Çocuklarda İnatlaşma ve Kararlılık Arasındaki İnce Çizgi / Psikolog Leynur Gazel

Çocuklarda inatlaşma eylemi kaç yaşlarından itibaren başlıyor, çocuk bunu niye yapıyor, nedenlerin altında yatan ihtiyaçlara da değinerek anlatır mısınız?
Çocuklar gelişim dönemlerine bağlı olarak farklı problemler yaşayabilmektedirler. 0-3 yaş gelişim açısından çocuğun en yoğun geçirdiği dönemdir. Bununla birlikte 2-4 yaş arasında çocuklar kendi benliklerini inşa etme dönemindedirler. Bu dönemde çatışmaların yaşanması her ailenin yaşayabileceği doğal gelişim sürecinin bir parçasıdır. Anne ve babaları bu dönemde en çok zorlayan problemlerden biri de inatlaşma problemidir. İnatlaşma yalnızca çocuğa ait bir problem gibi görülmemelidir. İnat etmenin ardında çocuğun ebeveynine olduğu kadar ebeveyninin de çocuğa karşı yaklaşımları belirleyicidir. İnatlaşmanın en yoğun olarak istediğini elde edemeyen ve isteklerini erteleyemeyen çocuklar tarafından durumun bir çekişmeye dönüşmesi şeklinde karşımıza çıktığını biliyoruz. Durum böyle olduğunda belli bir süre mücadele verip ağlayarak, bağırarak, isteklerini direterek, pes etmeyerek istediğini elde ettiğini deneyimleyen çocukta ısrar etme, inat etme durumu pekişmiş olur. Ancak ebeveynler çocukların sağlıklı gelişimi adına bazı sınırları belirlemişse ve bu sınırlar konusunda kararlıysa çoğunlukla bu problem ile kısa bir süre içerisinde vedalaşıldığı görülür. Ebeveynin belirleyici tutumu, çocukların kendi duygularını kontrol edebilmesine katkıda bulunarak olumsuz duygularla başa çıkma becerisini güçlendirir. Olumsuz duyguları tolere etmeyi öğrenmek bir çocuk için ilk zamanlarda baş etmesi zor ancak geliştirilmesi mümkün olan bir beceri olarak görülebilir.
Çocuğumuzun dünyasını anlamak adına çocuk “hayır” demekle ne yapmaya çalışıyor? Bu durum normal mi?
Yetişkin dünyasında “hayır” demek ne kadar elzem bir ihtiyaçsa çocuğun dünyası için de öyledir. Kendi istek ve ihtiyaçlarının, beğenilerinin farkında olan bir çocuğun hayır demesi sağlıklı ve olması gerekendir. Karnı doyduğunda hayır diyerek daha fazla yemeyeceğine karar vermek, kıyafetleri ebeveynleri tarafından kendisi adına seçilmiş olduğunda hayır diyerek kendi kıyafetlerine karar vermek, yapacağı aktivite kendisi adına daha önceden planlanmış olduğunda reddetmek, ne yapacağına karar vermek anlamına gelir ki aşırı uyumlu çocuk tabloları düşünüldüğünde, bu sağlıklı ve tercih edilir olandır. Kararlarını verebilen ve bunları uygulayabilen bir çocuk kendilik algısı güçlü bir çocuğun becerisidir. Ancak hayırlar ‘zamanında uyumaya hayır’, ‘akşam yemeklerini hep birlikte ve sağlıklı şekilde yemeye hayır’, ‘ekrana vedaya hayır’ durumlarıyla karıştırılmamalı, burada hayırların bir sınır problemine dönüşmediğinden emin olunmalıdır.
Çocuğun yeteneklerini keşfettiği bu süreçte özgür bırakmamız gereken alanlar olacak elbette… Diğer bir yandan olabilecek tehlikelerden çocuğumuzu koruyup sınırlarını çizmek istiyoruz. Burada dur diyeceğimiz yer neresi olmalı, sınırları çizerken alacağımız önlemler kapsamında ortamı nasıl sağlayacağız?
Sınırlar söz konusu olduğunda çocuğun kendisine, çevresine ve başkalarına zarar verebileceği veya buralardan zarar görebileceği zamanlar dur çizgilerimiz olmalıdır. Kendini keşif döneminde iyi-kötü, sağlıklı-sağlıksız, zararlı-zararsız ayrımını çocuğun kendisi adına yapabilmesi her zaman mümkün değildir. Ebeveyn bu noktada devreye girebilir. Ancak çocuğun ihtiyaç veya isteğinin anlaşılması ve engellenmişlik duygusunun önüne geçebilmek için sınırların nasıl çizildiği önem arz eder. Bu yüzden ilk aşamada düşünsel ve duygusal geri bildirimler vererek çocuğun duygu, düşünce ve isteğini gördüğümüzü ona aktarmamız gerekir. Bu aşamada yansıtma, sınır, alternatif önerme şeklinde bir sıralama takip ederiz. Örnek üzerinden gidelim; duvarlara çizim yapmak istediğini söyleyen bir çocuğa verilecek ilk tepki “Duvara resim yapmak istiyorsun.” şeklinde düşünsel bir yansıtma olabilir. Ardından “Ama duvarlar resim yapmak için değil.” şeklinde kısa ve net bir sınır çizeriz. Çocuğun isteğini gerçekleştirebilmesi için ise onu yapmak istediği eylemden uzaklaştırmadan “İstersen vereceğim resim defterine çizim yapabilirsin.” şeklinde alternatif sunabiliriz. Çocuklar doğaları gereği her zaman çok uyumlu ve ılımlı olmayabilirler. Bu durumda bazen sınırı daha hızlı çizmemiz gereken anlar olur. Elindeki boyayla duvara koşan bir çocuğa tüm bu sınır aşamaları için çok geç kalmış olmamak gerekir. Bunun için önce elinden nazikçe boyayı alıp sonrasında bu sıralamayı takip edebiliriz. Sınırlar söz konusu olduğunda şefkatli ama kararlı bir tutum sergilemek en önemli husustur. Söylediklerini bir yapıp bir esneten bir yetişkin, çocuk tarafından bolca sınanır.
0-3 yaş döneminde kimlik ve kişilik gelişimi açısından çocuğun kısıtlanmaması gereken alanlar neler? Çocuğa bu süreçte hayır demek doğru mu? Olumsuz çatışmalar karşısında çocuğun kimlik gelişimi nasıl etkileniyor açıklar mısınız? Nasıl davranmalıyız?
Erken çocukluk deneyimleri kişiliğimiz üzerinde oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Çok küçük yaşlardan itibaren kendimize, yeterliliğimize, potansiyelimize bakışımız ve inancımız başkaları ve dünya ile kurduğumuz iletişim ile gelişir. Örneğin anne ve babasından destekleyici yaklaşım alabilen çocukların yeterlilikleri, bunu alamayan çocuklara göre daha yüksek olacaktır. Ancak bu demek değildir ki bir çocuğun her isteği sorgusuz sualsiz karşılanmalı. Sınırların en değerli yanı çocukların güvenliği ve gelişimi için olmasıdır. Sınırlarının neler olduğunu bilen çocuklar nasıl davranacakları ile ilgili çok daha rahat bir tutum içindedirler. Kuralları bilen çocuklar buna uygun davranmayı başarabilirler. Tutarsız sınırlar çocuğu yanıltır, sınırların hiç olmaması ise çocuk için büyük bir eksikliktir. Öğrenmenin önünde sınırsızlığı da bir engel olarak görmek gerekir. Çatışmanın her zaman doğrudan olumsuz bir yanı olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Ancak çatışmaların nasıl gerçekleştiği konusunda hassas olmak gerekir. İletişimi sağlıklı bir şekilde kurmayı başaran anne ve babalar, çatışmalardan kazançlı bir şekilde çıkmayı başarabilirler. Çocuğu disipline etmenin önünde çocuğu dinlemenin ve anlamanın tutulduğu, çocuğu yargılamak yerine ona öğretmenin, yol göstermenin tercih edildiği bir iletişim tarzı çocuk için yapıcı olacaktır.
Çocuğum inat mı ediyor, kararlılık mı gösteriyor? Bu ikisini nasıl ayırırız?
Her insan dünyaya belirli bir mizaç yapısı ile gelir. Bu kişiliğimize dair değiştirilemeyen kısımdır. Bir de karakter dediğimiz doğumumuzdan şu anki halimize dek öğrenimlerimiz, yetiştirilme biçimimiz, çevremiz, ailemiz, önemli yaşam olaylarımız neticesinde gelişen bir kişilik yapımız mevcuttur. Karakter gelişimi durmadan devam eder. Bunlar her insana özgü yapılardır. Anneler duyarlılıkları yüksek olduğunda çocukları ile olan iletişimlerinde yapısal olarak onlara özgü olan özelliklerin çoğunlukla bilincindedir. Dolayısıyla her anne çocuğuna dair belirli bir içgörüye sahiptir. Davranışlar bakımından düşünüldüğünde inat etmek çoğunlukla olumsuz, kararlılık göstermek ise olumlu çağrışım yapan kavramlardır. Olmayacak bir eylemin ısrarla istenmesi inat olarak değerlendirilirken, bir tercihte süreklilik sağlanması kararlılık olarak değerlendirilir. İsteğinin olmayacağının bilincinde olmasına rağmen ısrarla devam eden bir çocuğun inat ettiği söylenir. Kararlı olmak ise çoğunlukla çocuklara özgü bir kavram olarak değerlendirilmez. Bu bakımdan ailelerin çocuğun davranışlarına yaklaşımı önem tutar. Çocuğunu yakından tanıyan bir anne baba, çocuğunun davranışının bir seçim mi yoksa sınır aşımı mı olduğunu sezebilir. Yanlış bir davranışta diretmenin inat, doğruda diretmenin kararlılık olduğunu düşünen anne ve babalar, çocuklarının tutumlarını kişilikleri üzerinden değerlendirme yetkinliğine çoğunlukla sahiptirler.
Bu süreçteki çatışmalarda çocuk neleri öğrenmiş oluyor? Süreç yönetimi açısından kriz anında nasıl bir tavır, üslupla yaklaşmalıyız?
Çocuklar şefkatli ve kararlı tutumlarla birlikte kendi isteklerinin anlaşıldığı ancak her isteğinin her zaman yapılamayacağı mesajını almış oluyor. Anlaşılma kısmı çocuklar açısından oldukça yapıcı bir etkiye sahip. Kriz anlarında sakin, dengeli bir tutum çocuklar açısından karşılarında duygudurum açısından daha yetkin olan bir yetişkin olduğu hissini vererek çocuğun kendi duygusal durumunu daha iyi yönetebilmesine olanak sağlıyor. Çocuklar söz konusu olduğunda, ebeveynlerin yaklaşımının belirleyici olduğunu unutmamak gerekiyor. Her anne baba kendine özgü bir ebeveynlik tarzına sahiptir. Bu kendi çocukluklarından, yetiştirilme biçimlerinden ve öğrenimlerinden oluşan bir biricikliğe sahiptir. Ancak her öğrenimde olduğu gibi geliştirilebilir ve değiştirilebilir kısımlar vardır, yeter ki farklı açılardan düşünmeye açık olalım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.