandığımız, kişinin kendisini doğru ifade edebilmesi açısından çok önemlidir. Bu sonuç olarak aynı, ancak kullanım şekli olarak farklı olan cümlelerden ikincisini kullandığımızda, zaten hayır deme korkusu da karşı tarafı incitme korkusu da ortadan kalkmış olur.
“Hayır” diyemediğimiz durumların bize yaşattığı etki nedir? Ne kaybediyoruz?
“Onun için her şeyi yaptım, her istediğine olumlu cevap verdim ama o bana değer vermiyor.” Bu ve buna benzer cümleleri, bazen etrafımızdan duyar bazen de söylerken buluruz kendimizi. Aslında burada kişi karşısındaki için bir şeyler yapmaktan çok; belki değer görmek, belki sevilebilmek ve belki de içinde bir yerlerde eksik olan bir boşluğu tamamlamak adına yoğun bir çabaya giriyor. Ancak kaçırdığımız nokta şu ki her şeye kolayca evet dediğimizde, yaptıklarımız ister istemez daha da değersizleşiyor karşı taraf için. Çünkü kolayca elde ettiği şeylere karşı duyarsızlaşmaya başlıyor. Beklediği değeri göremeyen kişi için geriye kalanlar ise pişmanlık ve mutsuzluk oluyor. Sevilmek, kabul görmek ve değer görmek güzel duygulardır. Ancak sırf bunlar adına verdiğimiz yoğun çaba ve ödünler, bizim sonrasında olumsuz duyguları daha yoğun olarak hissetmemize sebep olur. Hayatta her şey bir denge üzerine kurulmuştur ve o dengeyi sağlayabilmek gereklidir. Her şeyin fazlasının zararlı olduğu bu dünyada orta yolu bulabilmek; yaşamaya değer bir yaşam için çok önemlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.