Çevresel Sorunların Çözümünde Sürdürülebilir Tüketim / Dr. Canan Saba

Sürdürülebilir tüketim nedir?
Sanayi devrimiyle 1860’lı yıllarda başlayan modern endüstri çağının neden olduğu sürekli artan üretim ve tüketim ortamı, çevre açısından katlanılması zor bir hal almıştır. Bununla birlikte dünya nüfusunun artması ve petrol gibi fosil yakıtların kullanımındaki artışlar beraberinde çevre sorunlarının giderek büyük bir sorun haline gelmesine sebep olmuştur. Ülkelerin giderek birer tüketim toplumu haline geldiği günümüzde çok büyük boyutlarda ve çeşitlilikte bir tüketim davranışı ve eğilimi söz konusu olmaktadır. Bu bağlamda tüketim toplumu, bireyleri ihtiyaçları dışında tüketime yönlendirmekte ve çevresel sorunların giderek daha fazla artmasına yol açmaktadır. Tüketim toplumunun özünde var olan şey aslında, insanın gereksinimlerinin karşılanmasının ön planda tutuluyor olması değil, aksine kapitalist sistemin esas aldığı piyasanın ürettiği malların elden çıkarılabilmesi ve onlardan kâr elde edilebilmesi gerçeğidir. Bu nedenle çevre ve kalkınma sorunları yirminci yüzyıla gelindiğinde gündemi meşgul eden konular haline gelmiştir.
İnsanoğlu, çevreyi korumada zaman zaman yetersiz kalabilmektedir. Bu yetersizliğin başlıca nedenleri arasında günümüz insanının tüketim-ihtiyaç-istek gibi kavramlara olan yaklaşımlarının değişime uğramasıyla daha çok ve hızlı tüketim arzusuyla geleceğe dair olan öngörü eksiklikleri ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarına karşı umursamazlıkları bulunmaktadır. Bugün gelinen noktada çevre sorunlarının sınır tanımaz bir özelliğe sahip olması nedeniyle dünya geneline yayılması, doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesi, ozon tabakasının incelmesi ve küresel ısınma gibi gelişmeler doğal çevrenin korunması konusunu toplumun gündemine taşımıştır.
Tarihin başlangıcından günümüze kadar olan süreçte insanoğlunun, başta ekonomi olmak üzere teknolojik ve sosyolojik alanlarda gösterdiği gelişmeler beraberinde çevreye vermiş olduğu zararlar hem yaşayan hem de gelecek nesillerin daha yaşanabilir dünya hayalini tehdit etmeye başlamış ve geleceğe dair endişelerini arttırmıştır. Bu bağlamda çevresel gelişme ve ekonomik kalkınma arasındaki yaşamsal köprünün güçlendirilmesi ve sürdürülebilir olması konuları insanlığın geleceği için çıkış yolu olarak görülmesine neden olmuştur. Bu nedenle, 1990’lı yıllarla beraber kalkınma ve çevre koruma yaklaşımlarında “sürdürülebilir gelişme” kavramı ve modeli benimsenmeye başlanmıştır. Bu yönde ortaya konulan çözüm önerilerinden en hızlı tespit edileni ise, doğal kaynakların tüketiminin kontrol altına alınarak gelecek nesillere sağlıklı bir çevrenin bırakılmasının sağlanması şeklinde ifade edilen sürdürülebilir gelişmenin yanı sıra sürdürülebilirliğin üretim ve tüketim süreçlerine yansıtılması ile olanaklı olabileceği düşüncesidir.
Nüfusun hızla arttığı ve kaynak tüketiminin en yoğun yaşandığı günümüzde, üretim-tüketim ilişkileri ve bunların çevreye etkileri temelinden ortaya çıkan sürdürülebilir üretim ve tüketim dünya çapında yaygın olarak kabul edilen bir sosyal hedef olmaktadır. Etkin sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla şimdiki ve gelecek nesillere daha yaşanılabilir bir dünya sunabilmek için küresel düzeyde yeni politikalar geliştirilmeye başlanmıştır. Özellikle işletmelerde sürdürülebilir üretim ve tüketim konusu temel odak noktalarından biri haline gelmektedir. Bununla birlikte pek çok engel ve zorluktan dolayı sürdürülebilir üretim ve tüketimin benimsenmesi ve uygulanması süreci yavaş, güç ve karmaşık olabilmektedir.
Doğal kaynakların tüketiminde sürdürülebilir tüketim düşüncesi ve davranışı denildiği zaman akla su, fosil yakıtlar ve enerji kaynaklarının sürdürülebilirlik sınırları içinde tasarruflu bir biçimde kullanılması veya sürdürülebilir alternatiflerin tercih edilmesi gelmektedir. Günümüz insanının mevcut tüketim alışkanlıkları yaşam için zorunlu olan başta su olmak üzere, fosil yakıtlar (petrol, kömür, doğal gaz), enerji, elektrik gibi unsurların yenilenebilir özelliklerini kaybetmeleri nedeniyle giderek azalmaktadır. Bu nedenle, sürdürülebilir tüketim yaklaşımı tasarrufu ön plana çıkaran bir olgu olması nedeniyle bireyleri doğal kaynak kullanımında tasarruflu olmaya teşvik etmektedir. Bu bağlamda sürdürülebilir tüketim olgusu, hali hazırda var olan dünya kaynaklarının sürdürülebilirlik çerçevesinde kullanılmasını esas alan ve doğal yaşama verilen zararı minimuma indiren yolları bulmaya çalışan bir tüketim biçimidir.
Sürdürülebilir tüketimde bilinçli sosyal sorumlu tüketim nasıl olur?
Sürdürülebilir tüketimin bir diğer boyutu ise bilinçli ve sosyal sorumlu tüketimi gerçekleştirmek için organik ürün, uzun ömürlü ürünler, çevre etiketli ürünler ve ikinci el ürün tercih edilmesidir. Bu bağlamda, gerek doğal kaynak tüketimi gerekse endüstriyel ürün tüketiminin sağlanabilmesinin yanı sıra yeryüzünde yaşamın devam ettirilebilmesi konusu doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılması ile mümkün olabilmektedir. Bu nedenle kaynak tüketimi sonucunda ortaya çıkan atıkların bertaraf edilmesi için belli bir miktar toprak ve su alanına ihtiyaç duyulmaktadır. Tüketilen kaynakların yeniden üretimini sağlamak ve oluşan atıkların bertaraf edilmesi için kullanılan verimli toprak ve su alanlarında ekolojik ayak izimizi azaltmamız gerekmektedir. Bir başka deyişle, doğal yaşam üzerinde yarattığımız etkiyi azaltabilmek ve doğa ile ilişkimizde birer ekolojik yurttaş olarak sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir. Sürdürülebilir tüketimde bilinçli sosyal sorumlu tüketim, toplumu oluşturan bireylerin günlük yaşamlarında yapacakları birtakım ürün ve hizmet satın almalarının yanı sıra tüketimlerinde yapacakları çeşitli tercihleri ile sürdürülebilir tüketimde bilinçli sosyal tüketimi yerine getirebilirler.
Sürdürülebilir tüketim ve artan sağlık endişeleri konusunu değerlendirir misiniz?
Sürdürülebilir tüketimin ortaya çıkmasına yol açan bir diğer önemli unsur ise artan sağlık endişeleridir. Kirlilik artmakta ve bu durum canlıların hem sağlığını hem de geleceğini tehdit etmektedir. Günümüzde çevresel sorunların ortaya çıkmasında ve sorunların çözümünde hareket noktasının üretim olgusunun aksine tüketim olgusunun olduğu ileri sürülmektedir. Bu nedenle, bireylerin neyi, ne miktarda nasıl tükettiği ve tüketim sonrası davranışları önemli bir konu haline gelmiştir. Bu bağlamda, ekolojik sisteme en az zarar veren ürünlerin yaygınlaşmasıyla beraber üretim ve tüketim süreçlerinde ekosisteme en az zarar vermesi tüketici ve toplum sağlığının daha fazla ön plana çıkarılması gibi unsurlar çevre konusuna olan ilginin artmasının tüketim toplumundaki yansımalarıdır. Sürdürülebilir tüketim olgusu gelecek nesillerin yaşam haklarını ellerinden almaksızın, şimdiki yaşayan neslin kendi ihtiyaçlarını karşılamasıdır.
2000’li yıllarla beraber küreselleşme olgusunun hayatımıza girmesiyle birlikte dünyada geri dönüşüm ve plastik atık gibi unsurlar ciddi anlamda gündeme gelen konular oldular. Çünkü küresel iklim değişikliği sonucu buzulların erimesi gibi daha önceleri göremediğimiz bu unsurlar artık gözümüzle net bir biçimde görebildiğimiz sorunlar haline gelmeye başlamışlardır. Başta devletler olmak üzere bireyler, işletmeler, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları bu konunun çözümlenmesi için çalışmalara başladılar. Ancak yaşanan tüm bu gelişmelere karşın dünya genelinde yaşanan bu sorunların ne kadar büyük olduğunun anlaşılması ve uzun vadeli çözümler bulursak üstesinden gelebileceğimizi anlayabilmemiz de çok da geç olmadı. Yaşanan tüm bu süreçte sürdürülebilirlik, sürdürülebilir tüketim ve sürdürülebilir yaşam kavramları olgunlaşmaya başlamıştır.
Sürdürülebilir tüketimde çevre duyarlılığı, farkındalığı nasıl olmalıdır?
İnsanoğlu geliştirmiş olduğu bilim ve teknolojinin olanaklarını kullanarak doğanın üzerinde egemenlik kurmaya çalışırken beraberinde yürütmüş olduğu tüketim ve üretim faaliyetleriyle ekolojik dengeyi bozmuştur. Çevreye verilen zararlar doğanın kendisini onarabilme yeteneğine sahip olması nedeniyle başlangıçta anlaşılamamış ve doğanın zaman içerisinde ortaya çıkan bu kirliliği ortadan kaldırabileceği görüşü yaygın bir hale gelmiştir. Oluşan bu genel düşünceye karşın sanayileşme, çarpık kentleşme ve artan nüfus gibi unsurların doğal kaynaklar üzerinde yarattığı baskı zaman içinde çevre kirliliğinin daha fazla artmasına sebep olmuştur.
Çevre duyarlılığı tüketimde ve üretimde yaşanan artış çevresel sorunların sınır tanımaz bir özelliğe sahip olması nedeniyle yerel olma vasfını kaybederek küreselleşmesine yol açmıştır. Çevre sorunları toplumları ırk, dil, din, genç-yaşlı, erkek-kadın, yoksul-zengin olarak farklı kategorilere ayırmaksızın doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle toplumları oluşturan bireylerin en temel ve ortak görevi çevrenin korunması konusunda işbirliğinin sağlanmasıdır. Özellikle mevcut tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, tüketimin azaltılması, atıkların toplanması, çevreye dost ürünlerin satın alınması veya çevreci ürün tercih edilmesi gibi konularda çeşitli kampanyaların düzenlenmesi bireylerde çevresel duyarlılığın artmasına ve davranışlarına olumlu bir biçimde etki etmektedir. “Çevre duyarlılığı, ihtiyaç dışı satın alma, tasarruf ve yeniden kullanılabilirlik gibi unsurlar” sürdürülebilir tüketim davranışının boyutlarını ifade eden ölçeklerden bazılarıdır. Buna göre ihtiyaç dışı satın alma ile diğer boyutları arasında ters yönde, çevre duyarlılığı, tasarruf ve yeniden kullanılabilirlik boyutları arasında ise aynı yönde bir ilişki olduğu ifade edilmektedir.
Günümüzde yaşanan ekolojik sorunlar bireylerde çevre farkındalığının artmasının yanı sıra çevreye karşı olan tutumlarına da olumlu yönde etki etmektedir. Bu bağlamda yaşanan çevresel sorunlara karşı farkındalık ve çevre bilincinin oluşturulması gibi konular akademik çalışmalarda sıkça yer almaya başlamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.