Sultan II. Adbulhamid Han’ın Şahsiyeti ve Sanatçı Kişiliği / Dr. Ayşe Ersay Yüksel

II. Abdülhamid Han nasıl bir kişiliğe sahipti? Ailesiyle ve çevresindeki insanlarla ilişkisi nasıldı? Dönemin şartlarını düşündüğümüzde II. Abdülhamid Han, nasıl bir padişahtı?
Bugüne kadar hakkında olumlu ve olumsuz pek çok şey söylenmiş ve yazılmış olan Sultan II. Abdülhamid’in daha iyi anlaşılması öncelikle onun şahsiyetini, düşünce ve inanç dünyasını yakından bilmeye bağlıdır.
Sultan Abdülmecid’in Tirimüjgân Kadınefendi’den olan oğlu II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı ve İslam dünyasının 113. halifesidir. Şehzadeliğinde erken yaşta saraydan ayrılarak Kâğıthane’deki çiftliğinde, Tarabya’daki yazlığında ve daha sonra Maslak Köşkü’nde oldukça bağımsız bir yaşam sürmüştür. II. Abdülhamid gençliğinde spora meraklı olup iyi bir yüzücü ve avcıdır. Padişah olana kadar günlerini okuyarak, marangozluk yaparak ve bahçe işleri ile uğraşarak geçirmiş, mallarını bizzat kendisi idare etmiş, çiftliğinde tarım hayvancılık yapmış ve maden işletmiştir. Ayrıca borsa gibi farklı gelir kaynakları ile elde ettiği önemli bir servetin sahibi olmuştur. Kendisi tahta çıkma ihtimali yüksek olmayan bir şehzade olduğu için eş ve çocukları ile Dolmabahçe Sarayı dışında kendine ait köşk ve kasırlarda sakin bir hayat sürmüş, siyasi tartışmalardan, sarayın kimi zaman karmaşık sosyal ortamından mümkün olduğunca uzak durarak kendi ilgi ve zevkleri doğrultusunda kurduğu çevrede hayatını sürdürmüştür. Şehzadeliğinde daima ihtiyatlı, çalışkan, iktisatlı ve zeki bir kişi olarak bilinen Abdülhamid, padişahlığı döneminde de yönetim anlayışına ve kendi özel ilgilerine uygun şekillendirdiği Yıldız Sarayı’nda eski padişahlara nazaran daha kapalı ve sade bir hayat sürmeyi tercih etmiştir. Geniş bir aileye sahip olmasına rağmen ailesi ile yakından ilgilenmiş fakat hanım ve çocuklarının devlet yönetimine karışmaması konusunda büyük özen göstermiştir.
Kendisi ile görüşen kimselerin yazdığı yerli ve yabancı pek çok hatıra kitabında kaydedildiği üzere Abdülhamid çevresindeki kişilerle nezaket ve incelikle iletişim kurar, cömertliğini hissettirir ve muhatabını etkilemeyi daima başarırdı.
Abdülhamid padişahlığı boyunca halifelik- İslamcılık siyaseti, muhafazakârlığı-dindarlığı, tarikat mensubiyeti, şüpheci şahsiyeti ve istibdat-jurnal mekanizmasını öne çıkan yönetim tercihi açısından çok tartışılmıştır. Sultan, saltanatı boyunca halife olarak kendi konumunu ve otoritesini ön plana çıkarmış fakat bu durum onun şahsi tercihlerinin de ötesinde dönemin siyasi şartları gereği ortaya çıkmıştır. Abdülhamid’in hilafet anlayışı ve İslamcılığı yayılmacı ya da savaşçı mahiyette değil, sembolik olarak vurgulanmıştır. Aynı zamanda o dinî vecibelerini yerine getirmeye önem vermekle birlikte etrafındakilere dinî meseleler hakkında baskı yapmaz, insanları bu konuya göre değerlendirmezdi. II. Abdülhamid aydın bir dindardı. Ayrıca kendisi şehzadeliğinden itibaren Kadiriyye başta olmak üzere Rifâiyye, Şâzeliyye, Nakşibendiyye ve Medeniyye tarikatları ile de yakın temasta olmuş, tasavvufun derinliğinden kişisel olarak da faydalanmıştır. İslamcılık siyasetinin de devamı olarak II. Abdülhamid döneminde tekkelere maddî ve manevî destek verilerek Osmanlı devlet geleneğindeki himaye sürdürülmüştür.
Sultan’ın kişiliğine etki eden kişiler kimlerdir ve Sultan’a neler kazandırmışlardır?
Sultan II. Abdülhamid’in kişiliğinin oluşumunda onu etkileyen kişilerin hepsini tam olarak bilemesek dahi en azından yakınında olan önemli kimselerden bahsedebiliriz. Onun hem sanatçı kişiliğinin şekillenmesinde ve devlet idaresinde belirlediği siyasetinin oluşmasında babası Sultan Abdülmecid, babasından sonra tahta çıkan amcası Sultan Abdülaziz, çok erken yaşta vefat eden annesi Tîrimüjgân Kadınefendi ve ona annelik eden Perestû Hanım büyük pay sahibidirler.
Sultan II. Abdülhamid’in marangozluğa olan merakı babası Abdülmecid zamanında ve bizzat onun sayesinde başlamıştır. Abdülhamid şehzadeliğinde marangozluk eğitimine babasının hocası Halil Efendi adında bir sanatkârla başlamıştır. Abdülhamid babasının batılılaşma anlayışından, sanatı himaye etmesinden aldığı mirası kendisi de sürdürmüştür. Aynı zamanda babası zamanında devlet yönetiminde görülen israf ve aksaklıklar konusundaki tecrübeleri onu daha tedbirli olmaya sevk etmiştir. Bütün bireylerin karakterlerinin oluşumunda annelerinden etkilenmesi gibi, II. Abdülhamid’in şahsiyetinin teşekkülünde de erken yaşta ve veremden ölen annesinin rolü olduğu anlaşılmaktadır. Sultan Abdülhamid’in annesinin veremden ölmesinin ardından, şehzade 1853’te Sultan Abdülmecid’in çocuğu olmayan kadınefendisi Perestû Hanım’ın himayesine verilmiştir. Perestû Hanım, Sultan II. Abdülhamid’in zor ve sıkıntılı günlerinde, özellikle annesini kaybettiği, küçük bir çocuk olduğu senelerde şehzadeye güç ve himaye vermiştir. Sultan Abdülmecid devrinde Dolmabahçe Sarayı’nın karmaşasında Abdülhamid’in zekâsı, hafızası ve merakı ile sarayda dikkat çekmeye başladığı ergenlik yaşlarında hemen şehzadeyi uyarmış, onun saray dışında kendi halinde yaşamasını öğütlemiştir. Sultan Abdülhamid’in amcası Sultan Abdülaziz, onun devlet yönetiminde ve kişiliğinin şekillenmesinde diğer bir önemli şahsiyettir. Abdülaziz’in şehzade Abdülhamid’i özgür bırakması, onu Mısır ve Avrupa seyahatlerine götürmesi ve yönetim anlayışı ile derinden etkilemiş; Abdülhamid’in geniş bir vizyon kazanmasına katkı sağlamıştır.
Sultan’ın sanata ilgisi nasıl başlamıştır ve nasıl bir eğitim almıştır?
Abdülhamid şehzadeliğinde aldığı genel kültür ve yabancı dil eğitimi sırasında tüm Osmanlı şehzadelerine verilen sanat eğitimine de başlamıştır. Kendisi Aleksan Efendi, Guatelli Paşa, Lombardi Bey ve Dussap Paşa’dan musiki dersleri almış, piyano ve keman çalmayı öğrenmiştir. Ayrıca Şehzadegân Mektebi hocaları ile manzara, çiçek ve porte resmi etütlerinde bulunmuştur. Resim ve müzik eğitiminin dışında Dolmabahçe Sarayı’ndaki saray tiyatrosu yanında İstanbul’daki diğer tiyatrolara da gitmiş ve sanatçılar ve sanat dalları hakkında bilgi edinmiştir. Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den hat dersi alan Abdülhamid, asıl ustalığını göstereceği ahşap sanatı eğitimine ise Dolmabahçe Sarayı’ndaki atölyede başlamıştır. Babasının da ustası olan Halil Efendi ile o sırada saraya çağrılan Avusturyalı bir sanatkârın tesiri ile marangozluğa ilk kez heves ettiği ve burada ilk marangozluk eğitimine başladığı bilinir.
Sultan II. Abdülhamid, hangi sanat dallarıyla uğraşmıştır? Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında sanata katkıları ya da bakış açısı nasıl olmuştur?
Sultan Abdülhamid şehzadeliği, hükümdarlığı ve sürgün hayatı boyunca yaşadığı saray ve köşklerde kurdurduğu atölyelerde marangozluğunu icra edip ahşap eserler vermiştir. Bu eserlerin bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Usta bir ahşap ustası olan padişah Abdülhamid, Yıldız Sarayı’na taşındıktan sonra burada kendisi için hususi bir Marangozhane ve Tamirhane-i Hümâyûn ’u kurmuştu. Tamirhane-i Hümâyûn, sahip olduğu aletler yanında, burada çalışan ustaların kalitesi açısından da birinci sınıf bir sanat atölyesi idi.
II. Abdülhamid’in ahşap sanatı dışında ilgilendiği sanat dalları resim, müzik ve hat olmuştur. Sultan, ressamları himaye etmekle kalmamış, ayrıca kendisi bizzat resim yapmıştır. Her ne kadar günümüze ona ait bir tablo ya da resim ulaşmasa da Abdülhamid’in hususiyetleri hakkında bilgi veren farklı pek çok kaynak onun resme olan merakına atıfta bulunur. Yaptığı resimlerin mahiyeti ve niteliği konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olamasak bile, Abdülhamid’in resim sanatına büyük önem verdiği kesindir. Öyle ki kendisinin bu alanda gerçekleşmesini sağladığı okullaşma, sanatçıların desteklenmesi, saray koleksiyonlarının resim sanatı açısından zenginleşmesi bunun en somut göstergeleridir. II. Abdülhamid manzara, doğa, hayvan ve çiçek resimleri yanında az da olsa portre çalışması yapmış; bunları karakalem, sulu boya ve yağlı boya ile uygulamıştır. Sultan II. Abdülhamid’in sanatkâr olarak ilgilendiği sanat dallarından bir diğeri müziktir. Aslında Sultan Abdülhamid’in müziğe olan ilgisi Osmanlı hanedanının yüzyıllardır süregelen saraylı geleneğinin bir parçası idi. Bilhassa III. Selim’den başlayarak Sultan Abdülhamid devrine kadar sarayda enstrüman çalma, müzik eğitimi alma, beste yapma, özetle müzikle profesyonel olarak ilgilenip müzik sanatı ile iç içe bir hayat sürme, yaşam tarzı haline gelmişti. Sultan II. Abdülhamid de şehzadeliğinde aldığı müzik eğitimi ve Osmanlı sarayının müzik himayesinden hareketle saltanatı ve hayatı boyunca musikişinas yönünü hiç kaybetmemiştir. Kendisi şehzadeliğinden itibaren piyano ve keman çalmış, besteler yapmış fakat bu bestelerin hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Abdülhamid ayrıca temel düzeyde hat eğitimi almıştır. Onun şehzadelik yıllarından kalma celi sülüs zer-endud levhası, halen Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde mahfuzdur. Altında istifli olarak “ketebehu Hamid bin Abdülmecid Han” imzasının yer aldığı “Ah Ya Vedûd” yazılı bu tarihsiz levhada amatör seviyesine erişebilen Sultan’ın, başka bir hat eseri görülememiştir.
II. Abdülhamid bu sanat dallarıyla uğraşmanın ötesinde bu alanlarda okullaşmanın, kurumsallaşmanın önünü açmış, özellikle sanatçıların yurt dışına eğitime gönderilmesi, yurt dışından sanatçıların getirilmesi, sanatçıların taltif edilmesi ve sarayda himaye edilmesi gibi konularda önemli bir destek sağlamıştır. Aynı zamanda müzecilik, arkeoloji, fotoğrafçılık, tiyatro, sinema gibi alanlarda görülen gelişmelerin çoğu bu dönemde ivme kazanmıştır. Özetle, Sultan II. Abdülhamid yaptığı sanat eserleri ve sanatçılara verdikleri destek ile Osmanlı sanat tarihinde özel bir yere sahiptir.
Sultan’ın ahşap sanatına ağırlık verme sebebi nedir, bu alanda ne gibi çalışmalar yapmıştır? Sultan’ın kendi eserleri günümüzde nasıl ve nerede muhafaza edilmektedir?
Tarihi kayıtlardan anlaşılacağı üzere Sultan’ın marangozlukla ilgisi küçük yaşta başlamıştır. Abdülhamid’in ahşap sanatına ve mobilyaya olan ilgisinin en büyük nedeni babasının ona sunduğu Dolmabahçe’deki marangozluk atölyesinde ders alma ve çalışma imkândır. Zira marangozluk; şiir, edebiyat ve musiki gibi yüzyıllardır Osmanlı sarayının himaye ettiği bir sanat alanı değildir. Bu nedenle eğer Sultan Abdülhamid çocukluğunda babası Abdülmecid’in bu merakını görmese, onun atölyesinde eğitim alma şansına ulaşmasa belki de ortaya koyduğu eserlerini hiçbir zaman göremeyecektik. Sultan Abdülmecid’in ahşap sanatına ilgisinin de babası II. Mahmud’un sedef işlemeciliğe olan merakından geldiği hatta bunu öğrenmek için Şam’dan ustalar getirtmesinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir.
Yine şehzade iken Abdülhamid’in Avrupa seyahatinde gezdiği çeşitli ülkelerdeki saraylar, sarayların tefrişatı, saray atölyeleri ve hükümdarların özel sanat ilgileri kuşkusuz genç yaştaki şehzade Abdülhamid’in beslendiği önemli kaynaklar olmuştur.
Sultan II. Mahmud’dan başlayarak II. Abdülhamid’e kadar Osmanlı sarayında var olan marangozluk ve buna bağlı üretim nesnesi olan mobilyanın saray himayesinde korunması Abdülhamid devrinde zirve yapmıştır. Bunun en önemli nedeni de kuşkusuz Abdülhamid’in bu sanata olan ilgisi, kabiliyeti ve sebatı olmuştur.
Abdülhamid şehzadeliğinden vefatına kadar bulunduğu saray ve köşklerde kendine özel bir ahşap atölyesi kurup sanatını yanındaki sanatçı, usta ve çıraklarla icra etmiştir. Buna ek olarak saltanatı döneminde Yıldız Sarayı’nda Tamirhane-i Hümâyûn adlı bir atölye kurmuştur. Bu atölye, Yıldız Sarayı’nın bahçesinde kurulan bir saray fabrikası olup özelde padişah ve saray, genelde ise devletin diğer kurumları için başta ahşap olmak üzere çeşitli eserlerin üretildiği yer olmuş; hem sarayın mobilya ihtiyacını karşılamış hem de bir okul olarak çok sayıda usta ve öğrenci yetiştirmiştir. Dönemin ihtiyaçları doğrultusunda sanayileşme ve modernleşme odaklı bir sanat kurumu olarak hizmet veren bu tamirhaneden yetişen usta ve sanatçılar imparatorluğun hemen her yerinde öne çıkmış ve hatta Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki önemli ahşap sanatçıları arasında olmuştur.
Sultan II. Abdülhamid’in yaptığı ahşap eserlerin listesi konusunda tam bir kesinlik olmasa da onun üslubunun ilkeleri doğrultusunda bazı çıkarımlar yapmak mümkündür. Sultan II. Abdülhamid’in günümüze intikal eden eserlerinden onun ustalığının birinci sınıf eserler üreten, en iyi teknikleri ve malzemeleri kullanarak son derece özgün karakterde olduğu anlaşılmaktadır. Abdülhamid sedef kakma ve oyma tekniğinin ağırlıkta olduğu bu eserlerde bazen Osmanlı armasını, ay yıldız motifi, bazen tuğrasını ve bazen de “AH” inisyalini kullanmıştır.
Bugün Abdülhamid’e atfedilen ahşap eserlerin bir arada bulundurulduğu bir müze yoktur. Sultan Abdülhamid hal edilerek tahttan indirildiği için Yıldız Sarayı’nın boşaltılması sırasında sarayda birtakım kayıplar yaşanmıştır. Bu sebeple onun elinden çıktığını tahmin ettiğimiz eserlerin hepsi bugün farklı kurum, kuruluş ve kişilerdedir. Abdülhamid’e ait olduğu bilinen ahşap eserlerin bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür: Günümüzde Milli Saraylar İdaresi Başkanlığına bağlanan eski Yıldız Sarayı Müzesi’nde yer alan bir paravan, bir ayna; Şeyh Zafir’e atfedilen bir dolap ve Yıldız Sarayı Küçük Mabeyn Dairesinde bir odanın ahşap kaplamaları, Yıldız Hamidiye Cami’nin kafesli çıkmaları, Ertuğrul Tekke Camii’nin kafesli çıkmaları, Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ndeki rahle, Beylerbeyi Sarayı’nda Valide Sultan Dairesi ve selamlık yemek odasındaki yemek odası takımları ve sedefli çalışma masası; Yıldız Sarayı Şale Kasrı ve Merasim Dairelerinde Sedefli Salon’daki bir yemek odası takımı; Dolmabahçe Sarayı’nda bir kavukluk, merdivene dönüşebilen koltuk, sehpalar; Saray Koleksiyonları Müzesi’nde bir mücevher dolabı; Küçüksu Kasrı’nda bulunan bir masa, Maslak Kasırlarındaki merdiven korkulukları, sandalyeler ve bir ayna; İstanbul Deniz Müzesi’ndeki dolaplar, Heybeliada Deniz Okulu’ndaki masa; İstanbul Müftülüğü Şer’iyye Sicilleri’ndeki arşiv dolapları; İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’ndeki dolaplar ve harita masası; Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı’ndaki sanduka ve mahfil korkulukları, Çankaya Atatürk Müze Köşk’te yer alan bir paravan, Diyanet İşleri Başkanlığı Başkanlık Makamı’nda bir masa, İtalya’da bir müzayede evinde satışa çıkarılan bir dolap, Afyon Mevlevihanesi kapısı ve Eyüp Sultan Türbesi’nde yer alan kapı kanatları.
Sultan II. Abdülhamid’e atfedilen bazı ahşap eserler ve mobilyalar günümüzde yurtdışında çeşitli müzayedelerde satışa çıkarılmaktadır. Bazı eserler de ülkemizde çeşitli yıllarda yapılan müzayedelerde satılmış olup günümüzde çeşitli sanatseverlerin koleksiyonlarında bulunmaktadır. Fakat bunların da toplu bir kaydı bulunmamaktadır.
Aslında tüm bu eserlerin bir araya getirildiği ve eski Yıldız Sarayı Müzesi’nde yer alan Yıldız Sarayı’ndan kalma marangozluk aletlerinin de sergilendiği hususi bir müzenin açılması bu konuda önemli bir farkındalık oluşturacaktır. Çünkü Sultan II. Abdülhamid siyasi bir şahsiyet olduğu kadar birinci sınıf bir sanatçı olarak da ilgiyi hak etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.