Çocuk istismarı ve ihmali ne demektir? Çocuk, ebeveyn ve bakıcılarda bu konunun karşılığı nedir?
Çocuk istismarı konusu farklı disiplinlerin çalışma alanına girdiği için farklı profesyonellerce farklı şekillerde tanımlanabilir. Genel tanımı ile bakıcı ya da ebeveyn tarafından çocuğa uygulanan, çocuğun psikolojik, fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişimine, kişiliğine, onuruna zarar veren her türlü davranışa çocuk istismarı diyebiliriz. Bununla birlikte istismar ve ihmal arasında farklılıklar bulunmaktadır. İstismarda çocuğa uygulanan aktif bir davranış söz konusu iken ihmalde çocuğun sağlıklı gelişimi için ihtiyaç duyduğu davranışlardan mahrum kalması söz konusudur. Örneğin çocuğun sağlığı gelişimi için gerekli sağlık kontrollerinin yaptırılmaması, hastalandığında tedaviye götürülmemesi, mevsime uygun giydirilmemesi ya da eğitim ihtiyaçlarının karşılanmaması ihmal davranışları arasında sayılabilir.
Çocuk açısından değerlendirildiğinde çocuk istismarı hem kısa hem de uzun vadede psikolojik etkileri bulunan travmatik bir olay olarak ifade edilebilir. Nitekim araştırmalar istismarın çocukluk ve yetişkinlik dönemini etkileyen, psikolojik, somatik ve sosyal sonuçları olduğunu ortaya koymuştur. Yani çocuk üzerinde etkilerinin yalnızca maruz kalınan zaman diliminde değil, ömür boyu sürdüğünü söylemek mümkündür. Ebeveynler ya da bakıcılar bilerek ya da bilmeyerek çocuğa zarar verebiliyor. Örneğin ülkemizde çocuğun disiplinli ya da terbiyeli olması amacıyla dövülmesi kültürel olarak normal görülebilmekte. Hatta sosyal çevre içerisinde pekiştirilmekte. Atasözlerimizde de bunun örneklerini görebiliriz. ‘’Kızını dövmeyen dizini döver.’’, ‘’Dayak cennetten çıkmadır.’’ vs. Ancak ebeveyn ya da bakıcının veya öğretmen gibi çocuk üzerinde otoritesi olan bireylerin iyi niyetli olsa dahi bu davranışları, kültürel uygulamalarımız içerisinde normal görülse de çocuk üzerindeki zararlı etkileri çocuğun tüm yaşamına zarar veriyor. Üstelik çocuğun olumsuz davranışının değişimine de yardımcı olmuyor. Çocuğu bir hata yaptığında ve karşılık olarak dövdüğümüzde, çocuk şiddetin günlük yaşam içerisinde kullanılabilir bir çözüm yöntemi olduğunu düşünüyor. Ve yarın bir arkadaşı, eşi ya da çocuğu doğru olmayan bir davranışta bulunduğunda o da kendisinde dövme, hakaret etme gibi davranışları uygulama hakkı görüyor. Yani çocuk istismarı anlık bir davranış olmayıp, kuşaklar arası nesillere de böylece aktarılıp gidiyor. İstismar etmek yerine, çocuğa yanlış davranışına ilişkin farkındalık kazandırarak, bu davranışın neden yanlış olduğunu açıklayarak yani bilinçlendirerek ve empati kazanmasına yardımcı olarak davranış değişimi sağlamaya çalışmalıyız.
İstismar türlerinde neler var ve çocuk istismarının etkileri nelerdir?
Çocuk istismarını 4 grupta değerlendirebiliriz. Belirlenmesi ve tanı konması en kolay istismar türü fiziksel istismardır. Fiziksel istismar önemli veya şiddetli ağrıya neden olan, fiziksel kanıt bırakan, fiziksel işlevi bozan veya çocuğun güvenliğini önemli ölçüde tehlikeye atan bedensel yaralanma olarak ifade edilebilir. Çocuğun fiziksel istismarı “delme, vurma, tekmeleme, ısırma, sallama, atma, bıçaklama, boğma, vurma, yakma sonucu çocuğun kasıtlı biçimde ve fiziksel olarak yaralanması” ile örneklendirilebilir. Bu noktada ebeveyn veya bakıcı çocuğa zarar vermeyi amaçlamamış olabilir. Yaralanma, uygun olmayan disiplin şekli veya fiziksel cezadan kaynaklanıyor olabilir ya da stresli bir yetişkin bir bebeği öfkeyle şiddetli şekilde sallayarak yaralanmaya neden olabilir. Fakat burada odaklanmamız gereken nokta ebeveynlerin niyeti değil, bu davranışın çocuk üzerindeki etkileridir. Ve maalesef çocukların fiziksel istismarı, şiddetin meşru bir araç olarak kabul edilmesinin kabul edildiği toplumlarda hakim değerler bağlamında görülmektedir. Bununla birlikte bu istismar türünün yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada yaygın bir sorun olduğunu da vurgulamak gerekir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütünün yakın tarihli bir araştırmasında her 4 çocuktan 3 ünün fiziksel olarak örselendiği belirlenmiştir.
Ne yazık ki ebeveynleri tarafından fiziksel olarak istismar edilen çocukların kısa ve uzun vadeli sayısız sonuçla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Bazı çocuklar için fiziksel istismar, kalıcı sakatlık ile sonuçlanabilmekte ve yaşam boyu sağlıklarını derinden etkilemektedir. Örneğin, istismar kapsamında meydana gelen kafa travması mağdurlarının görme ve işitme bozukluğu, epilepsi, serebral palsi ve gelişimsel ve bilişsel gecikme dahil olmak üzere yüksek oranda nörolojik sakatlığa sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca fiziksel istismar; anti-sosyal davranış ve TSSB, akran saldırganlığı dahil olmak üzere çeşitli kişilerarası şiddet türleri ve şiddet içeren suçlar için bir risk faktörü olarak da değerlendirilebilir.
Çocuğa yönelik bir diğer istismar türü duygusal istismardır. Duygusal istismarı genel olarak “çocukla hiçbir fiziksel temas gerektirmeyen, ancak zararlı etkileşim kalıplarıyla karakterize edilen bir bakıcı-çocuk ilişkisi” olarak tanımlayabiliriz. Benlik saygısını engelleyen ve bir çocuğu küçümseyen veya suçlayan sözlü taciz, çocuğu yıldırma veya tehdit, yaşa uygun özerkliği önleyen eylemler, çocuklara gelişim seviyeleri açısından uygun olmayan roller ve sorumluluklar yükleyen eylemler, terk etme veya şiddete maruz bırakmakla tehdit etme çocuğa yönelik duygusal istismar örneklerindendir. Oysa bu davranış türleri çocuğun duygusal, sosyal ve temel insani gelişimine saldırıdır. Çocuk sürekli olarak reddedilme, aşağılanma, tehdit ve suçlamaya maruz kalma yolu ile psikolojik yıkıma uğramaktadır. Bu nedenle duygusal istismar yaşam boyu yıkıcı etkilere sebep olmaktadır. Bu istismar türü, çocuğun öz ve kişisel güvenlik duygusunu yok eder ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde depresyon, kaygı, dissosiyatif ve psikotik bozukluklar, madde bağımlılığı bozuklukları ile birlikte düşük benlik saygısına ve diğer insanlara karşı güvensiz bağlanmaya neden olabilir. Çocukta eksiklik, utanç ve savunmasızlığa ilişkin uyumsuz inanç kalıpları gelişmesine neden olarak da daha sonraki yaşam dönemlerinde refah düzeyini olumsuz etkileyebilir. Başkaları tarafından reddedilme korkusuna da neden olarak, çocuğun endişeli olmasına veya geri çekilmiş sosyal tepkiler üretmesine sebep olabilir. Görüldüğü gibi duygusal istismar ciddi patolojilere neden olabilmektedir.
Çocuğa yönelik bir diğer kötü muamele türü çocuğun cinsel istismarıdır. Çocuklukta cinsel istismar, günümüzde tüm dünyada büyük bir topluluk endişesi konusudur. Bu tür bir istismar, bir yetişkinin veya daha büyük bir çocuğun cinsel tatmini için 18 yaşından önce yani cinsel gelişimini tamamlamamış bir çocukla gerçekleştirdiği cinsel bir temas ya da faaliyet olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte, bu tanımın kesin detayları hakkında evrensel bir kabul olmadığını söyleyebiliriz. Bireysel ve kültürel faktörler tanımlara yön vermede etkili görünmektedir. Örneğin kimi kültürlerde regl olan bir kız çocuğunun artık evlenme yaşında olduğu düşünülüyor. Oysa biz bu tür evlilikleri “Çocuk gelinler” olarak değerlendiriyor ve çocuk istismarı şeklinde tanımlıyoruz. Ülkemizde 18 yaş yasal olarak yetişkinliğin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Aslında ben bu sınırı doğru bulmuyorum. Çünkü 18 yaşında olan her birey sağlıklı düşünme kapasitesine erişememiş olabilir ve biz yetişkinler gibi çeşitlilik arz eden yaşam deneyimlerine sahip olmadığından gençlerimiz yanlış kararlar alabilir. Cinsel istismar örneklerine dönersek, çocukla yapılan cinsel içerikli konuşmalar ve şakalar, teşhircilik, röntgencilik, cinsel amaçlı dokunma ve okşama, cinsel sömürü (pornografik yayınlara konu etme, fuhuş), müstehcenlik, ırza geçme olarak sayabiliriz. Bunlara ek olarak şunu da vurgulamak isterim, kimi zaman bizim de günlük uygulamalarımız çocuğun cinsel istismarına farkında olmaksızın kapı açabiliyor. Örneğin bebeklerin alt bezini diğer insanların önünde değiştirebiliyoruz, plaja gittiğimizde çocuklarımızın resimlerini sosyal medyada paylaşabiliyoruz ya da bir misafir geldiğinde çocuk istemese de “hadi çocuğum Ayşe teyzene Mehmet amcana bir öpücük ver” diyebiliyoruz. Bunlar cinsel istismarın kapısını maalesef aralayabiliyor. Çocuğun maruz kaldığı cinsel istismarı düşündüğümüzde aklımıza hep pedofili failler geliyor, oysa yapılan çalışmalar istismar suçlularının büyük oranda çocuğun yakın çevresinden bireyler olduğunu vurguluyor.
Çocuk üzerindeki etkilerine baktığımızda ise çocukluk çağında cinsel istismara maruz kalmanın, depresyon, anksiyete, anti-sosyal davranışlar, madde kullanımı, intihar ve diğer psikiyatrik problemler gibi zihinsel sağlık ve uyum sorunları ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Yine çocukluk çağı cinsel istismar mağdurları ile yapılan çalışmalar, bu bireylerin daha yüksek sayıda cinsel partneri ve daha kısa süreli ilişkileri olduğunu ve riskli cinsel davranışları bulunduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, araştırmalar mağdurların yetişkinlik döneminde cinsel mağduriyet yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğunu ve çocuk cinsel istismarının bir yetişkin olarak tecavüze yeniden maruz kalma riskini üçe katladığını bildiriyor. Bu durum mağdurlarda cinsel istismar sonrasında uygunsuz cinsel davranışların kazanılması, öğrenilmiş çaresizlik ve azalmış öz-yeterlik duygusunun gelişmesi ile ilişkili olabilir. Üstelik bu ciddi etkilere rağmen, cinsel istismar vakalarının çoğunlukla gizli kaldığını da vurgulamak oldukça önemli diye düşünüyorum. Maalesef çocuk ve ergenlerin duyduğu utanç, suçluluk duyguları, sevilmeyeceği ya da istenmeyeceği korkusu, ailenin dağılması korkusu, ailenin toplum içinde küçük düşeceği düşüncesi, saldırgan tarafından çocuğun kendisinin ve ailesinin tehdit edilmesi ve olayın çok mahrem olması gibi nedenlerle mağdurlar çoğu kez olayı gizlemek zorunda hissetmektedir. Oysa “Cinsel istismar asla çocuğun suçu değildir”. Bununla birlikte açıklama yapmamakla, mağdur çocuk daha uzun süre ve tekrarlayan istismara maruz kalabilir, gerekli tedaviyi ve yasal desteği görmeyebilir ve daha fazla mağduriyet riski oluşur. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla bir sıkıntıları olduğunda rahatça iletişim kurabilecekleri bir ortam yaratmaları ve çocuğa güven vermeleri oldukça önemli. Fakat aile yapımızda çocuklarımızla bu tür konular konuşmak cinsellik tabu olarak değerlendirildiğinden pek hoş karşılanmıyor. Belki bu noktada aile eğitimlerine dikkat çekmek hayati olabilir.
Çocuk istismarında bir diğer kötü muamele türü ihmaldir. Çocuk ihmali, bir ebeveynin veya bakıcının günlük yaşamın temel fiziksel ihtiyaçlarının yanı sıra çocuklar için duygu, güvenlik ve eğitim ihtiyaçlarının yerine getirilmesini sağlayamaması olarak tanımlanabilir. Geniş anlamda ihmal, çocuğa normal fiziksel ve psikolojik büyüme ve gelişme potansiyelinin gerçekleşmesini sağlamak için yeterli ebeveynlik sağlanamaması anlamına gelebilir. İhmal uygulamaları; yetersiz ebeveynlik, anne bakımının kesintiye uğraması, duygusal ve sosyal yoksunluk, ebeveyn ayrılması, kayıtsızlık, çocuğun ihtiyaçlarını öngörememe veya cevaplamama şeklinde sıralanabilir.
İhmal çok yaygın bir olgu olmasına rağmen, ihmalin meydana geldiğini kanıtlayacak somut kanıtların eksikliği, ihmalin tanımlanmasını ve çocuğu korumak üzere tedbir alınmasını zorlaştırmaktadır. Oysa çocuk ölümlerinin önemli bir kısmı ihmalden kaynaklanmaktadır. Bu da eğer gerekli tedbirler alınsa idi, bu ölümlerin önlenebileceği anlamına gelmektedir. Yani çocuğun ihmali olgusu, ihmal edilen bir kötü muamele türü olarak ifade edilebilir.
İhmalin çocuk üzerindeki etkilerine dönersek, ihmal edilen çocukların, çocukluk ve yetişkinlik döneminde fiziksel, duygusal ve davranışsal bozukluklar açısından risk altında olduğunu söyleyebiliriz. İhmal, nörogelişimsel ilerlemeyi ve beyin gelişimini de tehlikeye atabilmekte ve çocukta gelişim geriliklerine yol açabilmektedir. Ayrıca ihmale maruz kalan çocuklarda duygusal yoksunluk belirtileri daha sık görülmektedir.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi, çocuk istismarı, çocukların karşı karşıya olduğu en zararlı ve stresli yaşam olaylarının başında gelmektedir. Üstelik bir çocuğun yaşamında erken dönemlerde ne kadar kötü muamele olursa, bunun fiziksel, psikolojik ve sosyal sonuçları o kadar yıkıcı olacaktır. Bu nedenle ebeveynlerin bu konuda bilinçlendirilmesi, toplumun farkındalık kazanması ve çocukla çalışan uzmanların istismarı ve ihmali zamanında tanıması ve uygun şekilde cevap vermesi çok önemlidir.
Çocuk istismar ve ihmalinin önlenmesine yönelik farkındalıklara dair neler söylenebilir? Bu konuda geliştirilen psikolojik-eğitim programlarının içerikleri bize neler söylüyor?
Yukarıda bahsettiğimiz sayısız olumsuz etki ve ciddi yaygınlık oranlarını göz önüne aldığımızda istismarı önleme ve farkındalık çalışmaları oldukça önemli. Özellikle internetin artık her evde olması maalesef çocuğun ulaşılabilirliğini kolaylaştırarak, cinsel istismar riskini de arttırıyor. Diğer yandan ülkemizde fiziksel istismarın bir disiplin aracı olarak kullanılması ve bugün sayıca az da olsa çocuk evliliklere izin verilmesi çocuk istismarının sürmesine kapı aralıyor. Ayrıca kimi zaman farkında olmadan da çocuklarımızı istismar edebiliyoruz. Ebeveynler, sosyal destek yokluğundan ya da yaşadığı yüksek stres nedeniyle çocuklarına kötü muamelede bulunabiliyor. Örneğin işten geliyoruz, çok stresli ve yorgunuz, dinlenmek istiyoruz. Çocuk heyecanla geliyor bize gününü anlatacak, ama onu dinleyecek sabrımız yok. Yüzüne bakmıyor, ciddiye almıyor ya da lafını bölüp geçiştiriyoruz. Oysa çocuğu duygusal olarak örseliyoruz o an. Onu yok sayıyor, duygularını önemsiyor veya bizimle iletişim ihtiyacını yok sayıyoruz. Bu nedenle ebeveynleri, genel halkı ve hatta çocukla çalışan uzmanları çocuk istismarı hakkında eğitmek, farkındalık kazandırmak, bireysel bilgi ve becerileri güçlendirmek oldukça önemli. Ek olarak, istismar kapsamında değerlendirilen davranışlar hakkında çocukların bilgilendirilmeleri ve herhangi bir istismar türüne maruz kaldıklarında istismarı bildirebilmeleri için güçlendirilmeleri önemlidir. Bunu sağlamak üzere çocuklara ve gençlere kendilerini istismardan nasıl koruyacaklarını öğreten kişisel güvenlik eğitim programları verilebilir. Çocukların özellikle cinsel istismara yönelik bilgi ve kendini koruma becerilerinin artmasını sağlamak hayati önem taşıyor. Mesela yurt dışında çocuk cinsel istismarını önlemek için kullanılan en yaygın stratejilerden biri okul temelli girişimlerdir. Okullar çoğu ülkede ilköğretime devam eden tüm çocuklar için öğrenmeye erişim sağlayan evrensel bir hizmettir ve günümüzde çocuklar, benzersiz bir öğrenme fırsatı ile okulda önemli miktarda zaman geçirirler. Bu nedenle istismarı önleme çalışmaları kapsamında okul temelli programlar daha da önem kazanmaktadır. Çocuk cinsel istismarının önlenmesi için okul temelli eğitim programları tipik olarak yaş ve bilişsel seviyelerine uyarlanarak, öğrenci gruplarına çoğunlukla sınıflarda sunulur. Programlarda öğretilen konular ve kavramlar değişiklik gösterebilir, ancak genellikle ortak amaçları vardır. Bunlar da çocukların olası kötü niyetli durumları tanımasına yardımcı olmak, çocuklara istismardan kaçınmak veya bir yetişkine bildirmek için kullanabilecekleri beceriler sağlamak ve daha önce istismar edilen çocukların sorumluluk ve suçluluk duygusunu azaltmaktır. Müdahaleler, sınıf ortamında çocuğun öğrendiği bilgi ve becerileri gerçek hayattaki durumlara aktarmayı amaçlamaktadır. Önleme programları ile ilgili yapılan birçok değerlendirme çalışmasında, çocukların istismara yönelik bilgi ve beceri kazanımı hakkında birçok olumlu etki bildirilmiştir. Örneğin bu çalışmalarda, kapsamlı önleme eğitimi verilen çocukların cinsel istismar hakkında daha bilgili olduğu, kendini koruma stratejilerini kullanarak istismarı bildirme eğilimlerinin daha yüksek olduğu, mağdur olma ve kendini suçlama olasılıklarının düşük olduğu belirlenmiştir Okul temelli programlar birçok ülkede önemli bir birincil önleme stratejisi olarak uygulanmaktadır. Bu uygulamalar ülkemizde de kimi okullarda öğrencilere sunulsa da, tüm okullarda müfredat içerisinde yer alması gerektiğinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde de bazı akademisyenlerin bu eğitimleri verdiği bazı bilimsel araştırmalar var, bunların yaygın hale gelmesinin oldukça yararlı olacağını düşünüyorum. Tabii tek bir önleme stratejisi ya da farkındalık çalışması çocuk istismarını önlemede yeterli değil. Okul temelli girişimler önemli olsa da bu konuda tüm sorumluluğu çocuğa yüklemek de doğru değil. İstismar olguları ile gerçekleştirilen müdahaleler, aile etkileşimleri üzerinde çalışmayı, ebeveyn davranışlarının çocuk üzerindeki etkisini araştırmayı, bununla birlikte sosyoekonomik yoksunluğun, sosyal izolasyonun ve kültürel normların aile üzerindeki etkilerini incelemeyi ve olumlu değişim ve gelişimi hedeflemeli. Ayrıca pozitif ebeveyn-çocuk ilişkisinin önemine de dikkat çekmek istiyorum. Özellikle Türkiye’de geleneksel olarak fiziksel cezanın birincil disiplin aracı olarak kullanıldığı düşünüldüğünde, ebeveynleri alternatif disiplin yöntemleri konusunda eğitmek önemli bir diğer nokta. Ebeveynlik becerilerini arttırmaya, iletişim ve problem/çatışma çözme stillerini geliştirmeye yönelik müdahalelerde bulunulması yararlı olacaktır. Özellikle risk altındaki ailelerin belirlenerek destek sistemlerinden yararlandırılması ile ailelerin güçlendirilmesi sağlanabilir. Bu eğitimleri ve takipleri okul rehber öğretmenlerimiz okullarda gerçekleştiriyor. Ancak ne kadar yeterli, ne kadar etkili oluyor bunu da araştırmak lazım. Diğer yandan çocuk istismarı olgusu, yaramaz çocuğun dövülmesi, kız çocuğunun okutulmaması, ekonomik olarak güçlük yaşayan ailelerde çocuğun çalıştırılması ya da çocuk evlilikler gibi kimi örneklerde görüldüğü gibi sosyal yapı ya da kültürel inanç ve normlarımızla da ilişkili. Bu nedenle sosyal, kültürel ve hatta yasal bağlamda da değişimi içeren müdahaleler de uygulanmalı. Çünkü çocuk istismarının olumsuz sonuçlarına ilişkin kamuoyunun farkındalığının olmaması ve çocuğa uygulanan kötü muamelenin ciddi bir sosyal sorun olarak tanınmaması, yalnızca konuya karşı ilgisizliğe yol açmakla kalmaz, aynı zamanda halkın kötü muameleye toleransını ve kabulünü de artırır. Bu noktada farkındalık ve önleme çalışmalarının yanı sıra devletlerin çocuk istismarını önlemek üzere yasal yaptırım ve denetimleri arttırması da bence önemli noktalardan biri. Son olarak görsel ve yazılı medyanın da bu konuya yer vermesi kamuoyunun dikkatini çekmekte etkili olabilir. Bunun için, çocuğun tüm yaşamı üzerinde olumsuz ve yıkıcı etkiler yaratabilecek istismar konusuna yer verdiğiniz için size de ayrıca teşekkür ediyorum. Çocuklarımız geleceğimizdir. Gelecek sağlıklı nesiller, bugünün çocuklarının bedenlerinde ve zihinlerinde yeşerecektir.
Gönül Dergisi | Kültür ve Medeniyet Dergisi Gönül Dergisi
