Müziğin De Bir Sosyolojisi Var / Doç. Dr. Onur Güneş Ayas

Müzik sosyolojisi nedir?
Aslında her şeyin sosyolojisi neyse müzik sosyolojisi de öyledir. Yani müziğin toplumsal bağlamını açığa çıkartmayı amaçlayan bir disiplindir. Toplumsal olarak insanlar müziği nasıl üretiyorlar, nasıl tüketiyorlar, farklı toplum tiplerine göre müzikle farklı ilişki kurma biçimleri var mı? İnsanların yaşadığı toplum onların müzikle ilişki kurma biçimini, müzik üretme biçimini, müziği tüketme biçimini etkiliyor mu; içinde bulunduğumuz farklı mekânlar müzikle ilişkimizi nasıl etkiliyor? Bunların cevapları müzik sosyolojisinin temel konuları arasındadır.
Şiire ya da edebiyata sosyolojik bir çerçeve çizmek ile müzikte sosyolojik bir sorgulama sizce aynı şeyler midir?
Tabii, bir fark var aralarında. En temel fark da şudur: Sanat felsefesi literatüründe temsilî sanatlar diye bir şey vardır. Örneğin bir manzara resmi düşünelim. Ağaç çizersiniz, çiçek çizersiniz; çizdiğiniz şey ağacı veya çiçeği anlatır, onu temsil eder. Edebiyatta, örneğin Tolstoy, Savaş ve Barış’ı yazdığında Napolyon’un Rus seferini anlatır; yani yaşanmış, gerçek bir olayın bir temsilidir. Ama müzikte doğrudan böyle bir şeyden söz edemeyiz. Müzikte, diyelim ki la notası, neyin temsilidir; aslında bir telin saniyede 400 defa titreşmesidir. Yani bu aslında başlı başına hiçbir şeyi temsil etmez. Bir rast perdesi için, dügâh perdesi için de aynı şey geçerlidir. Onun için doğrudan bir temsiliyet ilişkisi kuramıyoruz. Müziğin zaten en zor, böyle ele avuca gelmeyen tarafı da belki budur.
Toplumsal dokuda müziği kutsal kılan bir taraf var mıdır? Müzik bizim için özgürce yaşanması gereken ve dokunulmazlığı olan bir sanat türü müdür?
Kitabımın ilk bölümünde daha çok bunu ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştım. Modern sanat kavramı bütün dünyaya Batı’dan ithal edilmiştir. Sanat nedir, onu diğer insan faaliyetlerinden ayıran şey nedir dediğimizde cevabını daha çok 1800’lerden itibaren Batı’da bulmaktayız. Sanatın kutsallaştırılması sekülerleşmenin bir sonucudur. Çünkü modern çağ öncesinde sanat belli işlevlere hizmet ederdi. Sekülerleşme süreciyle, laikleşme-dünyevileşme süreciyle birlikte sanatçılar hamilerden gitgide özgürleştiler, özerkleştiler. Ama bu özerkleşme sürecinde de şöyle bir sorun yaşadılar: Diyelim ki daha önce bir sanatçının hamisi bir kraldı, padişahtı, bir aristokrattı, bir kiliseydi; onların siparişlerine, isteklerine, arzularına göre üretim yapıyorlardı sanatçılar. Özerkleştikten sonra sanatçı geçimini, ancak sanatını kitlelere ve piyasaya sunarak sağlayabilir hale geldi. Bu sefer de piyasanın beklentilerinin kölesi oldu. Biz öyle bir sanat icat edelim ki, öyle bir sanat anlayışı geliştirelim ki piyasanın taleplerine bağlı olmasın, sorgulanamasın, kutsal nitelikte görülsün, diye düşünüldü.
Müzikal beğeni ve müzikte anlamın insandaki karşılığı bireysel anlamda çok ruhi, çok sezgisel ve çok özge bir durumdur. Sizce bu, müzik sosyolojisi açısından yadırganan bir durum mudur?
İnsanların toplum hayatı içinde yaptığı her eylemin bir sosyolojik temeli ve açıklaması var. Yemek yemekten tutun müzik dinlemeye, bir eser bestelemeye kadar… Müzikte beğenileri sosyolojiye indirgemek de yanlış ama hiçbir sosyal temeli olmayan, sebepsiz yere insanın içinden gelen bir olgu gibi görmek de yanlıştır.
Mesela, beğeni ne demektir? Beğeni, bir şeyi diğerinden üstün tutmak demektir. Bunun için belli ölçütlerimizin olması lazım. Bu ölçütler aslında bizim içimizden gelmiyor, çoğunlukla içinde yaşadığımız toplumdan öğrendiğimiz ölçütlerdir veya bir müzik türünü dinlemeye başlarız, o müzik türüyle ilgili okuduğumuz şeylerde müzik türünün ölçütlerini öğreniriz. Örneğin bir makamda eser icra edildiğinde, bunun perdesi doğru basıldı mı, basılmadı mı; bu ancak o müzik kültürü içinde yetişen bir insanın takdir edebileceği bir şeydir. Bu, popüler müzik türleri için de geçerli; yani rap müzik için de geçerli, arabesk için de geçerli, rock müzik için de geçerlidir. Bunların hepsi icra edildikçe kendi ölçütlerini, kendi standartlarını oluşturmaktadır. Biz de aslında bu standartlara göre beğenilerimizi geliştiriyoruz.
Bazen beğeniyi kendimizi başkalarından ayırt etmek için de kullanıyoruz. Sosyolog Bourdieu’nun sık sık söylediği bir şey var: Üst sınıflar kendilerini alt sınıflardan daha ayrıcalıklı, daha bilgili, daha zeki göstermek için; kendi beğenilerini zeki, duyarlı, özel insanlara has beğeniler olarak gösterirler ve bunları da sergilerler. Yani benim dinlediğim müzik değerli, hâlbuki bu kitlelerin dinlediği müzik değersiz; çünkü ben onlardan daha değerliyim demiş oluyor aslında.
İnsanın bir şeyi beğenmesi, onun toplumsal sınıfına, sadece toplumsal tecrübelerine veya bir statü kazanma arzusuna indirgenebilecek bir şey değildir. Bu görüşü eleştiren sosyologlar da olmuştur. Beğeninin sadece bir statü ifadesi olmasından çıkıp beğeninin nasıl gerçekleştiğine, somut olarak beğeni anına odaklanmayı savunmuşlardır. Çünkü müziği beğenen kişi sanatçı gibi bir iş yapıyor aslında, bir hazırlık yapıyor. Şimdi kendimizden düşünelim, bir müzik dinleyeceğimiz zaman belki odayı hazırlıyoruz, kendimize çekidüzen veriyoruz, belki yanına bir kahve koyuyoruz. Yani bir müziği dinlerken, beğenirken kendimiz de bir şey yapıyoruz. Bir ortam oluşturuyoruz, onunla ilgili bir şeyler okuyoruz. Bu nedenle, bir müziği beğenirken insanların ne yaptığına bakılmalıdır. Artık sosyoloji biraz daha buraya doğru gitmeye başladı.
Müzik yapma biçimleri, kullanılan enstrümanlar farklı olsa da müziği evrensel kılan bir öz vardır. Bunu nasıl değerlendirmeliyiz?
Dünyanın bütün müzik kültürlerinde bazı temel terimler var, insanlar bunları kullanmış ama ondan sonra geliştirmiş, farklı müzik sistemleri kurmuş, bunu inceltmiş, kendi kültürü içinde yoğurmuş ve kendi toplumu içinde sosyalleşen insanların daha iyi anlayabileceği müzikler yapmışlardır. Batı müziği çok gelişmiş bir müzik. Bugün Batı müziği neden evrensel müzik olarak algılanıyor? Batı müziği temelleriyle yaklaşık 1000 yıldır var ama Batı klasik müziğinin dünyada evrensel müzik olarak algılanması esasen son 200-250 yılın ürünüdür. Bu son 200-250 yıl, aynı zamanda Batı’nın dünya egemenliğini sağladığı, sömürgecilikle kendi kurumlarını oluşturduğu bir dönemdir. Bunu Batı değil de Osmanlı yapsaydı belki makama dayalı bir müzik dünyada daha evrensel bir müzik olarak görülecekti veya Çin yayılsaydı belki o müzik daha evrensel olacaktı. Blues, caz türü müzikler, 20. yüzyılın ve günümüzün en yaygın, evrensel tınıları olan müzikleridir. Bu müzikler, Afrika kökenlidir. Afrika kökenli zenciler, Amerika’da bunu oradaki diğer müzik gelenekleriyle birleştirdiler, kültür endüstrisinin etkisiyle tüm dünyaya hızla yayıldı. Müziği evrensel yapan şey aslında onu dinleyen, onu icra eden insanlar; onun icra edildiği, dinlenildiği kurumlardır. Evrensellik bir müziğe sonradan eklenen bir özelliktir bana göre.
Müzik sosyolojisinde bir de popüler müziğin durumu var. Sosyolojik süreçler ile popüler müziği nasıl yorumluyorsunuz?
Popüler müzikle ilgili çok farklı yaklaşımlar vardır. Popüler müzik bir kere müzik yerine konulmuyordu. Popüler müzikle ilgili literatürdeki ilk çalışmaların neredeyse tamamı onu olumsuz bir şey olarak görüyordu. Bazı kesim insanlar, popüler müziği şöyle bir şey olarak görüyorlardı: “Bizim yüksek bir kültürümüz var; yüzlerce yıldan beri bizim ecdadımızın, atalarımızın, bu toplumun en seçkin üyelerinin oluşturduğu bir müzik kültürü var. Bir de ayak takımının getirdiği bir popüler müzik var. Bu yozlaşmış müzik bizim kültürümüzü bozuyor.” Özellikle Avrupa’da aristokratlar bu fikri öne sürüyorlardı. Başka bir kesimden insanlar da popüler müziğin kültür endüstrisinin müziği olduğunu söylemişlerdir. Nasıl ki fabrikada düğmeye basılıyor, yüzlerce, binlerce hepsi aynı olan araba parçası üretiliyor; popüler müzik de öyle… Fabrikada üretilen, müzik yerine konulmaması gereken, standartlaşmış, insanları uyutan, tek tip hale getiren bir müzik ortaya çıkıyor demişlerdir. Ama daha sonra bu yaklaşımlar değişmiştir. Toplumun çok büyük bir kesimi popüler müzikle ilişki kuruyor ve insanlar popüler müzikle hâkim kültüre karşı muhalefet edebiliyorlar; çok karmaşık, zengin müzik kültürleri oluşturabiliyorlar, mevcut müzik kültürüne meydan okuyabiliyorlar. Popüler kültürün daha dinamik bir alan olduğu görüldü. Onun için şimdi müzik sosyolojisinde daha dengeli popüler müzik yaklaşımları başladı. Popüler müziği artık kendi toplumsal bağlamı içinde değerlendiriyoruz. Popüler müzik nerede doğuyor, kimlere hitap ediyor, kendi estetik değer ölçüleri neler; kendisini doğuran bu değer ölçülerine uygun bir müzik üretiliyor mu, üretilmediği zaman dinleyiciler buna nasıl tepki veriyor? Her birini kendi bağlamı içinde değerlendirmeye başladık. Bu nedenle toptancı değerlendirmeler biraz etkisini yitirdi müzik sosyolojisinde.
Türkiye gündeminde, müzik sosyolojisi alanında şu an hangi konu başlıkları var ve hangileri olmalı sizce?
Aslında sizin sorduğunuz soruların hepsi biraz konu başlığı. Örneğin beğeni… Türkiye’de müzik beğenileri… Türkiye’deki müzik beğenileri ile toplumsal kökenler arasında nasıl bir ilişki var, insanların politik eğilimleri ile beğendiği müzikler arasında nasıl ilişkiler var, hangi müzik kimler tarafından hangi gerekçelerle diğerlerinden daha üstün görülüyor, bu beğeni hiyerarşisi nasıl değişiyor, hangi kurumlar tarafından meşrulaştırılıyor, hangi söylemlerle, bu söylemlere hangi argümanlarla cevap veriliyor? Bunlar, beğeniyle ilgili gündem başlıkları arasındadır.
Müzik sosyolojisiyle genelde akademisyenler, entelektüeller uğraşır. Bir entelektüelin müzik beğenisiyle, müzik dinleme alışkanlıklarıyla toplumun genelinin müzik dinleme alışkanlığı aynı olmayabilir. Ama biz genelde kendi beğenimizden yola çıkıp onu ölçüt belirleyip, başkalarını onunla yargılamaya başladık. Hâlbuki bir müzik sosyoloğunun yapması gereken, kendi beğenisinden yola çıkmak değildir. Arabeskle ilgili çok iyi çalışmalar yapan müzik sosyologları var; çok garip bir şekilde, kendilerine sürekli sorulan soru: “Arabesk dinliyor musunuz?” Dinliyor da olabilir, dinlemiyor da olabilir; yani bir müzik sosyoloğu arabeski seviyor da olabilir, sevmiyor da olabilir. Ama arabeskle ilgili bir çalışma yaparken onun arayacağı şey şudur: Bu arabesk niye dinleniyor, kim dinliyor, insanlar ne buluyorlar? Objektif bir şekilde değerlendirmesi gerekir. Yoksa bunu yargılamanın yeri müzik sosyolojisi değildir. Türkiye’de de dünyada da biraz geç anlaşıldı bu durum. Haliyle müzik sosyolojisine çok zaman kaybettirdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir