Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi

Takip Et

vakifmayis2026

Salât-I Ümmiye ve Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi

Bu Yazıyı Paylaşın:
Salât-I Ümmiye ve Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi

Çocukluğumdan bu yana her duyduğumda gayriihtiyari eşlik ettiğim bir salavat-ı şerife vardır. Hatta hepimiz aşinayız bu salavata. Yalnız biz değil, tüm dünya Müslümanları da bu salavatı aynı şekilde terennüm eder. İnsanın kulaklarını dolduran, kalbine işleyen, sanki kalpten kalbe yol bulan bir salavat. Farkında olmadan hep beraber onu hafızamıza almışız.
Ramazanlarda teravih namazları kılınırken her dört rekât arasında camilerden bu salavat yükselir. Cuma günleri, kandil gecelerinde, Kur’an meclislerinde, dinî meclislerin sonunda yine bu salavat okunur. Sanki tüm cemaat tek bir kalp olur da Segâh Salât-ı Ümmiye’yi okur. Hatta cuma günü ikindi namazından sonra Salât-ı Ümmiye’nin 80 defa okunması faziletli kabul edilir. Bu faziletin temel kaynağı, Ebu Hüreyre (r.a.) tarafından rivayet edilen bir hadis-i şeriftir. İmam Gazali’nin İhyâu Ulûmiddîn ve Şeyh Yusuf el-Nebhani’nin Saadetü’d-Dareyn gibi eserlerinde zikredilir. Hadiste, cuma günü ikindi namazından sonra yerinden kalkmadan bu salavatı 80 defa okuyan kişinin 80 yıllık günahının affedileceği ve kendisine 80 yıllık ibadet sevabı yazılacağı müjdelenmiştir.
Salatı ümmiyenin metni şöyledir: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedini’n-nebiyyi’l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”
Ve yine “Allâhü ekber Allâhü ekber lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber Allâhüekber ve li’llâhi’l-hamd” diyerek terennüm ettiğimiz teşrik tekbirleri de bayram namazlarında yankılanır camilerde. Camilerimizde yankılanan bu tekbirin ayrı bir hususiyeti de vardır. Ümmet-i Muhammed, Kurban Bayramı arefe günü sabah namazından sonra bu tekbiri okumaya başlar, dördüncü gün ikindi namazı sonunda da bitirir. Okunması vaciptir. Kurban kesilirken, hac ve umrede ihramda iken, mevlitlerde, cenazelerde ve birçok dinî meclislerde yine bu tekbiri okuruz.
Evet, gerek Segâh Salât-ı Ümmiye’yi gerekse Segâh Tekbir’i dinlemek, eşlik etmek kalbimizde heyecan ve haz oluşturur. 300 yıldan fazla zamandır Ümmet-i Muhammed’in (s.a.v.) aşkla ve ahenkle okuduğu hem Segâh Salât-ı Ümmiye hem de Teşrik Tekbirleri olarak bilinen Segâh Tekbir’in bestecisi Mustafa Itrî Efendidir.
Türk müziğinin büyük bestekârı Itrî, İstanbul Mevlânâkapı civarında doğmuştur. 1640-1712 yıllarında yaşamış olan bestekârımızın asıl adı Mustafa’dır. Aile adı “Buhûrî-zâde” yani Buhûrcuoğlu’dur. Babasının veya ailesinden birilerinin buhur (koku) taciri olduğu kaynaklardan anlaşılır. Şiirlerinde ve bestelerinde kullandığı Itrî mahlasını ise çiçekçilik ve meyvecilikle uğraştığı için aldığı rivayet edilir. Böylece bestekârımız, tarihe Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi olarak geçer. (1)
Osmanlı döneminde yetişmiş büyük sanat ve düşünce adamlarından biridir, Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi. Klasik Türk musikisinde cami, tekke ve klasik (peşrev, beste, semai) formlarda eserler vermiştir. Melodi yapısı ve sanat anlayışı ile Türk müziğinin en büyük ustalarından biri kabul edilir. Şiirlerinde kullandığı Itrî mahlası ve Buhûrîzâde lakabıyla tanınmıştır. Çağının kaynakları Mevlevi olduğunu göstermektedir.
Hayatı boyunca birçok padişah ve devlet adamından himaye görmüş olup, bunlardan en önemlileri IV. Mehmet ve (Kırım Hanı) I. Selim Giray’dır. Devlet adamlarına yakınlığı nedeniyle bir dönem esirciler Kethüdalığı yapmış, sarayda da musiki dersleri vermiştir. (2)
Itrî’nin yaşadığı 17. yüzyılın son yarısı ile 18. yüzyılın ilk yılları, Osmanlı Devleti’nin duraklama dönemidir. Bu dönemde devlet; siyasi yönden gerilemiş, yetişmiş insan sayısı azalmıştır. Fakat kültürel yönden aynı gerileme görülmez. Aksine bu yıllar, Türk sanatının parlak bir dönemidir. Türk müziğinin, şiirinin, edebiyatının zirve yaptığı bir dönemdir. Bu dönemde Türk milleti, Nâilî, Evliya Çelebi, Karacaoğlan, Gevheri gibi sanatçıları yetiştirmiştir. Bu isimlerin Itrî’nin eğitimine katkıları büyüktür. Böyle bir çevrede klasik Türk müziği doğmuş ve Itrî’yi yetiştirmiştir. O döneme ait yazılmış kaynaklar Itrî’nin tek başına klasik Türk müziğini temsil edebileceğini kaydeder. Ondan önceki bestecilerde bir ölçüde de olsa, Orta Doğu ve Yakın Doğu müziklerinin izleri sezilir. Bu etkiler onda bütünüyle silinmiş, klasik Türk müziği diye adlandırılan, Osmanlı-Türk üslubu en belirgin çizgileriyle ortaya çıkmıştır. Klasik üsluba bağlı kalmış pek çok bestecide, az ya da çok onun etkisi vardır. Eserleriyle bir çığır açmış, klasik Türk müziğinin kurucusu olmuştur.
Sade ve açık ifadelerle yazdığı manzumelerinden Itrî’nin güçlü bir şair olduğu anlaşılmaktadır. Şuarâ tezkirelerinde ve güfte mecmualarında na‘t, gazel, muamma, tahmîs, nazîre, tarih ve kıtalarının yanı sıra hece vezniyle yazılmış türkülerine de rastlanmaktadır. Muamma hallinde de üstat olduğu belirtilen Itrî’nin şairliği üzerinde, manzumelerine tahmîs ve nazîreler yazdığı çağdaşı ünlü şair Nâbî’nin tesiri olduğu kanaati yaygındır.
Mustafa Itrî Efendi aynı zamanda ta‘lik hattında söz sahibi bir hattattır. Bu sahadaki hocası, ta‘lik üstadı Tophaneli Mahmut Nuri Efendi’nin talebelerinden Siyahi Ahmet Efendi’dir. Sadettin Nüzhet Ergun, Halil Ethem Arda’nın özel kütüphanesinde bulunan Hâfız Post Mecmuası hakkında bilgi verirken bu mecmuaya Itrî’nin ta‘lik hattıyla yapmış olduğu bazı ilâvelerden bahseder. (3)
UNESCO Türkiye Millî Komisyonu, 25 Ekim-10 Kasım 2011 tarihlerinde gerçekleşen 36. genel konferansında 2012 yılını Itrî anma yılı ilan etmiştir. Halen tedavülde bulunan 100 Türk Lirasının arka yüzünde portresi bulunmaktadır. (4)
Itrî’den kalan 42 bestenin dördü çalgısal, 38’i sözlüdür. Sözlü bestelerinden on tanesi dinî-tasavvufi, geri kalanıysa din dışı formlardadır. Itrî’nin yapıtları arasında en ünlüleri, bütün İslam dünyasına yayılmış olan Kurban Bayramı tekbiri ile Salât-ı Ümmiye’dir.
Tasavvufi yapıtlarının en uzunları olan Na’t-ı Mevlânâ ile Segâh Ayin, Mevlevi müziği repertuvarının vazgeçilmez iki başyapıtıdır. Neva Kâr, yalnız Itrî’nin değil, din dışı klasik Türk müziği repertuvarının da en büyük yapıtı sayılır.(4)
Itrî zamanının musiki dehası, besteci, icracı, hattat ve şairdir. Günümüze ulaşmış eserleri hâlâ beğeni ile icra edilmektedir.
Sonuç olarak, bir milletin geçmişi, geçmişinin zenginliği ve onun gücü geleceğe yönelik hedeflerini belirlemede ve ilerlemede yol gösterici kaynaklardan biridir. Bu kaynaklardan beslenmeyen nesil, milletini anlayamaz, tanıyamaz ve gücünün farkına varamaz. Bu durum egemen güçlerin dayattığı rol ve duruşun benimsenmesini kaçınılmaz kılan sebeplerden biridir. Her bir gencimizin hedeflediği meslekte kendisine rol model seçeceği kişiyi kendi kültür ve toplumu dışından seçmesinin sonucu en basit deyimle zihinsel erozyon, kültürel devşirilmeye doğru meyildir. Eğitim müfredatımıza geçmişten günümüze gelen milletimize mal olmuş kişi ve kişiliklerin yaşam ve eserlerinin alınması elzemdir. Hangi uzmanlık eğitimi alınırsa alınsın; o sahada çalışmış, çabalamış, yaşamış, bilimden sanata eserler bırakmış koca koca şahsiyetlerin hayatları ve mücadeleleri genç dimağlara ulaştırılmalıdır, vesselâm.
Allah’a emanet olun.
Yararlanılan Kaynaklar:
1-https://www.yeniufukdergisi.com/yazar/fatimeakgul/
2-https://www.yeniakit.com.tr/biyografi/buhurizade-mustafa-itri
3-TDV İslam Ansiklopedisi
4-Wikipedia Ansiklopedisi