Anne-Baba Tutumları / Psikolojik Danışman Hürrem Irmak

Nasıl ki bir ağaç, yetiştiği iklimin şartlarına göre filizlenir büyürse çocuk da anne babanın sergilediği tutumlara göre şekillenir, kişilik yapısının temellerini atar. Sürekli eleştirel tutumlarla yetiştirilen çocuk başarıya karşı inancını yitirir. Aşırı koruyucu tutumlarla büyütülen çocuk yetişkin bir birey olduğunda kendi ayakları üstünde durmakta sıkıntı yaşar. Baskı ve otorite ile ezilen çocuk kuralları anlamlandıramaz, onlara uymakta güçlük yaşar; dengesiz ve kararsız tutumlarla yetiştirilen çocuk ise nerde nasıl davranması gerektiğini bilemeyen bir yetişkine dönüşür.
Görüldüğü gibi insanın çocukluk çağında karşılaştığı tutum ve davranışlar ıslak betona düşen her şeyin iz bırakması gibi çocuğun hayatında, kişilik yapısında kalıcı izler bırakır. İşte bu yüzden çocuğumuzun karakterinde güzel izler bırakmak için sergilediğimiz tutum ve davranışlara dikkat etmemiz gerekir.
Anne-baba tutumları üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda aşırı baskılı ve otoriter tutum, aşırı hoşgörülü tutum, dengesiz ve kararsız tutum, aşırı koruyucu tutum, aşırı mükemmeliyetçi tutum olmak üzere çeşitli anne-baba tutumları ile karşılaşılmıştır.
Aşırı Baskılı ve Otoriter Tutum
Türk toplumunda sıklıkla karşılaştığımız bu aile yapısında çocuğun kişiliği hiçe sayılır. “Sen daha çocuksun, ne anlarsın; çocuklar öyle her işe karışmaz.” mantığının hüküm sürdüğü bu ailelerde çocuk üzerinde korku ile otorite kurulmaya çalışılır.
Çocuğun sessizi makbuldür diyen bu aileler “uslu çocuk”ları olması için evi kurallara boğarlar. Koydukları bu kuralların önemini ve anlamını çocuklarına açıklama gereği duymayan bu ebeveynler “Ben senin annenim/babanım, ben öyle diyorsam öyledir, benim lâfımın üstüne lâf söylenmez.” düşüncesiyle bu kuralları çocuklarına dayatırlar. Çocuklarının soru sormalarından, var olan kuralları sorgulamalarından hoşlanmazlar. Ödül-ceza mantığıyla sürekli kontrol altında tutmaya çalıştıkları çocuklarının kurulu bir makine gibi olmasını beklerler.
Bu tür tutumlarla büyütülen çocukların yetişkinliklerinde kural tanımaz, otoriteye başkaldıran bireylere dönüşmeleriyle sıklıkla karşılaşırız. Bu durumun zıddı olarak karşıt tepki geliştirebilir; pasif, içine kapanmış, kendisini ifade edemeyen, sinik tiplere dönüşebilirler.
Aşırı Hoşgörülü Tutum
Çocuk merkezli olan bu ailelere orta yaşın üstünden çocuk sahibi olan ailelerde ve tek çocuklu evlerde sıklıkla karşılaşılır. Bu aile tipinde her şey çocuğun isteklerine göre şekillenir; aile bireyleri bu isteklere kayıtsız şartsız uyarlar.
Aşırı sevgi gösterileriyle şımartılan çocuğun her isteği anında gerçekleşir. Bunun sonucu olarak çocukta doyumsuzluk ve memnuniyetsizlikle karşılaşılır. Bu aile tipindeki çocuklar okula başladıkları ilk zamanlardan itibaren çevrelerine emirler yağdırırlar; buyrukları yerine getirilmediğinde ise sinirlenip saldırgan tutumlar sergiler, çevrelerine kolay uyum sağlayamazlar.
Anne babası tarafından prens/prenses olarak büyütülen bu çocukların yetişkinliklerinde de aynı buyurgan tavırları devam eder. Bu kişiler anne babasından gördüğü ilgi ve toleransı çevresindeki diğer kişilerden alamayınca afallar ve şımarık tavırları sebebiyle sıklıkla dışlanan, sevilmeyen kişiler olurlar.
Dengesiz ve Kararsız Tutum
Sabit kuralın olmadığı bu aile yapısında ânı kurtarmaya yönelik çözümler vardır. Ebeveyn ruh haline göre bir kuralı bazen çok katı bir şekilde uygularken bazen de böyle bir kural hiç yokmuş gibi davranır. Böylece çocukta bu belirsiz kurallara karşı kayıtsızlık oluşur.
Anne babanın kendi aralarında tutarlı bir tavır geliştirememesi; babanın evet dediğine annenin hayır, annenin hayır dediğine babanın evet demesi de çocuğun kurallara karşı kayıtsızlaşmasına sebep olur. Bu gibi durumlarda çocuk kendisini kayıran ebeveynini kullanmaya başlarken diğer ebeveynin otoritesi sıklıkla sarsılır.
Bu tür tutumlarla büyütülen çocukların, yetişkinliklerinde kurallara uymakta güçlük çeken, iş ve aile hayatında dengesiz ve tutarsız tutumları sebebiyle sıkıntılar yaşayan bireyler olması beklenir.
Aşırı Koruyucu Tutum
Çocuğu için her şeyi planlayan bu aile tipinin en belirgin özelliği, çocuğun kendini korumasına ve bireyselleşmesine izin vermeden onu en ufak tehlikelerden bile aşırı tepkilerle korumaya çalışmalarıdır.
Özellikle annelerde karşılaşılan aşırı koruyucu tutumla çocuğa 8-9 yaşına kadar yemek yedirilir, banyosu annesi tarafından yaptırılır. Gereğinden fazla kontrol ve özenle yaklaşılan bu çocuklar bir süre sonra ebeveynlerine bağlı değil, bağımlı olmaya başlarlar. Bu yaklaşımlar sonucunda çocuğun sosyal gelişimi zedelenir; çocuk bireyselleşemez; güvensiz, içe dönük bağımlı bir kişilik geliştirir. Aşırı müdahale sonucunda çocuk mücadele gücünü yitirir.
Bu gibi sıkıntıların oluşmaması için çocuğa yaşının gerektirdiği yardımsız yemek yemek, giyinmek, banyo yapmak gibi gelişim görevlerini gerçekleştirebilmesi için fırsat tanımamız gerekir. Ayrıca gelişim görevlerine ilaveten ev içi görev ve sorumluklar da vererek çocuğun kendi başına bir şeyleri başarabildiğini görmesini sağlayabiliriz. Böylece çocuğun bireyselleşip psiko-sosyal olgunluk düzeyine ulaşmış bir yetişkin olmasına yardımcı olabiliriz.
Fakat bunlara zıt olarak çocuklarımızı her türlü tehlikeden izole edilmiş cam bir fanus içinde tutmaya çalışırsak yetişkin olduklarında karşılaştıkları zorluklarda ne yapacaklarını bilemeyen, anne-babalarının yardımı olmaksızın kendi ayakları üzerinde duramayan kişiler olmasına sebep olabiliriz. Sonuç olarak da aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan yetişkinlerle karşılaşırız.
Aşırı Mükemmeliyetçi Tutum
Mükemmeliyetçi insanlar bu huylarıyla kendilerine zarar verdikleri gibi çocuklarını da yıpratırlar. Genellikle ben merkeziyetçi kişilerin kurduğu bu aile yapısında, yaptığı işler sürekli eleştirilen, takdir edilmeyen çocuklar bir süre sonra yetersizlik duygusu hisseder hiçbir işi tam anlamıyla yapamayacaklarına kendilerini inandırırlar.
Her hatasında suçlanan, yaşının ve kabiliyetlerinin üstünde beceriler göstermesi için sürekli zorlanan çocukların yetişkinliklerinde bir işe başlama cesareti gösteremeyen, başarısızlığa mahkûm olduğuna inanan kişiler olması beklenir. Ayrıca bu tür tutumlarla yetiştirilen kişilerin de aşırı mükemmeliyetçi bireylere dönüştükleri sıklıkla görülür.
Güven Verici ve Hoşgörülü Tutum
Ev içi kuralların belirli olduğu bu aile tipinde “zulmetmeyen disiplin, gevşetmeyen hoşgörü” anlayışı hâkimdir. Anne ve babası ile güvenli bağ kurmuş olan çocuğa kurallar dayatılmaz; yaş ve seviyesine uygun bir biçimde açıklanarak anlatılır.
Ev içinde söz hakkına da sahip olan çocuk, kuralların oluşturulma sürecine dâhil edilir. Kendisini anne ve babasınının yanında rahatça ifade edebilen, düşünce ve görüşlerine değer verilen çocuğun özgüveni sağlıklı bir şekilde gelişir.
Bu aile modelinde çocuk hata yapınca uyarılır, hatasının sorumluluğunu alır; yanlış kararlarının sonuçlarını öğrenmiş olur. Disiplin ve hoşgörünün dengeli bir şekilde gitmesiyle sağlam bir kişilik yapısının temellerini atmış olur.
Görüldüğü gibi pek çok aile tipi, anne baba tutumu vardır. Doğru tutum ve davranışlarla çocuğa yaklaşmanın önemini fark ettiğimizde kendi aile modelimizdeki yanlışlıkları da düzeltebilir; her şeyin en iyisine layık olan çocuklarımıza en güzel şekilde rol-model olabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.