Başarılı Bir Uzaktan Eğitim Sistemi Nasıl Olmalı? / Prof. Dr. Gülsün Kurubacak

Uzaktan eğitimin sağladığı olanaklar, fırsatlar konusunda neler söylemek istersiniz?
Uzaktan eğitim konusuna baktığımızda, öncelikle yüz yüze eğitimden farklı bir eğitim olduğunu algılamamız gerekiyor. Şunun için söylüyorum: Eğer yüz yüze eğitimin felsefesini, anlayışlarını, yöntemlerini uzaktan eğitime uygulamaya kalkarsak -ki, günümüzde, özellikle Türkiye’de yapılan yaklaşımlar, yapılandırmalar bu yönde- hataya düşeriz. Çünkü uzaktan eğitim, felsefesi, yapılandırılması ve boyutları itibarıyla yüz yüze eğitimden farklıdır.
İkincisi uzaktan eğitimin yaygın eğitim, yani hayat boyu öğrenme boyutu olduğu gibi, örgün eğitim yani yüz yüze eğitimde olduğu gibi, bir üst kuruma bağlı bir yapısı da olabilir. Bunları unutmamak gerekir.
Üçüncüsü uzaktan eğitimin tek bir modeli yoktur. Yüz yüze eğitime baktığımızda, genelde koşulları aynıdır; yaşlar, amaçlar, öğrenme yeterlilikleri, çıktıları… Ama uzaktan eğitimde tek bir model yoktur. Öğrenenlerinize ve toplumunuzun öğrenme gereksinmelerine bağlı olarak onların ne istediğine yönelik olarak tamamen sistemi yapılandırmanız gerekir. Bunu yaparken de kendi elinizdeki insan gücü ve insan gücü dışındaki kaynakları çok iyi bilmeniz, anlamanız, fizibilite çalışmasını yapmanız lazım. Uzaktan eğitimi tek bir öğretmen, tek bir kişiyle yapamazsınız, bu bir sistem işidir. Yönetim boyutunda, pedagoji boyutunda; öğrenme, iletişim, teknoloji, değerlendirme boyutlarında, sosyoloji ve psikoloji boyutlarında uzaktan eğitim alanında uzman personelinizin olması gerekir. Uzaktan eğitim sadece bir bilgi sağlayıcının, öğretmenin çıkıp belli bir süre ders anlatması değildir. Pek çok farklı tasarımı vardır; senkron, asenkron, ortamları çeşitlerine ve özelliklerine göre farklı şekillerde kullanmaya göre çok farklı, esnek tasarlayabilirsiniz. Bunları içselleştirmeniz gerekiyor ve çok iyi ekipleri, takımları kurup bunları eşgüdümlü olarak zamanında çalıştırmanız gerekir.
Bu bağlamda baktığınızda, öncelikle hepimizin bildiği açık ve uzaktan öğrenme, zaman sınırını ortadan kaldırır. Sabahın 3’ünde herhangi bir konuyu merak edip öğrenmek istiyorsanız öğrenebilirsiniz. Diyelim ki, meslek sahibi insanlar ikinci bir meslek edindiklerinde ya da herhangi bir işe hobi olarak ya da kendi kişisel gelişimi, mesleki gelişimi için herhangi bir eğitim almak istediğinde, bunun için bir engel yoktur. Uzaktan eğitim, bu hizmetleri kişinin ayağına götürür.
Uzaktan eğitim, bir sistemdir ve uzmanları vardır ve teknolojinin gelişmesiyle de paralel, koşut olarak evrilmektedir. Ama uzaktan eğitim en yeni teknolojisinin öğrenme ortamına entegre edilmesi değildir, elimizdeki kaynakların en verimli şekilde kullanılabilmesi gerçeğidir. Gerektiğinde bu bir gazete olabilir, gerektiğinde radyo olabilir. Önemli olan, bizim mesajımızı nasıl düzenlediğimizdir, kime düzenlediğimizdir, nerede düzenlediğimizdir ve bu içeriklerin sürekli olarak güncellenmesi demektir. Bunları yüz yüze sistemlerde, geleneksel sistemlerde bulmakta zorlanırsınız. Çünkü bir kitabı basarsınız, bugünkü bilginin gelişim hızına baktığınızda, kitap daha basılırken eskir. Eğer iyi bir sistem oturtmuşsanız neredeyse her gün güncelleme şansına sahip olursunuz.
Uzaktan eğitimin çıkmazları, zayıf tarafları, eksileri nelerdir? Bunlara karşı çözüm geliştirmek mümkün mü?
Aslında bu sorunun yanıtı 1. sorunun içinde de gizli. Uzaktan eğitimin çıkmazları deyip, böyle altını bold çizmenin bize bir yararı yok; çünkü uzaktan eğitimin çıkmazları dediğiniz bütün sorunlar aslında yüz yüze eğitimin de çıkmazları. Şöyle düşünün: Neredeyse insanlığın var olmasıyla birlikte var olan yüz yüze eğitim, bakın, üzerinden yıllar geçmiş, yüzyıllar geçmiş, hâlâ sorunlarını çözebilmiş durumda değil. Ne diyorsunuz; etkileşim çok az. Yüz yüze eğitimde de etkileşim çok az. İlla ki çocuğun sınıfta öğretmenle göz göze geliyor olması ya da “Evet, hayır” demesi, kafasını sallaması etkileşim olarak tanımlanmamalı. Eksiklikleri de aynı şekilde.
Uzaktan eğitimin çıkmazı, zayıf tarafı ve eksikliği yoktur. Bu çok iddialı bir ifade. Ama neyin çıkmazı, zayıf tarafı, eksiği vardır; uzaktan eğitimi tasarlayan ekibin çıkmazlarıdır, zayıf taraflarıdır, eksiklikleridir. Çünkü bir sistem tasarlıyorsunuz. Hammaddeniz nedir burada; size gelecek olan işgücüdür, yönetim bazında, kanunlardır, yönetmeliklerdir, ilkelerdir, stratejilerdir, öğrenme boyutunda öğrenme tasarım ilkeleriniz, yaklaşımlarınız, modelleriniz, kuramlarınızdır, iletişim boyutunda yine iletişim kuramlarınız, iletişim modelleriniz, iletişim sanatınızdır, değerlendirme boyutunda kullandığınız ölçme ve değerlendirme tekniklerinizdir. Yüz yüze eğitimdeki gibi aynı sistemi getirirseniz, tabii ki çok başarılı olmanız beklenemez. Çünkü biz zaten yüz yüze eğitimde de o ölçme ve değerlendirme teknikleriyle hiç de başarılı davranamıyoruz. Başarısız olduğunuz bir yöntemi getirip uzaktan eğitime uyguladığınızda, başarısız olan uzaktan eğitim değildir, bu yöntemi uygulamaya çalışan kişilerdir.
Yine aynı şekilde, teknoloji entegrasyonu, teknoloji önemli bir boyutu… En yeni teknolojinin ve daha fazla teknolojinin öğrenme ortamlarına entegre edilmesini uzaktan olarak görüyorsanız olaya çok dar bakıyorsunuzdur. Evet, teknoloji bir araçtır; ama önemli olan: “Elinizdeki olanaklarla hangi teknolojileri satın alıp işletebiliyorsunuz, sürdürülebilir kılabiliyorsunuz ve bu teknolojilerle çalışabilecek, bunları işletecek, yönetecek, bakımını yapacak, bu ortamlara materyal, içerik hazırlayacak personeliniz kimlerdir? Bu ara insan gücü ve uzman kişileriniz kimlerdir, bunları nasıl istihdam ettiniz, bunları nasıl çalıştırıyorsunuz?” gibi pek çok soruyu yanıtlayabilmenizdir.
Uzaktan eğitim bir sistemdir, uzmanlar işe alınmalıdır ve uzmanlarla birlikte, kurumun ve kurumda çalışan bireylerin entegrasyonu sağlanmalıdır. İş odaklı değil, insan odaklı bir çalışmadır. Ben bunu her konuşmamda vurguluyorum.
Benim hayatımda da olmuştur bu tür örnekler: “Hocam; altyapıyı kurduk, interneti verdik, ellerine tableti verdik hocaların, ne hocalar ders yapıyor, ne öğrenciler derse geliyor.” Uzaktan eğitimi bu kadar dar bir kapsamda düşünüyorsanız, tabii ki çıkmazlarınız ve zayıf yönleriniz olacaktır. Önemli olan, uzmanlarınızı işe alacaksınız. Bakın, bu işte çalışan uzman kuruluşlar var; Anadolu Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi. Bu üniversitelerin uzaktan eğitim alanında ve büyük gruplarla çalışmaya ilişkin son derece kaliteli çalışmaları vardır. Bu tür ekiplerle çalışacaksınız ya da UZEM’ler, (uzaktan eğitim merkezleri) var; bunlarla işbirliği yapılmalı. Buraların sorunları ne, nelerle karşılaşıyor? Her şeyden önce risk zekânızı oluşturacaksınız. Bir kurumun uzaktan eğitimle ilgili risk zekâsını ve buna ilişkin çalışmaları önceden yapmış olması gerekir. Bunu yapmazsanız, bir sonraki basamakta ne olacağını ve ne tür riskleri nasıl gidereceğinizi bilemezsiniz. Bu uzaktan eğitimin riskleri değildir, eğitim ve öğrenmenin önündeki olabilen risklerdir. Örneğin ne olabilir; elektrikler kesilebilir, internet bağlantısı kesilebilir. Bunlara ilişkin olarak önceden bütün ön çalışmalarınızı yapmanız gerekir. Bu nedenle çok fazla sayıda ekiplerin çalıştığı bir sistemdir. Bunu yapılandırmadığınız takdirde, uzaktan eğitimi sadece, “Çok insan geliyor, çok para kazanırım ve ben bundan da zengin olurum” mantığıyla yaparsanız, sürdürülebilir sistem yapmazsanız, o zaman da yaptığınız uzaktan eğitim değil ya da uzaktan öğrenme değil, o anda kendi cebinizi doldurma çabanızdan başka da bir şey olmayacaktır. Kaliteli ve sürdürülebilir uzaktan eğitim çalışması bu işin alanlarının uzmanlarıyla ve sistem tasarımıyla yapılmalıdır.
Bütün dersler uzaktan öğretilebilir mi?
Bütün dersler, bütün konular, anaokulundan, lisans, yüksek lisans, doktora, doktora sonrası, hizmet içi eğitim, hayat boyu öğrenme, her alanda yapılabilir; sadece bir modeli yoktur. Örneğin Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi modeline bakıp, “Bu burada uygulanmaz, bu yapılmaz. Bu sadece sosyal bilimlerde uygulanır, fen bilimlerinde uygulanmaz” mantığıyla yaklaşırsanız yanlıştır. Çünkü yüz yüze eğitimdeki gibi düşünüyorsunuz. Yüz yüze eğitimde genelde çatı birbirinin aynıdır. Uzaktan eğitim bize son derece esnek, demokratik, saydam, yeniden yapılandırılabilir, güçlendirilebilir, geliştirilebilir öğrenme ortamlarını sunar. Ama uzmanlıklarınız olacak, sistem yaklaşımıyla tasarlayacaksınız. Genelde Türkiye’de yanlış bilinen, “Tıp alanıyla uygulamalı derslerde, stajlarda ya da mühendislik alanlarında uzaktan eğitim yapılmaz” şeklinde. Dünyadaki örneklerine baktığınızda, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde, sağlık bilimlerinde, tıp ve hemşirelik alanlarında uzaktan eğitim yoğun olarak kullanılmaktadır, yine mühendislik alanlarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu işlerin planlanması ve öğrenme ortamlarının tasarlanması emek yoğun, teknoloji yoğun ve sermaye yoğun bir etkinliktir. Bunları yaptıktan sonra da bu hizmetlerden yararlanacak olan öğrencilerin sayısı ve bu hizmetin kalitesini düşündüğünüzde vazgeçilmez ortamlar haline gelmektedir.
Bu nedenle bütün dersler tasarlanabilir; yeter ki bu işin uzmanlarını, uzaktan eğitim uzmanlarını, alan uzmanlarını ve kendi şirketiniz ya da okulunuzdaki bu işle görevli bireylerle birlikte eşgüdümlü çalışmayı hedefleyin, stratejilerinizi belirleyin. Tabii ki uygulamalı dersler de staj dersleri de uzaktan eğitimle verilebilir, pür uzaktan eğitim de olabilir. Örneğin, bugün yapay zekâyla geliştirilmiş çoklu etkileşimli ortamlar vardır; arttırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, karma gerçeklik gibi uygulamalar vardır, yapay zekâyla geliştirilmiş hologramlar vardır. Artık sanal dünyanın içinde yaşarsınız, böyle mobil ekranlarda da değil. Mesela, bir hastanın ameliyatını yaptırabilirsiniz, koluna serum taktırabilirsiniz ya da bir motoru söktürüp yeniden onu onartabilirsiniz. Bu biraz da hayal gücünüze ve isteğinize de bağlı. Tabii, bunlar radikal değişiklikler, normalde sınıf ortamında yüz yüze geleneksel eğitimde çok da fazla rastlamadığımız olaylar. Çünkü biz daha çok bir tahtanın önünde bir öğreticinin olduğu, genelde de öğrencilerin dinlediği, etkileşimi de işbirlikli öğrenmeyi, konu anlatımını öğrencilere devrettiğimiz sistemler olarak görürüz.
Eğitim anlayışımız 17. yüzyılın gelenekleriyle hareket ediyor. Biz 20. yüzyılda yetişmiş bireyleriz ve 21. yüzyıldaki bireylere de eğitim hizmeti, öğrenme hizmeti götürüyoruz. Burada da bir dengesizlik, uyumsuzluk var. Bu uyumsuzluğu gidermemiz gerekiyor. Artık bizim 21. yüzyılda yaşadığımızı kabul etmemiz ve 21. yüzyılın gerekleri olan o yeterliliklerin hepsine sahip olmamız gerekir ki, bu bile yeterli değildir. 21. yüzyılın yeterliliklerinin ötesindeki yeterlilikleri, gelecekte, bir 10 yıl içinde sahip olmamız gereken yeterlilikleri şimdiden kazanmamız gerekir ki, biz bu tür öğrenme ortamlarının tasarımına yönelik çalışmalar yapabilelim ve gelecek nesillere de aktarabilelim.
Bu nedenle uzaktan eğitimde herhangi bir sınır yoktur; sınır hayallerinizdedir, kendinize inancınızdadır ve çalışkanlığınızdadır. Çalışkansanız, bu işten eminseniz, kendinize güveniyorsanız, ekipleriniz varsa, uzmanlarınız varsa, bunu bir sistem yaklaşımıyla gereği gibi yerine getiriyorsanız, çok farklı modeller, çok farklı yaklaşımlarla bütün öğrencilerinize farklı düzeylerde, farklı derslerde, disiplinlerde son derece kaliteli, sürdürülebilir ve demokratik eğitim ortamlarını, öğrenme ortamlarını sunarsınız.
Uzaktan eğitim sürecinde yeterince etkileşim sağlanabiliyor mu? Eğitimciyle öğrenci arasındaki bağ kopuyor mu? Uzaktan eğitimde bu ne kadar mümkün?
Bu sorular yüz yüze eğitimin de sorunudur. Niye biz çocuklarımızı A okuluna değil de B okuluna göndermeye çalışıyoruz hatta adresimizi ona göre ayarlamaya çalışıyoruz? Hadi, B okuluna gönderdik, ama B okulundaki ikinci öğretmene vermeye çalışıyoruz. Çünkü o okul ve o öğretmenin eğitim etkinliklerine ilişkin ilkeleri, etikleri, bilgileri, yeterlilikleri diğerlerine göre daha üstün olduğu için. Bu nedenle uzaktan eğitim de kendi başına kötü ya da şöyle ya da böyle değildir; uzaktan eğitimi tasarlayanların, işe koşanların ve sürdürenlerin, değerlendirenlerin yeteneklerine, yeterliliklerine, işe bakışına, kalitelerine, hayat biçimlerine, kendilerini algılayışlarına ve değer yargılarına bağlıdır. Bu nedenle uzaktan eğitimde etkileşim yoktur diyemeyiz, öğrenciyle eğitimci arasında bağ kopuyor, diyemeyiz. Mümkün müdür; tabii ki mümkündür.
İlk başta, her zaman söylediğim gibi, bu işin sistem olduğunu kabul edeceksiniz. Uzaktan eğitim işi sadece bir öğretmene bırakılıp, “Hadi, dersini tasarla” denilecek kadar basit bir yöntem değildir. Bu çok dar bir anlayıştır. Bugün yapılan araştırmalar, uzaktan eğitimle verilecek 1 saatlik bir ders için 16 saat hazırlık yapılması gerektiğini söyler. Eğer haftada 9 saat dersiniz varsa, bu işi gereğince yapacaksanız, başa çıkmanız mümkün değil kuramsal olarak. Bir sistemdir, sistem yaklaşımıyla kurumunuzda uzaktan eğitimi yapılandırmanız gerekir, uzaktan eğitim uzmanlarını işe almanız, gerektiği şekilde bunlarla çalışmanız, teknolojik açıdan, pedagojik açıdan, değerlendirme açısından, sosyolojik, psikolojik ve yönetim açısından gerekli altyapıları oluşturmanız gerekir. İlkelerinizi, yasalarınızı, vizyonlarınızı, misyonlarınızı, stratejilerinizi belirlemeniz, insan gücünü hazır hale getirmeniz, var olan insan gücünü yetiştirmeniz -öğretmenlerinizi, öğrenenlerinizi, annelerinizi, babalarınızı- ve size uygun olan farklı dersler için uzaktan eğitim yöntemlerini seçip buna göre öğrenme ortamlarını tasarlamanız gerekir. Bu çok yoğun bir süreçtir, emek yoğundur. Bu emek yoğun, teknoloji yoğun, kültür yoğun, maliyet yoğun süreçlerin planlamasını iyi yapmadığınız sürece, planlama aşamasını atlayıp “Kervan yolda düzelir” mantığıyla bu işi yaparsanız, “Ben yapayım da çok para kazanayım, çok öğrenci gelsin, her öğrenciden bu kadar para alayım” derseniz; etkileşim olmaz, eğitimciyle öğrenci arasındaki bağ kopar hale gelir.
Açık ve uzaktan öğrenme, aynı kara tahtanın önünde ders anlatır gibi anlatılır bir sistem değildir. Bu da olabilir; ama mesela, bu belki 10-15 dakika olacaktır. Yapılan çalışmalar, öğrenenlerin artık 3 dakikadan daha fazla ekrana bakmadığını söylüyor. Mesela online’da ya da Youtube’da bazı videolar, eğitim videoları çok hit alırken diğerleri almıyor, ona bakmak lazım. Sınıftaki gibi, dersinizi incir çekirdeğini doldurmayan bilgilerle ya da öğrenenin internetten çok kolay ulaşabileceği bilgileri onlara yeniden satarak veriyorsanız, öğrenci dersten gider. Bu öyle bir sistemdir ki, artık öğrenen de öğreten de -ders yöneticisi diyorum ben- eşittir. Sınıftaki gibi kapıyı kapatıp, “Ben bu sınıfın içinde istediğimi yaparım” diyemezsiniz. Öğrenci sesi kapatır, mikrofonu kapatır, kamerayı kapatır, “Hocam; teknik arıza” der ve gider ya da orada yanlış bir şey söylediğinizde, inanın, kendinizi sosyal medyada bulursunuz. Öğretenin hakları olduğu kadar öğrenenlerin, öğrenenlerin anne ve babalarının da hakları vardır. Son derece kaliteli bir eğitim vermek zorundasınız. Kaliteli, farklı bir eğitimi veriyorsanız, zaten öğrenen dersten gitmez. Bu birinci kural. Yüz yüze eğitimdeki gibi, “10 yıldır kullandığım materyallerin aynısını kullanayım, aynı şeyleri anlatayım, öğrenci beni dinler.” mantığı yoktur.
İkincisi, etkileşim nasıl sağlanacak? Etkileşimi ne olarak tanımladığınıza bağlı. Etkileşim, çocuğun oraya bir “Evet, hayır” yazması mı, çocuğun oraya bir tik atması mı ya da öğretmenle göz göze gelmesi mi, videosunu açması ya da size bakması mı? Yüz yüze sınıflarda da öğrenci gözünüzün içine bakar ama beyninde Maldiv Adaları’ndan Antalya’ya geziler düzenler. Bilişsel etkileşimlerin olması gerekir. Çocukların eleştirel düşünce güçlerini geliştirecek çok sayıda aktiviteyi uzaktan eğitim farklı yöntem, teknik ve anlayışlarıyla yapmanız olanaklıdır ve yüz yüze sınıftan çok daha etkili yaparsınız. Tekrar edilebilirliği vardır. Mesela, sınıfta bir kimya deneyini laboratuvarda yapıyorsunuz, o araç gereç ve malzemeyi bir kere kullanabilirsiniz. Pahalıdır, bir daha da alamayabilirsiniz, hatta el de sürdürmeyebilirsiniz ve her çocuk da o deneyi yapamayabilir. Ama online bir sistemde bu deneyi simüle ettiğinizde, çocuk defalarca tekrar yapma hakkına sahip ve hatta hata yapma toleransına sahip olacak. Laboratuvarda hata yapma toleransı yoktur. Ne olabilir; başına bir kötülük gelebilir. Sanal ortamlarda ne yapabilirsiniz; çok rahatlıkla hata yapma toleranslarıyla çocukları yeniden yeniden yönlendirerek, yapılandırarak ve yol göstererek, en kaliteli, en doğru yolu kendilerinin bulmasını sağlayabilirsiniz.
Etkileşimleri tasarlarken, uzman ekibinizle birlikte ve onların yanında, dersin içerik sağlayıcısı öğretmenlerle, psikologlarla -bu da çok önemli- sosyologlarla birlikte dersi tasarlamanız lazım.
Eğitimciler ve öğrenciler uzaktan eğitime yeterince motive olabiliyorlar mı?
İlk olarak, öğrenmeye ilişkin yatkınlığınız varsa, öğrenmek istiyorsanız, zaten her türlü ortamda motive olmuşsunuzdur. İkincisi, pandemi nedeniyle insanların ruhsal düzeylerinde dalgalanmalar var. Bu tabii ki etkiliyor. Bu sadece uzaktan eğitimi değil, öğrenmeye ilişkin alışkanlıkları etkiliyor. Bunun yanında, pandeminin topluma yansımaları var. Bunları bir kenara bırakacak olursak, tek başına motive olmaları mümkün değil. Uzaktan eğitim bir sistemdir. Uzmanları işe almalısınız. Bütün altyapıları hazırlayıp, eğitimcileri ve öğrencileri öyle davet etmelisiniz. Yoksa hocaya, “Hadi, git bakalım sen, uzaktan eğitim yap, ders materyalini hazırla, sınavını yap” derseniz, bu iş yürümez, yüz yüze eğitim mantığıyla yürümez. Bunu içselleştirmeniz gerekir ve bu işi gereğine ve kalitesine göre yapmanız lazım. Bunu yaptığınız zaman, hiç kimsenin motive olmaması gibi bir durum mümkün değil. Açık ve uzaktan öğrenme bireyin kendi yeteneklerine olanak tanır, kendi yeteneklerine göre ortamları tasarlar, kendi hızına göre öğrenme materyalleri sunar. Uzaktan eğitimde, bir konuyu sadece didaktik olarak anlatarak vermezsiniz. Mesela, Anadolu Üniversitesinde bir dersin bir ünitesinin 16 farklı ortamı bulunmaktadır. Evrensel tasarım ilkeleri dediğimiz ilkeler var; ona göre tasarlarsınız. Çünkü biz bireyler birbirimizden farklıyızdır. Tek bir yöntem, tek bir modelle yüz yüze eğitimde olduğu gibi veremezsiniz. Bunları yaptığınız zaman, inanın, hiç kimse bir daha yüz yüze eğitime dönmek istemeyecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.