İrade Yönetimi: Tükenebilen Bir Kaynağı Doğru Kullanmak / Klinik Psikolog Nisanur Sarıgül

İnsanın güçlü bir iradeye sahip olması neden bu kadar önemli? İrade gücünün mutluluğa, yaşam doyumuna, kendisiyle barışık olmasına nasıl bir katkısı oluyor?
Yapılan araştırmalara göre psikolojik dayanıklılık ve irade doğrudan ilişkilidir. İradesi yüksek olan kişilerin hayatta zorluklara karşı başa çıkmada daha güçlü olduğu gözlenmiştir. Yani güçlü iradesi olan kişiler daha az bağımlılık davranışı gösteriyor, daha az kaygıya sahip oluyor ve mental sağlıkları daha yüksek oluyor.
Günümüz dünyasında sürekli maruz kaldığımız bildirimler, dopamin odaklı sosyal medya ve “anında tatmin” kültürü, beynimizin irade ve öz disiplin mekanizmalarını nörolojik olarak nasıl etkiliyor?
İrade, dopamin sisteminin etkilediği “motivasyon enerjisini” yönlendiren bir işlev görür.
Basitçe şöyle özetlenebilir:

Süreç Açıklama
Dopamin Bizi bir hedefe yönlendiren “istek” sinyalidir. “Bu çabaya değer” der.
İrade O isteği bilinçli olarak düzenler. “Evet, bunu istiyorum ama sabredeceğim.” veya “Şimdi bunu değil, uzun vadede daha değerlisini seçeceğim.” der.

Yani dopamin bir tür yakıt, irade ise direksiyondur.
Dopamin bizi hareket ettirir; irade, o hareketin yönünü belirler.
Dengesizlik Durumları
● Aşırı dopamin (örneğin, bağımlılıklarda): Kısa vadeli ödüller cazip hale gelir, irade zayıflar.
→ Hemen haz alma döngüsü oluşur.
● Düşük dopamin (örneğin, depresyonda): Motivasyon azalır, irade kullanılmak istese bile “yakıt” yoktur.
→ Eyleme geçmek zorlaşır.
İradeyi güçlendirmek istiyorsak, dopamin sistemini daha dengeli hale getirmek gerekir:
● Küçük hedeflerle doğal dopamin artışı (tamamlanma hissi)
● Dijital detoks / anlık ödül kaynaklarını azaltma
● Egzersiz, uyku, beslenme → dopamin döngüsünü dengeler
● Anlamlı hedeflerle çalışma → dopamin salınımını uzun vadeye yayar.
Bağımlılık (madde, sosyal medya, alışveriş vs.) beynin ödül mekanizmasını aşırı uyarır.
Normalde dopamin, küçük dozlarda hedefe ulaşma hissiyle salınır.
Fakat bağımlılık yapıcı davranışlar:
● Ani ve yoğun dopamin patlaması yaratır,
● Bu da beynin “haz eşiğini” yükseltir,
● Artık günlük küçük hazlar (okumak, yürümek, sohbet etmek) tatmin etmez.
Sonuçta kişi tekrar o yüksek dopamin kaynağına yönelir.
Bu durumda irade sistemi (prefrontal korteks) baskılanır; çünkü beynin “mantık” ve “denetim” bölgesi, ödül sistemine yenik düşer.
Ne yapılabilir?
İrade, bu noktada kısıtlama değil, yeniden yapılandırma ile geri kazanılır:
● Dopamin orucuna benzer uygulamalar: Anlık ödülleri kısmak
● Yeni doğal ödüller oluşturmak: Egzersiz, üretim, derin ilişki
● Duygusal farkındalık: dürtü anında “ne hissediyorum?” diye durmak
Bu sayede dopamin devresi yeniden hassaslaşır ve prefrontal korteks kontrolü geri alır.
Günlük hayatta irademizi zayıflatan “irade tuzakları” nelerdir? Bunu fark ettiğimiz an ne yapmalıyız?
İrade hayatımızdaki en önemli güçlerden biri ve her şeyin sınırı olduğu gibi iradenin de sınırı var korumamız lazım. Dolayısıyla hayatımızı güzelleştirecek bir şeyi lazım olduğunda kullanırsak ihtiyacımız olduğunda bulamayız.
İrade, bildiklerimizi davranışa dönüştürme gücüdür.
İradenin bir kapasitesi vardır ve israf edilmemelidir.
İradenin israf edilmesi nasıl olur?
Bile isteye kendimi zorlanacağım durumlara sokar, kendimi imtihan eder ve zaaflarıma alan açarsam irademi israf etmiş olurum. Hayatın zaten kendi içinde bir sürü akışı var, günlük hayatta seçim yapmak zorundayız ama bunu gereksiz yerlerde kullanırsak gerekli yerlerde kullanmak için kapasite kalmaz. İrade sınırlıdır, bunu iyiliklere harcamam lazım. O yüzden kötülükleri bilmemem gerekir; bilmeye gerek yok, gündemden geri kal. Her şeyi herkesin bildiği bir dünyada bilmiyorum deme meziyetine sahip olun. Zaten bu hayatta en kıymetli şey irademiz ondan da bize çok az kalıyor, onu da çarçur etmeyelim.
Bu yüzden rutinlerimiz olmalı, kurallarımız olmalı, mü’min insan başıboş, kuralsız yaşayamaz. Hemen bir örnek vereyim, sabah geç kalktım, akşam saatlerinde çay kahve içtiğim için uykum yok. ‘Film mi izlesem, sohbet mi etsem?’ ikilemiyle irade tükeniyor. Mesela ‘Öfkelensem mi, öfkelenmesem mi?’ diye düşünürken kendime söz geçiremem ve öfkelenirim. Aynı şekilde ‘Çalışsam mı, çalışmasam mı?’ ikilemi de enerjiyi tüketir.
Çalışma masasına oturdum, yanımda telefon var, elime alsam mı almasam mı düşünmeye başladığım an o iş bitmiştir. Kendimizle pazarlık yapmayacağız. Kişi bir şeyi yapmama konusunda kendiyle ne kadar pazarlık yaparsa o kadar kaybeder. Aklına geldi mi harekete geçmek çok önemli. İyi bir şey yapacaksan harekete geç, kötü bir şey yapacaksan düşünme.
Günlük hayatımızı programlarsak rahatlayacağız ama küçük noktalarda büyük savurganlıklar yaparsak o zaman asıl kullanmamız gereken yere kalmayacak. O yüzden irademi doğru yere yönlendirmeliyim.
İrade gücü, popüler psikolojide sıkça “tükenebilen bir kaynak” veya “bir kas” olarak metaforlaştırılır. İradenin kullanıldıkça azalan bir şey olduğu teorisi güncel psikoloji biliminde hâlâ geçerli mi? Yoksa irade, tükendiğini düşündüğümüz için mi tükeniyor?
İrade denilen şey, çok sınırlı bir kaynak; kullandıkça tükeniyor. Ve biz günlük basit işleri yaparken de, çok önemli şeylere karar verirken de aslında aynı iradeyi kullanıyoruz. Bu sigarayı bırakmaya çalışan ya da diyet yapmaya çalışan insanlarda da geçerli. Kişi burada hem diyet yapayım hem de sigarayı bırakayım derse muhtemelen başarısız oluyor, çünkü enerjisi yetmiyor.
Burada çikolatalı kurabiye turp deneyi var.
Case Western Reserve Üniversitesi’nden Mark Muraven’in yaptığı bir deneyi paylaşmışlar. Deneyde, katılanlara deneyin amacının tat algısını ölçmek olduğu söyleniyor fakat aslında Mark’ın yapmak istediği katılanların iradelerini ölçmek. Odaya alınan deneklerin bazılarına tamamıyla rastgele seçimle kurabiye yemelerini ve o sırada yanda duran turpları görmezden gelmeleri istenirken, diğerlerine de turp yemeleri ve kurabiyeleri görmezden gelmeleri isteniyor. Kurabiye yiyenler kendilerini rahatlamış hissederken turp yiyenlerden bazıları ellerine sıcak kurabiyeleri alıyor, kokluyor ve tekrar tabağa koyuyor. Beş dakika sonra araştırmacılar odaya girerek katılanlara yedikleri yiyeceğin duygusal belleklerinde bıraktığı izin kaybolması için on beş dakika beklemelerini söylüyorlar. Bu sürede de sıkılmamaları için çözümü neredeyse imkânsız bir bulmacayı “Aslında çok kolay çözebilirsiniz, vaktinizi uzun süre alacağını düşünmüyoruz.” diyerek veriyorlar.
Deney aslında bu noktadan itibaren başlıyor. Kurabiye yerine turp yiyerek iradelerini tüketenler, bulmacayı çözmek istemeyerek ne kadar şanssız olduklarını ve gereksiz bir işle uğraştıklarını söylüyor. Kurabiye yiyenler ise bulmacayı çözmeye çalışıyor ve turp yiyenlerden daha çok çaba sarf ediyorlar. Çünkü kurabiye yiyerek kullanmadıkları iradeyi bulmaca çözmeye ayırabiliyorlar. Turp yiyenler, irade rezervlerini kurabiye yememeye yönelik kullandıklarından bulmaca çözmeye yetecek irade gücünü bulamıyorlar. Bu deney yaklaşık 200 defa tekrarlanıyor ve hepsinde iradenin bir beceri olmadığı, kollarımızda ve bacaklarımızdaki bir kas gibi olduğu sonucuna ulaşılıyor. Aynı kolumuzdaki bir kas gibi irademiz de çalıştıkça yorgun düşmeye başlıyor. Nasıl ki hiç spor yapmayıp birdenbire 2 saat spor yapar ve sonrasında kas ağrısı nedeniyle spordan nefret edersek, irademiz de aynı durumda. Üzerinde çalışmamışsak gelişmiyor ve ilk zorlamada aynı kas ağrısı gibi hayata karşı direncimizi azaltıyor. Kendimizi mutsuz ve şanssız hissediyoruz ve çabalamaktan, nasıl olsa başaramayacağım duygusu nedeniyle vazgeçiyoruz.
Araştırmacılar kurabiye-turp testinde kurabiyeye direnerek irade gücünü kullanması gereken grubun, hemen ardından kendilerine zihinsel olarak zorlayan bir başka görev verildiğinde daha çabuk pes ettiğini gözlemleyerek “Ego Tükenmesi” terimini psikoloji terminolojisine kazandırıyorlar. İrade kullandıkça azalan bir şey direnç arttıkça irademiz de zayıflıyor. İrade gücü, popüler psikolojide sıkça “tükenebilen bir kaynak” veya “bir kas” olarak metaforlaştırılır.
İnsanlar genellikle bir işe başlamak için “motivasyonun gelmesini” bekler. Oysa disiplin, motivasyon yokken de devam edebilmektir. Motivasyon gelmediğinde o ilk adımı atmanın psikolojik sırrı nedir?
Duygular davranıştan sonra gelir. Biz hep önce motivasyon diyoruz, hâlbuki ilk gelen eylemdir. Öz saygıyı genellikle bir ‘neden’ zannederiz; hâlbuki o bir sonuçtur. Sınavlardan iyi puan almak, öz güvenin bir sebebi değil, sonucudur. Sadece öz güveni yüksek olanlar iyi puan almaz; aksine, aldığımız iyi puanlar öz güvenimizi inşa eder.
Yapacağınız işle ilgili kaygının işin kendisinden daha ağır olmasının birçok sebebi olabilir. Bunlardan birisi de gerçekten yeterince istekli ve motive olmamaktır. Kişi gerçekten istekli olmadığını fark etmez. Eğer ki motivasyonunuz yetersiz ise ilk olarak yeniden düşünmemiz gereken şey, bu işi gerçekten isteyip istemediğimizdir. Ben bu işi yaparsam ne olur, ne olmasından korkuyorum, yapmazsam ne olur? Yapmadığımda neyi kaybediyorum, yaptığımda neyi kazanıyorum? Bu kayıp ve kazançlar gerçekten benim için mühim mi?
Erteleme hastalığını genellikle tembellik olarak etiketliyoruz. Ancak bu durumun altında başarısızlık kaygısı veya duygusal düzenleme zorlukları yatıyor olabilir mi?Ertelemenin altındaki asıl psikodinamik nedir?
Erteleme çoğu zaman tembellik gibi görünse de duygudan kaçınmayla ilişkilidir. Erteleyen kişiler genelde başarısızlık korkusu, kaygı, yetersizlik gibi durumlardan kaçınır. Burada ertelemeye bir his olarak değil de bir davranış olarak bakılmalıdır ve bir davranışı söndürmek için kişinin kendini gözlemleyip o davranışı tetikleyen, pekiştiren şeyleri bulması gerekir. O duyguyu anlayıp altında yatan ihtiyacı fark etmek ve karşılamak yapılması gereken şeydir. Ertelemeyle ilgili diğer önemli mesele içsel eleştirel sestir. Genelde çocukluğunda yüksek standartları olan ebeveynlerle büyümüş ve eleştiriye maruz kalmış bireyler, yetişkinlik hayatlarında daha çok kendini sabote eden davranışlarda bulunurlar. Eleştirel iç ses genelde yetişkinlikte de devam eder ve otomatiktir.
Eleştirel yan genelde siz hata yaptığınızda, kendinizi eksik hissettiğinizde sizi eleştiren, yargılayan taraftır. Böyle olunca da kişi sık sık erteleme tuzağına düşer.
Yeme bozuklukları, bağımlılık ve depresyon gibi ciddi klinik tablolara baktığımızda, öz disiplin eksikliği bu sorunların bir nedeni mi, yoksa bu sorunların bir sonucu olarak mı ortaya çıkıyor?
Genelde insanlar yeme bozukluğu bağımlılık ve depresyona bir problem gibi bakarlar ve çözüm ararlar. Hâlbuki bunların hepsi bir semptomdur. Ve semptom odaklı tedaviler genelde derine inmez. Burada bakmamız gereken şey semptoma neden olan şeydir. Öz disiplin eksikliği; depresyon, yeme bozuklukları ve bağımlılığın altında yatan sebeptir.
Disiplin genellikle kurallar, ceza veya itaatle ilişkilendirilir, oysa asıl kaynağının içsel olduğu söylenir. Ebeveynler çocuklarına dışsal ceza/ödül mekanizmaları yerine, bu “içsel” disiplin anlayışını nasıl aşılayabilir?
Çocuğu sürekli uyarmak, sorumlulukları hatırlatmak iradeyi zayıflatan bir mekanizma olabilir. Çocuk modellemeyle öğrenir. Disiplinli çocuklar yetiştirmek istiyorsak çocuğun ihtiyacı olan öncelikle rutinlere sahip bir aile ortamıdır. Çocuk nasıl bir ev ortamında büyüyorsa muhtemelen onu öğrenecek ve aynalayacaktır.
Bir sonraki adım çocuğa eleştirel bir dille değil de koşulsuz şefkatle yaklaşmaktır. Çocukların sevdiği kişileri rol model alarak davranışlarını benimsediği aşikârdır. Çocuğu davranışlarından bağımsız olarak bir insan gibi sevmek ve varlığını kabul etmek; ona, kendine ait duygu ve düşünceleri olan ayrı bir birey olduğunu hissettirmektir.
Biri “İrademi güçlendirmek istiyorum ama nereden başlayacağımı, nasıl ilerleyeceğimi, düştüğümde nasıl kalkacağımı bilmiyorum.” dediğinde, bu süreci nasıl anlatıyorsunuz? Gerçekçi bir yol haritası çizseniz, hangi aşamalardan geçilir ve her aşamada insanları neler bekliyor?
İradeyi güçlendirmenin ilk adımı kişinin kendini tanımasıdır. Ferhat Kardaş, İrade Eğitimi adlı kitabında bunu “irade zayıflığının tomografisini çekmek” olarak adlandırılıyor. İnsanın güçlenebilmesi için önce kendini gerçekçi bir şekilde değerlendirmesi, bir süre gözlemlemesi gerekiyor. İlk adım olarak hangi konuda irade göstermek istiyorsa o konuda eksikliklerini, aşırılıklarını, zaaflarını fark etmelidir. “Neyi değiştirmek istiyorum?”, “Hayatımda hangi alanlardan şikâyetçiyim?” Bu sorulara cevap vermelidir. Bu aşamadan sonra insanın düşebileceği tuzaklardan biri, aşırı düşünme yanılgısı. Sanki zihninde daha çok planlarsa, daha çok muhakeme yaparsa daha iyisine ulaşacak. Tamamen bir illüzyondur. İnsanı iradeye götüren şey; eylemleridir. Bu yüzden hangi alanda gelişmek, ilerlemek istiyorsak o konuda adım atmalı, harekete geçmeliyiz. Ve insan bir hedefe ulaşırken çok fazla kez vazgeçecektir. Bu yüzden yapması gereken diğer şey çeldiricilerle arasına mesafe koymayı öğrenmesi gerekir. Örneğin, diyet yapmak isteyen ve kilo vermeyi hedefleyen bir kişinin pastanenin önünden geçmesi, para biriktirme hedefi olan bir kişinin de AVM’ye gitmesi iradeyi zayıflatan bir faktördür. İnsan hiçbir zaman bile bile kendini tuzağa düşürmemelidir. Dinimizde de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanlara şüpheli ortamlardan uzak durmasını tavsiye etmiştir. Nitekim insan günah işlenen ortamlarda bulunursa günaha girmesi daha kolay olacağı gibi iradeyi çeldiren şeylere -zaaf noktalarına- maruz kaldığında istediği hayatı yaşamaktan uzaklaşabilir. Bu her insan için farklı olabilir. Bazısı için sosyal medya, bazısı için kötü çevre, bazısı için başka bir şey. Mesele insanın kendine hazır formüller aramayıp içsel dünyasına bir gözlemci olarak bakmasıdır. Bu gözlemi yaparken de dikkat edilmesi gereken hususlar var. Kişi kendine karşı ne kadar sert, acımasız, eleştirel bir tavır takınırsa hedeflerine ulaşması o kadar zor olurken kendine karşı şefkatli, meraklı ve kapsayıcı bir duruş sergileyenler hedeflerine daha kolay ulaşıyor. Bu yüzden irademizi güçlendirirken kendimizi tanımak kadar kendimizle nasıl bir iletişim kurduğumuzun yani içsel sesin farkında olmak da kıymetli olacaktır.
İradenin nasıl eğitileceğini konuştuk. Peki irade nasıl eğitilmez?
1)Kendini Eleştirerek, Değersizleştirerek
Bir insan düşünün, sürekli diyetine sadık kalamadığı için, sınava çalışamadığı için, önemli işlerini ertelediği için kendine kızıp duruyor. Ne kadar iradesiz, güçsüz bir insan olduğunu sürekli kendine hatırlatıyor. Bu durum çoğu insan için bir rutine dönüşüyor, farkında olmadan belli aralıklarla kendine kızma anları. Ancak bu irade için en işlevsiz anlardan. Çünkü kendimize hakaret etmek sorunları çözmüyor, giderek derinleştiriyor.
Tasavvufta kişinin nefsini azarlaması var. Nefis terbiyesinde onu azarlaması, cezalandırması sıklıkla vurgulanır. Bu belli çerçevelerde yapılır. Amaç kişinin hatasını fark etmesi ve yanlışını sahiplenmeden önlemesi. Burada hedef kötü davranışın kendisi, bireyin kişiliği değil. Kendimizi bütünsel olarak değersizleştirip sürekli aşağılamak, iyileşmeye değil; çoğunlukla yanlışımızı sürdürmeye sebep olur.
Çocuğumuz düştüğünde ona kızmayız. Ne kadar beceriksizsin, en ufak şeyleri bile beceremiyorsun diye bağırıp içine utanç hissi salmayız. Ayağa kaldırıp yarasını sararak, olur böyle şeyler, herkes düşer, bir sonraki sefere daha dikkatli olursun deriz. Kendimiz düştüğünde de ideal tutum bu olmalıdır.
Dinimizin bizden istediği şey kendimizi suçlu hissettikten sonra tövbe etmek, kötüyü iyiyle değiştirmek. Suçladıktan sonra değersizleştirmek değil. Değersizleştirmek ve sadece suçlamak aslında sorumluluk almamaktan ve yanlış bir şey yapmanın verdiği suçluluk hissini bastırmak için kullanılan bir vicdan rahatlama aracına döner.
Ben kendime her fırsatta kötü şeyler söyleyip irade gücümü değersizleştirirsem bu kaynaklarımı devre dışı bırakmış olurum, inancım ve umudum azalır, bu da irademi zayıflatır.
Burada yapmam gereken şey her kaybedişte kendimi iyice değersizleştirip güçsüzleştirmek değil; içinde bulunduğum durumla yüzleşmek, kabullenmek ve aktif bir konum almak, harekete geçmek.
2) Aşırı Katı Olmak ve Esneklik Payı Bırakmamak
Esnek olmayan insan kırılır ve tekrar eski haline döner. Bu durum hem kendimle olan ilişkim için hem de başkalarıyla olan ilişkim için önemlidir.
Katılık hem ilişkimi bozup beni başkalarına karşı yabancılaştırır hem de kendime karşı yabancılaştırır.
İrade deyince insanların aklına hiç hata yapmama, kendini kusursuz şekilde kontrol etme gibi hayalî ve gerçekçi olmayan beklentiler gelebilir. Bu beklenti insanın ilk hatada düşmesine sebep olur. Oysa insan fıtrat olarak değişmesi, dönüşmesi, yenilenmesi gereken bir sürece ihtiyaç duyar.
3)Bir Alana Odaklanırken Diğerini İhmal Etmek
Ders çalışırken uykudan ödün vermek, kısa sürede zayıflamak için vücuda aşırı yüklenmek gibi… Bir yerden alıp bir yere vermek. Bu insan doğasının aslında boşluk kabul etmeyen ve tüm alanlara dengeli dağılmasıyla ilgili bir durum. Tasavvufta bu durum nefsin ateş gibi olmasına benzetilir. Bir yerden söndürüldüğünde diğer yerden çıkar. Bu metafor hem nefis terbiyesinin zorluğuna hem de denge ve ölçü ihtiyacına işaret eder.
Ben tüm enerjimi bir yere yüklersem başka alanlarda sorun ve eksiklikler ortaya çıkabiliyor. Bu, bir alanda bastırılan ihtiyaçların farklı alanlarda şekil değiştirip gün yüzüne çıkması gibi. Bastırılan duyguların öfke olarak açığa çıkması olabilir.
4)Kısa Sürede Büyük Değişimler Beklemek
Kişi hangi konu olursa olsun kısa sürede değişim beklerse mutlaka umutsuzluğa ve çaresizliğe de düşer.
İnsanın değişim konusunda 2 yanılgısı var.
1. Değişime hiç inanmamak,
2. Değişime gerektiğinden fazla inanmak ve kısa sürede köklü değişimler beklemek.
İlki, kişiyi değişim konusunda hareketsiz kılar; ikincisi, öğrenilmiş çaresizliğe sürükler. Terapi işe yaramadı, diyet yaptım olmadı vs.
Her insan değişir ama bu zaman alır. Değişmek için pişmek, yanmak, olgunlaşmak ve demlenmek, defalarca denemek, defalarca yenilmek gerekir.
İnsana dair değişim süreçlerinin kestirme yolları yoktur. Varsa da kısa sürede kişiyi başladığı noktaya geri döndürür. Aynı durum irade için de geçerli. İrade deyince içine haz erteleme, dürtü kontrolü, duygu farkındalığı, sorumluluk alma, öz disiplin gibi çok fazla şey giriyor işin içerisine. Bu becerilerin öğrenilmesi ve kişilikle bütünleşmesi gayret istiyor. Yapılması gereken şey değişim için yavaş ama istikrarlı bir şekilde devam etmek.
Kalıcı başarıyı ve doyumu getiren şey bir anda patlayan aşırı isteklilik değil, az da olsa devamlı hareket ve çabadır. Birçok insanın büyük bir istekle başladığı işin sonunu getirememesinin ve zaman içinde öğrenilmiş çaresizliğe dönüşmesinin bu ayrımı yeterince doğru yapamamaktır.
KPSS gibi bir sınava çalışıyorsanız 3 ay deli gibi çalışıp geriye kalan 6 ay kitabın kapağını açmamanız sadece kendinizi kandırıp rahatlama işlevi görür ama size uzun vadeli bir başarı getirmez. Diyet yapmaya niyetlenip, birkaç gün sınırları zorlayıp spor yapıyor ve yemeyi içmeyi keskin şekilde azaltıyorsanız ama kısa sürede başladığınız yere dönüyorsanız bu süreç sizi zayıflatmaz.
Çoğu zaman kendimizi kandırmayı, rahatlamayı istikrarlı çabaya tercih ederiz. İhtiyacımız olan haz ve kısa süreli rahatlama değil, düzenli çabalamaya devam etmek.
5) Sadece Hedef Belirlemek veya Her Hedefi Paylaşmak
Bazen sevdiklerimizi değişimimize şahit tutmak isteriz, bu bizim için cesaretlendirici olur. Veya bir dizi yapılacaklar listesi oluşturmak… Ancak bunun sadece bir hedef paylaşma gösterisine dönüşmemesi gerekir, başkalarının onayını alma niyetiyle yapılmaması gerekir. Diğer yandan çok fazla hedef belirlemek, bütün enerjimizi planlamaya ayırmak, kendimizi kandırmaktan öteye geçmez. Çoğu insan bunu yaparak bir anlamda kendini kandırır ve suçluluk duygusundan kurtulmak ister.
Bunlar bir nevi kendini sabote etme davranışlarıdır. Kişi kendini rahatlatır bir süre ama kısa süre sonra film başa sardığı için kısır döngü devam eder.
“Oblomov” kitabındaki ana karakterin yaptığı buydu; saatlerini düşünmeye, plan yapmaya ve bu planı birileriyle paylaşmaya ayırmak ve sonra yorgun düşüp yatağında dinlenmeye çekilmek. Bazı hedeflerimizi kendimize saklamayı, anlamlı çaba gösterdikten sonra paylaşmayı öğrenmeliyiz. Her anımızı, her düşüncemizi, her duygumuzu paylaşmak sağlıklı değildir.
İnsan mahremiyetini de korumayı bilmeli.
Diyebiliriz ki diğer bir hata sürekli düşünmek, plan yapmak, hayal kurmak.
Bir yerden başla.
Bir şeyi 20 dk. boyunca yapmak, onu 20 dk. boyunca düşünmekten daha iyidir. Çünkü bazen bu süreç bizi o kadar yorar ki kişinin planladığı o işe harcayacak enerjisi kalmaz. Böylece sadece planlamak ve düşünmekle kalır. Oysa yapmamız gereken tek şey vardır; bir yerden başlamak. Eksik de olsa, kusurlu da olsa o ilk adımı atmak. İrade dediğimiz şey tükenebilir, o yüzden en önemlileri ilk yapmalısın. Zahmetsiz bir hayat yok. Çaba harcayacağız. Yavaş olalım, hızlı mutluluk beklemeyelim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir