Çocuklarda Öz Güven / Eğitimci Asuman Düzgün

Hep söylediğimiz bir söz vardır; “Bugünün çocukları, yarının büyükleridir.” diye. Peki, geleceği şekillendireceğini düşündüğümüz çocuklarımızı yetiştirirken biz anne babalar onlara nasıl bir nefes üflemeliyiz ki, onlar bizim gelecekteki sesimiz, soluğumuz olsunlar. Gözümüzü arkada bırakmayacak emanet ehli bir nesil için, bugünün büyükleri olarak acaba bizler neler yapabiliriz? Biliyoruz ki, çocuklukta alınan duygusal, zihinsel ve psikolojik besinler yetişkinlikteki hayatı etkiliyor. Kişinin kim ve ne olduğuna dair sorulan soruların cevabı ise, genelde çocuklukta ailesi ile kurduğu ilişkilerde yatıyor. Bu yazımızda, çocuklarımızın hayata karşı sağlam durabilmelerinde etkili olan “öz güven” konusunu işleyeceğiz.
Biz anne babalar, çocuklarımızın gözüne baktığımızda orada güzellik üzerine bir gelecek hayali kurarız. Evladımızın ruhsal olarak sağlıklı olmasında, başarı ve mutlu bir yaşam sürmesinde ise onda oluşan öz güven olgusunun önemi büyüktür. Çünkü öz güvenli çocuk; kendiyle ilgili kararlar alan, insan olma makamında kendi değerinin farkına varan, kendisini seven ve kendisine saygı duyan, yeterliliklerini bilerek ilkeli bir duruş sergileyen, aynı zamanda problem çözme becerisi gelişmiş bir bireydir.
Öz güveni basitçe tanımlamak gerekirse; insanın kendi kendisine yapabileceklerine duyduğu güven ve kendisinden memnun olma hâli diyebiliriz. Bir başka tanımla bireyin toplum ve yaşamla olan ilişkilerini değerlendirirken, kendini değerli ve yeterli bulup bulması da denilebilir.
Öz güven; değişen, gelişen ve inşa edilebilen bir durumdur. Bu konuda aileler olarak ne yapabiliriz sorusuna cevap ararken, çocukların bebeklik dönemine kadar gidebiliriz. Zira öz güvenin temeli erken bebeklik döneminde atılmaktadır. İnsanın en çok ihtiyaç duyduğu duygu, güven duygusudur. Çocuk ilk olarak güven duygusunu, bebeklik döneminde kendisine bakım vereninin onunla kurduğu ilişkide öğrenir. İlk bebeklik döneminde (0-2 yaş) ihtiyaçları yeterince ve zamanında karşılanan çocuk, kendisini değerli biri olarak algılamaya başlar. Bu da onun olumlu benlik geliştirmesine büyük katkı sağlar. Benlik dediğimiz şey; kişinin kendisi hakkında söyleyebileceği her şeyin toplamıdır. Kendisi hakkında olumlu şeyler söyleyen kişi, kendisi dışındaki dünyayı da bu algı ile okumaya başlayacaktır.
Çocuklarda öz güven duygusunun gelişmesi için çocuğa karşı takınılan anne baba tutumları çok etkilidir. Aşırı korumacı bir şekilde büyütülen çocuklar, kendi bilgi ve becerilerini deneyimleyemediklerinden kendilerini yetersiz hissedeceklerdir. Bu tutumla yetiştirilen çocuklar sosyal hayatta hep dayanacakları bir kol değneği ararlar. Unutmayalım ki, bizler ne ekersek onu biçeceğiz. Kendimize bağımlı bir şekilde yetiştireceğimiz çocuklarımız, dışarıdaki sosyal hayatta da sığınacak bir liman arayışında olacaklardır. Evde konuşmasına müsaade edilmeyen, sorumluluk verilmeyen çocukların dışarıda hakkını savunan ve girişimci insanlar olmasını beklemek, çelişkili bir beklentidir. “Değerlisin ama yeterli değilsin.” tarzı tavırlar, aşırı korumacı ailelerin çocuklarına aktardıkları olumsuz tutum ve davranışlardandır. Çocuğun ‘öz değerlilik’ duygusu kadar “öz yeterlilik” duygusuna da ihtiyacı vardır. Bu iki duygunun doyurulması öz güvenli çocukların yetişmesini sağlayacaktır. Çocukların kendi yeterliliklerini görebilmeleri içinse yaş ve gelişimlerine uygun sorumluluklar verilmesi gerekmektedir. Çocuk, aldığı sorumlulukla birlikte bir şeyler yapabilme becerisini hissettikçe, kendine güven duyacaktır. Başarılmış her bir eylem, çocuğu yeni başarı denemeleri için motive eder. Bir de çocuğumuzun her girişimi istenilen şekilde olmayabilir. Burada sonuçtan ziyade süreci görüp takdir etmek ve yapılan hatalardan ders çıkarabilmesine izin vermek önemli duruyor. Çocuk demek, merak demektir. Çocuk, içinde var olan merak duygusunun etkisi ile hep bir keşif yolculuğundadır. Özellikle 3-4 yaş döneminde etrafı meraklı gözlerle inceleyen bir çocuk, sürekli engellenir, cezalandırılır ve korkutulursa çocuğun girişimcilik ruhu körelir. Bu, her davranışını serbest bırakalım anlamına gelmiyor. Mutlaka sınırları olmalı ama yapabileceği bir konuda gereksiz bir “hayır” cümlesi ile onu engellemek, çocuğun “Ben bunu yapabilirim.” şeklinde düşünmesini engelleyecektir. Ancak kendisine güvenilen çocuk, kendine güvenecektir. Çocuğun hayatı yaşına göre öğrenmesine müsaade etmeliyiz ki, en ufak bir sürçmede ben yapamam duygusunu yaşamasın. “Sen bilmezsin, kırarsın, yapamazsın, beceremezsin.” şeklinde kurulan her bir cümle çocuğun kendisine karşı güvenini zedeleyen, kendisi hakkında olumsuz bir inanç geliştirmesine neden olan konuşmalardır.
Çocukların öz güven gelişimini engelleyen bir diğer etken ise, mükemmeliyetçi anne baba tutumudur. Öz güvenli olmak demek, her konuda mükemmel olmak demek değildir. Her çocuğun iyi olduğu bir alan vardır. Önemli olan çocuğumuzun bu dünyaya hangi kabiliyet tohumu ile gönderildiğini bulup onun o yönünün gelişmesine yardımcı olmaktır. Çocuğun yapabileceğinin üzerindeki yüksek beklenti, onun kendine olan güvenini olumsuz etkileyecektir. Olması gerekeni zorlamaktan ziyade olanı geliştirmek, çocukta bulunan gizli yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlar. Bu konuda çocuğumuzun bireysel farklılıklarına saygı duyup onu bir başkasıyla kıyaslamamalıyız. Kıyas, insana yapılabilecek en büyük zulümdür. Ve çocuğun kendine olan güvenini zedeler.
Birey olmasına müsaade edilen çocuklar ancak başkalarından bağımsız karar alabilirler. Bunun için çok erken yaşlardan itibaren çocuklarımızın fikirlerini alarak onların belirli alanlarda karar almalarına fırsat vermeliyiz. Onlar bizden ayrı birer birey olarak saygıyı hak eden en özel kişiler ve evimizin en kutsî misafirleridir. Çocuklarımızın fikirlerine ve özel eşyalarına saygı duymak, onların kendilerine olan saygılarını artıracaktır. Konuşurlarken yüzlerine, gözlerine bakarak dikkatli bir şekilde dinlemek, “Ben dinlenilmeye değer biriyim.” şeklinde düşünmelerini sağlayacaktır. Söyledikleri dinlenilmeyen ya da sürekli eleştirilerek susturulan çocuklar, “Ben önemsenilecek şeyler konuşmuyorum.” şeklinde düşünerek kendilerini ifade etmekte zorlanacaklardır.
Çocuklarımızın öz güven gelişimlerine katkı sunacak önemli bir diğer husus ise onlara karşı göstereceğimiz koşulsuz sevgimizdir. Çocuğumuz, bizim evladımız olduğundan duyduğumuz memnuniyeti ve mutluluğu hissetmeli ve onu her şartta kabul ettiğimizi bilmelidir. Bu durum hatalı veya olumsuz davranışlarını kabul etmek, onaylamak olarak anlaşılmamalı. Olumsuz bir davranışla karşılaştığımızda onun kişiliğine değil, davranışlarına yönelik yapacağımız konuşma onu kabul ettiğimizi gösterecektir.
Bir de öz güven konusunu işlerken değinmeden geçemeyeceğimiz bir husus var. Son dönemlerde öz güvenli çocuk yetiştirmek istenilirken her istediği onaylanan, kural ve sınır çizilmeyen, “hep sen önemlisin” denilerek egosu şişirilen, şımartılan, “utanmak pısırıklıktır” algısı ile hayâ perdesi yırtılan, kibirli ve kendini beğenmiş bir dili kendisini ifade etmek zanneden, kendisini herkesten ve her şeyden alacaklı gören bir grup oluşturuldu. Çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesinde kural ve sınırları öğrenmesi çok önemli bir ihtiyaçtır. Her şeye “hayır” demek çocuğu ne kadar geliştirmezse her şeye “evet” demek de onu geliştirmeyecektir. İnsanın kemâle ermesinde kendisine koyulan sınırların önemi büyüktür. “Bütün engelleri kaldır.”, “Başarıyı yakala.” ya da “Sen her şeyi hak ediyorsun.” şeklindeki telkinler çocuğa başarı için her şeyin meşru olacağını, tamahkârlığı, hırsı aşılayacaktır. İnsan yaratılış itibariyle en şerefli bir varlık olsa da davranışları ile mükemmel olamaz, kusurları vardır. Önemli olan kusurlu yönlerini görerek onlarla mücadele etmesi, kendi özünü verene teslim olup kendinden razı bir şekilde tekâmül sürecindeki seyrine devam edebilmesidir.
İnanç, bilgi, ahlâk ve erdemiyle kendi özüne güvenen aynı zamanda bu öze inanan bir nesil yetiştirebilmek duasıyla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.