Çalışmanızda hangi değişkenleri kullandınız, biraz bahseder misiniz?
Tez çalışmamda çocukluk çağı travmaları, işlevsel olmayan tutumlar ve patolojik kişilik inançları arasındaki ilişkiyi inceledim.
Çocukluk çağı travmaları “anne-baba veya bakıcı gibi bakım veren tarafından çocuğa kasten uygulanan, çocuğun gelişimsel sürecini olumsuz yönde etkileyen fiziksel, duygusal, cinsel istismar ve fiziksel ve duygusal ihmal öyküsünün yanı sıra ebeveynin kaybı, ebeveynden ayrı kalma, ebeveynlerin boşanması, göç, şiddete tanıklık etme, ticari kâr gibi nedenlerden ötürü kullanılma ve doğal afetler gibi travmatize edici olaylara bizzat maruz kalma veya şahit olma” şeklinde tanımlanabilir. Çocukluk çağı travmaları kapsamında değerlendirilen ve çocuğa bakmakla yükümlü kişiler ve diğer yetişkinlerin çocuğun beden ve zihin sağlığına zarar verici ve gelişimsel sürecini engelleyici durumlarla karşı karşıya getirmesi şeklinde tanımlanan çocuk istismarı fiziksel, duygusal ve cinsel istismar olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Fiziksel istismar en geniş anlamıyla 18 yaş altı bir çocuk ya da ergenin ebeveyni ya da bakım vereni tarafından fiziksel olarak kasten yaralanması ya da yaralanma riski taşımasıdır. 18 yaşından küçük bir bireye ebeveyni ya da bakım vereni tarafından el veya başka bir nesne ile vurulması veya dövülmesi, sarsılması, itilmesi, fırlatılması, yakılması, bıçaklanması ya da boğulması sonucu fiziksel yara alması olarak tanımlanmaktadır. Çocuk cinsel istismarı, rıza yaşının altında bulunan ve henüz cinsel gelişimini tamamlamamış bir çocuğun kendisinden en az beş yaş büyük bir birey, bir yetişkin veya daha büyük bir çocuk tarafından cinsel doyumunu karşılamak amacıyla güç kullanılarak, tehdit yoluyla ya da kandırılarak kullanılması veya bu duruma göz yumulması olarak tanımlanmaktadır. Duygusal istismar ise ebeveynler ya da bakım veren kişi tarafından gerçekleştirilen; çocuğun kişiliğini zedeleyici, duygusal gelişimini olumsuz etkileyen eylemlerdir. Çocukluk çağı istismarı çocuğa karşı bakım veren kişinin aktif bir şekilde zarar vermesi iken ihmal ise çocuğun temel haklarının aile, ilgili kurumlar ve devlet tarafından karşılanmamasıdır.
İşlevsel olmayan tutumlar ve patolojik kişilik inançlarından bahsetmek için ilk olarak çalışmamda da temel aldığım bilişsel davranışçı teoriden bahsetmem gerekir. Bilişsel davranışçı teori psikiyatrik rahatsızlıkların uyumsuz inançlar ve bu inançlar doğrultusunda ortaya çıkan uyumsuz duygu ve davranışlardan oluştuğunu ileri sürer. Psikiyatrik rahatsızlıkları oluşturan çarpık inançlar çocukluk çağı istismar ve ihmalinin neden olduğu uyumsuz şemalardan kaynaklanır; şemalar hayatı anlamlandırmamıza yarayan ve çocukluk döneminde oluşan bilgi kalıplarıdır. Olumsuz çocukluk yaşantılarımız genellenme eğiliminde oldukları için kendimize, başkalarına ve dünyaya dair inançlarımızı şekillendiren şemaların içeriği de çarpıklaşmaktadır. Şemalar oldukça genel ve büyük oranda farkındalığımız dışındadır; onlardan kaynaklanan ara inançlar ise daha duruma özgü ve farkındalığımız dahilindedir.
Depresyonu oluşturan ara inançlar işlevsel olmayan tutumlar, kişilik bozukluklarını oluşturan ara inançlar ise patolojik kişilik inançları olarak adlandırılır. Kişinin kendisine, dünyaya ve geleceğe dair sahip olduğu; kişiyi depresyona yatkın kılan olumsuz ve işlevsel olmayan inançlarını işlevsel olmayan tutumlar olarak tanımlanmaktadır. Kişilik bozukluklarını meydana getiren uyumsuz kendilik şemaları kişinin kendisine ve diğerlerine dair sahip olduğu temel ve ara inançlardan oluşmaktadır; duygu temelli ve koşulsuz nitelik taşıyan temel inançlar değişmesi en zor olan inanç türüdür. İçinde bulunulan koşulların yorumlanması sonucu meydana gelen ve emir cümlesi formatında bulunan ve patolojik kişilik inançları olarak adlandırılan ara inançlar ise temel inançlardan türemektedir. Her bir kişilik bozukluğunu meydana getiren özgül kişilik inanç kümeleri bulunmaktadır.
Yaptığınız çalışmada hangi değişkenler üzerinden sebep-sonuç ilişkileri kurdunuz? Birbirini etkileyen bu durumları biraz açar mısınız?
Çalışmamda çocukluk çağı travma geçmişinin ve işlevsel olmayan tutumların varlığının patolojik kişilik inançlarına zemin hazırladığı varsayımını test ettim ve olumlu sonuçlar elde ettim. Ek olarak çalışmamda çocukluk çağı travmalarının işlevsel olmayan tutumlar için risk faktörü olduğu sonucuna ulaştım. Önceki soruda bahsettiğim gibi bilişsel davranışçı teori depresyon ve kişilik bozuklukları gibi psikiyatrik bozuklukları meydana getiren uyumsuz şemaların çocukluk çağı istismar ve ihmal öyküsü sonucu oluştuğunu ileri sürer. Çalışmamın sorularından birini bu varsayımı temel alarak oluşturdum; çocukluk çağı travma geçmişi yetişkinlikte patolojik kişilik inançlarının varlığını tespit edebilir mi hipotezini test ettim ve olumlu sonuç elde ettim.
Araştırdığım bir diğer soru ise işlevsel olmayan tutumların patolojik kişilik inançlarına zemin hazırlayıp hazırlamadığı idi. Bilişsel teori jargonundaki bu soruyu şu şekilde tekrar sorabiliriz: Depresyon kişilik bozukluğu belirtilerine zemin hazırlar mı? Bu soru için ise iki yaklaşımı temel aldım: ortak neden ve eşlikçi/yara modelleri. Ortak neden modeline göre işlevsel olmayan tutumlar ve patolojik kişilik inançları ortak uyumsuz şemalardan kaynaklanır, bu yüzden işlevsel olmayan tutumlara sahip bir bireyde patolojik kişilik inançlarının bulunma ihtimali yüksektir. Eşlikçi/yara modeline göre ise depresyon kişinin algılamasında, düşünce biçiminde ve hafızasında olumsuz yönde geçici veya kalıcı değişimlere neden olduğundan depresyon sonucunda kişi kendisine dair olumsuz inançlar geliştirebilir. Çalışmamda her iki model de doğrulanmış oldu; işlevsel olmayan tutumların patolojik kişilik inançlarına zemin hazırladığı sonucu ortaya çıktı.
Yetişkinde kişilik bozukluğu kapsamında neler söz konusu edilebilir?
Amerikan Psikiyatri Birliği DSM-IV’te 10 adet kişilik bozukluğu tanımlamış, bu kişilik bozukluklarını ortak özelliklerine göre üç küme altında toplamıştır. Bunlar sırasıyla tuhaf/eksantrik düşünce ve davranışlarla karakterize A kümesi kişilik bozuklukları (paranoid, şizoid, şizotipal), dramatik/dengesiz düşünce ve davranışlarla karakterize B kümesi kişilik bozuklukları (antisosyal, borderline, histrionik, narsistik), ve endişeli/bastırılmış düşünce ve davranışlarla karakterize C kümesi (çekingen, bağımlı, obsesif kompulsif) kişilik bozukluklarıdır.
Paranoid kişilik bozukluğu olan bireylerde başkalarına karşı duyulan genel bir güvensizlik ve kuşkuculuğun yanı sıra eleştiriye karşı aşırı hassasiyet, düşmanca ve agresif tutum, değişime karşı direnç, aşırı uyarılmışlık ve özgürlüğe aşırı düşkünlük gibi özellikler görülmektedir. Şizoid kişilik bozukluğu olan bireylerde sosyal ilişkilerden kopukluk ve kişilerarası etkileşimlerde kısıtlı duygusal ifade ön plana çıkmaktadır. Yalnız olmayı tercih ederler, cinsellik dahil birçok etkinlikten hoşlanmama eğilimindedirler ve nadiren evlenirler. Şizotipal kişilik bozukluğu, yakın ilişkilerde birdenbire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde azalma, toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin yanı sıra, bilişsel ya da algısal çarpıklıkların ve alışılagelenin dışında davranışlarla belirlidir, ayrıca bu kişilik bozukluğu şizofreniye en fazla benzeyen kişilik bozukluğudur.
Antisosyal kişilik bozukluğunun DSM-5 kriterleri arasında çocukluk ya da ergenlik döneminde başlayıp yetişkinlikte devam eden; tutuklanmaya sebebiyet verebilecek davranışları tekrarlama, tekrarlayan yalan söyleme, tekrarlayan kavga ve saldırı, kendisinin ve başkalarının güvenliğini önemsememe, istikrarlı iş hayatı sürdürememe, başkalarının haklarını ihlal etme ya da haklarına saygı göstermeme ve genel olarak başkalarına kötü davranma bulunmaktadır. Borderline kişilik bozukluğunun klinik bulguları arasında duygu düzenleme beceri yetersizliği, dürtüsel agresyon, işlevsellikte bozulma, yinelenen kendine zarar verme ve kronik intihar eğilimi sayılabilir. Narsistik kişilik bozukluğu süregelen büyüklük duygusu, başarılarını abartma, başkaları üzerinde güç ve kontrol elde etme isteği ve kendini diğerlerinden üstün görme; aynı zamanda başkaları tarafından onaylanma ve hayranlık duyulma ihtiyacı ile karakterizedir. Doğurduğu sonuçlar açısından en ciddi kişilik bozukluklarından biri olmasına karşın az çalışılmış olan narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler büyüklenmeci/kötücül, kırılgan ve yüksek işlevsellikli/teşhirci narsist olmak üzere üç alt kategoriye ayrılmaktadır. DSM-5’e göre bir kişinin histrionik kişilik bozukluğu tanısı alması için ilgi odağı olmadığı durumlarda rahatsız olma; başkalarıyla cinsel yönden ayartıcı, kışkırtıcı ya da baştan çıkarıcı uygunsuz etkileşimde bulunma, birden değişen ve yüzeysel duygular gösterme, ilgi çekmek için sürekli dış görünüşünü kullanma, gereğinden çok etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimine sahip olma; yapmacık davranma, gösteriş yapma ve duygularını abartılı gösterme, kolay etki altında kalma ve ilişkilerin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünme kriterlerinden en az beşine sahip olmalıdır.
Süregelen sosyal kısıtlılık, yetersizlik hissi ve olumsuz değerlendirilmeye karşı aşırı duyarlılık çekingen kişilik bozukluğunun en belirgin özelliklerindendir; bu bozukluğa sahip kişiler belirgin şekilde sosyal etkileşimlerden kaçınmakta, kendilerini istenmeyen ve başkalarından izole olarak görmektedir; bu belirtiler kişilerin günlük ve sosyal yaşamlarında bozulmalara neden olmaktadır. DSM-3’te bağımlı kişilik bozukluğu kişilerarası ilişkilerde pasiflik ve işlevlerini tek başına yerine getirememe, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyma ve özgüven eksikliği olmak üzere üç temel özellikle karşımıza çıkmaktadır. Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu kronik seyreden aşırı mükemmeliyetçilik ve kişinin hayatını etkileyebilecek her alanda kontrol sahibi olma isteği ile belirlidir; ayrıca detaylarla aşırı meşgul olma, işe ve üretken olmaya aşırı adanmışlık, aşırı vicdanlı olma, değersiz eşyaları elden çıkaramama, yapılacak bir işi başkasına ihale edememe, cimrilik ve katılık ile inatçılık da bu bozukluğun özellikleri arasındadır.
Yetişkindeki kişilik bozukluklarının çocukluk travmalarına dayalı bir temeli varsa bu travmalar hangi başlıklar altında ele alınmakta ve hangi düzeyde etkili olmaktadır?
Çocukluk dönemi yaşantıları kişiliğin temel yapıtaşlarını oluşturmaktadır; olumlu çocukluk dönemi yaşantıları sağlıklı kişiliğe sahip ve toplumda işlevsel bireylerin yetişmesini sağlarken çocuklukta yaşanan travmatik deneyimler bireylerin çocukluk ve yetişkinlik dönemlerinde psikolojik ve kişilerarası problemler sergilemelerine neden olmaktadır. Fiziksel istismara maruz kalmış çocukların fiziksel, ruhsal, bilişsel, davranışsal, sosyal ve nörolojik gelişimlerinin olumsuz yönde etkilendiği ve gelişimsel süreçlerindeki bu olumsuzlukların yetişkinlik dönemlerine de yansıdığı birçok çalışma ile ispat edilmiştir. Depresif bozukluklar, alkol ve madde kullanım bozukluğu, anksiyete, intihar davranışı, kişilerarası problemler, çocukluk çağı fiziksel istismarının uzun vadedeki sonuçları arasında sayılabilir. Fiziksel istismara uğramış çocuklarda yakın ilişkiler kurmakta zorlanma, sosyal işlevselliklerinde bozulma; duygusal yoğunluğu az, çatışmalı, öfkeye ve istismara dayalı ilişkiler, bilişsel ve akademik yetilerde bozulma, saldırgan ve suça yönelik davranışlar ve ciddi nörolojik bozukluklar görülmektedir. Ayrıca bu çocukların istismara uğramamış çocuklara göre davranış bozukluğu ve psikopatik kişilik bozuklukları, tehlikeli cinsel deneyimler gibi dürtüsellik faaliyetleri, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve kaygı bozuklukları geliştirme olasılıkları daha yüksektir.
Bilişsel davranışçı teorinin babası Beck çocukların kendilerini, diğerlerini ve dünyalarını anlamlandırabilmek için her an algıladıkları sayısız bilgiyi düzenlemeye yarayan bilişsel şemalar geliştirdiklerini öne sürmüştür. Kişilik bozukluklarını meydana getiren şemalar çocukların kendilerini, diğerlerini ve kişisel dünyalarını anlamlandırma çabalarından doğmaktadır. Kişilik bozukluklarına sahip bireylerin çocukluk dönemlerinin cinsel, fiziksel ve duygusal istismar gibi şiddetli veya ihmal gibi hafif fakat sürekli olma eğilimindeki travmatik deneyimlerle belirli olduğu görülmektedir. Kişilik bozuklukları ile ilişkili temel inançları doğrultusunda çocuk olumlu olayları fark etmemeye veya çarpıtılmış olarak algılamaya başlamaktadır, böylece temel inançlar doğrulanmakta ve pekişmektedir. Sonuç olarak çocukluk döneminde yaşanan önemli olaylar kişilik gelişimi üzerinde kalıcı değişimlere yol açmakta, özellikle tekrarlama eğiliminde olan ve kişinin var olan inançlarını doğrulayan olaylar kişilik yapısındaki bu değişimin pekişerek yetişkinliğe uzanmasına neden olmaktadır.
Kişilik inançları, çocukluk çağı travmaları ve işlevsel olmayan tutumlar arasında anlamlı bir ilişki var mıdır? Travmalarda ne tür patolojik inanç kalıpları etkileyici olmaktadır? İşlevsel inanç kalıpları nasıl oluşturulabilir?
Çocukluk çağında travmaya maruz kalmış bireylerin kendilerine, başkalarına ve dünyaya dair inançları çarpıklaştığı için bu bireylerde işlevsel olmayan tutumların ve olumsuz kişilik inançlarının görülme sıklığı daha yüksektir; dolayısıyla çocukluk çağı travma geçmişi olan bireyler depresyona ve kişilik bozukluklarına daha yatkın olmaktadır.
Bunun yanında depresyondaki bir kişi depresyonun sonucu olarak kendisini gerçekte olduğundan daha olumsuz algılayabilmektedir. Bu durum depresyona ve kişilik bozukluklarına neden olan ara inançların benzer temel inançlardan kaynaklanması veya depresyon sonucu kişinin düşünce yapısında geçici veya kalıcı değişiklikler olduğu için kişinin kendilik algısında da bozulma olması ile açıklanmaktadır.
İşlevsel tutumlar ve kişilik inançlarının oluşması psikoterapi ile mümkün olabilmektedir. İlk olarak çocukluk dönemi yaşantıları ele alınarak işlevsel olmayan inançların kaynağı anlaşılır, sonrasında danışan psikoterapistin rehberliğinde bir yandan uyumsuz inançlarını sorgulanırken diğer yandan yeni sağlıklı inançlar geliştirmeye başlar.
Araştırma bulgularınızın önemi nedir? Bu bulgular nerede ve ne şekilde kullanılabilir?
Çocukluk çağı istismar ve ihmal öyküsünün yetişkinlik döneminde patolojik kişilik inançlarına zemin hazırladığı bulgusu kişilik bozukluklarının psikoterapisi ile ilgilenen ruh sağlığı uzmanlarına fayda sağlayacaktır. Patolojik kişilik inançlarının çocukluk dönemi travmatik yaşantıları sonucu meydana gelen uyumsuz şemalardan kaynaklandığını belirten bilişsel teori bu araştırma bulgusuyla paralellik göstermektedir. Araştırma bulgusu çocukluk çağı yaşantılarının kişilik oluşumu üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Çocukluk çağı travmalarının patolojik kişilik inançlarına yol açan faktörler arasında olduğu bulgusu göz önünde bulundurularak ebeveynlere, öğretmenlere ve çocukların eğitim ve sağlığı ile ilgilenen diğer kişi ve kurumlara çocukluk çağı istismar ve ihmalini tespit etmeye, önlemeye ve travma belirtilerini iyileştirmeye yönelik psikoeğitim verilebilir.
Depresyon ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik eşlikçi/yara modeline göre işlevsel olmayan tutumlar dahil depresyon belirtileri geçici ya da kalıcı kişilik bozuklukları belirtilerine neden olabilmektedir. Kişilerde patolojik kişilik inançlarının görülmesi depresyona yatkın kılan tutumların neden olduğu geçici kişilik değişiminden ibaret olabilir, bu bulgudan hareketle patolojik kişilik inançlarına sahip kişilerde eşzamanlı olarak işlevsel olmayan tutumların bulunup bulunmadığı tespit edilebilir ve araştırmanın doğrulanmış hipotezine göre tespit edilen işlevsel olmayan tutumlar ortadan kaldırıldığında patolojik kişilik inançları da yok olabilir. Sonuç olarak kişilik bozukluklarının bilişsel terapisini uygulayan ruh sağlığı uzmanları kişilik bozukluğu belirtileri gösteren kişilerde öncelikle eşzamanlı olarak depresyona yatkın kılan inanç ve tutumların bulunup bulunmadığına dikkat etmeli, bu tutumları tespit ettikleri takdirde kişilik bozukluğu tedavisiyle birlikte depresyonun bilişsel terapisini de uygulamalıdır.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi
