Sevgi ise gülümser ve para resmi atar. Hemen Zeynep’in yanına gider. Zeynep onu görünce ayağa kalkıp “Gel otur abla sana çay getireyim.” dedi. Hızlı adımlarla çay ocağına gidip elinde tavşan kanı dolu bir bardakla çayla döndü. Sevgi, bu hürmet karşısında beklenmedik acayip bir duyguya kapıldı. Garip bir tekstil atölyesinde bile olsa kıdemli olmak ona hava vermişti. Başını sallayıp gülümseyerek “Allah, Allah” dedi. Zeynep ise suçluymuşcasına “Hayırdır abla?” dedi. Sevgi “Bir şey yok, işte öylesine bir hissiyat.” cevabını verdi. Sonra elini hafiften kaldırıp Ayşen ve Elif’i yanlarına çağırdı. Ellerinde çaylarıyla gelen ikiliyle birlikte sigara içmek için yangın merdivenine yöneldiler. Sevgi, paslı demir merdivende bulduğu uyduruk bir kartonun üstüne oturdu. Sigarasını yaktı. Sonra kızlara uzattı. Ayşen havada kaparken Elif çekinik davranınca Sevgi elindeki paketi ısrar ediyorum dercesine salladı. Gözlerinde artık “büyüdün korkma” bakışıyla bakıp cesaret verdi. Elif ikna oldu bir tane aldı. Ama sigarayı tutuşundan acemisi olduğu belliydi. Sevgi çakmağı yaktı. Ayşen hemen dumanı tüttürürken Elif ilk nefesten sonra öksürdü. Sevgi sırtına vurdu. Sevgi “Hafif hafif içine çek güzelim korkma.” dedi. Elif’in yüzü büyük bir suç işlemişçesine kızardı. Sevgi, sigara almayan Zeynep’e nedense ısrarcı olmadı. Sevgi gayet rahat çayından yudumlayıp sigarasından içine derin bir nefes çektikten sonra başını hafiften havaya kaldırıp hassas bir dudak hareketiyle dumanını havaya savurdu. Sonra gözlerini ilerideki genç erkeklere dikti. Etrafındakilerinin rahat duyacağı bir tonda “Pis herifler!” dedi. Sırtı gençlere dönük Zeynep gözlerini kısarak “Kim?” dedi. Sevgi küçükten başını öne doğru uzatarak “Şuradaki ukala tip geldiğinden beri sana bakıyor.” dedi. Zeynep’in yüz ifadesinde bir değişiklik olmadı. Ayşe gülerek: “Beğenmiştir abla, olabilir.” Elif tasdikler şekilde başını sallayıp “Duru ve dinlendirici bir güzelliğin var. İnsan gayrihtiyari kayıtsız kalamıyor Zeynep.” Zeynep’in gözlerinin içi güldü, yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Ama tevazuyu elden bırakmama adına “O sizlerin güzelliği kızlar, beni şımartıyorsunuz.” dedi. Sevgi hızla içtiği sigaradan son bir fırt çekip izmaritini yere attı. Adeta düşmanın başını ezercesine ayağıyla çiğnedi. Sonra kızgın bir sesle “Bu güzelliğin, aklını kullanmaz isen heder olur gider. Çevrene kanıp salaklık yapma. Yoksa…” Zeynep dikkatle dinlerken aniden sözü kesip “Yoksa?” dedi. Sevgi “Yoksa çok değil on yıl sonra benim yaptığım nasihatleri siz de bu paslı demirlere bakıp bakıp müebbet yemiş mahkûmlar gibi başkalarına yaparsınız.” Elif iki arada bir derede kalmış gözlerle sevgiye baktı. “Abla sen de her şeyi paraya bağladın. Paranın bile satın alamadığı, aciz kaldığı değerler var?” Sevgi acı acı güldü. “Nedir onlar küçük bilmiş?” dedi. Elif “Aşk, sevgi, huzur…” Sevgi sinsi ve pis bir sırıtışla “Pehhh!” dedi. Sonra “Ödenmeyen faturalar, modası geçmiş elbiseler, bin bir hesapla yapılan market alışverişi daha acısı parasızlıktan dolayı hep geçiştirilen hastalıklar neticesinde günbegün aşınan sevgi, yok olmaya yüz tutan büyük aşklar!” Çayından bir yudum daha içti: “Sonra ise sıfıra inen mücadele, gücün ve nihayet yıllar sonra arkadan dönüp baktığında elinden kayıp giden masum bir hayat.” Ayşen başıyla tasdikledikten sonra “Evet, evet işte bizim hayatımız aynen böyle.” Sevgi eliyle caddeye park etmiş lüks arabayı gösterdi. “Hiç böyle bir arabaya binmeyi hayal ettiniz mi? Ya da sahip olabilme ihtimaliniz ne kadar?” Ayşen umutsuzca ellerini yana açarak “Sıfır” dedi. Sevgi “Ya, bu adamların eşleri senin bin yıl para biriktirsen alamayacağın takıları, elbiseleri iki naz bir niyaz ile aldırıyor. En lüksünden yüzme havuzlu, güvenlikli sitelerde oturup keyif çatıyorlar. Sizin eksiğiniz ne ya da onların fazlası ne?” Zeynep güldü. “O senin dediğin gibi değil. Bak bizim patron hala mahallemizde oturur. Kapısı cümle âleme açıktır. İyisini yer içer, kaliteli yaşar. Ama kimseyi hor görmez. Semtin uğursuzu bile yolsuz kaldığında bilir ki Ramazan Baba bir çorba parası verecektir. Yediden yetmişine herkes ona duacıdır. Kesin olan şu ki ülkede herkesi zengin edemeyiz. Ama daha mühimi her zengine, güç sahibine; merhameti, bölüşmeyi ve adaleti öğretip ortalama bir refah yakalayabiliriz.” Elif hayretle ve saygıyla Zeynep’e baktı. “Doğru söylüyorsun.” Sevgi yine küçümseyici yüz ifadesiyle: “Kızım bu dediğini koca koca bilim adamları, düşünürler, yöneticiler beceremiyor. Senin, benim gibi garibanlar mı becerecek? Sen gel beni dinle kendini kurtarmaya bak.” Elif: “İyi de abla bir de kader, kısmet var.” Sevgi çayının son yudumunu da aldı: “Doğru, kader var. Ama şartlara teslim olmak yok. Arayış var.” Zeynep sözünü kesti: “Bu arayışın belli bir ahlaki zemini olmalı.” Molanın bitiş zilinin çalmasıyla Sevgi ayağa kalktı. Ellerini yana açıp: “Etrafına bak! Bu zamanda ahlakı kim takıyor? Nasılsa paranın gücü bütün günahları, ayıpları örtmüyor mu?”
Tekrardan çalışan makinaların uğultusuna yine yüksek sesli müzik eşlik ediyordu. Zeynep o kadar çok çalışkan ve maharetliydi ki Sevgi’nin iş yükünü yarı yarıya hafifletti. Üstüne üstlük Sevgi’ye karşı çok hürmetliydi. Sevgi de Zeynep’e düşkünlüğünü her davranışında belli ediyordu. Onlara Ayşen ile Elif ikilisi eşlik ediyordu.
Geçen birkaç haftada adeta ayrılmaz dost olmuşlardı. Sevgi hepsine ablalık yapıyor, dertlerinin çözümünde yol gösteriyordu.
Bir sabah Zeynep o beyaz tenine siyahlar çökmüş, gülen gözlerine karamsarlık hâkim olmuş adeta dipsiz bir kuyuya düşmüş gibiydi. Zeynep, Sevgi’ye “Günaydın abla” dedi. Sevgi “Günaydın da! Senin ne sıkıntın var güzel kızım?” Zeynep dalgın dalgın başını yana sallayıp elini hafiften kaldırıp “Yok bir şeyim yok.” Sevgi tam karşısına dikildi gözlerinin içine baktı. “Yok deme var, var. Senin bir derdin var. Çekinme söyle, burada hepimiz bir can olduk.” Zeynep daha samimi bir yüz ifadesi ve ses tonuyla “Gerçekten bir şeyim yok. Yine de teşekkür ederim. Canım ablam.” dedi. Sevgi “Eh o zaman günah benden gitti.” dedi ve işine geri döndü. Lakin gözleri hep Zeynep’in üzerindeydi. Zeynep en ufak bir boşlukta telefonla gizli gizli birileriyle konuşuyor, her görüşme bittiğinde yüzü daha da asılıp soluyordu. Çay molası için zil çaldığında ayrılmaz dörtlü yine bir araya geldi. İçilen çayların yanına Sevgi hemen paketini uzatıp sigara ikram etti! Elif artık bu merete iyice alışmış rahat rahat içiyordu. İlk dumanı havaya salan Elif: “Abla ya, bu sigaraları nereden buluyorsun? Çok hoş içimi var. Farklı bir tat veriyor.” Ayşen her zamanki fütursuzluk içinde: “Harbiden abla ya, sen kendin mi karışımı hazırlıyorsun? Ot mu var?” Sevgi yüzünü buruşturarak memnuniyetsiz ve kızgınca “De ordan densiz! Bu fakir sigarası kızım. Mahallemizdeki tütüncüden alıyorum. Ucuza geliyor. Şu kötü dünyada tek lüksüm sigara, o da aha bu kadar lüks.” Çayından son yudumunu alan Zeynep ayağa kalktı. Cebinden telefonunu çıkartıp yürüyüp gitti. O arada cebinden bir kâğıt düştü ama fark etmedi. Ayşen hemen yerdeki kâğıdı aldı. Açtı okudu. Okudukça yüzü tuhaflaştı. Gözleri büyüdü. Sevgi “O ne kız? Ne yazıyor bir tuhaflaştın?” dedi. Ayşen elindeki kâğıdı uzattı. Sevgi aldı ve okudu. Sonra kızlara bakıp “Demek ki kızın sabahtan beri sıkıntısı buymuş.” dedi. Elif iyice meraklandı. “Neymiş abla?” Sevgi, paslı yangın merdiveninden tekrar dışarı baktı: “Zavallı kızın evine icra takibi başlatmışlar. O da kimseye söyleyemeyip kendince çözüm arıyor.” Ayşen: “Demek ki sabahtan beri telefonla gizli gizli görüşüp borç arıyor. Bulamayınca iyice umutsuzluğa düşüyor olmalı.” Elif yere baktı, sonra başını kaldırıp içine derin bir nefes çektikten sonra: “O zaman biz aramızda bir şeyler toplayıp yardımcı olalım.” Ayşen: “Doğru söylüyorsun da on bin lira, üçümüzden bu kadar para dünyada çıkmaz.” Sevgi gözlerini kıstı. Sanki üzülmüşten çok sevinen bir hali vardı. Ve “Durun bakalım, gün doğmadan neler doğar.” dedi. Onlar kendi aralarında konuşurken Zeynep göründü. Yüzü adeta buz kesmiş gibiydi, sanki birazda titriyor gibiydi. Sevgi hemen kâğıdı cebine koydu. Eşya dolaplarının olduğu odaya doğru yürümeye başladı. Elif, Zeynep’e doğru birkaç adım atıp elinden tuttu. “Üzülme canım. Kendi aramızda bir çözüm bulacağız.” Zeynep yüzüne baktı. “Siz nereden öğrendiniz?” dedi. Ayşen: “Güzelim, biraz önce cebinden icra takibi kâğıdını düşürdün. Biz böyle mi öğrenmeliydik? Aşk olsun.” Zeynep iyice mahzunlaştı. Ağlamaklı gözlerle: “Burada hepimizin durumu üç aşağı beş yukarı hep aynı. Sizi de dertlerimle üzmek istemedim.” Elif, Zeynep’in elini daha sıkı tutarak: “Öyle şey olur mu? Tabi ki birbirimizin derdiyle dertleneceğiz. Şimdi benim başıma bir şey gelse sen ilgisiz mi kalacaksın?” Zeynep: “Tabi ki hayır.” O arada Sevgi hızlı adımlarla elinde bir şey saklarcasına yanlarına geldi. Elinin biriyle Zeynep elini açtırıp altından tuttu, sonra da kapalı elini tam ortasına koydu. “Bunlar benim kötü günler için kenarda sakladığım aile yadigârları; al bozdur işi hallet sonra bana ödersin.” dedi. Zeynep eline gökten gelen yumuşak bir tüy gibi konan bileziklere baktı. Zeynep: “Ama abla ben bunları kabul edemem. Adı üstünde zor günlerin için kocandan saklamış, çocukların için bile harcamaya kıyamamışsın.” Sevgi, Zeynep’in iki omuzundan tuttu ve “Bir insanın evine icra gelmesinden daha kötü bir gün olamaz. Lafı uzatma.” dedi. Sonra da Zeynep’in altın tutan elini kapattırıp: “Bunlara iyi sahip çık. Ortalık çakal dolu. Kimseler görmesin.” Zeynep’in gözlerinden iki damla gözyaşı geldi. Sevgi’ye sarıldı. Ortama duygu yüklü bir hava hâkim oldu. Ayşen “Eee hadi bakalım, olay çözüldüğüne göre bırakın bu ağır gamlı hali de biraz neşelenin.” Sevgi: “Doğru söylüyorsun Ayşen, hadi bugün iş çıkışı sizi güzel bir mekâna götüreyim. Varmısınız?” Elif ile Ayşen birbirine bakar. Ayşen: “Bana uyar.” Zeynep: “Benim de hayatımda ufak da olsa bir değişikliğe ihtiyacım var.” Elif: “Benim gelmem ayıp olur. Ama önce ailemden izin almam gerek. Durun annemi bir arayayım.” Ellerini Zeynep ile Ayşen’in omuzuna koyan Sevgi: “O zaman oyunbozanlık yok, bu akşam beraberiz.” Elif gergin bir tavırla annesine telefon açtı. Telefonun kulağında açılmasını beklerken ayağını ritim tutar gibi yere vuruyordu. Elif: “Anne, nasılsın?” “Bu akşam biraz eve geç geleceğim.” “Meraklanmayın bizim iş yerinden kızlarla bir yerlerde çay içeceğiz.” “Aman sanki küçük bir çocuğum, tabii ki dostu düşmanı ayırırım. Kendimi korurum.” “Tamam tamam geç kalmam. Sen babamla abimleri idare et.” Sonra arkadaşlarına bakıp “Evet kızlar bir sorun kalmadı.” Dağılan hüzünlü havadan sonra herkes iş başı yaptı. Sevginin yüzünde, günlerdir beklediği iyi bir haberi almış insanın mutluluğu vardı. Bir ara cep telefonundan bir mesaj çekti. “Tunç, bu akşam Beşiktaş’taki malum mekâna gel. Oyun başlıyor.” Gerçekten haftalardır devam eden bu sıkıntılı hayatın artık sonuna gelmiş, avına sinsice sokulup pençesini indirecek bir tilki gibiydi. Ama o gün mesai bitmek bilmedi. Sevgi sık sık saate bakıyordu. Muhiddin o şüpheci bakışlarıyla yaklaşıp: “Ne o Sevgi hanım bir durum mu var?” Sevgi panik halinde: “Yoo hayır.” Muhiddin: “Eee o zaman niye sık sık saatinize bakıyorsunuz?” Sevgi yılışık bir gülüşle: “Demek çok belli oluyor. Bu akşam birkaç arkadaşla bir araya gelip baş başa vakit geçireceğiz. Onun heyecanıdır.” Muhiddin “Anladım” dedi. İşlerin ve çalışanların kontrolüne devam etti. Geçmek bilmeyen dakikalar nihayet çalan paydos ziliyle son buldu. Dörtlü hızlıca elbiselerini değişip diğer çalışanlarla vedalaştılar. Merdivenlerden inmeye başladılar. Tam birinci kata gelince Ruhi ile karşılaştılar. Ruhi çok üzgündü. Onun bu halini gören Sevgi dayanamadı: “Ne o Ruhi Bey! Çok üzgün görünüyorsunuz?” Ruhi biraz mahçup ve üzgün, başı öne eğik: “Hatırlarsanız bana iş başvurusu için geldiğinizde bir arkadaşım vardı.” Sevgi: “Evet nasıl unuturum. Biraz yabani bir insandı.” Ruhi: “İşte o yabani adam Bahri, geçen gittiği mekânda tartışmış. Bunun kırılmadık kemiği kalmamış. Hastaneden geliyorum.” Sevgi üzülmüş gibi yapmadı, aksine tebessüm edip “Arkadaşınız ama o çoktan hak ediyordu. Kötü bir adamdı.” Ruhi, Sevgi’nin gözlerinin içine baktı. Ruhi: “Belki haklısınız. Ama o benim çocukluk arkadaşım. Ne kadar kötü bir insan olursa olsun ben sizin gibi diyemiyorum. Üzülüyorum.” Sevgi elini hafiften sallayıp “Boş verin, kötüye bir şey olmaz.” dedi. Yürümeye devam ettiler. Ayşen: “Abla kim bu Bahri?” Sevgi: “Boş ver, önemsiz hırbonun birisiydi. Dersini almış.” Elif: “Eee, biz yola çıktık ama nereye gideceğiz.” Sevgi: “Hiç düşünmeyin, bugün sizi Beşiktaş’ta bir mekâna götüreceğim. Siz keyfinize bakın.” Zeynep: “Abla, Bağcılar’dan Beşiktaş ya, yol uzun. Kaç otobüsle gideceğiz?” Sevgi: “Bugün cömert günümdeyim. Taksiyle gideceğiz. Hepiniz bendensiniz.”
Handan dışarı çıktılar. Ara dar yoldan geçip ana caddeye çıktılar. Sevgi hemen elini kaldırdı, bir taksi durdu. Sevgi ön koltuğa binerken kızlar arkaya geçti. Sevgi “Beşiktaş kaptan.” dedi. Şoförün yüzünde gülücükler belirdi. Ne de olsa uzun bir yol gidecek, iyi para alacaktı. Şoför “Tamam bayan.” dedi. Taksi yol alırken Elif ile Ayşen kendi arasında konuşuyor, Zeynep ise camdan dışarı bakıyordu. Sevgi: “Tamam kızım Zeynep geçti işte üzülme artık. Hem hayat sürprizlerle dolu, yarının bize ne getireceğini bilemeyiz.” Zeynep: “Ne yapayım elimde değil. Küçük bir borç büyümüş dağ olmuş. Tek başıma ne ile nasıl mücadele edeceğim? Bazen yenildim artık diyorum.” Sevgi arkaya yarım dönerek: “Bari bu gece her şeyi unut, hayatın tadını çıkart.” Zeynep zoraki gülerek “Tamam” dedi. Galata köprüsünden geçen taksi Karaköy’e girdi. Sevgi: “Kızlar yolumuz az kaldı.” Zeynep camı açtı. Arabaya, ılgıt ılgıt esen boğazın serinliği doldurdu. Ayşen: “Bizim yaşadığımız İstanbul ile bu İstanbul ne kadar farklı.” Elif: “Biz bu şehrin cefasını çekiyoruz.” Sevgi: “Sefasını başkaları sürüyor. Sen ne dersin Zeynep?” Zeynep: “Hiçbir zaman ulaşamayacağımız bir hayat derim. Sonra da gerçekten ve gerçeklikten fazla kopmayın derim.” Ayşen: “Off Zeynep off… Ne kadar karamsar bir tipsin ya. Bırak da on dakika hayallerimizde mutlu olalım.” Sevgi: “Evet Zeynep biraz rahat ol. Hem o dediğin hayat bence sana çok da uzak değil. Sadece aklını kullanman gerekiyor.” Şoför “Beşiktaş’a geldik bayan.” dedi. Sevgi: “Ortaköy’e doğru devam et. İlerideki Gençlik Kafe tabelasını görünce bizi indir.” Şoför “Tamam” dedi. Sıkışık trafikte on dakikalık dur kalktan sonra şoför “Burası mı?” dedi. Sevgi “Evet” dedi ve çantasından bütün bir yüzlük çıkartıp verdi. Bozukluk arayan adama “Düz seksen al, üstü kalsın.” dedi. Sevgi önde kızlar arkada mekâna girdiler. Sevgi kapıdaki garsona “Deniz kenarında boş bir masa var mı?” dedi. Garson eliyle hemen yandaki masayı göstererek “Şimdilik sizi burada ağırlayalım. İlk boşalan yere sizi alırız.” Dörtlü otururken kızların gözleri etrafı süzüyordu. Ortam lükstü ama daha önemlisi hemen hemen bütün müşterilerin, zengin çocukları olduğu her hallerinden belliydi. Ayşen hasret dolu gözlerle bakıp “Ah, ahh! Hayat bunlara güzel.” dedi. Elif: “Baba parası yiyenler hep buraya toplanmışlar.” Sevgi: “Kızlar! El ele verirsek bizim de hayatımız değişebilir.” Zeynep: “Arkadaşlarım, güzellerim! Ben derim ki bazı şeylerin dışı bizi, içi onları yakar. Her zaman ayağınızı yorganınıza göre uzatın.” Ayşen: “Bayan akıl, hemen sınırları çiz hevesimizi kır.” O arada garson geldi: “Hanımefendiler buyurun dışarıda masa boşaldı, arzu ederseniz geçebilirsiniz.” Kızlar kalktılar, el ele tutuşan, gözlerinin içine bakan sevgililerin ve geyik yapan gençlerin arasından geçerek mekânın en güzel masasına Ayşen ile Elif, Zeynep ile Sevgi yan yana geçip oturdular. Sevgi şöyle derin bir nefes çekti: “İşte hayat bu.” dedi. Ayşen: “Aynen öyle, artık bunu sık sık yapalım.” Elif: “Abla şu senin zehirden ver de mekânın hakkını verelim.” Bu arada garson geldi: “Ne alırdınız?” Herkes birbirine baktı. Sevgi “Sen bize çay ver evladım.” dedi. Sevgi çantasını hızla açtı. Sigara paketini çıkartıp masanın üzerine bıraktı. Ayşen ile Elif hemen birer tane yaktı. Zeynep, esen hafif rüzgârda dalgalanan saçlarıyla daha bir güzel görünüyordu. Sevgi, Zeynep’e döndü: “Artık bu güzel günün hatırına bir tane sigara yakarsın?” Zeynep güldü, hayır manasında elini sallayıp “Hiçbir şekilde sigara içmem de abla dikkatimi çekti çok rahatsın. Sanki buraların müdavimi gibisin, hiç yabancılık çekmiyorsun?” Sevgi soru karşısında bir an dalgınlaştı. Sonra “Biz” dedi biraz durdu. “Biz aile olarak Hasköy’de otururduk. Ben büyüyüp liseye başladığımda iki arkadaşımla beraber harçlıklarımızı bir araya getirir haftanın iki üç günü okulu kırardık. Hasköy’den Şişhane’ye dolmuşla gelir, oradan Karaköy’e iner Boğaz hattı boyunca yürürken holding binalarına bakar buralarda çalışmayı hayal ederdim. Hele hele bazı günlerde taa Sarıyer’e kadar yürürdük. O yalıları, köşkleri gördükçe içimin yağları erir, ‘Ya Rabbi! Bir gün bana da böyle bir hayat nasip et.’ diye dua ederdim.” Elif: “Sonra ne oldu?” Soru biterken garson çayları getirdi. Sevgi şekeri çaya atıp hızlı hızlı karıştırdı ve bir yudum içti. Acı acı güldü: “Ne olacak? Aylak aylak dolaşmak kanımıza işledi, liseyi bitiremedik. Babam bana Beyoğlu’nda bir mağazada tezgâhtarlık işi buldu. Keşke bulmaz olaydı.” Ayşen sigara dumanını üfleyip: “Neden?” Sevgi acılarına kusmak istercesine denize bakıp: “Kocam oralarda sürten bir serseriydi. Gelip gidip bana bakar, tatlı sözler söylerdi. Bir şekilde yakınlık kurmak için türlü maymunluklar yapardı. Ben de tecrübesiz bir genç kızdım. Bir şekilde ailemden kurtulmak istiyorum. Onun tatlı sözlerine kandım. Evden kaçarak evlendik.” Zeynep sanki inanmamıştı: “Yapma abla?” Sevgi: “Yaa, yaptım işte! Şimdi bin pişmanım. Ben size boşuna demiyorum, aklınızı kullanın diye. Ben duygularıma kapıldım. Sonum ortada.” Elif: “Yazık olmuş.” Sevgi: “İşte, zaman zaman dişimden arttırdığım üç beş kuruş ile buralara gelir o güzel günleri yâd ederim.” Zeynep, Sevgi’nin elinden tutarak: “Üzüldüm ablacığım.” Sevgi: “Üzülmeye değmez, demek ki kaderim buymuş, ben alıştım artık. Dert etmiyorum.” Onlar konuşurken yanlarından geçen yırtık kotlu, tişörtlü ve spor ayakkabılı yakışıklı bir genç durdu. Onlara baktı. Sevgi başını kaldırdı. Bir anda yüzündeki karabulutlar dağıldı, gülücükler saçarak ayağa kalktı. Sevgi: “Tunç sen misin?” Sarışın genç: “Evet Sevgi abla, seni buralarda görür müydük?” İkili tokalaştı. Sevgi: “Bazen takılırız. Sen ne yapıyorsun?” Tunç: “Ne yapayım, iş güç şöyle bir hava alayım dedim.” Sevgi: “Eee gel o zaman bizimle otur.” Tunç elini kaldırıp: “Sizi rahatsız etmeyeyim.” Ayşen hızla söze girdi: “Olur mu? Buyurun oturun memnun oluruz.” Elif: “Tabi tabi zaten biz de öylesine takılıyoruz.” Zeynep ağır ağır konuştu, biraz da mecburen: “Buyurun sıkıntı olmaz.” Tunç ısrarlara dayanamayıp oturdu. Masaya elinde tuttuğu cüzdanı, cep telefonu ve jeepin anahtarını bıraktı. Aslında bunları gören insanlara kendini ayrıca tanıtmaya gerek yoktu. Sevgi eliyle göstererek: “Zeynep, Ayşen ve Elif, iş yerinden kızlarımız. Bu genç de bizim mahallemizden Tunç, annesi iyi bir arkadaşımdır. Eee, Tunç kendini tanıt.” Tunç sandalyede biraz geriye doğru yaslanıp: “Ben ithalat ve ihracat işleri yapan genç bir girişimciyim. İşte hepsi bu.” Gülüştüler. Sevgi: “Uzun zamandır yoktun?” Tunç: “Yurt dışındaydım. Yeni geldim. Ama ben sana kırgınım.” Sevgi: “Ne oldu evladım?” Tunç, Zeynep’e bakarak: “Böyle güzel kızlarla beni tanıştırmıyorsun.” Kızlar güldüler. Sevgi: “Biz de yeni tanıştık Tunç. Hatta buraya bile ilk defa geliyoruz.” Ayşen: “Belli ki siz de pek ülkede durmuyorsunuz?” Tunç biraz daha sırıtarak: “Bu saatten sonra ülkede daha çok kalacağım, emin olun.” Elif’in telefonuna mesaj geldi. Elif baktı biraz huzursuzlandı. Sevgiye dönüp: “Abla annem nerede kaldın diye soruyor, kalkabilir miyiz?” Tunç beklenmedik bir çıkış yaptı: “Ama olmadı, daha yeni muhabbete başlamıştık.” Bu sefer Zeynep kendisinden hiç beklenmedik bir çıkış yaptı. Zeynep: “Sizinle başka zaman yine bir araya gelir çay içeriz Tunç bey.” Tunç gayet memnun bir yüz ifadesiyle bacak bacak üstüne atıp: “O zaman anlaştık. Ama şimdi bir şartım var, sizleri evinize ben bırakacağım.” Sevgi: “O zaman anlaştık. Hadi kalkalım.” Sevgi kasada hesabı ödedi. Beraberce otoparka doğru yürüdüler. Vale arabayı getirdi. Lüks cip kızların hepsinin gözünü büyülemişti. Arabaya bindiler. Tunç hafif sesle yabancı bir müzik açtı. Önce Elif’i sonra Ayşen’i bıraktıktan sonra en son Zeynep’in semtine geldiler. Zeynep inerken Tunç’tan etkilendiğini belli etmekten çekinmemişti. Zeynep: “Tekrar görüşmek üzere.” dedi. Tunç: “Telefon numaranızı verir misiniz?” Zeynep güldü: “Sevgi abla da var. Ondan alırsınız.” Sevgi: “Canım yarın sabah görüşürüz.” Zeynep arabadan indi ve: “Abla sigarandan verir misin?” Sevgi çantasına elini attı. Zeynep de çantasını açıp: “Sen bana paketini ver.” dedi. Sevgi paketi direkt çantasına attı. Zeynep kapıyı kapattı. Tunç kornayı çalıp arabayı yürüttü. Sevgi kahkahayı bastı. Sevgi: “Oğlum, hakikaten sende şeytan tüyü var. Bu Zeynep zor kızdır. Sen neredeyse beş dakikada kendine bağladın.” Tunç yine yılışık yılışık gülerek: “Ben aldığım paranın hakkını veririm ablam.” Sevgi hemen telefonuna sarılıp arama yaptı. Sevgi: “Aloo…” “Serkan işin sonuna geliyoruz. Haberin olsun.”
Devamı Gelecek Ay.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi