Evlilikte Kriz Anları / Uzman Aile Danışmanı Fatma Zehra Çavdar

Evlilikte ‘kriz’ denince neyi kastediyoruz? Günlük tartışmalarla gerçek kriz arasındaki farkı nasıl ayırt edebiliriz? Danışanlarınızda en sık karşılaştığınız kriz sebepleri neler ve bu krizler her zaman olumsuz mu, yoksa bazen evliliği güçlendiren fırsatlar da olabiliyor mu?
Aslında evlilikte kriz ve çözüm diye baktığımızda çok fazla şey anlatabilirdim, çok geniş bir kavram. İlk başta şöyle bakarım: Evlilikte bir kavga yaşanıyor diyelim, aldatma var; boşanma durumu var ya da sürekli bir huzursuzluk durumu var. Bunlar kriz mi yoksa daha yüzeysel durumlar mı? Asıl derin kriz durumları bunların ötesinde mi?
Aslında evlilikte günlük hayat içerisinde krizler çiftlere fazlasıyla eşlik eder. Çocuk yoksa kadın zihni; neden bu kadar rutinlere bağlıyız, çok monotonlaştık, artık farklı bir şeyler yapalım, ilişkimizde bir heyecan yok. Erkek zihni; evlilik de böyle işte, bu kadın da hep aynı şeyi söylüyor, az bir kafa dinlesem, şu maçı izlesem, hep bir beklenti, nereden evlendim. Zihinde iki farklı cinsiyetin de beklentileri farklı işliyor ve farklı beklentiye girerken kriz çıkmaması ihtimali çok düşüktür. Ancak söylediğim gibi bunlar normal, rutin krizler.
Gerçek kriz iletişimin koptuğu noktada başlıyor. Danışanlarda en çok gözlemlediğim umutsuzluk, yani birbirinden umudu kesmek, bunun akabinde negatif iletişimin bile olmaması, kavga, tartışma vs. bile olmaması. Aslında bu tarz kişiler genelde tek gelmeyi tercih ediyor, randevu oluşturuyorlar, çünkü eşiyle çözüme gideceğine bile inanmıyor.
Krizler her zaman olumsuz değildir. İletişimin olduğu, yani kadının isteklerini, beklentilerini karşıyı suçlamadan söylemesi, erkeğin kadını elinden geldiğince desteklemesi, kendi beklentilerini söylemesi, söyleyemese de talep etmesi; krizler atlatıldıktan sonra ilişkinin daha da güçlenmesine vesile olmaktadır. Kriz sonrası suçlayıcı konuşmamak, konuları kapatabilmek de olgunlaştırır. Örneğin, aile dışından birinin kadına bir şey söylemesi, erkeğin buna tepki vermesi sonrasında konuyu kapatabilmeleri.
Çiftler size ‘Evliliğimizdeki problemleri nasıl çözeriz?’ diye sorduklarında onlara hangi kriterlere bakmalarını söylüyorsunuz? Kendilerini objektif değerlendirirken hangi yanılgılara düşmemeleri gerekiyor? Aile içi roller ve sorumluluklar bu değerlendirmede nasıl etkili oluyor?
Çiftler genellikle ‘Bize söyleyin, ne yapalım, nasıl çözelim?’ diye soruyor. Bu normal ve anlaşılır bir beklenti. Ancak bu sorunun ardında aslında bir başka mesaj da var: Sorumluluk almayı bile terapistten beklemek. Terapistin ‘Şunu yapın.’ demesi ve çiftlerin bunu yapması tek başına yeterli olmuyor. Çünkü iç dünyadaki sıkıntılar, bastırılmış duygular çözülmeden, kişi eşine karşı aynı olumlu davranışı sürdüremiyor. Bu yüzden önce içini dökme, duyguları ifade etme aşaması gerekiyor. Sonra bu duyguları düzenleyip toparlayarak ilerliyoruz.
Kendilerini değerlendirirken düşmemeleri gereken yanılgı, hatasız oldukları düşüncesi ve sürekli karşı tarafı suçlama; bu genelde terapiye gelme sebepleri oluyor. Bir de sorumluluk kabul etmiyor ya da aksiyon almak için, “Tamam ben şuna dikkat edeceğim, şunu değiştireceğim.” demiyor, bu da haliyle objektif olmalarını zorlaştırıyor. “Evet biraz sinirli olabilirim.” “Evet seni çok eleştiriyor olabilirim.” “Evet farkında olmadan annenlere gittiğimde, geldikten sonra günlerce soğuk oluyorum, sana hep bir şeyler söylüyorum.” Mesela kişi bunu söyleyemiyorsa, istediğiniz kadar çözüm hakkında konuşun. Terapist burada devreye giriyor, bu duyguları ifade etmesine yardımcı oluyor. Sürekli suçlandığı için erkek bunu söyleyemiyorsa, bunu daha farklı dille ifade etmesini sağlıyor. Kadın belki hata kabul etmiyorsa yüzleştirmeler yapılarak; “…ama eşinize iyi davranmanın içinizden gelmediğini söylemiştiniz” gibi kadının kendini anlamasına ve eşine bunu ifade etmesine yardımcı oluyor. Aile içi roller ve sorumluluklar kısmına gelebilmek için öncelikle kriz olan, sıkıntı olan durumun açıkça konuşulması gerekiyor, çünkü genelde en büyük problem, ifade edilmemesi ya da ifade edilme şekli yanlış olduğu için tarafların birbirini duymaması. Öncelikle bu kısmına çalışıyoruz.
Hangi problemleri görünce ‘Bu çiftin acil profesyonel yardıma ihtiyacı var.’ diyorsunuz? Bu durumda genelde hangi eş daha fazla şikâyetçi oluyor ve ilgisizliğin arkasındaki sebepler neler olabiliyor?
İletişimi kesilmiş, negatif ya da pozitif hiçbir şekilde bir akış olmayan çiftler; birbirinden çok farklı, ayrı takılan, birlikte bir arada bir şey yapamayan çiftler; sürekli çocuklarını terapiye götürmeye çalışan, çocuklarının sıkıntılarını anlatan çiftler mutlaka destek almalılar diyorum. Çünkü aslında problem kendilerinde ve ilişkilerinde, görmezden geldikleri bir mutsuzluk var. Çok umutsuz bir modda oldukları için de “İyiyiz”, “İdare ediyoruz”, “Aman eskiler de böyleydi”, “Evliliğinde mutlu olan mı var?” gibi söylemlerle aslında depresifliğe ve ömür boyu mahkûm hissettikleri mutsuzluğa doğru gidiyorlar.
Evliliklerde küsme meselesi nasıl ele alınmalı? Çiftler ne kadar süre küsmeli, hiç küsmemeli mi? Küsmenin yapıcı ve yıkıcı türleri var mı? Küskünlük uzadığında ne gibi zararlar ortaya çıkıyor ve çiftlere barışma konusunda hangi stratejileri öğretiyorsunuz?
Evlilikte küsmeye şu pencereden bakabilirim. Bağlanma teorisi bize sevdiğimiz kişinin hayattaki sığınağımız olduğunu öğretiyor. O kişi duygusal yönden ulaşılabilir ya da yanıt verici olmadığında yalnızlıkla, çaresizlikle, böyle soğuk bir ayazla karşı karşıya kalıyoruz. Öfke, üzüntü, acı ve hepsinden öte korku gibi duyguların da hücumuna uğruyoruz. Korkunun yerleşik uyarı sistemimiz olduğunu hatırlayalım, yani korku aslında bizi çoğu şeyde koruyan bir duygu, çok önemli bir duygu.
Korku, yaşamımız tehdit edildiğinde ortaya çıkar; sevdiğimiz kişiyle yakınlığı yitirdiğimizde, güvende olma duygumuzu kaybettiğimizde de ortaya çıkar. Bu sayede bize bir fayda sağlar, yani kendimizi korumaya alırız. Korku sayesinde yakınlığı yitirdiğimizde hemen tekrar yakınlaşma dürtüsü duyarız, bir tehlikedeyken hemen güvenli alana geçmeye çalışırız. Aslında her negatif duygunun böyle güzel, koruyucu bir özelliği var.
Hepimiz bir miktar korku yaşıyoruz, güvenli ilişkileri olanlarda bu çok anlık ve geçici oluyor. Bunu şöyle kıyaslayabilirim: Mesela tartıştığınız zaman eşinizle “Şimdi yandık, günlerce trip atacak.” ya da “Keşke öyle demeseydim.” diyorsanız çok güvenli bir zeminde olmadığınızı söyleyebilirim. Diğer yandan tartışabilmek ve bunu yaparken çok rahat tartışmak, rahatlıkla kendini ifade etmek, bir şeyin aksini söylemek; “Aman alınır, aman trip atar, aman şuraya çeker, altında bir şey arar.” Bu kaygıların hiçbiri olmadan, sadece karşı tarafı incitmeme kaygısı belki olabilir, o zaman daha güvenli bir zeminde olduğunuzu gösterir.
Yani tartışmalar korku oluşturur. Gerçek bir tehdit olmasa bile, güvenli ilişkisi olan insanlar için bu çok anlık, geçici bir korku. Çünkü karşımızdaki eşimizin bizi rahatlatacağını biliriz, bir şekilde bu konu çözülür ve yatışırız. Ancak zayıflamış ilişkileri olanlarda korku çok yoğun ve baskındır. Çiftler bu korkuyu fark etmiyor, “Ben çok korkuyorum.” demiyor seans odasındayken, çok farklı tepkiler veriyorlar ama aslında halının altında olan duygu bu.
Küsme tabii ki olur, olacak. Bahsettiğim küsme kendini çekmek. Karşı tarafa kin duygusu, intikam duygusu geçmeden enerjinizi o kişiden çekmek, bir nefes almak, kırıldıysak, üzüldüysek bir alana çekilmek. Ancak yıkıcı olan karşı tarafa “sen bir hiçsin” mesajı vermek. Bu; görülmeme, değersiz hissettirme gibi aşırı kırıcıdır. Toparlandı sanırsınız ancak aslında ilişkide hasar bırakan tarzda bir küsmedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir